2018 YILINDA TÜRKİYE ÜNİVERSİTELERİNDE KIRIM VE KIRIM TATARLARI HAKKINDA HAZIRLANMIŞ TEZ ÇALIŞMALARI

Romanya’daki Türk-Tatar Toplumu ve Türkiye’ye Göçleri (1918-1941)
Yazar: Metin OMER
Danışman: Prof. Dr. Mehmet Veli SEYİTDANLIOĞLU
Yer Bilgisi: Hacettepe Üniversitesi / Sosyal Bilimler Enstitüsü / Tarih A.B.D.
Konu: Tarih
Doktora, Türkçe, 2018, 378 s.
Bu tezde, XIII. asırdan beri Dobruca’da yaşayan ve bu bölgede varlığını sürdüren, Türk-Tatar toplumunun önemli bir kısmının 1918‒1941 yılları arasında Romanya’dan Türkiye’ye göçleri incelenmektedir. Romanya’dan Türkiye’ye 1918‒1941 yılları arasında gerçekleşen göçlerin siyasî, diplomatik ve sosyolojik boyutları vardır. XIV-XIX. asırlar arasında Dobruca’nın Osmanlı toprağı ve nüfusunun çoğunluğunun devam etmesine gayret etmişlerdir. Romenler açısından bakıldığında Müslüman toplumun Tuna ve Karadeniz arasındaki bölgeyi terk etmesi, Vlah kolonistleri buraya yerleştirecek Romanya’ya, sınırları dâhiline yeni katılan bu toprakları romenleştirme fırsatını veriyordu. Böylece Romanya, Bulgarların bu bölge üzerindeki taleplerinin önüne geçmeye çalışmıştır. Romanya – Türkiye ilişkileri açısından bakıldığında, Romen ve Türk diplomatlar göçlerin düzenli olarak yapılmasına ve göçmenlerin sorunlarını çözmeye gayret etmişlerdir. Bundan dolayı 1936 göçlerini düzenleyen bir antlaşma imzalanmıştır. Eksikleri olsa da bu antlaşma göçmenlerin birçok sorununu ele alıyordu. Sosyolojik açıdan bakıldığında göçmenler, yeni dâhil oldukları bir topluma uyum sağlamaya çalışmışlar, kalanlar ise sayıları azaldığı için karşılaştıkları zorluklara yeni çözümler aramışlardır. 1918‒1941 yılları arasında Romanya’dan Türkiye’ye göçleri bütün yönlerini ortaya koymak için bu tezde Romen, Türk ve Fransız arşivleri yanında iki ülkede dönemin basını ve konuyla ilgili yayınlanmış çalışmalar kullanılmıştır.
Türk edebiyatında oksidentalist tavır: Ahmed Midhat Efendi ve Gaspıralı İsmail Bey örneği
Yazar: Demet KOÇYİĞİT
Danışman: Prof. Dr. Muhammed Fatih ANDI
Yer Bilgisi: Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi / Sosyal Bilimler Enstitüsü / Türk Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı
Konu: Türk Dili ve Edebiyatı
Doktora, Türkçe, 2018, 395 s.
Bu tezde, Ahmed Midhat Efendi ve Gaspıralı İsmail Bey’in romanlarında görülen oksidentalist tavır incelenmektedir. On dokuzuncu yüzyıl sonu ile yirminci yüzyılın başında, ayrı coğrafyalarda, farklı siyasi koşullar altında yaşayan ama benzer biçimde yayın mücadelesi yürüten bu iki Türk edebiyatçısının, romanlarında “Öteki” olarak Batı’yı ve “Ben” olarak Doğu’yu nasıl kurguladıkları tartışılmaktadır. Çalışmada Batı’ya seyahat eden Doğulu figürleri konu edinen romanlar temele alınmıştır. Teorik çerçevede Oksidentalizm’in ne olduğu ele alındığı gibi “Ben” ve “Öteki” kavramlarının Doğu ve Batı arasındaki ilişki bağlamında felsefi ve sosyolojik boyutu tahlil edilmiştir. Dönemin olayları dikkate alınarak, bu ortam içerisinde eserlerinin yayımlanış süreci ve Avrupa’ya gidişleri gibi benzerliklere de değinen çalışma, Ahmed Midhat Efendi ve Gaspıralı İsmail Bey’in ortak bir biyografisini sunmaktadır. On dokuzuncu yüzyılda değişen şartlar ve iletişim aracı olarak gazetenin rolüyle birlikte, aydın kimliğin iktidar ve toplumla ilişkisi gibi hususlar söz konusu iki edebiyatçının oksidentalist tavrını belirleyen imkânlar ve sınırlılıklar olarak ele alınmıştır. Çalışmada, Ahmed Midhat Efendi ve Gaspıralı İsmail Bey’in araştırmaya dâhil edilen romanlarındaki Batı’ya yönelik fikirleri, ilk olarak genellemeci ve seçmeci eleştiri tavrı bağlamında irdelenmekte, daha sonra Doğulu roman kişilerinin özellikleri ile Doğu, Batı ve tarih unsurlarının kurgudaki rolü gösterilmektedir. Oksidentalist tavrın dönem ve coğrafya açısından işlevini ele alan bu tez; Ahmed Midhat Efendi’nin bir hâkim kimlik modeliyle, Gaspıralı İsmail Bey’in ise bir öncü millet tasavvuruyla Batı karşısında bir Doğu inşa ettiğini iddia etmektedir.
Romanya’da Türkçe matbuat: Türk Birliği Gazetesi (1930-1939)
Yazar: Ömer BEDİR
Danışman: Prof. Dr. Adnan SOFUOĞLU
Yer Bilgisi: Hacettepe Üniversitesi / Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü / Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Anabilim Dalı
Konu: Türk İnkılap Tarihi
Doktora, Türkçe, 2018, 303 s.
Bir ülkede ana unsur olarak yaşayanların basınla ilişkisi ile bir ülkede azınlık olarak yaşayan bir topluluğun basınla ilişkisi birbirinden farklıdır. Azınlık durumunda yaşayan toplulukların basın yoluyla kimliklerini muhafaza etmeye ve kültürel yapılarını korumaya öncelik vermeleri, mensuplarını da bu konuda bilinçlendirmeye gayret göstermeleri beklenir. 93 Harbi olarak da bilinen 1877‒1878 Osmanlı-Rus savaşından sonra Romanya’nın bağımsızlığını kazanmasıyla yüzyıllardır bu topraklarda yaşayan Türkler azınlık konumuna düşmüşlerdir. Bu durum, bölgede yaşayan Türkleri sosyolojik, psikolojik, siyasî ve ekonomik açılardan derinden etkilemiştir. Yeni kurulan Romen devleti Dobruca’yı “Romenleştirme” çalışmalarına hız vermiş, çıkardığı kanunlarla Türklerin topraklarını ellerinden almış ve bu topraklara Ulahları yerleştirmiştir. Aşırı milliyetçi özellikleriyle bilinen Ulahlar, tutum ve davranışlarıyla Türkleri rahatsız etmişlerdir. Bu gelişmeler, Romanya’daki Türkler arasında Anadolu’ya göç etme düşüncesini güçlendirmiştir. Türklerin bir bölümü en kısa sürede Türkiye’ye göç etme fikrini savunurken, bir bölümü ise doğdukları toprakları terk etmeyerek, anavatanla da temaslarını koruyarak Romanya’da millî mevcudiyetlerini sürdürmeleri gerektiğini savunmuştur. Azınlık konumuna düşen Romanya Türkleri, hızlanan “Romenleştirme” politikaları karşısında millî kimliklerini ve kültürlerini korumak için arayış içerisine girmişlerdir. Bu arayışlar çerçevesinde, özellikle II. Meşrutiyet sonrasında Dobruca’da cemiyetleşme ve matbuat faaliyetlerinin arttığı görülmektedir. Bu cemiyetlerin çoğunlukla Jön Türklerin fikirlerinden etkilenen öğretmenler tarafından kurulduğu ve “Tamîm-i Maarîf” veya “Hars” isimleri altında teşkilatlandıkları görülmektedir. Bu derneklere bağlı olarak gazete ve dergiler çıkarılmış, dernek üyeleri de bu gazete ve dergilere abone yapılmıştır. Bu gazetelerin, yayınlarında Türk azınlığın sorunlarını ele aldıkları, Romanya Türklerinin dil eğitimi, din eğitimi, siyasal temsili, göç ve müftülük konuları üzerinde yoğunlaştıkları görülmektedir. Bu kapsamda kurulan en önemli derneklerden biri Pazarcık’taki Jön Türkler tarafından 1909 yılında tesis edilen “Pazarcık Tamîm-i Maarîf Cemiyeti”dir. Pazarcık Tamîm-i Maarîf Cemiyeti 1920 yılında “Türk Gençler Derneği”ne dönüşmüş; Pazarcık’ın yanı sıra, Silistre, Köstence, Akkadın, Tutrakan, Hırsova ve Kavarna’da şubeler açmıştır. Dobruca’daki en faal ve en uzun ömürlü teşkilâtlardan biri olan Türk Gençler Derneği, 1930 yılından itibaren çalışmamızın ana konusunu teşkil eden Türk Birliği gazetesini çıkarmaya başlamıştır. Bu çalışmanın amacı, azınlık durumuna düşen Romanya Türklerinin millî kimliklerini koruma çabalarına ışık tutmak, bu bağlamda Türkçe matbuattan nasıl yararlandıklarını anlamak ve Romanya’daki Türkçe gazeteler arasında Türk Birliği gazetesinin özel konumunu ortaya koymaktır. Bu çerçevede, Dobruca Türk matbuatının tarihsel gelişim süreci incelenerek milliyetçi bir yayın politikası izleyen Türk Birliğigazetesinin din ve etnik köken ayırımı gözetmeksizin Dobruca Türkleri arasında Türklük mefkûresinin korunması doğrultusundaki çalışmalarınının ortaya çıkarılması, ayrıca bahsekonu gazetenin genç Türkiye Cumhuriyeti’nde gerçekleştirilen inkılâpların Romanya Türkleri’ne anlatılması ve benimsetilmesi yönündeki gayretlerinin anlaşılması hedeflenmektedir. Çalışmamızda, Osmanlı İmparatorluğu topraklarına dâhil olduğu dönemde Dobruca bölgesinde Türkçe basının durumu, bölgenin kaybedilmesi sonrasında Dobruca bölgesinde Türkçe basının nasıl bir gelişme takip ettiği, Jön Türklerin ve İbrahim Temo’nun Romanya’daki Türkçe matbuat üzerinde nasıl bir etkisi olduğu, Mecidiye Müslüman Semineri öğretmen ve mezunlarının Dobruca Türk basınının gelişimine nasıl katkı sağladıkları, II. Meşrutiyet’in ilanı sonrasında Romanya’daki Türkçe basında hangi konuların yoğunlukla ele alındığı, Türk Birliği gazetesinin nasıl ve kimler tarafından kurulduğu, ideolojik altyapısının nereden kaynaklandığı, gazetenin ele aldığı başlıca konuların neler olduğu, Tatarcılığa karşı nasıl bir duruş sergilediği, inkılâplara bakış açısının nasıl şekillendiği sorularına yanıt aranmıştır. İlk bölümde, Dobruca bölgesinin kaybedilmesiyle Romanya Türklerinin azınlık konumuna düşmesi ve Anadolu’ya göç konuları ele alınmıştır. Bu kapsamda, Cumhuriyet döneminde imzalanan göç anlaşması ve Gagavuzların göç anlaşmasına dâhil edilmesi yönündeki çabalar irdelenmiştir. Daha sonra, millî kimlik ve kültürlerini koruma arayışındaki Romanya Türklerinin basınla ilişkisi, bu bağlamda Romanya’da Türkçe basının gelişimi, Dobruca Türk aydınlarının yetiştiği bir kurum olarak Mecidiye Müslüman Semineri’nin rolü, ayrıca Jön Türkler ve İbrahim Temo’nun Romanya’daki Türkçe basının gelişimine sağladığı katkılar incelenmiştir. Öte yandan, bu bölümde dönemler itibariyle Romanya’daki Türkçe matbuat hakkında bilgi sunulmuştur. İkinci bölümde ise, Türk Birliği gazetesinin kuruluş süreci, yazarları, hedefleri ve misyonu değerlendirilmiştir. Gazeteyi çıkaran Türk Gençler Derneği hakkında bilgi verilerek, gazetenin Jön Türkler ve İbrahim Temo’yla bağları, Türk Ocakları ve Bükreş Elçisi Hamdullah Suphi Tanrıöver’le ilişkileri ele alınmıştır. Bu bağlamda Türk Birliği’nin milliyetçi bakış açısı ve yeni kurulan Cumhuriyet Türkiyesi’yle ideolojik birlikteliği ortaya konulmuştur. Üçüncü bölümde gazetenin ele aldığı başlıca konular incelenerek, gazetenin göç, eğitim, Türklerin Romanya siyasetinde temsili, Gagavuzlarda Türklük bilincinin geliştirilmesi konularına bakışı ile Türk-Tatar ayrışması karşısındaki duruşu değerlendirilmiştir.
