Kırım Hanlarının Trakya’daki Mezar Taşları

“Kırım Hanlarının İmar Faaliyeti ve Mezar Taşları” başlıklı yüksek lisans tezimde,1 Kırım Hanlık hanedanı olan Geray sülâlesi mensuplarının Kırım dışındaki sürgün ve ikâmet yerlerindeki imar faaliyetleri, kabir yerleri ve mezar taşlarını araştırdım. Sanat tarihi ağırlıklı tezimde hânedândan kalan eserler ve mezar taşları sanat açısından incelendi. Bazıları Kırım’da, bazıları ise Kırım dışında, bugüne gelebilen, ulaşabildiğim tarihî eserleri yan yana koyup, karşılaştırmalı bir araştırma yaptım. Özellikle Rus kaynaklarından, Türkiye’de şimdiye kadar bilinmeyen malûmatı aktardım. Aynı zamanda Kırım’daki bazı eserler ilk defa ve geniş bir biçimde ayrıntılarıyla tanıtıldı. Bir taraftan titiz bir kaynak araştırması yürütüldü ve kaynaklarda geçen Kırım hânedânının mezar veya ölüm yerleri ile ilgili bilgi çıkarıldı. Öbür taraftan Rumeli’nde (Türkiye Trakyası ve Bulgaristan) ve Kırım’da geniş bir saha incelemesi yapıldı.
 
Kırım’ın, en erken İslâm dönemine ait olan eserlerinde (meselâ, I. Mengli Geray Han Türbesi) Anadolu’daki Selçuklu ve beylikler dönemindeki sanat akımının benzerini görmekteyiz. Kırım’da bir süre daha devam eden bu üslûp, daha sonraki dönemlerde terkedilmiştir. Kırım’da, Trakya’da ve Rodos’da bulunan Geray hânedânına ait eserlerde Osmanlı üslûbundan farksız bir üslûp benimsenmektedir. Bu derin Osmanlı etkisinin, sadece mimarî üslûpta değil, mezar taşlarındaki süslemelerde ve o dönemde kullanılan dilde de görmekteyiz. Meselâ, gayet karakteristik bir şekilde resmî yazışmalar hâkim Kıpçak şivesinden Osmanlıcaya kaymıştır.
 
Trakya bugün halâ Kırım hanlarından kalan zengin bir mirası içinde barındırmaktadır. Size şimdi kısaca Trakya’da kalan, başta mezar taşları olmak üzere, Kırım Geray hânedânına ait olan tarihî eserlerden bahsedeceğim.
 
Osmanlı döneminde Trakya ve genel olarak Rumeli bölgesi, hem göçmenleri yerleştirmek, hem de insanları yakın bir sürgün yerine göndermek için kullanılan en başta gelen bölgelerdendir. Yüzyıllar boyunca Trakya’ya yerleşen Kırım Tatarları ve daha çok XVII. yüzyıldan itibaren oraya ikamete mecbur edilen Kırım hânedânı mutlaka birbirleriyle yakın ilişkide bulundular. Kırım hanedanının bugün de bildiğimiz gibi Trakya’nın hemen her bölgesinde büyük çiftlikleri vardı. Kırım’dan siyasî sebeplerden dolayı ayrılan Geraylar, genellikle bütün ailesiyle birlikte bu çiftliklerde otururdu. Bu çiftliklerin gelirleriyle geçinen aile mensuplarının yanı sıra, Vırbitsa’da olduğu gibi bunların bazen geniş bölgelerin vergilerini toplama hakları da vardı. Bazı tarihî belgelere göre kadı görevi bile yaparlardı. Çiftlikleri ve toprakları ailede tutabilmek, hânedândan birinin vefatından sonra mülkünü ve maaşını Osmanlı Devleti’ne geri vermemek amacıyla vakıflar kurulmuştur. Bu vakıfların en önemlisi şüphesiz bugün de devam eden, ama Geray ailesiyle bağlantısı kopmuş olan bir vakıftır. Söz konusu olan şimdi Tekirdağ’ın bir ilçesi olan, Osmanlı döneminde Vize’ye bağlı Saray kasabasında 1775 yılında kurulan vakıftır.2
 
Bu vakfa ait bir cami, Ayaş Paşa Camii, mektepler ve bir de hamam vardır. Vakfın geliri ona ait bir çiftlikten ve tarlalardan sağlanırdı. Mütevellîliği ise kurucusu olan Arslan Geray Han tarafından üstlenilmişti. Mütevellîlik, daha sonra nesiller boyu en büyük erkek evlâda geçti.
 
