KIRIM TATARLARINA KARŞI DÜZMECE VATANA İHANET SUÇLAMALARI

Jonathan Otto POHL. Çeviren : Selami KAÇAMAK. *

22 Haziran 1941’de Sovyetler Birliği’nin istilasına başlayan Alman silahlı kuvvetleri, dağılmış Kızıl Ordu’ya karşı hızla ilerlediler. Ekim sonlarında General Manstein komutasındaki 11. Alman Ordusu Kırım yarımadasının çoğunu fethetti. II. Dünya savaşı sırasında Kırım yarıma­dası hemen hemen üç yıl boyunca Alman işgali altında kaldı. Sovyet askeri gücü 1944 Nisanına kadar bölgeyi geri alamadı. Yerli Kırım Tatar nüfusu bu işgale karşı değişik tepkiler verdi. Birçoğu, Kızıl Ordu’da hiz­met ederek, partizan birliklerine yardım ederek ve başka yollarla Nazi rejimine muhalefet ederek, Sovyet rejimine sadık kaldılar. Birçok Kırım Tatarı da, Sovyet partizanlarına karşı mücadele etmek için Almanların örgütlediği özsavunma birliklerinde hizmet verdiler. Alman kayıtları Alman taburlarında yer alan Kırım Tatarı sayısının 9.225 erkeğe ulaştı­ğını göstermektedir.[1]  Bu rakam, II. Dünya Savaşı sırasında Almanlara hizmet eden 1,3 milyondan fazla Sovyet vatandaşının % 1’inden daha azına tekabül etmektedir. Bu adamların ezici çoğunluğunu, bir milyondan fazlasını Sovyetler Birliği’nin çekirdek halkları olan Rus, Ukrain ve Belaruslar meydana getirmektedir.[2]Sovyetler Birliği’ndeki Nazi işbirlikçi­lerinin çoğunluğunu Rus, Ukrain ve Belarusların oluşturması gerçeğine rağmen, Stalin rejimi bu ulusları toptan cezalandırma yoluna gitmedi. Bununla beraber, Sovyet hükûmeti, Sovyetler Birliği’ndeki bü­tün Kırım Tatar nüfusunun atalarının topraklarından Özbekistan ve Urallara sürülmesini Almanlar tarafından örgütlenen Kırım Tatar özsavunma taburlarının sözde faaliyetlerine atıfla haklı gösterdi. Kırım Tatarlarının anayurtlarından Özbekistan’a sürülmesi kararı Kı­zıl Ordu’nun yarımadayı tekrar işgalinden hemen sonra alındı. Stalin, bütün Kırım Tatar nüfusunun Özbekistan’a sürülmesini emreden  GKO’nun 5859 sayılı emrini 11 Mayıs 1944’de imzaladığında, Kı­rım’daki Alman işgalinin sona erişi henüz bir ay bile olmamıştı.[3] Kafkaslar­dan daha önce yapılan sürgünlerde olduğu gibi, Sovyet liderliği ilkin savaş bahanesini kullanıp Kırım Tatarlarının anayurtlarından etnik olarak temizlenmesine karar verdi ve sonra bu suç için gerekçe olarak düzmece ihanet iddiasını formüle etti.[4]Serov ve Kobulov 22 Nisan 1944’de Beriya’ya, 1941’de 51. Ordu Kırım’dan geri çekilirken 20.000 Kırım Tatarının askerden kaçtığını iddia eden bir mesaj gönderdi.[5] Bu rakama nasıl ulaştıkları hakkında hiç bir somut delil göstermediler. As­lında, onların sadece o tarih itibariyle Kızıl Ordu’da hizmet veren toplam Kırım Tatar sayısını esas aldıkları ve keyfî olarak hepsini asker kaçağı ilan ettikleri anlaşılmaktadır. Kobulov ve Serov, Kızıl Ordu’daki toplam Kırım Tatar sayısının 20.000 olduğunu,  bölgeden silah altına alınan top­lam asker sayısının ise 90.000 olduğunu iddia ediyorlardı. Böylece Kobulov ve Serov Kızıl Ordu’da askere alınan her Kırım Tatarının hiçbir istisnası olmadan askerlikten kaçtığını iddia etmiş oluyorlardı. Aynı ra­por, 1940 Nisanında Kırım Tatarlarının, Kırım’ın 1.126.800 kişilik nüfu­sunun sadece 218.000’ini teşkil ettiğini de belirtiyordu.[6] Böylece, Kobulov ve Serov’un kendi rakamlarına göre, Kırım Tatarları nüfusun %19’unu teşkil etmelerine rağmen, Kırım MSSC’den toplanan askerlerin %22’sini oluşturuyorlardı. 20.000 askerin tamamının asker kaçağı olduğu iddiası tamamen bir fantaziden ibaretti. 