Hamdi Giraybay’ın Son Şiiri Münasebetiyle

Yaş Quvvet gazetasının 1927 Yanvar1 13 tarihli 3. (272.) nomerasında Hamdi Giraybay arkadaşımızın “Tatar Qızmın Qara Bahtı veya Anayımnıñ Közyaşları” nam şiirleri bazı matbaa noksanlıklarından sarfınazar, bizim edebiyatımızın yıldızsız ufkunda, hakikaten, göze çarpan bir yıldız gibi parıldayıp çıktı. Son yakıtlarda Kırım matbuatında çıkmış olan bir sıra kafiyeli satırların içinde şiir ve sanayi-i nefise ile alıp verecek parçaların pek az olduğunu teslim etmeyecek şiir ve edebiyat erbabı bulunmayacağına eminiz. Çünkü satırların sonları kafiyeli bağlamakla şiir olması iktiza etmediği artık herkesçe teslim olunmuş bir hakikattir. Diğer taraftan, kafiyesiz, olsa bile, kendisinde şiiriyet bulunursa, şiir daima kendisini gösterip durduğu da bellidir. Nitekim, günlerden bir gün bir âlimin küçük çocuğunu bal-kurt2 ısırmış, çocuk ağlayarak babasına gelip; “babacığım, parmağıma altın sarılı, türkü yırlayan bir ufak kurtçık gelip kondu, sonra parmağım ağırmaya başladı” demesiyle âlim “Vallahi oğlum şiir söyledi” demiştir ki, çok doğrudur.
 
Evet, şiiri şiir yapan kafiyesinden ziyade manâ ve ifadesidir. Binaenaleyh, bir adamın şiir söyleyebilmesi içün her şeyden evvel tabiatında şairlik, şiiriyet olmak lâzımdır. Kafiye, vezin vesaire ise şiirin dış ziyneti olduğundan, bu cihet yalnız tamamlayıcı bir unsur makamında kalır ve çalışma sayesinde kolaylıkla elde edilir bir şeydir. İşte, bu nokta-i nazardan Hamdi Giraybay’ın şu sonki şiiri gözden geçirildikte, gerçekten de şiir namı taşımaya layık olduğu meydana çıkıyor. Şiirin heyet-i mecmuası Rusların “ballada”sını andırıyor. Bunu okurken, bilâ-ihtiyar Jukovskiy’nin “Raz v Kreşçenskiy veçerok devuşki gadali, za vorota başmaçok, snyav s nogi, brosali” nam eserini hatırlıyoruz. Jukovskiy “Kreşçenie”^ bayramında Rus âdetlerini canlandırdığı gibi, Hamdi Giraybay da bu şiirinde Tatar aile hayatını ve turmuşunu4 tasvir ediyor. Fakat bu tasvir öyle bir maharetle yapılıyor ki, burada Rusların ibaresiyle söylesek, hiç bir türlü “prinujdenie’”5 olmadıktan başka, şiiri okurken, şair ile beraber siz de aynı halleri yaşıyorsunuz. İşte, bu gösterişteki kolaylık ve okunuştaki yengillik6, şairin mahareti derecesini, onun tehnikadaki bu kuvvetini gösteriyor ve ondan ileri geliyor. Yoksa şiiri öyle kolay okunduğu gibi dizmek oldukça güç ve çoklarının iktidarı haricinde bir iştir. Şiire bu hassayı veren bir taraftan mevzuun real ve hayatî olması, diğer taraftan Rusların “kartinnost”1 dedikleri “diri tasvircilik” mahareti ve, nihayet, lisan ve kafiyenin oynak ve canlılığı sayesindedir. Hakikaten biraz dikkatle okuyacak olsak, şiirin ta birinci mısrasından başlayıp sonkine kadar her keseğin ayrı ayrı levhalar canlandırdığını görmemek mümkün mü? Sonra tasvir kuvveti. Evet, Hamdi arkadaşımız şiirini meselâ, “Bir fuqare Tatar köylüsüniñ evinde idi” deyip başlasaydı, yine birinci beyitin manâsını anlatacaktı, fakat bakınız ne diyor:
 
Aqşam boldı, qaranlıq… oturamız Çıraq canmay, ağaç yoq üyümizde,
 
Selamiymen oynaşa, quturamız,
 
Qarnımız aç talçıqtıq özümiz de.
 
İşte, iki üç ibare ile o fukareliği canlandırmak mahareti, mahir bir ressamın iki üç fırça sızısı ile kâğıt üzerindeki bir resmi diri gibi göstermek kuvveti. Bu elbette tabiatın bahşişi, pazardan para ile bulunmaz bir nimettir! Evet, Giraybay bu beyitinden başlayıp şu şiirnin ta sonuna kadar göz ilişmez bir çabuklukla levhaları değiştirecek Tatar turmuşunun eskizini boyalayıp veriyor…
 
Karşımızda Tatar evinin içi, Tatar kadınının takdirine boyun eğerek baba sözünden çıkmamazlığı, zengin erin kılınması, onın ölümünden son üvey balaların zıncırdan kurtulmuş ayı gibi, baba malını savurması, sonundan gelen üvey anadan doğma öksüzlerin talihi, ananın uçsuz, bucaksız şefkati, “kadim” âdeti ve ilh. büyük bir ustalıkle canlandırılmış. Şiirin kıymetini arttıran cihetlerden biri de bütün bu acınıklı gözyaşlarıyla ıslanmış levhalar içinde çımrıklı ruhiyeti (duh bodrostifî duyulmasıdır ki, bunu Hamdi arkadaş balaların haşarılığını, matlığını tasvirde yaşatıyor:
 
