Çan Qaqmaq

Nail AYTAR.

30 Haziran 1991 tarihinde toplanan Kırım Tatar Milli Kurultayı Kırım’da Kırım Tatarlarının Latin harflerine geçmesi kara­rını kabul etti. Kullanılan Kiril alfabesinin Kırım Tatar dilinin yapısına uygun olmadığı ve dilimizi bozduğu ifade edilerek, dilimizi geliştirmek için bu kararın alındığı belirtilmişti. Bu kararın uygulanmasına kademe kademe geçilmesi prensip kararına rağmen aradan geçen 19 yılda çok mesafe kaydedemedik. Günlük kullanımda bugün de ağırlıklı olarak Kiril alfabesi ve Rus dilinin hâkimiyetini devam ettirdiğini görüyoruz. İşin maddi boyutunun Latin esaslı baskı yapabilecek matbaaların kurulması­nın ve halkımızın yeni alfabeye aşina olup okuyup yazabilmesinin zaman alacağını tahmin ediyor ve bekliyor olmamıza rağmen süreç her geçen gün Kırım Tatarlarının aleyhine işlemeye devam ediyor. Alınan kararı Milli Mektepler ve her türlü kurumsal yapımızda kullanamadıktan sonra Latin harflerinin yerleşmesinin çok kolay olmadığını anladık. Bu du­rumda fiilen Rus kültürünü kabullenme ve dolayısı ile kendi milletine yabancılaşma tehlikesi artarak devam ediyor. Dil probleminin en önemli kısmı alfabe meselesidir. 2. Kurultay tarafından tavsiye ve teklif edilen alfabe Kırım Tatar dil uzmanlarına hazırlatılmış, Kurultay azaları tarafından kabul edilerek kısmen kullanılmaya başlanmıştı. Latin harflerine geçişin bilimsel açıdan düzgün olabilmesi için 2. Kurultayın 1. toplantısında alınan karara uygun olarak 17-20 Haziran 1992 tarihlerinde Akmescit’te “Kırım Tatar Dili: Latin Alfabesine Geçiş Problemleri” konulu milletlerarası ilmi-uygulamalı konferans yapıldı.* Konferans tarafından oluşturulan komisyon Kırım Tatar Alfabesini hazırladı. KTMM bu çalışmanın sonucu olan,bugün kullanılan alfabeyi tasdik etti. KTMM yeni alfabenin kullanılması şartlarının oluşturulması için çalışmaya başladı. Bu çalışmadan çıkan bir diğer sonuç ise Kırım Tatar yazısının Latin grafiğine geçilmesini sağlamak üzere kanuni ve kaidevi kararları çıkarmak ricası ile Ukrayna Devlet Başkanı ve Ukrayna Bakanlar Kabinesine müracaat edilmesi kararlaştırıldı. Ortam ve şartlar Kiril harflerinden Latin harflerine geçmeyi zorlaştırsa da yeni Kırım Tatar alfabesi Kırım Tatarları için bir zorunluluk olarak görülmüştü. Ana dilin en sağlıklı biçimdeAnavatanda gelişeceği düşüncesi herkes tarafından kabul görse de, diasporadaki yayınlarda görülen farklılıklar kargaşayı da beraberinde getirmektedir. Özellikle Romanya diasporasında kullanılan “w” harfi ve üst noktalama işaretleri kabul edilmiş Kırım Tatar alfabesi olarak lanse edilmektedir. Kurultayımızın kabul ettiği alfabede “w” harfi olma­dığı gibi var olan “q” harfi ise yok sayılmaktadır. Gene bazıları tarafından kullanılan “x” harfi Kırım Tatar alfabesinde yoktur. Bu harflere ihtiyaç varsa, Kurultaya teklif edilir dilci uzmanlar inceler ve kabul edilirse kul­lanılır. Yoksa herkes kendi başına buyruk alfabe üretmemelidir. Kırım Tatarlarının birlik ve beraberliği, Kurultay’ın otoritesi bunu gerektirir. Dil problemi Anavatan kadar, Kırım Tatar diasporasının da çok boyutlu ve biraz da tarihsel süreçten kaynaklanan çözümlenmesi zor problemle­rinden