Kırım hanedanının Trakya’daki ikametgâhlarının, Vırbitsa’daki saray gibi gösterişli olmasa bile, mutlaka büyük ve zengin olması gerekir. Bugüne kadar yalnız Çatalca’ya bağlı Subaşı köyündeki saray kalıntısı gelebilmiştir. Ama sarayın asıl konut kısmından hiç bir şey kalmamıştır. Sadece çökmüş bir gözetleme kulesi ve bir hamam kalıntısı vardır. Yanındaki cami haziresindeki mezar taşlarına dayanarak, bu sarayın XIX. yüzyılın ortasında terk edildiğini söyleyebiliriz. Bulgaristan’daki Vırbitsa köyündeki saray ise 1830’lu yıllarda inşa edilip, 1970’li yıllara kadar Geraylar tarafından konak olarak kullanılmıştır.
 
Subaşı köyündeki sarayın, Kırım hanları tarafından mı inşa edildiği, yoksa Osmanlı sultanlarından birisinin av saraylarından olup da, hanlara mı verildiği bilinmemektedir. Gözetleme kulesi ise Balkanlar’da var olan eski bir geleneğe dayanmaktadır. Trakya’da durum böyleyken araştırmalarımı tabiatıyla mezar taşlarına yönelttim. Bu mezar taşları bize Kırım hânedânının nerede ne zaman ikâmet ettiklerini, hattâ sosyal ilişkilerinden ölüm sebeplerine kadar çeşitli bilgiler verebilmektedir. Taşların bazıları tarihî kaynakları doğrulamakta, bazıları da kaynaklarda geçmeyen bilgileri içermektedir. Mezar taşlarında da mutlaka bugüne kadar büyük kayıplar söz konusudur. Bugün halâ mevcut olan mezar taşlarının yeri Saray, Subaşı köyü, Çatalca, Hayrabolu ve Çorlu’dur.
 
Trakya’daki sürgün yerlerinin en önemlisi şüphesiz bugün Tekirdağ’a bağlı olan Saray’dır. Kaynaklara göre, Kırım hanedanının vakfına ait olan Ayaş Paşa camii avlusunda tam beş Han yatmaktadır: II. Devlet Geray Han, II. Feth Geray Han, III. Selim Geray Han, IV. Devlet Geray Han ve Şahbaz Geray Han.
 
Bu hazire yakın tarihte maalesef çok kötü bir muamele gördü. 1970’li yıllarda, hazire yerine park yapılacağı bahanesiyle Geray Hanların değerli mezar taşları yerlerinden sökülüp kasaba mezarlığına atıldı. Yirmi seneden fazla kimileri kırık bir şekilde sağa sola atılmış halde durduktan sonra, geçen yaz gayretlerimiz sonucunda bu mezar taşlarının hiç değilse bir kısmı cami haziresine geri götürüldü. Mezar taşlarının çoğu yanlış birleştirilmiş de olsa yerlerine dikildi. Bütün bu müdahalelerden sonra bugün iki Han’a ait mezar taşları hâlâ kayıptır. Saray kasabası mezarlığında hâlen de çok sayıda taşlar ve kırık başlıklar durmaktadır. İşin belki de en utanç verici tarafı ise taşların bazılarının duvar inşa malzemesi olarak kullanılmış olmasıdır.
 
Diğer önemli bir mezarlık ise Subaşı köyündeki cami haziresidir. II. Kaplan Geray Han ve oğlu Selim Geray Sultanın yattıkları bu hazire, yakın bir tarihte biraz tâdilat gördü. Bu iki şahsın mezar taşları, mermer ve süsleme kalitesi ve ustalığı ile ilgi çekmektedir. Bu muhteşem kabirler büyük ihtimalle İstanbul atölyelerinde yapılıp Subaşı köyüne götürülmüştür. Hanların ve en yakın aile fertlerinin kabirleri genellikle iyi kalitededir, ama bu iki kabir gerçekten muhteşemdir. Bahçesaray’daki Hansaray’ın haziresindeki II. Selim Geray Han ve Kırım Geray Han’a ait olan kaliteli ve güzel işlenmiş taşlar da muhtemelen İstanbul’dan getirilmiş olmalıdır.
 
Subaşı köyündeki hazireye 1997 senesi sonundaki gidişimizde yeni bir mezar taşı daha bulduk. Tesadüfen bulduğumuz bu taşı, gömülü olduğu topraktan çıkarttık. Şimdiye kadar hiç bir yayında bahsi geçmeyen bu taşın, Sahibe Sultan Hânî’ye ait olduğunu tespit ettik. Ölüm tarihi hicrî 1185 (milâdî 1771/1772) idi. Bu hazirede yapılacak bir düzenlemede belki başka taşlar da çıkabilir.
 
