DOBRUCA’DAKİ MİLLÎ FAALİYETİN ÖNDERLERİ İÇİN AÇILAN DAVALAR – 1.Bölüm

EMEL 90 Yaşında; Emelcileri Unutmuyoruz

 

Müstecib H. Fazıl (Ülküsal)’dan sonra

DOBRUCA’DAKİ MİLLÎ FAALİYETİN ÖNDERLERİ İÇİN AÇILAN DAVALAR*

1.Bölüm

 

Saim Osman KARAHAN

Giriş:

Müstecib H. Fazıl 1930 yılının başından 1940 yılının sonuna kadar, on bir yıl boyunca Dobruca Türklerinin toplum hayatında başrolde bulunmuş, Emel Mecmuası ve Dobruca Hars Teşkilâtlarının idaresinde halkının kültürel ve siyasal bilinçlenmesinde en büyük ve en güç emekleri vermişti.

Fakat bu devrin sonlarına doğru dünyada insanlık tarihinin en büyük facialarından biri koptu.  Hitler Almanya’sıyla Stalin Sovyetlerinin aralarında birbirine saldırmama anlaşması yapmalarından sonra 1 Eylül 1939 tarihinde, Hitler Polonya’ya savaş açtı ve İkinci Dünya Savaşı başlamış oldu. Sovyetler Polonya’nın üçte bir bölümüyle Litvanya, Letonya ve Estonya’ya el koydu, 30 Kasım 1939’da da Finlandiya’ya girdi. 1940 yılının başlarında Alman orduları Norveç’i, Danimarka’yı, Hollanda’yı, Belçika’yı ve Fransa’yı işgal etti. Romanya Hitler’in ve Mussolini’nin baskısıyla Kuzey Bukovina ile Basarabya’yı Sovyetlere, Transilvanya’yı Macarlara, Güney Dobruca’yı Bulgarlara vermek zorunda kaldı.

Romanya’da huzursuzluk başladı. General Antonescu idareyi eline aldı ve kral İkinci Karol’u kovdu, Hitler’le anlaşma yollarını aradı. Bunun fırsat bilen Almanya bir milyon askerini Romanya’ya yerleştirerek Sovyetlere karşı Romanya’ya kalkan olmayı üstlendi.

Hayat pahalılaşıyor, işler duruyordu. Matbaa kâğıdı temin etmek, savaş tehdidi altındaki ülkede abone bulmak, abone paralarını toplamak imkânsız hale geliyordu. Emel’in çıkarılması zorlaşıyordu. Bulgaristan’a bırakılacak olan Pazarcık şehrindeki evini Müstecib Bey yarı fiyatına elden çıkarır, dergiyi bir süre daha ayakta tutar. Ekim 1940’ta Alman sansürü Emel’i kapattırır. Dobruca Hars Teşkilâtlarının çalışmaları büsbütün durur. Üyelerinin çoğu askerdedir. Dünya ülkeleri birbiriyle boğazlaşmaya hazırlanırken millî meselelerle uğraşmak, Kırım Millî Davasını yürütmek, önderler için, ister Gamalı Haç, ister Kızılyıldız, en son hangisi ayakta kalacaksa, totaliter bir rejimin idaresi altında, bir şey yapamadan, sadece çaresizce çırpınmak ve göz göre göre tutuklanıp idam edilmek demekti.

1917 ihtilâlinden sonra Çarlık Rusya’sının Türk illerindeki birçok milliyetçi liderlerin kaderleri henüz hafızalardan silinmemişti. Kırım’da Çelebi Cihan, ardından Veli İbrahim, sonra da İlyas Tarhan kurşuna dizilmişlerdi. Türkistan Geçici Hükümeti başkanı Mustafa Çokayoğlu, Tataristan Geçici Hükümetinin başkanı Ayaz İshaki, Başkurdistan Cumhurbaşkanı Zeki Velidi Togan, Azerbaycan Devlet Başkanı Mehmet Emin Resulzade, Buhara Halk Cumhuriyetinin başkanı Osman Hoca, Kırım Cumhuriyeti Dışişleri bakanı Cafer Seydahmet mücadelelerini Batı Avrupa Ülkelerinde veya Türkiye’de sürdürmek zorunda kalmışlardı. 

Müstecib bey kardeşi Necip H. Fazıl ile, ardından Cafer Seydahmet beyle ve Teşkilât’taki ideal arkadaşlarıyla durumu ve endişelerini görüşür. Türkiye’ye göç etmek niyetini açıklar. Onların tasvibini alır, kendisinin yokluğunda nasıl hareket edecekleri hususunu beraberce kararlaştırırlar.

Müstecib bey ailesini alarak, Dünya Savaşının ateşine atılmamaya özen gösteren ve bütün dünya Türklerine kucağı açık bir sığınak olan Türkiye’de, mücadelelerini sürdürmek üzere yola çıkar. Hatıralarında anlatır:

“18 Kasım 1940’ta Köstence’yi ebediyen terkettim. Bu ayrılış benim için çok güç ve acı oldu. Üç kardeşimi, yakın akrabalarımı, samimî ve fedakâr ideal arkadaşlarımı, yıllarca uyanması, millî şuur ve ideal edinmesi için çalıştığım halkımı, belki bir daha görememek endişesi ve ümitsizliği içinde, geride bırakıyordum. Bu ayrılışımın arkadaşlarıma ve halkıma kötü tesir yapacağını, ümitsizlik vereceğini ve hattâ hayal kırıklığına uğratacağını biliyordum. Bu yüzden içimde derin bir huzursuzluk vardı, üzgündüm. Ama kalmaktan fayda değil, zarar doğacağını da tahmin ediyordum. Boş yere harcanacağımı da tasavvur ediyordum. Bu düşüncelerle, fırtına geçinceye kadar kuytu bir yerde oturmak, günü gelince ortaya çıkıp yeniden çalışmak gerektiğine karar veriyordum. İlerideki olaylar bu düşünce-lerimin isabetli olduğunu doğrulayacaktı. 19 Kasım 1940’ta İstanbul’a geldim ve 27 Ocak 1941’de Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı oldum.” [1]