birisidir. Sürgünler ve göçler Kırım Tatarlarının birbirlerine olan gönül bağını yok edemese de, dilleri arasına mesafeler koymuştur. Dünya üzerinde yaşayan hiçbir dil yüz yıl önceki durumuyla bu günün ihtiyaçlarını karşılayamaz. Dil, yaşayan ve her gün yeni ihtiyaçlara göre geliştirilmesi gereken canlı bir varlıktır. Dolayısı ile bu süreç içerisinde yeni ihtiyaçları karşılayacak sözcüklerin üretilmesi gerekir. Farklı yerlerde yaşayan, iletişimi zayıf, ortak noktalardan hızla uzaklaşan insanlar nasıl ortak bir terminoloji geliştirebilirler? Kendini öz kimliğiyle ifade etme sorunu aslında ana dili problemidir ve anadilde eğitim alamayan insanların farklı dillerde aldıkları eğitimler anadillerini kaybetmelerine veya çok dar bir alana hapsetmelerine yol açmaktadır. Hele ki Kırım Tatarları gibi çok farklı coğrafyalarda yaşayan ve kendi yönetim mekanizmaları olmayan milletlerin bu işi çözmeleri kat kat zorlaşmaktadır. Dil problemini çözme yollarından bir tanesi yaşadığı ülkenin dilinden veya farklı ikinci bir dilden sözcük aktarımı yapmak durumudur. Bu yöntem az miktarda yapıldığında sorunları kısmen çözer ama daimi olmamalıdır. Aksi halde bu durum dilin homojenliğini bozar ve vatandaşlarımızın bir birleriyle anlaşmalarını zorlaştırır. Kırım’da genellikle Rusça kökenli sözcüklerden alınan bu ihtiyaçlar mesela Türkiye’de yaşayan Kırım Tatarlarına tuhaf gelmekte, anlamakta zorlanmaktadırlar. Bir de işin Bulgaristan, Romanya, Özbekistan, Polonya boyutları düşünülürse, birçok dilden sözcükler alınmakta, başka bir yerde yaşayan Kırım Tatarı o söz­cüklerden hiçbir şey anlamamaktadır. Sözcük üretim işi Türkiye’de kurumsallaşmış TDK (Türk Dil Ku­rumu) gibi bir kurum tarafından yapılmaktadır. Bu üretilen sözcüklerin bazıları halk tarafından benimsenmekte, bazıları ise kabul edilmediği için kullanılmayıp ölüp gitmektedir. Kurumsallaşamayan Kırım Tatarlarının bugün için böyle bir kurumlarının olmaması bu alternatifi ortadan kaldırmaktadır. Bir diğer yol ise halkın içinden ihtiyaçlara cevap verecek sözcükler üretilmesidir. Bu uzun ve yaygınlaşması için zamanla kullanımı oturan bir süreçtir. Yol ve yöntem ne olursa olsun bu sözcüklerin kabullenilip kullanılması için yazar, şair, gazeteci, radyo program yapımcıları, televizyon programcılarının bu sözcükleri kabullenip kullanması gerekir. Bu durumda halkımızın takip ettiği radyo, televizyon ve gazetelerin ol­ması gerekir. Basın yayın işi de başlı başına bir sorundur. Bir şiir, öykü kitabının 500 tirajla basıldığı ve bu adetteki kitabın bile 2-3 senede satılıp bitirilemediği bir ortamda bu etki de en aza inmektedir. Kırım’a geri dönüşün başladığı ilk yıllarda duyduğumuz bir cümle çok dikkatimi çekmişti. Telefon açmak yerine “Çan kakmak” ifadesi kullanı­lıyordu. Yüzyıl önce telefon kullanımı yaygınlaşmadığı hatta telefonun olmadığı ortamlarda yaşayan Kırım Tatarları zamanla bu işi ifade edecek sözcüklere ihtiyaç duymuştu ve halk Rusça’dan birebir tercümeyle “çan kakmak” tabiriyle meramını anlatmıştı. Ama Türkiye’de ve diasporada yaşayan Kırım Tatarlarının istisnasız tamamı bu tabirin ne anlama geldiğini anlayamamıştı. Yaşanan tarihsel süreçte etkileşimin