1941- 1944 yıllarına ilişkin, NKVD’nin Eşkiyalığa Karşı Mücadele Bölümü tarafından doğrulanan askerlik hizmetinden kaytarma ve firar vakalarına dair rakam bütün Sov­yetler Birliği’nde 1.669.891 iken Kırım MSSC’deki bütün milliyetler için sadece 479’du. [7] Bununla beraber, Beriya’ın daha sonra Stalin’e sunduğu rapora Serov ve Kobulov’un söz konusu raporu esas teşkil etmiştir. Beriya 10 Mayıs 1944’te Stalin’e, bütün Kırım Tatar nüfusunun atayurtlarından Özbekistan’daki özel yerleşim yerlerine sürülmesini öne­ren bir mektup yolladı. Bu belge, Serov ve Kobulov’un 20.000 Kırım Tatarının Kızıl Ordu’dan firar ettiği suçlamasını tekrar ediyordu. Beriya, aynı zamanda, asıl ithama bazı kilit değişiklikler ekledi. Raporunda “1944’te anayurduna ihanet eden 20.000’den fazla Tatar Kızıl Ordu’ya bağlı birliklerden firar ederek ellerindeki silahlarla Alman saflarına geçti ve Kızıl Ordu’ya karşı savaştı” deniyordu.[8] 20.000 rakamının doğrudan doğruya Serov ve Kobulov tarafından kendisine gönderilmiş olan rapor­dan alındığı anlaşılmaktadır. Beriya iddiasını, 20.000 Kırım Tatarının sadece ordudan firarıyla değil, fakat aynı zamanda hiçbir istisnası olma­dan bu 20.000’in daha sonra Alman saflarında Sovyetler Birliği’ne karşı savaştığı suçlamasıyla da süslemişti. Ayrıca, 1944 tarihi de tuhaftır. Belki bir tapaj hatasıdır ve Beriya 1941 yazmak istemiştir. Belki de, Beriya kasıtlı olarak, Kırım Tatarlarını itham ettiği suçların daha yakın zamanda işlendiğini ve sürgünün acilen gerektiğini göstermek için, tarihi değiştir­miştir. Kırım Tatarlarının sürgün edilmesi için 1944 Nisan ve Mayıs aylarında Serov, Kobulov ve Beriya’nın hazırlık çalışmalarında kullanılan 20.000 rakamı, daha sonraki yazışmalarda ve operasyonla ilgili kararlarda yer almamaktadır. Aslında, asıl sürgün kararnamesi, Kızıl Ordu’dan firar edenleri veya Almanlarca organize edilen birlikler safında savaşanları rakamlandırmaya kalkışmamaktadır. Onun yerine sadece, bu tarz eylem­lerde yer alan “birçok Kırım Tatarından” bahsetmektedir.[9] Hakikatte, 20.000 Kırım Tatar firarisi ve işbirlikçisi iddiası Sovyetler Birliği varolduğu sürece hiçbir zaman yayınlanmamıştır. Bu iddia yalnız Serov, Kobulov ve Beriya’nın 1944 Nisan ve Mayısındaki dahilî yazışmalarında mevcuttur. Bu iddianın Beriya’nın 10 Mayıs 1944 tarihindeki mesajından sonraki yazışmalarda ortadan kalkması olgusu Stalin’in kendisinin de Beriya’nın çevresinin fantazi uçuşlarını nahoş bulduğunu gösterir. Serov, Kobulov ve Beriya tarafından ileri sürülen kitlesel firar ve iha­net savları tümevarımdan çok tümdengelim karakteri taşımaktaydı. Onla­rın önce Kırım Tatarlarının sürülmesinin gerektiği kanaatine vardıkları, sonra bu kararlarına hukukî gerekçe olacak standart kitlesel ihanet savını kullandıkları anlaşılmaktadır. Daha önceki Rusya Almanları, Karaçaylar, Kalmuklar, Çeçenler, İnguş ve Balkarlar’ın sürgünleri de hep aynı savlar kullanılarak gerçekleştirilmişti. Kitlesel ihanetle suçlamak bütün bir ulusu cezalandırmak için uygun bir gerekçe, Volga Almanlarının 1941 yılındaki sürgünü de bir emsal teşkil etmişti. Sovyet hükûmeti bu şablonu 1943 ve 1944 yıllarında Karaçay, Kalmuk, Çeçen, İnguş, Balkar ve Kırım Tatarla­rının sürgününde de tekrarladı. Nitekim bu milletlerin sürgününü emre­den kararnamelerde hemen hemen tamamen aynı ifadeler kullanıldı. İki örnekte, Yüksek Sovyet Prezidyumu’nun Çeçen ve İnguşlar ile Balkarları ihanetle suçlayan ve sürgün edilmelerini emreden kararnameleri, bu mil­letlerin yeniden yerleştirilmeleri operasyonu tamamlandıktan sonra çık­mıştır. [10] Topyekûn vatana ihanet suçlaması ulusların toptan sürgününü mazur göstermek için sadece bir formaliteden ibaretti.  