 

*

22 Haziran 1941’de Almanya’nın Sovyetler üzerine saldırması Dobruca Tatar Türkleri tarafından özel bir ilgi ile karşılanır. Almanya’nın Avrupa ülkeleri üzerindeki askeri başarıları Sovyet cephesinde de devam edeceğini düşündürür. Böylece Kırım’ın bağımsızlığı için bir fırsat doğacağı umulur. Eski Hars Teşkilâtlarının birçok üyesi Kırım cephesine gönüllü gitmek için yazılır, fakat Alman Kumandanlığı bu gibi istekleri kâle almaz.

1943 yılında Sovyetler Alman güçlerini geri püskürtmeye başlayınca birçok Kırımlı soydaş Romanya’ya sığınır, birçokları ise Almanya’ya çalışma kamplarına sürüklenir. Kırımtatar halkının büyük dramı o tarihlerde başlar, bir yıl sonra da 18 Mayıs sürgünü ile devam eder. Dobruca Tatarları sığınmacı Kırımlı kardeşlerine yardıma kitle halinde katılır. Her evde, her ailede bir veya birkaç kişi konuk edilir. Yardım işleri Eski Emelciler ve Hars Teşkilâtı üyeleri tarafından oluşturulan komiteler tarafından idare edilir. İşte, birer insani davranış olan bu yardım çalışmalarıdır ki savaş bitip komünist rejim Romanya’ya yerleşince, bütün “Tatar davalarının” iddianamelerinde birer suçlama maddesi halinde yerini alır.

 

*

Komünist rejimin Romanya’da yerleşmesinden sonraki öncelikli icraatlarından biri kendisine düşman olarak gördüğü mal mülk sahibi kimselerin, milliyetçi kişi ve teşkilâtların, aydınların, din adamlarının üstüne gidip ortalıktan kaldırmak olur. “Büyük Tatar grubu”, “İkinci Tatar Grubu”, “Altın davaları”, “Eskiden milliyetçi faaliyetlerde bulunmuş olanların davaları”, “Rejim ve Sovyetler düşmanlığı davaları”, “Kırımcılar – Kırım mültecilerine yardım edenlerin davaları” yüzlerce asil ruhlu, milletini seven insanın hayatlarını karartmıştı.  

Rahmetli Müstecib Bey 1964 yılında benim de serbest göçmen olarak Türkiye’mize yerleşmemden sonra, görüşmelerimizden birinde anlatmıştı, Romanya’da kendisi için de bir mahkeme kurulmuş, gıyabında (Rom. “în contumacie”) ölüme mahkûm edilmiş.

Bu davalarda insanlarımızın başına gelenler gizli ve kendileriyle sınırlı kalmadı elbet. Hüküm giyenlerin aileleri, akrabaları, komşuları ve dostları günlük hayatlarında, maneviyatlarında insanlık dışı muamelelerden ve kararlardan derece derece etkilendiler. Bir topluluk içinde bulunmalarına rağmen, sanki yer altında bir dünyada, tahditler dolu başka bir hayat yaşadılar.

1989 yılının Aralık ayında Romanya’da ihtilâl oldu da, Romen milletine de, Tatar Türklerine ve diğer millî azınlıklara da hayatı cehennem eden komünist rejim tarihe karıştı. Ardından Sovyetler Birliğinin dağılması meydana geldi. Romanya’nın ensesinden Sovyetlerin baskısı ve diktası düştü. Eski rejimin birçok icraatı çıplak gerçekleriyle, belgeleriyle ortaya döküldü. Araştırmalar yapıldı ve yayınlandı, mahkûmlar ve aileleri haklarını aradılar, eski belgeleri ortaya çıkarttırdılar, kendi başlarından geçenleri kitap halinde duyurdular.

Bu belgelerin bazılarını, yaşanılan bu dramların kişilerini anmak, rahmete kavuşmuş olanların ruhunu şad ettirmek için, bir yazı dizisi halinde okuyucularımıza tanıtmak istiyoruz.

Necip Hacı Fazıl, İrsmambet Yusuf, Müstecib Samedin, Ali Osman Bekmambet, Mehmet Vani Yurtsever, Memduh Memet, Saliha Memet, Sultan H. Fazıl, Eyüp Menali, Ferhat Faik, Tahsin İbrahim, Eyüp Musa, Mustafa Ahmet, Şuayip Veli Abdullah ve daha niceleri, insaniyetli ve milletlerinin aşkı ile dolu nice yüce ruhlu insanlardı… 

* Saim Osman Karahan’ın bu önemli yazısı Bahçesaray Dergisi’nin 49.,52.,53. ve 54. sayılarında 4 bölüm halinde neşredilmişti. Bu vesileyle kendisi de samimi ve faal bir Emelci olan, bir dönem Emel’in yazıişleri müdürlüğünü yapan Saim Osman Karahan’ı ve bütün Emelcileri rahmetle anıyoruz (EMEL)

[1] Müstecib Ülküsal – Hatıralar, (Kırım Derneği Yayınları, Ankara, 1999). Sayfa 278-279.

 

 

Emel Dergisi 270, Ocak-Şubat-Mart 2020. Sayfa .  

TAVSİYELER

Edaye Yartubaşeva’yı kaybettik

Emel Kırım Vakfı Yönetim Kurulu üyemiz, Emel Dergimizin editörü Bülent Tanatar arkadaşımızın sevgili eşi Lila …