Kırım-Tatar Söz Varlığı
Yazar: Seher MAŞKARAOĞLU
Danışman: Prof. Dr. Mustafa ÖNER
Yer Bilgisi: Ege Üniversitesi / Sosyal Bilimler Enstitüsü / Türk Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı
Konu: Türk Dili ve Edebiyatı
Doktora, Türkçe, 2018, 2357 s.
Tezde, süreli yayımlarda tefrika edilmiş veya kitap olarak basılmış Kırım Tatar edebî metinlerinden biriktirme yoluyla bir metin derlemi (corpus) oluşturulmuştur. Bunlardan taranan Kırım Tatar söz varlığı, mevcut ansiklopedik sözlüklerle ve iki dilli sözlüklerle karşılaştırılarak dizilmiştir. Bu yolla elde edilen sözlük varlığı (leksemler) derlemdeki metinlerden taranan cümle örnekleriyle maddeler altında işlenmiştir. Böylece üretilen ve Türkiye Türkolojisinde halen eksik olan açıklamalı-ansiklopedik Kırım Tatar Sözlüğü, bu çalışmanın bilimsel ve pedagojik sonucudur. Bu sözlük; 30.576 adedi madde başı, 18.900 adedi alt maddeden oluşan toplam 49.476 madde ve sözleri örneklendirmek için kullanılan cümle, kıta, beyit veya mani türünden 9.043 örnek alıntıyı içine almaktadır. Bu yöntemle elde edilen edebî metinlerden tanıklı-cümle örnekli bu söz varlığı, ilk olarak tez sürecinde belirlenen 40 adet tematik grup içerisinde tasnif edilmiştir. Eldeki verilerin alıntı olanları gösterilerek yorumlanmıştır. Daha sonra atasözleri üzerinden Kırım Tatar Türklerinin dünya algıları ve kültür birikimleri ortaya konmuştur. Son olarak ağızlarda yer alan sözler edebi dildeki şekilleriyle karşılaştırılarak ses bilgisi yönünden tahlil edilmiştir, Kırım-Tatar söz varlığında eş anlamlılık ve çok anlamlılık konuları ele alınmıştır.
Kırım Hanlığı Döneminde (1441-1783) Arap Dili ve Edebiyatı Alanında Yapılan Çalışmalar
Yazar: Rustem MEMETOV
Danışman: Doç. Dr. Muhammet Vehbi DERELİ
Yer Bilgisi: Necmettin Erbakan Üniversitesi / Sosyal Bilimler Enstitüsü / Temel İslam Bilimleri Anabilim Dalı / Arap Dili ve Belagatı Bilim Dalı
Konu: Doğu Dilleri ve Edebiyatı
Doktora, Türkçe, 2018, 197 s.
Bu çalışmada; Kırım Hanlığı döneminde yaşayan Kırım kökenli âlimlerin hayatları, eserleri ve Arap diline katkıları incelenmiştir. Ayrıca, o dönemde kurulan medreselerde, Arap dilinin öğretiminde kullanılan yöntemler, Arapçanın ders müfredatlarındaki yeri, okutulan kitaplar ve Arapçanın nasıl bir konuma sahip olduğu ele alınmıştır. Çalışma, bir giriş üç bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde; Hanlık dönemine dair siyasi, kültürel ve medeniyet bakımından genel bilgiler verilmiştir. Birinci bölümde; Hanlık Dönemindeki eğitim kurumları: mektepler, medreseler ve bu mektep ve medreselerin kuruluşları hakkında genel bilgiler verilmiştir. İkinci bölümde; Kırım medreselerinin müfredat içerikleri, Arap dili ile ilgili okutulan ilimler, kitaplar ve öğretim yöntemleri hakkında bir çözümlemeye yer verilmiştir. Üçüncü bölümde ise; Kırımlı Türk âlimlerin hayatları, eserleri ve Arap diline katkıları hakkında incelemeler yapılmıştır. Söz konusu Arap diline dair el yazma eserlerin nüshaları tasvip edilmiştir. Bazı eserlerin önemi ve muhtevası bakımından bilgiler verilmiştir. Bulgular ışığında, günümüz modern Arapça eğitim ve öğretiminde Kırım kökenli âlimlerin ortaya koyduğu Arapça el yazma eserlerine de başvurulmasına yönelik önerilerde bulunulmuştur.
Cengiz Dağcı’nın Eserlerinde XX. Yüzyıl Kırım Tarihine Dair Yansımalar
Yazar: Buket KEMİKSİZ
Danışman: Prof. Dr. Abdulvahap KARA
Yer Bilgisi: Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi / Sosyal Bilimler Enstitüsü / Genel Türk Tarihi Anabilim Dalı / Tarih Bilim Dalı
Konu: Tarih
Yüksek Lisans, Türkçe, 2018, 281 s.
Kırım’da doğan ancak II. Dünya Savaşı’nda Almanlara esir düştükten sonra hayatını Avrupa’da devam ettiren yazar Cengiz Dağcı genelde romanlarında Kırım Türklerinin kültürü ile tarihini konu olarak almıştır. Bu sebeple onun romanlarında özellikle XX. yüzyıl için Kırım Türklerini birçok yönleriyle görmek mümkündür. Kendine has akıcı ve etkileyici bir dili olan Dağcı, romanlarında kendi şahit olduğu II. Dünya Savaşı öncesinde Sovyet dönemi Kırım ve bizzat kendisinin katıldığı ve Almanlara esir düştüğü II. Dünya Savaşı genişçe yer tutar. Savaştan sonra yurduna dönemese bile yerleştiği Londra’da Kırım’daki gelişmeleri takip etmeye devam eder. Böylece onun romanlarında Kırım Türklerinin sürgünü ve vatana dönüş mücadeleleri de yer alır. Bu şekilde Kırım Türklerinin 1917’den sonra Sovyet yönetimi altında çektiği acıları, Sovyetlerin Ruslaştırma politikaları ile kendi yurdundan sürgün edilen Kırımlıların durumu gibi tarihi gerçekliklerin onun romanlarına yansıdığı görülür. Bunun yanı sıra anlatılan olayları yazarın seviyeli ve çok gerçekçi bir şekilde tasvir etmesi de onun eserlerinin değerini arttırmaktadır. İşte bu durum, tarihin bir yazarın edebi eserlerine nasıl yansıdığını görmek ve dolayısıyla tarih – edebiyat ilişkisini irdelemek bakımından önemlidir. Ancak Dağcı’nın edebi eserlerinin II. Dünya Savaşı dışında ele aldığı konuların tarih ve edebiyat ilişkisi açısından pek incelenmediği görülmektedir. Bu çalışmada, Cengiz Dağcı’nın, Kırım’ın Sovyet dönemi tarihi, Kırım Türklerinin sürgünü ve Kırım Türklerinin vatanlarına dönüş mücadelesi gibi romanlarında işlediği konular tarihi açıdan incelenmeye çalışılacaktır.
Sürgünden Kırım’ın Rusya Tarafından İlhakına Kırım Türklerinin Sorunları
Yazar: Tarkan Renan TANSOY
Danışman: Dr. Öğr. Üyesi Buket ÖNAL
Yer Bilgisi: Kocaeli Üniversitesi / Sosyal Bilimler Enstitüsü / Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı / Uluslararası İlişkiler Bilim Dalı
Konu: Tarih; Uluslararası İlişkiler
Yüksek Lisans, Türkçe, 2018, 89 s.