Sürgünün gerçek sebepleri bambaşkaydı ve başka bilimadamları tarafından geniş bir şe­kilde ele alınmıştır.[11] Bu yazı, Kırım Tatarlarının sürgününün arkasındaki gerçek nedenleri geniş kapsamlı bir şekilde incelemek için çok kısadır. Ama, Kırım’ın Türkiye’yle ilişkileri ve Karadeniz’deki jeopolitik ko­numu, Kırım Tatarları ile Ruslar arasındaki Kırım Hanlığı günlerine ka­dar geriye giden tarihî ihtilaf, Kırım MSSC’deki Kırım Tatar liderliğinin gerçek anlamda bir ulusal muhtariyet için bastırması, bunların hepsi Sta­lin’in Kırım Tatarlarının anayurtlarından etnik temizliği kararında önemli bir rol oynamıştır.[12] Vatana ihanet suçlaması zaten alınan bu kararı mazur göstermek için büyük ölçüde bir maskeleme masalıdır. Serov, Kobulov ve Beriya’nın 20.000 Kırım Tatar askerinin Kızıl Ordu’dan firarı iddiası tamamen asılsızdır. Hatta Beriya’nın 20.000 Kırım Tatarının Kızıl Ordu’dan ellerinde silahlarıyla gönüllü olarak Almanlar safında savaşmak için gittikleri iddiası, özellikle 1944 firarlarına atıfta bulunması bir yazım hatası değilse, daha da hayal ürünüdür. 1944 Nisan ve Mayıs aylarında yarımadanın anti-Sovyet unsurlardan temizlenmesi sırasında, NKVD toplam 197.000 olan Kırım Tatar nüfusunun sadece 5.989’unu tutuklamıştır ki, bu nüfusun % 3’ünden biraz fazlası demek­tir.[13] NKVD, GKO’nun 5859 sayılı emri uyarınca, geri kalan nüfusun büyük çoğunluğunu, haklarında hiçbir kişisel tutuklama veya suçlama olmayan 183.155 kişiyi, zorla sürgün etti.[14]  8 Haziran 1944’de Özbekis­tan’daki NKVD Beriya’ya, % 80’den fazlası kadın ve çocuk olan 151.529 Kırım Tatarının ülkelerine ulaştığını rapor etti.[15] Buna ek olarak 31.551 Kırım Tatar sürgünü de 4 Temmuz 1944’de Urallara ulaştı.[16] Urallara sürülen Kırım Tatarları arasında kadın ve çocukların oranı Özbekistan’a sürülenlerin oranından daha da yüksekti. Mari MSSC’ye ulaşan 9.177 Kırım Tatarının yaklaşık % 84’ünü kadın ve çocuklar oluşturuyordu.[17] Sovyet hükûmeti aynı zamanda 11.000 Kırım Tatarını da Guryev, Rıbinsk, Kuybışev ve Moskova’daki kömür havzalarına mecburî çalışmaya gönderdi.[18] Sovyet hükûmetinin kendi mantığına göre, onlar, 6.000’den daha az Kırım Tatarının Sovyet karşıtı eylemlerinin kanıtına sahiptiler, ama bütün nüfusu, büyük çoğunluğu kadın ve çocuklardan oluşan yaklaşık 200.000 kişiyi vahşice cezalandırdılar. Gerçek şudur ki, 51. Ordu Alman saldırısıyla karşılaştığında, 1941 yaz ve sonbaharında Sovyet ordularının çoğunun başına geldiği gibi, zayıf liderlik sebebiyle çökmüştü. Sonuçta, büyük sayıda Kırım Tatarı ve diğer Sovyet askerleri Almanlara esir düştü. Bu adamların bir kısmı daha son­raları Almanlarca örgütlenen özsavunma taburlarında görev aldılar. Al­man savaş esiri kamplarındaki ölümcül maddî şartlara, Sovyet partizan birliklerinin Kırım Tatar köylerine olan ırkçı saldırılarına ve Almanların Kırım Tatar nüfusuna karşı Stalin yönetimi altında katlanmak zorunda kaldıklarından genel olarak daha iyi davranmalarına rağmen, hayrettir ki işbirlikçi sayısı daha fazla olmamıştı. Almanlar tarafından oluşturulan Kırım Tatar özsavunma taburlarında görev alma sebepleri muhtelifti. Bir neden, Sovyet savaş esirlerinin Al­man toplama kamplarında maruz kaldıkları korkunç maddî şartlardan kaçınmaktı. Almanlar tarafından askere alınan birçok Kırım Tatar erkeği önceden Kızıl Ordu’da görev yapmıştı ve çoğu 51. Ordu yarımadadan geri çekildiğinde esir edilmişti. Alman askerî otoriteleri bu adamları Simferopol ve Nikolayev’deki esir kamplarında toplamıştı ki, burada bu enternelerin çoğu açlık ve hastalık nedeniyle ölüm tehdidi altındaydılar.