Biz, bu sene bu hazirede bir çalışma yapmak niyetindeyiz.3 Bu çalışmada hem bütün taşların envanterini çıkaracağız, hem de taşları yeniden yerleştireceğiz.
 
Çatalca’daki Ferhat Paşa Camii avlusunda yatanlar arasında da Geray hanedanı mensupları vardır. Ayrıca Hanların divan kâtibi olan Kırımı Abdülaziz Efendi de (1206/1791-1792) burada yatmaktadır. Kaynaklara göre aynı avluda yatan II. Sahip Geray Han ile Şahbaz Geray Han’ın oğlu ve Gülbün-i Hânân adlı meşhur tarih eserinin yazarı Halim Geray Sultan’ın mezar taşını maalesef bulamadık. Sadece Halim Geray Sultanın kabrine ait olduğunu sandığımız bir taş parçası bulmuştuk. Bu kırık taş şimdi camiin içinde muhafaza edilmektedir.
 
Güzel, temiz bir hazirenin iyi bir örneği Çorlu’daki Fatih Camii haziresidir. Son Kırım Hanı Baht Geray Han’ın oğlu Kırım Geray Sultanın kabrinin de yer aldığı bu hazire güzel ve bakımlıdır. Hayrabolu’daki Paşa Camii (Çelebi Sultan Mehmet Camii) haziresi de terkedilmiş, kendi halinde durmaktadır. Lahitler, toprağa gömülüdür ve yüksek otlar bürümüştür. Bir kaç sene önce bu hazirenin yerinde bir ilkokul inşa edilmek istendi! Ancak yerli halkın itirazı üzerine bu istekten vazgeçildi. Burada da, Subaşı köyünde olduğu gibi, bazı kabirler hazine arayanlar tarafından yakın tarihlerde kırılıp, tahrip edilmiştir.
 
Mezar taşları önemli bir bilgi kaynağıdır. En başta mezar taşının sahibinin ünvanını (Han, Sultan, Hânı ve saire) ve kesin ölüm tarihini öğrenmekteyiz. Subaşı köyündeki ve Çatalca’daki taşların sahiplerinin çoğunun taundan yani veba’dan öldüklerini bilmekteyiz. Saray ilçesindeki taşların ikisi ise normal mezar taşı değil, şehit taşıdır. Kavşan ve İsmail’de genç yaşta şehit düşen ve naaşları getirilemeyen Mehmet Geray ve Selim Geray’ın hatırasına uzun şiirli şehit taşları dikilmiştir.
 
Bugün Bulgaristan’da kalan Yanbolu, Karinâbâd gibi önemli sürgün yerlerindeki mezarlar ve taşları maalesef günümüze ulaşamamıştır. Sadece Vırbitsa köyündeki aile mezarlığında XX. yüzyıla ait bir kaç taş mevcuttur. Bilindiği gibi Bulgaristan’da Osmanlı mezar taşlarının büyük çoğunluğu kırılmıştır. 3
 
Kırım’daki mezar taşlarını yerinde inceledik. Rodos’dakiler ise kitaplardan aktarıldı. Doç. Dr. Baha Tanman yönetiminde İstanbul Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü tarafından 1997 sonbaharında Rodos’daki Murat Reis külliyesinin haziresinin inceleme sonuçları arasında, hazirede Geraylara ait, bugüne kadar bilinmeyen taşların varlığı bildirilmiştir. Tezim ise bu zamana kadar Rodos’ta bilinen ve yayınlanan türbelerdeki mezar taşlarını içermektedir.
 
Ancak tezimi sunduktan sonra haberdar olabildiğim bir makale vardır.4 Ali Karaca’nın söz konusu makalesinde Trakya ile ilgili olarak, tezimin ilk bölümündeki “kasnak ve arşiv araştırmaları”na benzer bir inceleme yapılmıştır. Bu iyi araştırmadaki bir kaç noktaya değinmek isterim.
 
Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nde benim kullandığım kaynaklardan (başta Cevdet Dahiliye tasnifi) farklı olarak Mühimme Defterleri, Hatt-ı Hümâyun ve Cevdet Maliye tasnifleri incelendiği halde çıkartılan neticeler hemen hemen aynıdır. Kırım Geray hânedânı mensuplarına verilen topraklar ve yapılan ödemeler zaman zaman ayrı defterlere, farklı yerlere kaydedilmiştir. Ali Karaca tarafından çıkartılan Geray ailesinin fertlerinin listesi kendi tespitlerimden farklı değildir. Ama arşiv kayıtlarından çıkartılan isimleri Kırım Hanlarının şeceresine oturtmak hemen hemen imkânsızdır. Bunun çeşitli sebepleri vardır. Birincisi, kayıtlarda aile fertlerinin ilişkileri her zaman verilmemektedir. Böylece bir ferdin kimin oğlu veya kimin kızı olduğu bilinmemektedir. İkincisi, Geraylar yüzyıllar boyunca erkek çocukları için aynı isimleri kullandılar. Devlet, Mehmet, Ahmed, İnayet, Sahib, Âdil, Kaplan, Arslan, vb. Bu erkek fertlerin akrabalık dereceleri ve aile bağlantılarını çıkarmak her zaman mümkün değildir. Son olarak da şunu kaydetmek gerekir ki, kadınlar var olan şecerelerde hiç yer almamaktadırlar. Bu yüzden çoğu zaman onları Geray aile şeceresine oturtmak mümkün değildir. İstisnalar sadece Han eşleri veya Han kızları olabilir.
 
Kendi çalışmama eklemek istediğim, ancak arşiv kayıtlarından çıkan bilgilere dayanarak oluşturulan yeni bir şecereden, bu zorluklardan dolayı vazgeçmiştim. Bana Geray ailesi tarafından, başta Doğan Giray ve Ferruh Giray olmak üzere verilen şecereleri arşiv bilgileriyle karşılaştırmak ve ayrı bir çalışma olarak incelemek isterdim.
 
1783 yılında Çarlık Rusyası tarafından ortadan kaldırılan Kırım Hanlığı’nın hükümdarları Geray Hanların, Türkiye’de bulunan mezarlarına ve mezar taşlarına, onlardan kalan eserlere olan ilgisizlik hayret vericidir. Hele Türkiye’de yüzbinlerce Kırım Tatarının yaşadığını, üniversitelerde pek çok Kırım Tatarının olduğunp, öğrendikçe bu hayretim daha da arttı. Üstelik Sovyetler Birliği döneminde Kırım Tatarlarının sürgün edilmelerinden sonra, Kırım’da Kırım Tatar medeniyetinin ağır derecede tahrip edilmesi de göz önüne alındığında, sanat açısından muhteşem denilebilecek bu eserlerin manevî kıymetinin çok daha iyi bilinmesi gerekirdi.
 
 

 
 
1 Nicole Kançal,”Kırım Hanlarının İmar Faaliyeti ve Mezar Taşları” İstanbul Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 1997 İstanbul. Yüksek lisans tezim Sanat Tarihi Anabilim Dalı tarafından 8 Ocak 1998’de kabul edildi. Tezimin, Trakya ile ilgili buluntuları içeren kısmını kitap olarak yayınlamak üzere çalışmalarımı sürdürüyorum.
2 Mehmet Serez, Tekirdağ ve Çevresi Vakfiyeleri (Tekirdağ, 1993), s. 141. Bu eserde vakfın kaydı şöyle verilmektedir: Esas 1/2 sahife 3020 vakfiye tarihi H. 1169 M. 1755 vakfiye s.212 d.629. Naciye Giray’ın mahkeme kayıtlarında mevcut olan vakfiye ise Vakıflar Genel Müdürlüğü, Arşiv ve Yayın Dairesi Başkanlığı’ndan çıkarılmıştır. Kayıt numarası ise, 2005 numaralı defter, sahife 232’dir.
3 Subaşı köyündeki bu hazirenin kazı yapılarak temizlenmesi ve kırık halde tahrip edilmiş durumdaki mezar taşlarının restorasyonu ve yerlerine dikilmesi için hazırlıklar yapılmaktadır. Kırım Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği İstanbul Şubesi, Emel Kırım Vakfı ve Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne bağlı Vakıf İnşaat’ın işbirliği ile yapılacak bu proje tarafımdan yürütülecektir. Subaşı köyü halkının da yakın ilgi gösterdiği bu hayırlı projeye maddî katkıda bulunmak isteyenlerin Kırım Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği İstanbul Şubesi’ne müracaat etmeleri gerekiyor.
4 Ali Karaca, “Giraylar (1440-1840)”, Bir, No.:7, (İstanbul, 1997), ss 87-118.
 

 
Emel Dergisi, sayı: 226. Mayıs-Haziran 1998. sayfa 7-12.

 

TAVSİYELER

KIRIMOĞLU, BİR HALKIN MÜCADELESİ kitabı çıktı!

Emel Kırım Vakfı Başkanımız Zafer Karatay’ın yazdığı “Kırımoğlu, Bir Halkın Mücadelesi” kitabı ilk defa 23 …