KIRIM TATAR EFSANESİ “ALTINBEŞİK”

Anastasiia JERDİEVA*

Rus ve Sovyet Halk Biliminde efsaneler dini edebiyatın bir parçası olarak değerlendirildiği için çok incelenmemişlerdir. Ancak, efsaneler her zaman derlenmiştir. Kırım efsanelerinin toplanmasına ve arşivlenmesine ise ancak 19.yüzyılın sonlarından itibaren başlanmıştır. V.H. Kondaraki (1834-1886) bu konuda ilk derlemeyi yapan isim olmuş ve 1883 yılında Kırım Efsaneleri isimli kitabını yayımlamıştır. Belirtmek gerekir ki, Kondaraki ve onun takip eden araştırmacıların hiçbiri halk bilimi konusunda uzman kişiler değillerdi. 19. yüzyıl sonunda ve 20. yüzyılın ilk yarısında, Kırım’da yaşayan bir çok halk olmasına rağmen, çoğunlukla Kırım Tatar efsaneleri hakkında kitaplar basılmıştır. Sovyetler Birliğinin ilk dönemlerinde Kırım Tatar kültürüne ve halk bilimine özel bir ilgi gösterilmiştir. Halk bilimsel ve etnografik çalışmalar yapacak ekipler oluşturulmuş ve bu araştırmalar ve efsane derlemeleri sonucunda, 1920’li ve 1930’lu yıllarda birçok kitap basılmıştır.Yine belirtmek gerekir ki, bu çalışmaların çoğu bilimsel çalışmalar değildi. Bu dönemde önemli bir bilimsel çalışma örneği Alupkinskiy Sarayı Müzesi tarafından gerçekleştirilen Kırım Tatarları hakkındaki arkeolojik ve etnografik araştırmadır. Bu araştırma sonunda Kırım Tatar Masalları ve Efsaneleri başlıklı kitap 1936 yılında basılmıştır. Yayımlanan bu kitapta Kırım Tatarları için sembolik anlamı çok büyük olan Altın Beşik Efsaneside yer almaktaydı. Bu yazının amacı yayımlanan bu efsanenin kısa bir değerlendirmesini yapmaktır. Altın Beşik efsanesi ile ilgili rastladığımız en önemli bulgu bu efsanenin çeşitli versiyonlarının Kırım Tatarları dışındaki Kırım halklarında da bulunmasıdır. Yunanlılar arasında Altın Beşik ve Örs olarak bilinen ve anlatılan bu efsane, Ermenilerde Babadağı’ndaki Hazine, Karaylarda ise Beşik Dağı olarak bilinir. Efsanelerin ortak noktası, hepsinde iki düşman tarafın bulunması ve taraflar arasındaki büyük savaştır. Savaşı kaybedeceği anlaşılan tarafın lideri halkını kurtarmak için bir çözüm yolu bulur. Buna göre erişilmez dağların birisine tırmanıp kutsal beşiği veya kutsal objeyi mağaranın içine saklar ve mağaranın ruhu tarafından sonsuza dek korunacağına inanır. Bu anlatılanların, tüm halkların efsanelerinde aynı olduğunu görmekteyiz. Fakat efsaneler, halkların yaşayışlarına göre biçimlenmiş ve zenginleşmişlerdir. Efsanelerde her zaman iki düşman krallık bulunmaktadır. Kırım Tatar efsanesinde hayali krallıklar arasında geçen savaş, Allah’ı ve İblis’i tutan cinler tarafından sembolize edilirken; Yunan efsanesinde tarihsel kimlikler kullanılmakta ve savaş Teodoro ve İtalyan Genevizliler arasında yapılmaktadır. Ermeni ve Karay efsanelerinde de düşman krallık hep İtalyan Cenevizliler olmuştur. Beşiklerin mağaraya ulaşması da farklı efsanelerde farklı şekillerde anlatılmaktadır. Kırım Tatar Hanı kendini takip edenlerden kaçarken mağarayı tesadüfen bulur. Yunan ve Ermeni Kralları halklarının geleceğini kurtarmak için yerini bildikleri mağaraya beşiği saklarlar. Karaylarda ise Prensin ölümünden sonra beşiğin dağdaki mağaraya yükseldiği anlatılır. Efsanelerdeki bir diğer farklı nokta da, beşiğin hangi madden yapıldığıdır. Yunan efsanesinde altın olan beşik, Karaylarda Lübnan sedir ağacından, Ermeniler de ise güneşten bir beşik olarak anlatılmaktadır. Kırım Tatar beşiği ise altından ve fildişinden yapılmış olup, ninniler söyleyebildiğine inanılmaktaydı. Altın Beşik Efsanesi’nin Kırım Tatar versiyonunu incelediğimizde görürüz ki; düşmanlık Allah’ın tarafını tutan cinlerle Iblis’ın tarafını tutan cinler arasındadır. Iblisin cinleri ormanda yaşayan, çayırlarda büyük baş hayvan yetiştiren göçebe bir topluluk iken; Allah’ın cinleri güzel bitkilerin yetiştiği ve şarapların yapıldığı, Kırım sahillerinde yaşayan güneylilerdi. Bu karşıtlıktan anlaşılacağı gibi Altın Orda’nın parçası insanların bir kısmının Kırım’a yerleşmeye başladığı dönem (14.yüzyıl) ifade edilmektedir. Bu dönemde Kırım Tatarları aynı efsanedeki gibi kendi aralarında iki gruba ayrılmış; bir grup dağlık güneyde yerleşik yaşama yönelirken, diğer grup bozkır yaşamaya devam etmiştir. Bunun sonucu olarak, göçebe grup yerleşik olana göre daha savaşcı ve güçlü kalmıştır. Efsaneye göre de İblis’in tarafını tutan cinler, Allah’ın tarafını tutan cinlerden daha güçlüdür. Kırım Tatar efsanesinde savaşan tarafların çocukları