Men aytaman: “Selamiy, tur ayaqqa,
 
Bir sekirip dolapqa cetersin mi? yahut
 
Cetekleşip mezardan biz qaytqanda,
 
“Babay bizmen kelmedi” – dep aytqanda…
 
ve ilh. Eseri yükselten maddelerden bir de âlem-i ahval ruhça doğru tahlil, yani “psihologiçeskaya vernost”dir^ ki ananın nakilinden sonra görünen düş:
 
Gece kördim tüşümde babayımnı
 
Gür calınlı temir-kök bir at mingen…
 
bahsi çok münasip ve yerinde tasvir edilmiştir.Çünki ananın se-rencamını dinledikten sonra:
 
Selamiymen buzladıq, qatıp qaldıq
 
Saymeken bunlar-dep, oyğa daldıq.
 
mısralarında söylendiği üzere bala ruhiyetinde bu gibi kuvvetli ve tesirli masalların derin iz bırakıp gece uykuda “podsoznatelnoe”^, yani anlav alâmetlerinin aşağı tabakalarında daha bir hayli zâman icra-yı tesir ederek, düş şekline girmesi- “Aqşamki söz qalbime yaman singen” mısraındaki hakikatin neticesidir. Nihayet, şunu da kayd etmeden geçemeyiz ki, Hamdi arkadaş Tatar lehçesine son derecede bol ve hür surette sahip bulunuyor. O, mahir kemançe çalan bir muzıkaşinas kemâneni söylendirdiği ve yahut usta ve bütün incelikleri elde etmiş tecrübeli bir ressam tüsle* 11, dil ve can verdiği gibi, Tatar ibare ve sözlerini büyük bir kâmillik ile canlandırıyor. İbarelere hâkim bulunuyor.
 
Hulâsa, Hamdi Kırım Tatar lehçesi denizinde mahir, çevik ve dülber yaldayan12 bir genç istidattır! İsbat mı? İstersiniz mi? Buyurunuz:
 
Ah, bebeyim, babanız ölmegeydi,
 
Dört öksüzni emanet mağa taşlap.
 
Şu caş başım bu künni kormegeydi,
 
Qaysı derdim aytayım, nasıl başlap?
 
Bir fidanday qız edim on yedide…
 
Babanıznı qartbaban “bay”-dedi de,
 
Bir aftadan em nişan, em toy etti,
 
m.
 
Caş devranım quşdayın uçıp ketti…
 
Şu beyitlerdeki söz dizilmiş beyit mi, yoksa âdeta ev arası analarımızın her gün ettiği lakırdılar mı? Ayırmak mümkün mü? İşte ibare ve üslûptaki bu tabiîlik, yukarıda söylediğimiz üzere, böyle görünişteki kolaylık, ancak Hamdi arkadaşın bu şiiri, Çobanzade’nin “Yaz Aqşamı Üy Al-dında” şiiriyle yan yana yaşayacak ölmez bir sanayi-i nefise eserimizdir. Muvaffakiyet, muvaffakiyet!
 
 

 
* Dr.Ahmet Özenbaşlı’nın bu makalesi ilk defa Kırım’ın başşehri Akmescit’de neşredilen Yaş Quvvet gazetesinin 22 Ocak 1927 tarihli nüshasında o zamanki Latin harfleriyle ve “İndemez” mahlasıyla yayınlanmıştır. Aynı makale, Meryem Özenbaşlı ve İsmail Kerim tarafından onun seçme eserlerinin yer aldığı Qınm Faciası adlı kitabının 211-213. sayfalarında bu sefer Kırım Tatarcada kullanılan Kiril harfleriyle basılmıştır. Metnin dili teknik olarak “Kırım Tatarca” olmaktan ziyade, o dönemdeki pek çok yazı gibi (bazı Kırım Tatar özelliklerini içermekle birlikte) esasen gramer ve tarz olarak İstanbul Türkçesinde kaleme alındığından, makalenin burada yaptığımız transkripsiyonunda Kırım Tatar Millî Kurultayında kabul edilen Kırım Tatar Latin alfabesini değil, Türkiye’de geçerli olan Latin alfabesini kullandık. Ancak metinde atıfta bulunulan veya iktibas edilen Kırım Tatarca bazı edebî parçaları modern Kırım Tatar Latin alfabesiyle verdik (Emel).
 
1 Yanvar: Ocak (Emel).
2 Balkurt: Balansı (Emel).
3 Kreşçenie: Rusların Ocak ayında kutladıkları bir yortuları (Emel).
4 Turmuş: Hayat tarzı (Emel).
5 Prinujdenie: Zorlama, icbar (Emel).
6 Yengillik: Hafiflik, kolaylık (Emel).
7  Kartinnost: Resmi yapılacak kadar güzellik (Emel).
8 Duh bodrosci: Ruh canlılığı (Emel).
9 Psihologiçeskaya vemost: Psikolojik açıdan doğruluk (Emel).
10 Podsoznacelşoe: Bilinçaltı (Emel).
11 Tüsle: Renkle (Emel).
12 Yaldayan: Yüzen (Emel).

TAVSİYELER

CENGİZ DAĞCI, İSTANBUL KÜLTÜR ÜNİVERSİTESİNDE ANILDI

Cengiz Dağcı, doğumunun 100. yılı vesilesiyle İstanbul Kültür Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü tarafından …