azalmasına sebep olmaktadır. Kırım’da yaşayanlar için yakın tarih 18 Mayıs 1944 sürgünü kendi anne babası veya dedesinin yaşadığı bir vakıa iken, diaspora bunu ancak okuyarak, dinleyerek anlamaya çalışmaktadır. Yazılı, görsel tüm araçlarla etkileşimi arttırdığımız zaman diaspora 18 Ma­yıs sürgününü, Musa Mamut’u, Port Artur’u gerçek manasıyla kavraya­bilir ve anlayabilir. Bunun içinde ortak bir lisana ve paylaşım ortamlarına çok ihtiyacımız var. Yok olmaya başlayan dillerin içinde bulunan dilimizin yaralarının sa­rılması, hızla tedavi edilmesi gerekiyor. Bu tedavi işine ilk başta Milli Mekteplerin arttırılması, altyapılarının geliştirilmesi ile başlamak zorun­dayız. Şu an var olan 15 Milli Mektepte okuma çağındaki çocuklarımızın sadece % 10’u eğitim alabilmektedir. Milli Mektep sayısı çok kaba bir hesapla 150 civarına çıkarılmalı ki, gençlerimizin okul ihtiyaçları gideril­sin. İkinci olarak bu okulların var olan okullardan hem teknik altyapı hem de eğitim kalitesi açısından çok daha iyi olması gerekir ki, cazibe mer­kezleri olsun ve tercih edilsinler. Bu mektep sayısını bu rakamlara çıkar­sak bile örneğin yabancı dil eğitimini, bilgisayar öğretimini, meslek eği­timini çok iyi organize etmemiz gerekir. Bu organizasyonlar büyük büt­çeli proje ve kaynaklarla hayata geçirilebilir. Milli mekteplerde okutulacak dil ve dolayısı ile öğretim materyalleri ayrı bir sorundur. Kitap, dergi ve gazetelerimizin ana dilde yayını sağla­mak, ardından okunmalarını arttırmak ifade ve anlaşılabilirliği de arttıra­caktır. Dilimiz kökeninde çok zengin ve ifade gücü yüksek bir dil iken, yapılması gereken hazinemizde bulunan sözcüklerin edebi dilin zengin­leştirilmesinde kullanmak olmalıdır. Bu iş belirli bir standart ve norma oturtulmalı, Milli Mekteplerde, yayınlarda bu dil kullanılmalıdır. Kırım Tatar dilinin bazı eski sözcükleri bugün için neredeyse hiç kullanılmıyor. Oysa dilimizi daha da geliştirmek, ifade yeteneğini arttırmak gerekirken biz dilimizi köreltmeye devam ediyoruz. Dilin gelişmesi, ifade yeteneği kullanımla artar ve edebiyatçılarımızın bu konuda çok daha fazla çaba göstermesi gerekir. Gazeteci haber yazarken, şair şiir yazarken kolaya kaçmayıp dilimizin köklerinde olan sözcükleri kullanırsa, bu sözcükler yok olup gitmeyeceği gibi, dilimizin zenginliği de artacaktır. Dilimizin en büyük problemi aslında ana dilin belli metodolojiye göre okullarda öğre­tilememesidir. Bu sebeple ana dil evde nasıl konuşulursa, çocuklara da o derecede aktarılabilmektedir. İnsanlarımız günlük yaşantılarında mera­mını ana dilde anlatsa bile, en kısa yoldan, yaşadığı toplumda geçerli olan dilden sözcük alarak yapmakta, bu da dilimizin zenginliğini ifade eden eşdeğer sözcüklerin yok olmasına sebep olmaktadır. Günlük konuşma dilinin yanı sıra, edebi dil boyutu ise, ayrı bir problem olarak ortada dur­maktadır. Edebi dil o dilin gerçek, yaşayan bir dil olduğunu ispat eder. Edebi dil günlük konuşma dilinden çok daha fazla emek ile ortaya çıkar ve geliştirilebilir. Edebi dilin zenginliği yazar, çizerlerin, entelektüellerin gayretiyle artabilir. 