Kırım, bugün tarihçiler tarafından Kırım Türklerinin tarihi anayurdu olarak kabul edilmekle beraber, Kırım’da yaşayan üç farklı etnik grup bulunmaktadır. Bunlar, çoğunluğu oluşturan ve kendilerini Rusya’ya ait hisseden Ruslar, daha azınlıkta olan Ukrainler ve Kırım nüfusunun yüzde on ikisini oluşturan, kendilerini Kırım’ın yerli halkı olarak gören Kırım Türkleridir. Kırım Türklerinin milli kimliklerini güçlendirmelerinde yaşadıkları sürgünün büyük etkisi vardır. Zorunlu sürgünün yarattığı travmadan dolayı, kendilerini bu etnik kökene bağlı hissetmişlerdir. Bu sayede büyük sürgün sonrasında anavatana dönüş ve kaybedilen hakların geri alınabilmesi için 70 yıldan fazla süren şiddet içermeyen ve sabırlı bir mücadele verilmiştir. Sovyetler Birliği’nin dağılması sonrasında, bağımsız Ukrayna yönetiminde karşılaşılan sıkıntılar çözüm beklerken, kaybedilen hakların geri kazanılması için yönünü tamamen AB ve NATO’ya çevirmiş olan mevcut yönetimin, daha fazla demokratik hak ve özgürlük ortamı sağlayacağı düşünülmüştür. Ancak Rusya’nın Kırım’a olan tarihi ve stratejik bakışı ile Kırım Türklerinin anavatanlarına bağlılığı ve Ukrayna’nın tutumu çatışma yaratmaktadır. Ukrayna’nın belirlediği siyasi yön, Rusların Kırım’ı, Rusya’ya ilhakını meydana getirmiş ve böylece Kırım Türklerinin ana vatanlarında karşılaştıkları sorunların boyutları da değişmiştir. Bu çalışma, ilhak sonrasında Kırım’da yaşayan Türklerin sorunları hakkında, AGİT ve Türkiye’den oluşturulan resmi ve gayrı resmi heyetlerin raporları, akademik çalışmalar, Kırım Tatar Derneği üyelerinin Kırım’da edindikleri izlenimler ile Rusya Federasyonu’nun resmi duyuruları doğrultusunda bir durum tespiti yapabilmeyi amaçlamaktadır.
Kırım Halk Oyunları ile Giresun Halk Oyunlarının karşılaştırmalı incelemesi
Yazar: Gökhan HAMZAÇEBİ
Danışman: Yrd. Doç. Dr. Yavuz DEMİRTAŞ
Yer Bilgisi: Fırat Üniv. / Sosyal Bilimler Enstitüsü / Müzik Anabilim Dalı
Konu: Müzik
Yüksek Lisans, Türkçe, 2018, 118 s.
Bir toplumun geçmişten geleceğe taşıdığı önemli mirasların başında kültür mirasları gelmektedir. Çalışmamızda, Karadeniz Havzası’nda göçler yolu ile bir dönem yaşam sürmüş Kırım Türkleri ile Giresun yöresi anonim halk kültür ürünlerini, halk oyunlarını, müzikal benzerliklerini ve kültürel yapılarını konu almaktadır. Çalışmamızın ilk kısmında Kırım Tarihi, Kırım Bölgesi’nden Anadolu’ya yapılan göçler ile Doğu Karadeniz Bölgesi’nden Kırım’a yapılan göçler ele alınmıştır. Kırım’da Türk kültürü, Kırım ve havalisinde dil özellikleri, atasözleri ele alınmış, anonim halk edebiyatı ürünlerinden örneklere yer verilmiş, Kırım Halk Müzikleri ve Oyunları ile Kırım Türklerinde “cırlar”, “yırlar” kavramları ele alınmıştır. Tezimizin sonraki kısmında ise Karadeniz’in önemli beldelerinden biri olan Giresun’un tarihi ve kültürü hakkında bilgiler verilmiş, Kırım Halk Oyunları ile Giresun Halk Oyunları’nın karşılaştırmalı bir incelemesi yapılmış, Kırım Kaytarması ile Giresun Horonları ve Karşılamasının benzer ve farklı yönlerine temas edilmiş, Kırım ve Giresun Halk Oyunları’ndaki figürlerin benzerlikleri ve farklılıkları ile Kırım ve Giresun Müziği’nin ritim, melodi ve motif yapılarındaki benzer ve farklı yönler konu edinilmiştir.
Tekirdağ İli Hayrabolu İlçesi Emiryakup Köyü Kırım-Tatar Ağzı Metinler ve Çekim Ekleri İncelemesi
Yazar: Riza TUNCEL
Danışman: Prof. Dr. Emine Akile NASKALİ
Yer Bilgisi: Marmara Üniversitesi / Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü / Türk Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı / Türk Dili Bilim Dalı
Konu: Dilbilim; Türk Dili ve Edebiyatı
Yüksek Lisans, Türkçe, 2018, 176 s.
Bu çalışmada, Tekirdağ ili Hayrabolu ilçesi Emiryakup köyünde konuşulan Kırım Tatar Türkçesi ağzının çekim ekleri belirlenmiş ve bu ekler, karşılaştırmaya imkân sağlayacak şekilde tarihî Türk yazı dilleri ve çağdaş Türk lehçelerindeki ekler ile birlikte verilmiştir. Çalışmamız, ‘‘Giriş’’, ‘‘Çekim Eki İncelemesi’’, ‘‘Sonuç’’ ve ‘‘Metinler’’ bölümlerinden oluşmaktadır. “Giriş” bölümünde, Kırım Tatar Türkleri ve dilleri ile Emiryakup köyünün tarihi ve etnik yapısı ile ilgili bilgiler verilmiştir. “Çekim Eki İncelemesi” bölümünde, öncelikle çekim ekleri ve alt türleri tanımlanmış ve Emiryakup köyünde konuşulan Kırım Tatar Türkçesi ağzının çekim ekleri derlenip yazıya aktarılan metinler ışığında tespit edilmiştir. “Sonuç” bölümünde, Emiryakup köyü Kırım Tatar Türkçesi ağzının çekim ekleri ile ilgili genel bir değerlendirme yapılmıştır. Yaptığımız çalışma neticesinde Emiryakup köyünde konuşulan Kırım Tatar Türkçesi ağzının çekim ekleri ortaya konularak literatüre kazandırılmıştır. “Metinler” bölümünde, çalışma konusuna kaynak oluşturabilecek nitelik arz eden 10 metin, çevriyazı işaretleri kullanılarak yazıya aktarılmıştır.
Sovyetler Birliği’nin dağılmasından Kırım Krizi’ne Karadeniz’de değişen jeopolitik dengeler
Yazar: Meltem MENZİLCİOĞLU
Danışman: Yrd. Doç. Dr. Durmuş Ali KOLTUK
Yer Bilgisi: Akdeniz Üniversitesi / Sosyal Bilimler Enstitüsü / Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı
Konu: Uluslararası İlişkiler
Yüksek Lisans, Türkçe, 2018, 144 s.
Tarih boyunca savaşlar, güç ve çıkar doğrultusunda yeni topraklara hâkim olmak ve topraklarını korumak üzerine şekillenmiştir. Bu bağlamda, ekonomik ya da doğal yaşam koşullarıyla öneme haiz coğrafyalarda, toplumsal bellekte iz bırakan çatışmaların yaşanması araştırmacıların jeopolitik meseleler üzerine yoğunlaşmasına zemin hazırlamıştır. Bu tür ilgi çekici topraklar her ne kadar sorunlu bir savaş sicili ile bilinse de aslında sahip olduğu zenginliklerin insana sunduğu imkânlar ile medeniyetlerin yeşermesine ve tarihi şekillendiren birikimlerin kuşaktan kuşağa geçişine de imkân sağlamıştır ve sağlamaya da devam etmektedir. Aksini düşünmek bir araştırmacı için araştırma sorunsalının parametrelerini çizme hususunda izahtan vareste sonuçlar ortaya çıkarabilmektedir. Asırlar boyunca dünya güç çıkarlarının ve çatışmalarının yoğunlaştığı alanlar arasında kıtaları birbirine bağlama özelliği ile bilinen kadim Karadeniz; birçok imparatorluğun savaş ve ticaretine sahne olmuştur. Bunlar arasında Türk-Rus savaşları ve rekabetleri bilinen en yakın örnekler arasındadır. Öte yandan Osmanlı ve Romanov Hanedanlıklarının I. Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında parçalanmalarının ardından ortaya çıkan güç ve rekabet boşluğunu 1922’de Moskova’da Bolşeviklerce kurulan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) ve Karadeniz’de sahip oldukları kıyı avantajı gereği Doğu Bloğu ülkeleri ve Türkiye doldurmuştur. Ne var ki, 1991’de SSCB’nin dağılması ile Doğu Avrupa, Orta Asya, Orta Doğu, Kafkaslar ve dünyanın diğer rekabet alanlarında olduğu gibi Karadeniz’de de yeni ve daha önce var olan devletlerin etkinlik alanı belirlemesi gerekmiştir. Bu yeni düzende, Rusya’nın içinde bulunduğu zor ekonomik ve siyasi koşullar Karadeniz’de Rus egemenliğini sorgulanır hale getirmiştir. Bu güç boşluğunu iyi okuyan Batı dünyası dengeleri değiştirecek siyasi yönü ağır basan taktiksel hamlelerde bulunmuştur. Bunlar arasında Karadeniz’in uluslararası örgütler aracılığında ele alınması meselesi başı çekmiş ve önemsenmiştir. Diğer taraftan, Karadeniz’e kıyısı olan eski Doğu Bloğu ülkelerinin AB ya da NATO üyeliği gibi hamlelerle Batı’nın içine çekilme projeleri de hayata geçirilmiştir. Karadeniz’in gerek Rusya için ticari ve askeri ürünleri bakımından bir geçiş koridoru olması gerekse de enerji arz talebi ilişkisinde Avrupa’nın önemli rotaları arasında yer alması Sovyet sonrası dönemde bölgede rekabetin hız kazanmasına neden olmuştur. Karadeniz’de askeri ve siyasi hareketliliği arttıran ve çalışma içerisinde yer alan bir diğer önemli husus da Kırım Krizidir. Bu süreçte Batı ile Rusya arasındaki rekabetin Ukrayna iç siyasetine sirayeti, yaşanan Turuncu Devrim ve Maydan olayları akabindeki gelişmeler neticesinde Rusya’nın Kırım’ı ilhakı, Ukrayna’nın Karadeniz’de özellikle Sivastopol’u yitirmesiyle avantajını ve Odessa dışındaki kıyı şeridini de kaybetmesine neden olmuştur. Gelişmeler sonucu tezahür eden netice Rusya Federasyonu’nun Karadeniz Jeopolitiğini güçlendiren bir nitelik kazanmıştır. Çalışmada Karadeniz’de Sovyetler sonrası dönemden Kırım Krizi’ne kadar yaşanan çıkar ve güç mücadeleleri ve bunlara neden olan unsurlar ele alınmıştır. Çalışma kaleme alınırken bilimsel makale, kitap, tez ve raporlardan istifade edilmiştir.
Fundamental dynamics of Turkish foreign policy towards Ukraine (2002-2016) / Türkiye’nin Ukrayna politikasının temel dinamikleri (2002-2016)
Yazar: Süleyman Buğrahan BAYRAM
Danışman: Prof. Dr. Mustafa Sıtkı BİLGİN
Yer Bilgisi: Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi / Sosyal Bilimler Enstitüsü / Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı
Konu: Uluslararası İlişkiler
Yüksek Lisans, İngilizce, 2018, 106 s.