arasındaki aşk hikâyesine de rastlarız. Bu bilgi kabilelerin dışarıdan evlenme geleneğine dikkati çekmektedir. Diğer taraftan, efsanedeki savaşın asıl sebebi de bu evliliğin ardından eşlerden birinin diğer tarafın dinine geçmesidir. Iblis cinleri Hanının oğlu, Allah cinleri Hanına hizmet etmeye başlar. İki taraf arasındaki savaş yedi yıl sürer (sihirli masal sayısı). Savaşın başında denk gibi görünen güçler, Iblis cinleri Hanının kendi oğlunu öldürmesiyle İblis cinleri Hanının lehine döner ve Allah cinleri Hanı kaybetmeye başlar. Bu yaşananlardan sonra, Allah cinleri Hanı, kızı ve beşikteki torunu ile birlikte yerin altındaki gizli yolu kullanarak İsar Dağı’na varıp, özgürlüklerine kavuşmak ister. Ancak anlarlar ki giriş yolu çoktan kapanmış ve onlar için artık ölümden başka bir yol kalmamıştır. Ölümlerinden önce Hanın büyülü sözleri ile beşik görünmez olur. Efsaneye göre altın beşik hala İsar Dağı’nda karanlık mağarada saklanmakta hatta bazen beşiğin ninnileri bile duyulmaktadır. Bu efsanenin Türk versiyonu ise Kırım Tatar efsanesine son derece benzerdir[1]. Efsanede Diyarbakır Dağı’nda altın beşik içinde ağlayan bir bebekten söz edilir. Beşiği mağaradan çıkarmak için denenen tüm yollar başarızlıkla sonuçlanır. Mağaranın ruhu insanlara beşiğin orada kalması gerektiğini söyler. Bu haliyle efsane Kırım Tatar efsanesinin bir devamı niteliğindedir.
İlginç olan Sovyet yayın evlerinin 1944 yılındaki Kırım Tatar sürgününden sonra da Altın Beşik efsanesini başka şekillerde yayımlamaya başlamalarıdır. Sürgünden sonra Kırım Tatar kültürünün adeta yasaklanması nedeniyle yayıncılar efsaneleri yeniden kurgulamış ve yazmışlardır. Bu yeniden yazımla birlikte Altın Beşik efsanesinden Haç Dağı isimli efsane ortaya çıkmıştır. Altın Beşik efsanesinin özeti niteliğinde olan bu efsane, Altın Beşik’ten önemli bir yanıyla ayrılır: Beşik figürü efsaneden çıkarılmıştır. Diğer Kırım Efsaneleri de bu gibi önemli özellikleri değiştirilip herhangi bir referans verilmeksizin yayımlanmıştır. Elbette ki bu tür yaklaşımlar 1974 yılında Sovyetler Birliği’nin Krokodil adlı dergisinde Tauridalı Nestor rumuzuyla yayımlanan eleştirel yazılarla intihal olayı ortaya çıkarılmış ve buna benzer efsanelerin çarpıtılmasının önüne geçilmiştir. Tauridalı Nestor rumuzuyla önemli bir işe imza atan yazarın ise ünlü Kırım Tatarı Halk Bilimcisi Refik Muzafarov olduğunu görmekteyiz[2]. Sovyet yayımcıları, Altın Beşik efsanesinin Kırım Tatar versiyonunda olduğu gibi Yunan versiyonunda da değişiklikler yapmışlardır. Diğer taraftan, yeni efsaneler de yaratmışlardır. Bunlarda beşik imgesinden faydalanarak borazan imgesi yaratıp, Sihirli Borazan adında yeni bir efsane yazmışlardır. Bu efsanede dağ-mağara-beşik üçlemesine benzer bir yapı kullanmış, sadece borazan beşiğin yerini almıştır. Sonuç olarak, tüm dünyada mitololik bir motif olan beşik bu efsaneye derin bir anlam yüklemiştir. Beşik bir halkın doğumunu sembolize eder. Mitolojik düşüncelerin döngüsel bir yapıya sahip olduğunu düşünerek beşik motifinin doğum ve ölümün bir kombinasyonu olduğunu da söyleyebiliriz. Yani bir soyun beşikte doğup, yine beşikte hayata veda etmesini; çünkü beşik bir kurtuluş olarak görülse de eski çağlarda tabut düşüncesini de içinde barındırır. Ayrıca, dağların ve mağaraların da bir soyun başlangıcı ve bitişi olarak görüldüğü belirtilmelidir. Mağarada saklanan beşik bir milletin varlığının sembolü olmuştur. Beşiğin kaybolması halkın Kırım’dan yok olmasına işaret ederken, mağaradaki beşiğin bırakılması Kırım Tatar milletinin Kırım’daki varlığının güvencesi anlamındadır. Altın Beşik efsanesi Kırım Tatarları’nın 2. Dünya Savaşı sonrası sürgün döneminde son derece popülerdi. Kırım Tatarları beşiğin hala mağarada olduğuna inanmışlar ve bu onlara güven vermiştir. Kırım’a dönüş hayalini canlı tutmuş ve dönme umudunun kaybetmemelerini sağlamıştır. Belki de bu efsane Kırım Tatarları’nın ana vatanlarına dönmesine katkıda bulunmuştur.
KAYNAKÇA
Jerdieva, A. (2008). К восьмидесятилетию профессора Рефика Музaфарова. Avdet.№ 51.
Крымскотатарские сказки и легенды: Фольклорный сборник № 1. (1936). Akmescit.
Konçevskiy, A. (1930). Крымские сказки, легенды и предания. Moskova-Leningrat.
Kondaraki, V. (1883). Крымские легенды. Moskova.
Kustova, M. (1941). Крымскотатрские сказки. Akmescit.
Sakaoğlu, S. (2004). 101 Türk efsanesi. Ankara.
Tavriçeskiy N. (1974).Кудасмотритдиректор? Krokodil. № 2.
 