18 Mayıs 1944 sürgününden sonra 1989 yılında vatana dönme yolları açılınca milletimiz büyük bir istekle vatana dönmeye başladı. Sürgün yerlerinde milli kimliğini kaybetmemek için diline dört elle sarılan mille­timiz o günün zor şartlarında bile dilini korumaya muvaffak olmuştu. Lenin Bayrağı gazetesi ve Yıldız dergisi Kırım Tatar aydınlarının yazar ve çizerlerinin ortaya çıkmasının, ürün vermesinin ortamları olmuşlardı. O günün şartlarında bile Kırım Tatarca yayın yapabilen milletimizin bugün Kırım’da birçok yayını ana dil yerine, Rusça yapılmaktadır. Aynı şekilde sürgün sonrası vatana dönenlerin vatanda doğan çocuklarının büyük bir kısmı Kırım Tatarca ya hiç bilmiyor ya da konuşma isteği duymuyor. Milli duygu olarak hiç eksiği olmayan çok milliyetçi gençlerimizin bile meramını Rusça anlatması işin tehlike boyutlarını gösteriyor aslında. Kırım’da son yıllarda yeni gelişmeye başlayan ve başta Qırım Gaze­tesi, Bizim Qırım Teşkilatı gibi kurumlarca da desteklenen “Kırım-Kırımca” akımı sık sık önümüze çıkmaya başladı. Bu arkadaşlar milletimi­zin adı olarak Kırım Tatar-Qırımtatar yerine “Kırım”, dilimiz Kırım Ta­tarca-Qırımtatarca yerine de “Kırımca” ifadelerini kullanmayı tercih edi­yorlar. Bu sözcükleri kullanırken de “Men Qırımım, Qırımca laf etem” şeklinde kullanıyorlar. Kırım Tatar dili ve literatürünün gelişmesi için çalışılması gerekirken milletimizin ismi üzerinde oyalanmak bize ancak zaman kaybettirir. Kırım Tatarcanın ana kolları Yalıboyu ve Çöl lehçele­rinin zenginliklerini içerisine alan edebi dilimiz Orta yolak veya Bahçesaray ağzı kabul edilmiş edebi lisandır. Edebi dilimiz bu ana kolların zen­ginliklerini göz ardı etmeden geliştirilmeli ve kullanmalıdır. Dil, millet olmanın, geçmişi sahiplenmenin birinci yoludur. Biz dilimizde ne Bekir Sıtkı Çobanzade, ne Çelebi Cihan’ın çöl lehçesinden, ne de Yalıboyu’nun zenginliklerinden vazgeçemeyiz. İhtiyaç halinde İngilizce, Rusça gibi dillerden bile takviye alırken kendi lehçelerimizi yok saymamak gerekir. Edebi dilimizde kendi lehçelerimizden bulamadığımız sözcükler için ise ikinci kaynak olarak Türkî dilleri kullanmak gerekir. Başka bir sıkıntı ise milletimizin adının nasıl yazılacağına karar verememektir.” Qırım Tatar – Kırım Tatar – Kırımtatar – Kırımlı – Qırımlı – Qırımtatar – Qırımlı Tatar – Qırım” çok sık kullanılan ifadelerdir. Daha milletinin adında karar veremeyen bir milletin diğer problemlerini çöze­bilmesi ne kadar kolaydır? Aynı şekilde “Ankaralı Tatarlar – Eskişehir Tatarı – Dobruca Tatarı” ayrı bir garabettir. Bir millet anca bu kadar kendine, diline zarar verebilir. “Qırımda yaşamaq – qırımca laf etmek” ifadesinde qırımca laf etmek nasıl oluyor? Coğrafi tanımlamalar bir dilin veya milletin ismi olamaz. Nasıl ki Türkiye’ce, Anadolu’ca laf edile­mezse Qırımca da laf edilemez.      