Bu tez, Türkiye’nin AK Parti dönemi Ukrayna politikasının (2002-2016) temelindeki kavramları, bağlamı ve olaylar zincirini ortaya çıkarmayı amaçlamaktadır. Çalışma, ikili ilişkilerin tarihi dayanaklarını ve güncel etkenlerini vurgularken, aynı zamanda, Kırım’ın Rusya’yı ilhakı gibi yeni ortaya çıkan sorunlara da değinmektedir. Açık kaynaklara ek olarak resmi arşiv belgeleri, raporlar ve meclis tutanaklarından faydalanılan bu çalışma, 2002-2016 yılları arasında Türkiye’nin Ukrayna politikasının temel dinamiklerinin ikili ekonomik ve ticari ilişkiler, Kırım Tatarlarının meseleleri ve ikili ilişkilere Rusya etkisi olduğunu ileri sürmektedir.
Kırım Tatar Türkçesi, İbraim Paşi- Canlı Nişan (Transkripsiyonlu Metin – Dil Özellikleri – Sözlük)
Yazar: Kürşat ÖZER
Danışman: Prof. Dr. Hülya SAVRAN
Yer Bilgisi: Balıkesir Üniversitesi / Sosyal Bilimler Enstitüsü / Türk Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı
Konu: Türk Dili ve Edebiyatı
Yüksek Lisans, Türkçe, 2018, 300 s.
Kırım Tatar Türkçesi, İbraim PAŞİ – Canlı Nişan (Dil Özellikleri-Transkripsiyonlu Metin–Sözlük) konulu bu tez çalışması İbraim PAŞİ’nin Canlı Nişan adlı eserinin 1998 baskısı esas alınarak hazırlanmıştır. Çalışmada Hülya SAVRAN’ın “Kırım Tatar Türkçesi: Dil Özellikleri – Metinler – Sözlük” isimli eseri temel çerçeve olarak alınmıştır. Çalışma, dil özellikleri, transkripsiyonlu metin, sözlük olmak üzere üç ana bölümden oluşmaktadır. Dil özellikleri bölümü, ses bilgisi ve şekil bilgisi olmak üzere iki alt başlıkta incelenmiştir. Ses bilgisi bölümünde ünlü, ünsüzlerin özellikleri ve ses olayları incelenmiştir. Şekil bilgisi bölümünde çekim ekleri, yapım ekleri ve kelime türleri incelenmiştir. Transkripsiyonlu metin bölümünde eserin Kiril alfabesinden Latin alfabesine aktarılması yapılmıştır. Metnin Türkiye Türkçesine çevirisi yapılmadığı için çalışmaya ayrıntılı bir sözlük bölümü konmuştur. Sözlükte kelimelerin anlamlandırılmasında eser esas alınmıştır. Yapılan çalışma sonucunda eserin dilinin, dil özellikleri bakımından Türkiye Türkçesinin yoğun etkisi altında olduğu anlaşılmıştır.
Rusya Federasyonu’nun Örnek Vaka Analizleriyle Yeni Nesil Savaşın İncelenmesi
Yazar: Muhammed Onur ÇÖPOĞLU
Danışman: Prof. Dr. Gökhan KOÇER
Yer Bilgisi: Karadeniz Teknik Üniversitesi / Sosyal Bilimler Enstitüsü / Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı / Uluslararası İlişkiler Bilim Dalı
Konu: Uluslararası İlişkiler
Yüksek Lisans, Türkçe, 2018, 110 s.
Soğuk Savaş’tan sonra gündeme gelen ve savaşı nesillere ayırarak inceleyen yeni nesil ya da dördüncü nesil savaş tezi, özellikle Kırım’ın Rusya tarafından ilhak edilmesiyle daha fazla çalışılmaya başlanmıştır. Bu doğrultuda savaşın geçirdiği evrimi ve Rusya’nın yeni nesil savaş düşüncesinin oluşumu ve pratiğini anlamak, çalışmanın amacını oluşturmaktadır. Çalışmada iki araştırma sorusu cevaplanmaya çalışılmaktadır. Bunlardan birincisi, savaşın evrim süreci ve günümüzdeki savaşların karakteristik özelliklerinin belirlenmesine yöneliktir. İkincisi ise, Rusya’nın yeni nesil savaş düşüncesini benimseyip benimsemediği sorunu üzerine odaklanacaktır. İkinci araştırma sorusunun cevaplanmasında Rus Genelkurmay Başkanı Valery Gerasimov’un 2013 yılında yayımlanan makalesi ve 2014 Rusya Askeri Doktrini belgesi yeni nesil savaş yazınındaki yazarların çalışmalarıyla karşılaştırmalı olarak ele alınacaktır. Son olarak ise, Rusya’nın seçilen üç örnek olayı üzerinden yeni nesil savaş düşüncesini pratiğe nasıl dönüştürdüğü incelenmeye çalışılmıştır. Bu noktada askeri reformu başlatan 2008 Gürcistan savaşı, 2014 Ukrayna krizi bağlamında gelişen Kırım’ın ilhakı ve Donbas bölgesinde devam eden çatışmalar ve son olarak Rusya’nın Suriye iç savaşına müdahil olması seçilen üç örnek olaydır.
1853-1855 Kırım Seferi
Yazar: Ferdi TAŞDEMİR
Danışman: Yrd. Doç. Dr. Hacı Murat ARABACI
Yer Bilgisi: Dumlupınar Üniversitesi / Sosyal Bilimler Enstitüsü / Yakınçağ Tarihi Anabilim Dalı / Yakınçağ Tarihi Bilim Dalı
Konu: Sanat Tarihi
Yüksek Lisans, Türkçe, 2018
Nogay Türkleri ile İlgili Sosyolojik Bir Araştırma (Konya örneği)
Yazar: Fatma ORHAN
Danışman: Prof. Dr. Kamil KAYA
Yer Bilgisi: Süleyman Demirel Üniversitesi / Sosyal Bilimler Enstitüsü / Sosyoloji Anabilim Dalı
Konu: Sosyoloji
Yüksek Lisans, Türkçe, 2018, 212 s.
Nogay Türkleri adlarını bir Altın Ordu şehzadesi olan Nogay Han’dan almıştır. Nogaylar, Nogay Han ile kurulan Nogay Ordası ile beraber, bu isimle anılmaya başlamıştır. Bazı araştırmacılar Nogayların Uz ve Peçenek, Kıpçak-Özbek kitlesi vb. çeşitli Türk boylarından türediğini belirtmektedir. Rusya’nın Kırım bölgesinde hâkimiyet kurma çabaları sonucu Nogay Türkleri Osmanlı devleti ile sıkı ilişkilere girmiştir. Ancak Rusya’nın, Osmanlı devletinin bölgedeki etkinliğini azaltması ve bölgede hâkimiyet kurması ile beraber, katliamlardan, asimilasyon çalışmalarından ve politik baskılardan kaçmak isteyen Nogay Türkleri bölgeden büyük kitleler halinde göç etmek zorunda kalmışlardır. Bu göçlerin büyük bir kısmı Osmanlı Devleti’ne olmuştur. Anadolu’da yaşayan Nogayların pek çoğunun geçmişte kendilerine ‘Tatar’ dedikleri bilinmektedir. Ancak son yıllarda dernekleşme çalışmaları ve az da olsa yapılan araştırmalar ile kimliklerine dair bilgi sahibi olan Nogay Türkleri, adlarını daha fazla duyurmaya başlamıştır. Bu çalışmada halen kapalı bir topluluk özelliği gösteren Nogay Türklerinin sahip oldukları kültürel değerlerin farkındalığı, muhafazası ve kendilerini tanımlama ve kimliklerini koruma biçiminin anlaşılması, dâhil oldukları yerli halkla uyum sağlama düzeylerinin tespit edilmesi amaçlanmıştır. Çalışma kapsamında yapılan anket 4 ana bölüme ayrılmış (grup bilinci, evlenme, doğum ve ölüm adetleri, kültürel inanç ve sosyal yaşam) ve Nogayların genel demografik özellikleri ile sosyo-kültürel özellikleri arası ilişki incelenmiştir. Bu kapsamda Nogayların demografik özellikleri ile sosyo-kültürel özellikleri arası anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Çalışmada Nogay Türklerinin kapalılık özelliklerinin giderek değiştiği, içinde yaşadıkları toplum ile kaynaştıkları, geleneksel tören ve adetlerin bazılarını korumakla birlikte birçoğunun günümüzde artık yapılmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Bekir Sıtkı Çobanzade’nin Şiirleri Üzerine Bir İnceleme
Yazar: Özlem ALTIN
Danışman: Prof. Dr. Salim ÇONOĞLU
Yer Bilgisi: Balıkesir Üniversitesi / Sosyal Bilimler Enstitüsü / Türk Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı
Konu: Türk Dili ve Edebiyatı
Yüksek Lisans, Türkçe, 2018, 200 s.
Bu çalışmada Kırımlı Şair Bekir Sıtkı Çobanzade’nin şiirlerindeki tematik problemler ele alınmıştır. Tematik inceleme yapılırken şairin içinde bulunduğu devir ve şairin psikolojik durumu ele alınmıştır. Bu hususta, şiirler devrin sosyal ve siyasî problemleriyle incelenmiştir. Bu çalışmada ulaşılan en genel yargı, Çobanzade’nin şiirlerinde ferdiyetçilikten ziyade sosyal ve siyasî temalara ağırlık verildiğidir. Çalışma yedi bölümden oluşmaktadır. Kaynakça’da, bu çalışmada faydalanılan kaynak eserler listesine yer verilmiştir. Şairin en sıklıkla ele aldığı temalar halk, vatan ve milliyet unsurları temasal sınıflandırmada ön planda tutulmuştur. Bu çalışmanın ulaştığı en genel sonuç, Çobanzade’nin dönem içerisinde yaşadığı trajediyi tarihi olaylarla destekleyip millî idrak ile şiirlerine yansıtmasıdır.
The Origin of The Kipchak Turks and Early Historical Periods / Kıpçak Türklerinin Kökeni ve Erken Dönem Tarihleri
Yazar: Cihan YALVAR
Danışman: Prof. Dr. Ahmet TAŞAĞIL
Yer Bilgisi: Yeditepe Üniv. / Sosyal Bilimler Enstitüsü / Tarih Anabilim Dalı
Konu: Tarih
Yüksek Lisans, İngilizce, 2018, 97 s.
Harezmşahlar Devleti, Moğol İmparatorluğu, Altın Orda Devleti, Memlük Sultanlığı, Gürcü krallıkları, Kuzey Kafkasya, Güney Kafkasya, Kırım, Macaristan, Romanya, Bulgaristan ve Anadolu gibi önemli devlet ve coğrafyalardaki siyasi oluşumları pek çok yönden etkilemiş olan Kıpçak Türkleri’nin kökenlerine dair pek çok görüş ortaya atılmış fakat belirtilen bu görüşlerde bir fikir birliği oluşturulamamıştır. Bu bağlamda; onların, Türk boylarının oluşturduğu gruplar içerisinde hayatlarını sürdürmeleri göz ardı edilmiştir. Kıpçak Türkleri’nin, bahsedilecek olan bu gruplar içerisinde yer almaları sayesinde varlıkları günümüze kadar sürmüştür. Bu çalışmamızda konu ile ilgili çalışmalar yapan bazı ilim adamlarının Kıpçak Türklerinin kökenlerine dair görüşleri ele alınarak onların Kimek Konfederasyonu’na katılmalarına kadarki süreçteki faaliyetlerine değinilecektir.