*Anastasiia Jerdieva 1983’de Kırım’da doğdu. 2005’de Tavrida Ulusal V.I. Vernadsky Üniversitesi Felsefe Fakültesi Antropoloji Bölümü’nü bitirdi. Bu tarihten beri aynı üniversitede yüksek lisans öğrenciliğinin yanında aynı zamanda öğretim üyeliği görevini sürdürmektedir. Doktora tezinin konusu «Kültürel düşüncenin özgül öğesi olarak efsanedir. (Kırım efsanelerinden örneklerle)». Birçok uluslararası konferansa katılmış olup, folklorik ve tarihsel çalışmalar yapmıştır.
Şimdiye kadar ondan fazla makale yayınlamıştır. Makalelerinin konusu genellikle, follorun bir türü olarak efsane, efsanelerdeki mucizevi olayların kökeni, efsanelerde kutsallık, Kırım efsanelerinin derlenmesi ve yayımlanması, Kırım’daki kutsal coğrafya v.s..
Anastasiia Jerdieva bir yıla yakın bir süredir  ODTÜ Antropoloji bölümünde çalışmalarını sürdürmektedir. Buradaki çalışma konusu Türk ve Kırım Efsanelerinin karşılaştırılmasıdır.(EMEL)
[1] Sakaoğlu, S. 101 Türk efsanesi, Ankara, 2004, p.178.
[2]Jerdieva, A. Sekseninci yaşında profosör Refik Muzafarov. Avdet, 2008, 51, p. 4.

TAVSİYELER

CENGİZ DAĞCI, İSTANBUL KÜLTÜR ÜNİVERSİTESİNDE ANILDI

Cengiz Dağcı, doğumunun 100. yılı vesilesiyle İstanbul Kültür Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü tarafından …