Kırım Tatar milleti geçmişinden gelen kültürü, Kırım Hanlığı’nın mirası yerine anlamsız sözcükler kullanılma­malı, tercih edilmemelidir. Kırım Hanlığı ve öncesinde orduları, askerleri olmuş bir milletin bugün “saldat” sözcüğünü kullanması manidardır. Tamamen içimizden atamasak da, şartlar böyle gerektirdi dense de ben “fevral”, “sentiyabr”, “noyabır” aylarına alışamadım. “Oçerk” okumakta bana “kıyın”. “Vokzal” başlı başına sürgünü hatırlattığı için itici bir söz­cük. Dil meselesi çözüm bekliyor, ama kimse de çözmek için çok çaba sarf ediyor görünmüyor. Yılların verdiği alışkanlıklar ve şartlar insanlarımızın bazı şeyleri değiştirmesini zorlaştırsa da mutlaka yapılmalıdır. Örneğin isimlerimizdeki Rusça ekler mutlaka atılmalıdır. Gaspirin(ski), Ke­mal(ova), Seytmurat(ova), Veliullay(ev), Cemil(ev), Akim(ov), Os­man(ov), Umer(ov), Zaat(ov) gibi ekler Rus kültür emperyalizminin bir simgesi olarak isimlerimizdeki yerini koruyor. İsimlerimizde kullanılan Chailak-Çaylak, Shevket-Şevket, Shakir-Şakir, Shamilyov-Şamil gibi Ç ve Ş harfleri yerine Sh-Ch kullanılmamalıdır. Aynı şekilde sıkça kullanı­lan “y” harfi yerine “i” kullanmamak gerekir. Kırım Tatarlarının en iyi yazarlarından birisine Cınğız Dağcı, milli marşımızın sözlerini yazan Noman Çelebicihan’a ise Numan Çelebi Cihan diyoruz. İsimlerimizin dışında aynı sıkıntıları yerleşim yeri isimlerinde de görmekteyiz. Akmesjit -Simferopol – Aqmesdjit – Akmescit – Akmescid, Bagchasaray – Bağçasaray -Bahçisarayskiy – Bahçesaray – Bakçisaray, Çonğar – Çongar – Şongar, Ak-Şeih yerlerin isimleri o kadar farklı farklı yazılmaktadır ki, yabancı birisinin bu isimlerin aynı yerler olduğunu an­laması bile zordur. “Tarixi Dökümental Ciyintik” “Haytarma-Kaytarma-Qaytarma-Xaytarma” sözcüklerinde ise Kırım Tatar alfabesinde** olma­yan “x” harfi kullanılmaktadır. Bu tip yazım hataları kişisel tercihler ola­rak ön plana çıkmamalı,kabul görmüş Kırım Tatar alfabesi kullanılmalı­dır. “Tepreç-Tepreş” yazılım tercihi de çok sık rastlanılan bir durumdur. Kırım Tatar edebi dilini yerleştirip zenginleşmesini istiyorsak tercihleri­mizi de Çöl lehçesi veya Yalıboyu lehçesi diye ayırmadan edebi dil tara­fından yapmalıyız. Dilimizin zenginliği için neler yapılabilir sorusunun cevabı Yalıboyu, Tat, Nogay, Kıpçak ne derseniz harman yapılıp edebi dilimizin oluştu­rulması ve zenginleştirilmesi yoluna gidilmelidir. Ana dilin kullanımının özendirilmesi, yaygınlaştırılması için de yarışmaların, ödüllerin konması her türlü görsel medyanın aktif olarak kullanılması gerekmektedir. İşin özü Kırım Tatarları kendi milletini, değerlerini, dilini, dinini, kültürünü sevmeli, geliştirilmesi için maddi-manevi elinden geleni hatta daha fazla­sını yapmalıdır. Kırım Tatar dilini kullanan insanlarımız ana dilini kulla­nırken zevk almalı, bundan mutlu olmalıdır.
Yañı Latin ve Eski Kiril Alfabeleri
1
A a
a
A a
17
M m
me
М м
2
B b
be
Б б
18
N n
Ne
Н н
3
C c
ce
ДЖ дж
19
Ñ ñ
Ng
НЪ нъ
4
Ç ç
çe
Ч ч
20
O o
O
О о
5
D d
de
Д д
21
Ö ö
Ö
6
E e
e
Э э
22
P p
Pe
П п
7
F f
fe
Ф ф
23
R r
Re
Р р
8
G g
ge
Г г
24
S s
Se
С с
9
Ğ ğ
ga
ГЬ гь
25
Ş ş
Şe
Ш ш
10
H h
he
Х х
26
T t
Te
Т т
11
I ı
ı
Ы ы
27
U u
U
У у
12
İ i
i
И и
28
Ü ü
Ü
13
J j
je
Ж ж
29
V v
Ve
В в
14
K k
ke
К к
30
Y y
Ye
Й й
15
Q q
ka
КЪ къ
31
Z z
Ze
З з
16
L l
le
Л л
 
* Emel Dergisi sayı:197 Temmuz-Ağustos 1993
** Latin Esaslı Kırım Tatar alfabesi

TAVSİYELER

CENGİZ DAĞCI, İSTANBUL KÜLTÜR ÜNİVERSİTESİNDE ANILDI

Cengiz Dağcı, doğumunun 100. yılı vesilesiyle İstanbul Kültür Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü tarafından …