The effectiveness of EU’s economic sanctions: The case Russia / Avrupa Birliği’nin ekonomik yaptırımlarının etkinliği: Rusya örneği
Yazar: Tolga KOÇOĞLU
Danışman: Doç. Dr. Alexander Rainer BUERGIN
Yer Bilgisi: İzmir Ekonomi Üniversitesi / Sosyal Bilimler Enstitüsü / Avrupa Çalışmaları Anabilim Dalı / Avrupa Çalışmaları Bilim Dalı
Konu: Uluslararası İlişkiler
Yüksek Lisans, İngilizce, 2018, 96 s.
Bu çalışmada, literatürde yumuşak güç olarak tanımlanan Avrupa Birliği’nin ekonomik yaptırımlarının Ukrayna krizi bağlamında etkililiği incelenmiştir. Bu bağlamda, 2013 Maidan protestolarından sonra başlayan ve Doğu Ukrayna’da Rus yanlısı güçlerin çıkardıkları karşılıkların bir iç savaşa dönüşmesi ve bunu takip eden süreçte Rusya Federasyonu’nun Kırım’ı ilhakından sonra Avrupa Birliği’nin bir dizi ekonomik yaptırımlar uygulamasının sonuçları incelenmiştir. Ekonomik yaptırımların etkililiğinin ölçülebilmesi için 2013-2016 arasında Avrupa Birliği ile Rusya Federasyonu’nun ticaret verileri ve Rusya Federasyonu’nun ekonomik verileri incelenmiştir. Sonuçlar, ekonomik yaptırımların, Rusya Federasyonu’nun Ukrayna’nın egemenliğine daha fazla tehdit oluşturmasını engellenmiş olduğunu göstermiştir. Ancak, yaptırımların koşulu olan Minsk anlaşmasının tam olarak uygulanması Avrupa Birliği tarafından henüz sağlanamamıştır.
Oğuz-Kıpçak Dil Etkileşimi: Türkiye Nogaycası Örneği (Ses ve Biçim Bilgisi)
Yazar: Nur Sena TAŞÇI
Danışman: Prof. Dr. Nesrin Bayraktar ERTEN
Yer Bilgisi: Hacettepe Üniversitesi / Sosyal Bilimler Enstitüsü / Türk Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı / Türk Dili Bilim Dalı
Konu: Dilbilim; Türk Dili ve Edebiyatı
Yüksek Lisans, Türkçe, 2018, 195 s.
18. ve 19. yüzyıllarda ana yurtlarından Türkiye’ye göçmüş olan Nogaylar, bugün Ankara, Konya, Eskişehir, Adana illerinde ve bu illere bağlı köylerde varlıklarını sürdürmektedirler. Bu göçlerle gelen Nogaylar Anadolu coğrafyasında yeni bir kültür dairesine girmişler ve farklı topluluklarla etkileşimler yaşamışlardır. Buna bağlı olarak Türkiye Nogaylarının göçlerin başlangıcından günümüze dek dillerinde de kimi değişimler söz konusu olmuştur. Türkiye sınırları içerisinde konuşulan Nogayca, baskın dil konumunda olan Türkiye Türkçesinin etkisi ile zaman içerisinde Standart Nogaycadan farklılaşmaya başlamıştır. Dil etkileşimine bağlı olarak yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olan Türkiye Nogaycasının belgelenmesini de kapsayan bu çalışmanın amacı Oğuz grubu bir Türk dili etkisinde yaşayan Kıpçak grubu bir Türk dilinin değişimini Türkiye Nogaycası üzerinden dilbilimsel ölçütlerle ortaya koymaktır. Bu çalışma, etkileşimi ses ve şekil bilgisi düzeyinde ele almaktadır.
Meşrutiyet’ten Cumhuriyet’e Adana’da Nüfus Hareketleri (1876-1923)
Yazar: Ali Nihat TEZÖLMEZ
Danışman: Dr. Öğr. Üyesi İbrahim İSLAM
Yer Bilgisi: Harran Üniversitesi / Sosyal Bilimler Enstitüsü / Tarih Anabilim Dalı / Yakınçağ Tarihi Bilim Dalı
Konu: Tarih
Yüksek Lisans, Türkçe, 2018, 111 s.
Çalışmanın konusunu, Adana kent tarihinin ele alınmasıyla birlikte I. Meşrutiyet’in ilanından başlayıp Cumhuriyet’in ilanına kadar geçen süre zarfında aldığı göçler, nüfus hareketleri ve bu olayların neticesinde meydana gelen nüfus popülasyonlarında ki değişimlerin gözlenmesi oluşturmuştur. Çalışmanın öncelikli amacı; belirtilen dönemde Adana ilinin yoğun göç hareketlerine sahne olmasıdır. Meşrutiyet’ten itibaren bölgeye yapılan göçlerin en büyük ayağını Kırım ve Kafkaslardan yapılan göçler oluşturmuştur. Kafkas halklarından Nogaylar ve Çerkezlerin yanı sıra; Çeçenler, Lezgiler, Ermeniler, Gürcüler ve Türkmenler kitleler halinde vilayete göç etmişlerdir. Göç hareketlerinin bir diğer ayağını da 1909 Adana Olayları, 1915 Ermeni Tehciri ve 1923 yılında Yunanistan ile yapılan mübadele gereği Adana’ya gelen mübadiller oluşturmuştur. Adana vilayeti birçok göç hareketine sahne olmuş, bölgeye yapılan göç hareketlerinin ve iskân edilen muhacirlerin bu bölgeyi seçmeleri veya gönderilmeleri tesadüfi olmayıp belli başlı etkenler neden olmuştur. Öncelikle Adana halkının göçmenlere hoş görülü davranması ve iyi bir ev sahipliği yapmasının yanı sıra 1859 yılında kurulmuş olan İskân-ı Muhacirin Komisyonu göçmenlerin yerleştirilmesinin nizam ve tertip dâhilinde gerçekleştirilmesi açısından büyük fayda sağlamış ve Adana’ya göçler bu doğrultuda gerçekleştirilmiştir. Bu bağlamda arşiv tarama yöntemi kullanılarak birincil ve ikincil kaynaklara ulaşılmış, salnâmeler ve dönemin gazeteleri ile birlikte şeriyye sicilleri incelenerek elde edilen verilerin pekiştirilmesi sağlanmıştır.
Erkeklik ve İktidar: Erkeklik Dinamiklerinin Kadına Yönelik Bakış Açısı Eskişehir’de Yaşayan Göçmenlerin ve Tatarların Kadın Algısı
Yazar: Yeliz AKAR
Danışman: Doç. Dr. Yücel CAN
Yer Bilgisi: Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi / Sosyal Bilimler Enstitüsü / Sosyoloji Anabilim Dalı / Sosyoloji Bilim Dalı
Konu: Sosyoloji
Yüksek Lisans, Türkçe, 2018, 110 s.
Bu çalışmanın amacı, Ataerkil sistemin bütün bireylere (kadın-erkek vb.) olan yaklaşımı ile bunlardan kimin ne şekilde yararlandığını veya zarar gördüğünü, kadını ve erkeği ayıran toplumsal cinsiyeti anlamaktır. Araştırma sorusu, Eskişehir de Göçmen ve Tatarların, ataerkilliğe dair tutumlarının, Kadınlık ve Erkeklik algılarının ve bu algıların sosyal ve etno-kültürel olarak nasıl yeniden inşa edildiğinin karşılaştırılmasıdır. Bütün bu çalışmalarımı sosyolojik açıdan rahat bir sonuca bağlamak için örneklemimi, Eskişehir de yaşayan göçmen ve tatarlardan oluşturdum. Eskişehir de yaşayan iki farklı kültür olan ‘Göçmen ve Tatar Kültürü’nü ataerkil kültürün inşası açısından karşılaştırdım. Bunun için 30 erkek ile yüz yüze görüşme tekniğini kullanarak görüşmeler yaptım. Eskişehir’deki iki farklı kültürün kadına yönelik tutum ve davranışlarını merak ettiğimden ve Eskişehirli olmamdan dolayı örneklemimi “Tatar ve Göçmen” olarak belirledim. Fakat elde ettiğim bulgulara göre kültürleri birbirinden farklı olan bu grupların kadına yönelik bakış açıları farklılık sergilememektedir. İçinde yaşanılan toplumun kendilerinden beklediği rollerin içinde zamanla asimile olmuşlardır. Yaşı genç ve yaşı ileri olan erkeğin, okumuş ve okumamış erkeğin, geleneksel ve modern olarak kendini tanımlayan erkeğin hayata bakış açısının çerçevesinde bulgular farklılaşmıştır. Amacım tezimin en başından en sonuna kadar kadını ve erkeği ‘erkek kimliğini’ ve ‘kadın kimliğini’ şekillendiren toplumsal cinsiyet bağlamında ele alıp açıklamaktır. Daha önce pek çok kez araştırma konusu olan Ataerkillik: Erkek İktidarı konusunu Eskişehir de yaşayan kültüre göre feminist kuramı temel alarak değerlendirdim. Eskişehir de yaşayan göçmen ve tatarların kültürel bütünleşme ve uyum süreci analizinde ataerkilliğe bakış açıları daha sonraki araştırmalara kaynak oluşturması ve tanıtım amacıyla önemli bir çalışma olacaktır.
Türkiye-Rusya ilişkilerindeki Karadeniz siyasetinin geleceği
Yazar: Okan AKBAŞ
Danışman: Doç. Dr. Mehmet GÜNEŞ
Yer Bilgisi: Ufuk Üniversitesi / Sosyal Bilimler Enstitüsü / Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı / Uluslararası İlişkiler Bilim Dalı
Konu: Siyasal Bilimler; Uluslararası İlişkiler
Yüksek Lisans, Türkçe, 2018, 157 s.
Bu tez çalışmasında, Karadeniz Bölgesinin jeopolitik önemi, 2000’li yıllardan itibaren olumlu yönde ilerleme kaydeden Türkiye-Rusya ilişkileri özelinde incelenmektedir. İlk bölümde bu kapsamda Karadeniz Bölgesi kavramının sınırları tartışılmıştır. ABD ve AB başta olmak üzere bölgede etkin olan aktörlerin bölgeye yönelik siyasetleri ortaya konmuştur. Ardından, Karadeniz Bölgesinin bölgesel sorunları ve anlaşmazlıkları incelenmiştir. Tezin ikinci bölümünde Türkiye ve Rusya’nın ikili ilişkilerinde Karadeniz Bölgesinin oynadığı rol incelenmiştir. Bu çerçevede Türkiye-Rusya ilişkilerinin tarihine değinilmiştir. Rusya’nın güncel bölge siyasetine ilişkin “sıcak deniz” ve “yakın çevre politikası” kavramları açıklanmıştır. Türk Boğazlarının önemi ile birlikte Türkiye’nin bölge siyasetinde güvenlik ve işbirliği oluşumlarının payı incelenmiştir. Tezin üçüncü ve son bölümünde ise Karadeniz Bölgesinin geleceği ele alınmıştır. Türkiye-Rusya ilişkileri açısından Karadeniz Bölgesinin barındırdığı olası çatışma alanları incelenmiştir. Ardından, Karadeniz Bölgesinin Türkiye-Rusya ilişkilerine sunabileceği işbirliği fırsatları ortaya konmuştur. Son olarak Karadeniz Bölgesinde yaşanmakta olan güncel gelişmelerin iki ülke ilişkilerine olumlu veya olumsuz olası yansımaları araştırılmıştır.
The Military Evolution in The Black Sea Region (Security Challenges 2004-2017)
Yazar: Iuliana OPREA
Danışman: Doç. Dr. Ayşegül Göklap KUTLU
Yer Bilgisi: Kocaeli Üniversitesi / Sosyal Bilimler Enstitüsü / Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı / Uluslararası İlişkiler Bilim Dalı
Konu: Uluslararası İlişkiler
Yüksek Lisans, İngilizce, 2018, 83 s.
Çalışmanın amacı Karadeniz ve onun çevresindeki alanların gelecekteki işbirliği yapılacak ülkelerle olan ilişkisini analiz yapmak ve araştırmaktır. Bu çalışma NATO ordusunun Romanya ve Türkiye, Rusya’nın Kırım üzerindeki etkisi ve Boğaziçi ile Çanakkale ortasındaki ilişkileri kendi içinde bulunduracaktır. Çalışmanın içerinde NATO’nun Karadeniz üzerindeki güvenlik stratejileri, Türkiye ve diğer komşu ülkeler ile ortak olan alanlar üzerindeki pozitif ve negatif stratejik yöntemleri de bulundurmaktadır. Karadeniz uzun süredir çok jeostratejik, politik çıkarlar ve tartışmalar için kullanılmiştır. Bu tartışmaların merkezinde yer almanın temel nedeni, Karadeniz’in Doğu Avrupa, Türkiye, Rusya ve bazı Kafkas ülkelerinin güney denizlerine bağlayan bir bölge olmasıdır. Bunun dışında Karadeniz bölgesinin ekonomik açıdan önemli olan ve gelir düzeyinin yüksek olduğu ve doğal gaz, petrol, hidrojen sülfit maddelerine sahip olmasıdır. Yukarıdaki ekonomik önemi dışında Karadeniz ve onun etrafındaki bölgeler hem askeri hem de deniz yolu ordusu açısından da stratejik olarak çok önemlidir.
İlyas Bahşış ve Edem Nalbandov’un Derlediği “Kırım Tatar Xalq Yırları” (Yazıçevirimi- İnceleme- Dizin)
Yazar: Sema KEÇECİ
Danışman: Doç. Dr. Tülay ÇULHA; Prof. Dr. Zühal ÖLMEZ; Prof. Dr. Mahmut Esat HARMANCI
Yer Bilgisi: Kocaeli Üniversitesi / Sosyal Bilimler Enstitüsü / Türk Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı / Türk Dili ve Edebiyatı Bilim Dalı
Konu: Türk Dili ve Edebiyatı
Yüksek Lisans, Türkçe, 2018, 283 s.
Çalışmaya konu olan Kırım Tatar Xalq Yırları Ukrayna Bestekarlar Birliği’nin azaları İlyas Bahşış ve Edem Nalbandov tarafından derlenmiştir. Bu çalışmayla Kırım Tatarcası için önemli bir eser olan bu kitabın (246-432 sayfaları arasında yer alan yırların) Türkiye Türkçesine aktarımı yapılmış, çalışma gramer ve dizin çalışması ile tamamlanmıştır. Kırım yarımadasının tarihi ve coğrafî önemi üzerinde kısaca bilgi verildikten sonra Kırım Tatarcası ve diyalektleri hakkında bilgi verilmiştir. Kırım Tatar Halk Edebiyatı ve Halk Yırlarının edebiyat içindeki yeri değerlendirilmiştir. Ağırlıklı olarak aşk, doğa, hayvan sevgisi, yiğitlik ve kahramanlık konuları işlenen yırlar, Kırım Tatarcasının Ortayolak diyalektine aittir. Eserin yazarları tarafından yazılmış olan ön söz kısmının da yazı çevrimi yapılarak okuyucuların hizmetine sunulmuştur. Yırlarla ilgili yapılan değerlendirmenin bire bir Türkçeye aktarımı yapılmamış özet olarak vermekle yetinilmiştir.
67 A 90 Numaralı (On Dokuzuncu Cilt), 1083-1087 (1672-1676) Tarihli Kadıasker Defteri’ne Göre Kırım’da Sosyal ve Ekonomik Hayat
Yazar: Erim VATANSEVER
Danışman: PROF. DR. NURİ KAVAK
Yer Bilgisi: Eskişehir Osmangazi Üniversitesi / Sosyal Bilimler Enstitüsü / Tarih Anabilim Dalı / Yeniçağ Tarihi Bilim Dalı
Konu: Tarih
Yüksek Lisans, Türkçe, 2018, 212 s.
Osmanlı Devleti’nde olduğu gibi Kırım Hanlığı’nda da kadılar tarafından kayıt altına alınan Şer’iyye sicilleri, yerel ve sosyal tarih çalışmalarında önemli başvuru kaynaklarındandır. Çok zengin veriler içeren bu kayıtlar; ait olduğu bölgede yaşayan halkın sosyal, ekonomik ve günlük yaşamına dair çok ayrıntılı bilgiler sunmaktadır. Osmanlı Devleti’nin, Karadeniz politikasının temelini oluşturan Kırım’ın sosyo-ekonomik tarihinin aydınlatılması, Kırım Tatar halkları ile bağ kurulması açısından büyük önem arz etmektedir. Çalışmamız buradan yola çıkarak, 67 A 90 numaralı Kırım kadıasker defterinin on dokuzuncu cildini Latin harflerine aktararak, bölgenin sosyal, ekonomik, idari ve kültürel yapısını ortaya çıkarmayı amaçlamıştır. Defterde yer alan kaza, köy, mahalle isimleri tespit edilmiş, bölgenin idari ve etnik yapısına dair çıkarımlar yapılmıştır. Miladi 1672-1676 yılları arasında, Kırım Hanlığı’nın Dib Tarhan kazasına ait kayıtlar, çalışmanın temelini oluşturmaktadır. Bu bağlamda, Dib Tarhan’da yaşayan halkın temel geçim kaynakları olan tarım ve hayvancılık üzerine değerlendirmeler yapılmıştır. Sicillere kaydedilen terekeler üzerinden halkın maddi kültür öğeleri tespit edilmiştir. Çalışmanın amaçlarından birisi de Kırım Hanlığı tarihinde ekonomik ve sosyal açıdan önemli bir yere sahip olan kölelik kurumuna dair mahkemeye yansıyan örnekler üzerinden değerlendirmeler yapmaktır.
Kırım Tatarcasının biçimbilimsel çözümlemesi ve Kırım Tatarcası-Türkçe biçimbilimsel makina çevirisi sistemi
Yazar: Tuğba ŞANLI
Danışman: Doç. Dr. Atakan KURT
Yer Bilgisi: İstanbul Üniversitesi / Fen Bilimleri Enstitüsü / Bilgisayar Mühendisliği Anabilim Dalı / Bilgisayar Mühendisliği Bilim Dalı
Konu: Bilgisayar Mühendisliği Bilimleri-Bilgisayar ve Kontrol
Yüksek Lisans, Türkçe, 2018, 57 s.
Bu tezde, Türki dillerden olan Kırım Tatarcası’nın biçimbilimsel (morfolojik) analizi ve Kırım Tatarcası-Türkçe arasında biçimbilimsel bir makine çeviri sistemi gerçekleştirilmiştir. İlk olarak Kırım Tatarcasının morfolojik analizi, Koskenniemi’nin geliştirmiş olduğu İki Düzeyli Morfoloji yaklaşımı kullanılarak, 22 adet iki düzeyli yazım (ortografik) kuralı ve isim ve fiiller için birer adet sonlu durum makinası biçiminde modellenmiştir. Daha sonra, Kırım Tatarcasından Türkçeye biçimbilimsel makina çevirisi geliştirilerek Kırım Tatarcası metinleri test edilmiştir. Geliştirilen model bir morfolojik çözümleyici ve makina çeviri sistemi olan Nüve’yle gerçeklenmiştir. Biçimbilimsel makina çeviri testleri, ortografik kurallar ve morfolojik çözümleme örneklerle gösterilmiş ve bazı özel durumlar ve karşılaşılan problemler de bu çalışmada açıklanmıştır.
Ukrayna Krizi Sonrasında Değişen Avrupa Birliği Rusya İlişkileri
Yazar: Cihan KALIN
Danışman: Prof. Dr. Kıvanç ULUSOY
Yer Bilgisi: İstanbul Üniversitesi / Sosyal Bilimler Enstitüsü / Avrupa Birliği Anabilim Dalı
Konu: Uluslararası İlişkiler
Yüksek Lisans, Türkçe, 2018, 129 s.
Ukrayna krizi, Avrupa Birliği ve Rusya arasındaki ilişkileri etkileyen son dönemdeki en önemli olaylardan biridir. Ukrayna krizine hazırlıksız yakalanan Avrupa Birliği, Ukrayna özelinde Rusya’ya yönelik dış politikasını yeniden şekillendirmek zorunda kalmıştır. AB’nin Doğu Ortaklığı Programı ve Komşuluk Politikası hem Rusya’yı hem de Ukrayna’yı yakından ilgilendirmiştir. AB, Ukrayna’ya üyelik perspektifi vermemiş ve yeteri kadar ekonomik yardımda bulunmamıştır. Böylece Ukrayna bağımsızlık tarihinden itibaren Rusya’nın etkisi altında kalmıştır. Ukrayna Krizi özelinde incelenen bu çalışmada Kırım’ın ilhakına ve Doğu Ukrayna’da devam eden bir iç savaşa yol açan bu krizde Rusya’nın olduğu kadar AB’nin de etkisi olduğu anlaşılmıştır. Ukrayna’nın izlediği denge politikası, sonunda AB lehine bozulmasına rağmen bu durum devam eden bir iç savaşa yol açmıştır. Bu tezin amacı AB’nin ve Rusya’nın etki alanında bulunan Ukrayna’nın önemini ortaya çıkarmak ve Ukrayna krizinin iki güç arasındaki ilişkileri nasıl etkilediğini incelemektir.
1990’dan Günümüze Türkiye-Ukrayna İlişkileri
Yazar: MARYANA KUZMA
Danışman: DOÇ. DR. CANER SANCAKTAR
Yer Bilgisi: Kocaeli Üniversitesi / Sosyal Bilimler Enstitüsü / Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı / Siyasi Tarih Bilim Dalı
Konu: Siyasal Bilimler
Yüksek Lisans, Türkçe, 2018, 134 s.
Geçtiğimiz 25 yıllık süreçte her iki ülke arasındaki işbirliği sağlam anlaşmalar ve uluslararası birlikteliklerle kurulmasına rağmen, Ukrayna-Türkiye ilişkileri konusunda henüz detaylı araştırmalar yapılmamıştır. Bu nedenle bu konuda bir tez çalışması yapılması uygun görülmüştür. Çalışmanın amacı; Ukrayna ve Türkiye Cumhuriyeti arasındaki ortaklık ilişkilerinin gelişim sürecinin nedenleri, faktörleri ve özelliklerini incelemek olarak belirlenmiştir. Bu amaç doğrultusunda tez çalışmasında önce iki devlet arasındaki ilişkileri etkileyen faktörler ortaya konmuştur: Jeopolitik-güvenlik, siyasi, iktisadi ve sosyal faktörler. Ardından iki ayrı dönem halinde (1990-2002 ve 2002’den günümüze) Türkiye ile Ukrayna arasındaki siyasi, güvenlik ve iktisadi İlişkiler analiz edilip değerlendirilmiştir.
Rusya’nın hibrid savaş anlayışı: Ukrayna örneği
Yazar: Ibragim SHAKHBAZOV
Danışman: Prof. Dr. Erel TELLAL
Yer Bilgisi: Ankara Üniversitesi / Sosyal Bilimler Enstitüsü / Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı
Konu: Uluslararası İlişkiler
Yüksek Lisans, Türkçe, 2018, 116 s.
İnsanlık tarihi boyunca savaş değişen bir olgu olarak süregelmiştir. Çıkar mücadelesinin bir aracı olarak nitelendirilen savaşlarda kullanılan ya da uygulanan strateji, taktik ve silahlar sürekli değişmiş ve gelişmiştir. Bu çalışmada yeni nesil çatışma biçimi olarak hibrid savaş anlayışı ve kavramı ele alınmıştır. Bu bağlamda savaş olgusunun tarihsel süreç içerisinde gelişim aşamaları mercek altına alınarak günümüzde giderek yaygın hale gelen “hibrid” formatına evriminin kısa arka planı sunulmaya çalışılmıştır. Bu anlamda konvansiyonel savaşlara kıyasla hibrid savaşların devletler için avantajları ve dezavantajları ortaya konularak hibrid savaş konseptinin özellikleri geniş bir şekilde tanımlanmıştır. Buradan hareketle hibrid savaş konseptinin başat parametrelerinden biri olan ve mevcut çalışmanın ana konusunu oluşturan propaganda alanına yer verilerek Rusya Federasyonu tarafından kitle iletişim araçlarına yapılan yatırım ve verilen önem çerçevesinde bu ülkenin hibrid savaş yetkinliği incelenmiştir. Ukrayna krizi temel alınarak Rusya ve bazı Batılı ülkeler tarafından burada karşılıklı yoğun bir şekilde uygulanan hibrid savaş stratejisinin kitle iletişim araçları boyutu irdelenmiş ve Rusya’nın bu krizde bugüne kadarki askeri ve siyasi kazanımlara erişiminde bunun rolünün tespit edilmesi amaçlanmıştır.
Kırım ve Karabağ’ın İşgalinin Karşılaştırılması: İşgal ve Sonrası
Yazar: Vusal MANSUROV
Danışman: Dr. Öğr. Üyesi Demet Şefika MANGIR
Yer Bilgisi: Selçuk Üniversitesi / Sosyal Bilimler Enstitüsü / Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı / Uluslararası İlişkiler Bilim Dalı
Konu:Uluslararası İlişkiler = International Relations
Yüksek Lisans, Türkçe, 2018, 184 s.
Kırım ve Dağlık Karabağ’ın işgali sorunu günümüz uluslararası siyasi arenasının üzerinde en fazla tartışma yapılan birer konularındandır. Akademik çalışmalar çerçevesinde her iki bölgenin işgali sorunu ayrı ayrı ele alınmakla birlikte sözkonusu iki sorunun karşılaştırılmasına yönelik ciddi bir çalışma yapılmamıştır. Bu nedenle çalışmada Kırım ve Dağlık Karabağ sorunları önce ayrı ayrı ele alınmış, ardından ise her iki sorunun karşılaştırmalı analizi yapılmıştır. Bu bağlamda çalışmada sorunların tarihi nedenleri, işgal öncesi bu bölgelere yönelik Rus politikaları, işgallerin gerçekleştiği konjentür ve işgal sonrası işgallere yönelik verilen uluslararası tepkinin karşılaştırılması yapılmıştır. Ayrıca Kırım ve Dağlık Karabağ’ın işgali teorik açıdan değerlendirilmiş, uluslararası hukukun sözkonusu sorunlara yaklaşımı üzerinde inceleme yapılmıştır. Çalışmada Kırım ve Dağlık Karabağ’a yönelik işgal ve işgalden sonraki süreç karşılaştırılarak sorunlar arasında benzerlik ve farklılıklar ortaya çıkarılmıştır. Bu bağlamda işgallerin gerçekleştiği konjektür ve işgallere verilen uluslararası tepkinin farklı olmasına rağmen iki işgal süreci arasında bazı benzerlikler de görülmüştür. Ermenilerin Karabağ işgali “Büyük Ermenistan” hülyası ve Türk düşmanlığı bilinci ile tarihi bir misyon çerçevesinde etnik çatışmalar ortamında gerçekleştirilirken, Kırım’da Rus ilhakının ise yarımadanın tarihi Rus politiklarının merkezinde bulunması ve bölgenin jeopolitik önemi nedeniyle gerçekleştiği görülmektedir. İster Kırım, isterse de Karabağ’ın işgali sürecinde Rusların sözkonusu bölgelere yönelik uzun zaman boyunca gerçekleştirdiği iskan politikası da çok etkili olmuştur. Ayrıca uluslararası düzeyde Azerbaycan ve Ukrayna’nın birer toprak parçası olarak tanınan her iki bölgenin işgalden kurtarılmasına yönelik uluslararası yaptırımlar farklı nedenler sebebiyle uygulanmamıştır. Öte yandan Dağlık Karabağ’ı Azerbaycan’ın ve Kırım’ı ise Ukrayna’nın toprak parçası olarak tanıyan uluslararası hukuk “Devletlerin Toprak Bütünlüğü” ilkesini “Self-Determinasyon” ilkesinin üstünde tutmakta ve silahlı saldırıya maruz kalarak toprak bütünlüğü bozulan bu ülkelere Meşru Müdafaa hakkını kullanmak için yetki vermektedir.
Çatışma Çözümü Teorisi Bağlamında Bağımsız Devletler Topluluğunda Kriz Bölgeleri: Kırım ve Transdinyester Sorunları 
Yazar: İslam HALİTOĞLU
Danışman: Doç. Dr. Sibel AKGÜN
Yer Bilgisi: Sakarya Üniversitesi / Sosyal Bilimler Enstitüsü / Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı
Konu: Uluslararası İlişkiler
Doktora, Türkçe, 2018, 327 s.
Bu tezde, Bağımsız Devlet Topluluğu (BDT) bölgesinde meydana gelen Kırım Sorunu ve Transdinyester Sorunu Çatışma Çözümü Teorisi bağlamında incelenmiştir. Bu çerçevede 2013 yılında Kırım’da meydana gelen çatışma süreci ele alınmıştır. 1990’dan itibaren SSCB’nin dağılmasıyla bağımsızlık faaliyetlerine girişen bir diğer bölge Transdinyester olmuştur. Her iki bölgede de çatışma süreci yaşanmıştır ve bölgedeki sıcak çatışmalar sona ermiş ve barış müzakere süreci başlamıştır. Kırım sorunu üzerinden Ukrayna ve Transdinyester sorunu üzerinden Moldova hedef haline gelmiştir. Rusya, Avrasyacılık adı altında yayılmacı politika izlediği söylenebilir. Bu iki bölgede Rusya’nın doğrudan veya dolaylı etkisi bulunmaktadır. Bu bölgelere etnik Ruslar üzerinden müdahale etme ve orada kalma stratejileri hedeflenmiştir. Geçmişte Hem Kırım hem de Transdinyester bölgelerinde sürgünler ve zorunlu iskanlar adı altında demografik yapıları değiştirilmiştir. İki bölgelde de “de facto” söz konusu olmuştur. Meydana gelen bu iki örnek olay da birbiriyle paralellik taşımaktadır. Bu süreci analiz edebilmek için Çatışma Çözümü Teorisinin Temel Kavramları ve Unsurları çerçevesinde Hibrit Savaş ve Çatışma Çözümü Teorisi’nin İşleyiş Süreci ve Akışı örnek olaylara uygulanmıştır. Kırım çatışması sürecinde Hibrit Savaş enstrümanları kullanılmıştır. Çatışma çözümü teorisi kapsamında çözüm odaklı herhangi bir gelişme olmamıştır. Rusya, Kırım’ın kendi parçası olduğunu ve bunun tartışmaya açılacak bir tarafı olmadığını savunmaktadır. Transdinyester çatışma sürecinde çözüme yönelik girişimler ve görüşmeler devam etmektedir. Müzakere sürecinde her iki taraf da kazan-kazan stilinde devam ettiği taktirde çözüm ortamının yakın bir zamanda olabileceği söylenebilir.
Karay Türklerinin Dini Yapıları “Kenesa”lar
Yazar: Ieva VASILIAUSKAITE
Danışman: Doç. Dr. Şükrü SÖNMEZER
Yer Bilgisi: Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi / Sosyal Bilimler Enstitüsü / Türk-İslam Sanatı Anabilim Dalı
Konu: Mimarlık; Sanat Tarihi
Yüksek Lisans, Türkçe, 2018, 169 s.
Ortodoks Yahudiliği reddeden topluluğun önüne gelen Anan ben David ve yandaşları, 8.yüzyılda Kudüs’te kendileri için ilk ibadethaneyi inşa etmiştir. Böylece bir Musevi mezhebi olarak kabul edilen Karayizm’ın mensupları, ilerleyen yıllarda dünyaya inançlarını yayılmaya başlamıştır ve Kırım, Türk – Hazar kökenli Karaylarının merkezi olmuştur. Karay Türklerinin Dini Yapıları “Kenesa”lar isimli bu yüksek lisans çalışmasında, ortak köken, dil, kültür ve tarih birliği olan Karay toplulukları ve onların ibadet yerleri ele alınmıştır. Litvanya, Türkiye, Ukrayna ve Kırım’da yaşayan Karayların Kenesa dedikleri ibadet yerleri, çeşitli sebeplerden dolayı farklılık göstermektedir. Toplumun yaşam biçimi ve dini özelliklerini yansıtan Kenesalar, mimari ve süsleme açısından incelenmiştir. Öncellikle Litvanya’daki 4 adet Kenesa ile Türkiye’de Osmanlı döneminin başkenti İstanbul’daki tek kalan yapı ele alınmıştır. Ortak özelliklerin ortaya konulması amacıyla, Ukrayna, Kırım ve Anan ben David’in inşa ettiği kenesalar da çalışmaya katmıştır. Kenesaların genel tanıtımı ve tarihçesi, yapıların mimari ve süsleme özellikleri ele alınmıştır. Çalışma kapsamındaki kenesalar, tarihçesi, plan şeması, ibadet mekânının iç düzeni, malzeme ve bezemeleri yanı sıra süsleme unsurlarındaki sembolik anlamlar; inşa edildiği dönemin, toplumsal koşulların ve çevrenin etkileri de dikkate alınmıştır. Kenesaların farklı mimari üslup, süsleme programları, kullanılan malzeme ve yapım tekniklerine sahip olmakla birlikte yapıların iç düzenlemesi ve liturjik ögelerin ortak bir ifade dilini oluşturduğu görülmüştür. Çoğunlukla kaide üzerinde yükselen ve üstte korniş ile sınırlandırılmış kenesaların dış cephelerinde yer alan uzun dikey pencereler ve arasında yerleştirilmiş düşey etkili plastrların kullanımı görülmüştür. Yapılarda, ahşap işçiliği, kalem işi, boyama bezeme, taş ve mermer, geometrik ve bitkisel motiflerin ve özgün sembollerin kullanımı, yoğun bir şekilde karşımıza çıkmıştır.
Jeopolitik Çerçevede Ukrayna-Rusya Gerilimi
Yazar: Mert DİNLER
Danışman: Doç. Dr. Selda ÇAĞLAR
Yer Bilgisi: Trakya Üniversitesi / Sosyal Bilimler Enstitüsü / Kamu Yönetimi Anabilim Dalı
Konu: Kamu Yönetimi; Siyasal Bilimler; Uluslararası İlişkiler
Yüksek Lisans, Türkçe, 2018, 231 s.
Yaradılışı gereği insanoğlu, tarihin her döneminde kendi çıkarları uğruna rakipleri ile sürekli olarak bir mücadele ve rekabet içerisinde olmuştur. Devletlerin de insanlar tarafından kurulan bir mekanizma olduğu dikkate alındığında, devletlerin sergilediği tutum ve davranışların; insan tutum ve davranışlarıyla paralellik göstermesi de son derece doğaldır. Devletler arası ilişkiler söz konusu olduğunda, aslında insanlık tarihi kadar bir geçmişe sahip olan “Jeopolitik” kavramı, oldukça önemli bir unsur ve aynı zamanda da günümüzün vazgeçilmez bir bilimsel disiplini olarak karşımıza çıkmaktadır. Genel itibariyle devletlerin, yeryüzünde bulundukları coğrafi konuma göre üretmiş oldukları politik sistem şeklinde tanımlanan Jeopolitik, günümüz uluslararası ilişkiler düzleminde ve dış politikada büyük bir öneme sahiptir. Devletlerin varlıklarını sürdürebilmeleri ve mevcut şartlar mümkün kıldığı ölçüde genişleyebilmeleri için bu denli önemli; dahası, olmazsa olmaz olan Jeopolitik kavramı, bu çalışmanın anahtar kavramı olacaktır. Dolayısıyla çalışmanın ilk bölümünde, kısaca söz konusu kavramın etimolojisi incelenecek, çeşitli bilim adamlarının yapmış olduğu tanımlamalara yer verilecek, ardından klasik jeopolitik teoriler ve çağdaş jeopolitik tez ve görüşler ele alınacaktır. Çalışmanın ikinci bölümünde, Panislavizm Akımı ve bu ideolojinin Rus milliyetçiliğine yapmış olduğu etki incelenecek, Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından yaşanan değişim ve Rusya’nın hayati çıkar alanı olan Avrasya konusunda üretmiş olduğu Yakın Çevre Doktrini ele alınarak Rus Jeopolitiğinde Avrasyacılığın yeri ve önemi üzerinde durulacak, ardından yakın dönem siyasetçilerin Rus dış politikası üzerindeki etkileri incelenecektir. Üçüncü bölümde, Ukrayna siyasi tarihi ele alınacak, ülkenin jeopolitik konumu ve dış politika çerçevesi incelenecek, Karadeniz’in ve Kırım yarımadasının stratejik önemi üzerinde durulacak, Karadeniz’de yaşanan Rusya-Batı jeopolitik rekabeti ele alınacak ve jeopolitik düzlemde Rusya ve AB için Ukrayna’nın önemi incelenecektir. Son bölümde ise jeopolitik kuramlar çerçevesinde Ukrayna siyasi krizinin bir analizi yapılmaya çalışılacak, Rusya-ABD arasındaki stratejik dengenin yeniden kurulmasında Ukrayna krizinin rolü üzerinde durulacak; bu bağlamda ABD, Rusya ve AB politikaları ele alınacak, söz konusu krizin Rusya, AB ve ABD açısından kısa vadeli sonuçlarından söz edilecek, ardından Kırım’ın Rusya’ya ilhakının uluslararası hukuk açısından etkileri ele alınacak ve son olarak da Doğu Ukrayna’nın Rusya’ya dahil olma isteğinden bahsedilecektir.
Soğuk Savaş Sonrası Ukrayna: Bağımsızlıktan Uluslararası Rekabete
Yazar: Elif GİRGİN
Danışman: Prof. Dr. Mehmet Bülent ULUDAĞ
Yer Bilgisi: İzmir Katip Çelebi Üniversitesi / Sosyal Bilimler Enstitüsü / Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı
Konu: Uluslararası İlişkiler
Yüksek Lisans, Türkçe, 2018, 155 s.
Enerjinin giderek önem kazanması ile Ukrayna’nın jeopolitik konumu siyasetinin belirlemesinde etkili olmuştur. Değişen dünya siyasetinin enerjiye bağımlılığının artmasıyla Ukrayna’ya olan ilgiyi arttırmıştır. Ukrayna’nın tarih sahnesine çıktığı ilk andan itibaren jeopolitik konumu sadece RF için değil, diğer ülkeler içinde önemli bir yere sahip olmuştur. Enerji konusunda RF’ye bağlı olan Avrupa ülkeleri ve RF’nin bu bölgedeki yükselişini engellemek isteyen ABD bölgede AB ve NATO ile varlıklarını pekiştirmek istemiştir. SSCB’nin yıkılmasıyla AB ve ABD, bölgede boşluğu doldurmaya çalışmıştır. RF kendi içerisindeki sorunlarla uğraştığı için bölgede var olamamıştır. 2000’li yıllarda RF’nin bölgede etkinliğini tekrardan kazanmak istemesi, Ukrayna ile ilişkilerin seyrini değiştirmiştir. Ukrayna jeopolitiği üzerinde büyük güçlerin mücadelesi görülmüştür. Ukrayna büyük güçlerin mücadelesinin arasında kalmıştır. Büyük güçlerin var olması Ukrayna’nın ekonomik ve siyasi istikrarsızlığıyla birleşince küresel bir krizin yaşanmasına neden olmuştur. RF’nin Ukrayna’nın bağımsızlığından bu yana egemenliğini tanımayışı ve RF’den uzaklaşmasına tepki vermiştir. RF’nin bu krizin ortasında yer almasına neden olmuştur. Kriz iki devlet arasında kalmayıp küresel bir sorun olmuş ve büyük devletlerde dâhil olmuştur. Bu süreçte yer alan bütün aktörlerin her biri etkilenmiştir. Fakat en büyük zararı Ukrayna ve halkı görmüştür. Sürecin zor ve sancılı olmasına rağmen Ukrayna halkının RF’den bağımsız olduğunu, kendi varlığını sürdüreceğini ve en önemlisi de Ukraynalılık bilincinin oluştuğunu göstermiştir. Ukrayna bu krizden toprak parçası olan Kırım’ı kaybetmesi hem siyasi hem de psikolojik olarak etkilemiştir.
Ukrayna Krizi Sonrasında Değişen Avrupa Birliği Rusya İlişkileri
Yazar: Cihan KALIN
Danışman: Prof. Dr. Kıvanç ULUSOY
Yer Bilgisi: İstanbul Üniversitesi / Sosyal Bilimler Enstitüsü / Avrupa Birliği Anabilim Dalı
Konu: Uluslararası İlişkiler
Yüksek Lisans, Türkçe, 2018, 129 s.
Ukrayna krizi, Avrupa Birliği ve Rusya arasındaki ilişkileri etkileyen son dönemdeki en önemli olaylardan biridir. Ukrayna krizine hazırlıksız yakalanan Avrupa Birliği, Ukrayna özelinde Rusya’ya yönelik dış politikasını yeniden şekillendirmek zorunda kalmıştır. AB’nin Doğu Ortaklığı Programı ve Komşuluk Politikası hem Rusya’yı hem de Ukrayna’yı yakından ilgilendirmiştir. AB, Ukrayna’ya üyelik perspektifi vermemiş ve yeteri kadar ekonomik yardımda bulunmamıştır. Böylece Ukrayna bağımsızlık tarihinden itibaren Rusya’nın etkisi altında kalmıştır. Ukrayna Krizi özelinde incelenen bu çalışmada Kırım’ın ilhakına ve Doğu Ukrayna’da devam eden bir iç savaşa yol açan bu krizde Rusya’nın olduğu kadar AB’nin de etkisi olduğu anlaşılmıştır. Ukrayna’nın izlediği denge politikası, sonunda AB lehine bozulmasına rağmen bu durum devam eden bir iç savaşa yol açmıştır. Bu tezin amacı AB’nin ve Rusya’nın etki alanında bulunan Ukrayna’nın önemini ortaya çıkarmak ve Ukrayna krizinin iki güç arasındaki ilişkileri nasıl etkilediğini incelemektir.
Emel 264/265. Temmuz – Aralık 2018. Sayfa

TAVSİYELER

EMEL KIRIM VAKFI İFTARINDA SÜRGÜN ŞEHİTLERİ İÇİN DUA EDİLDİ

Vakfımız tarafından 17 Mayıs 2019 tarihinde İstanbul’da Defter İbrahim Paşa Camiinde, 18 Mayıs 1944 Kırım …