[19]Almanların eline düşüp de işgal kuvvetleriyle işbirliği yapmayan Sovyet savaş esirlerinin akıbetinin ne olacağı en iyi, esir alınmış yaklaşık yedi milyon Kızıl Ordu askerinin üç milyondan fazlasının esarette hayatını kaybettiği gerçeğinde görülebilir.[20] Öyle ki, Almanlarla işbirliği yapma­yan Sovyet esirleri arasındaki ölüm oranı % 50 civarındaydı. Bu yüksek ölüm oranı Sovyet esirleri arasında Almanların dağıttıkları üniformaları giymek için güçlü bir özendirici olmuştu. Almanlarca tertiplenen askerî taburlar içinde görev yapmanın bir başka nedeni de Sovyet partizanları tarafından Kırım Tatar köylerini he­def alan saldırılara karşı savunmadır. Kırım’daki Sovyet partizan hareketi başlangıçta A.N. Mokrousov ve A.V. Martınov tarafından yönetiliyordu. Bu adamlar yerli Kırım Tatar nüfusuna karşı aşırı ırkçı olmanın yanısıra askerî yönden de yetersizdiler. Bunlar, Kırım Tatarlarına partizan safla­rında görev almayı yasakladıkları gibi, onları ormanlık arazinin sağladığı korumanın dışında kalmaya da zorluyorlardı. Bu hareket tarzları çok sa­yıda önde gelen Kırım Tatar komünistinin ölümüne yol açmıştı.[21] Tem­muz 1942’de Güney Batı Cephesi komutanı Mareşal S.M. Budyonnıy’e Kırım Tatarlarının çoğunluğunun Nazi işbirlikçisi olduğunu iddia eden ilk düzmece raporu gönderdiler.[22]Mokrousov ve Martınov ile onları izle­yenlerin raporlarının, NKVD’nin bütün Kırım Tatarlarının sürgün edil­mesi kararının gerekçesi için esas kaynak olduğu görülmektedir.[23] Serov, Kobulov ve Beriya’nın daha sonraki raporları gibi, Mokrousov ve Martınov’un raporları da, iftira dolu iddialarını destekleyecek kanıtlardan yoksundur. Onlar buna rağmen Alman işgaline karşı etkin bir direnişi felce uğratmayı ve Kırım Tatarlarını partizan hareketine yabancılaştır­mayı başardılar. Kırım’daki Sovyet partizan hareketinin imtiyazlı liderleri, Almanlara karşı art arta başarısızlıklar yaşadılar ve bunlardan dolayı hep Kırım Ta­tarlarını suçladılar. Bunu bahane ederek, ayrım yapmadan sivilleri öldüre­rek, hayatta kalanların ise erzaklarını çalıp onları açlıktan ölüme mahkûm ederek, Kırım Tatar köylerine karşı bir saldırı kampanyasına başladılar.[24] Mesela, Mokrousov ve Martınov, Stila, Küçük Özenbaş ve başka barışçı Kırım Tatar köylerinin mahvolmasına yol açan hava saldırılarını örgütle­diler.[25] Almanlara karşı savaşmak yerine Kırım Tatar köylerini yağmala­maya odaklanan Kırım partizan hareketinin askerî başarısızlığı 1942 Temmuzunda çok büyük boyutlara ulaştı ve Mokrousov Sovyet hükûmeti tarafından görevinden alındı.[26] Mokrousov’un başarısız liderliği sonucu Kırım’daki partizan hareketinin 1941 Kasımında 3.098 olan üye sayısı 1942 Kasımında 150’ye düştü.[27] Bir dizi resmî Sovyet raporuna göre, Mokrousov’un yetersizliği alkolik olmasından kaynaklanıyordu.[28] Rus kültüründe ve özellikle Rus askerî kültüründe çok fazla içmenin genel bir kabûl gördüğü dikkate alınırsa, bu suçlama, Mokrousov’un, sarhoşluğa bağlı akıl sağlığı bozulması dolayısıyla en temel askerî görevlerini dahi yerine getiremediği şeklinde yorumlanmalıdır. Sovyet partizanları tarafından yiyecek için Kırım Tatar köylerinin ta­lan edilmesi, bir gerilla taktiği olarak, fiilen Alman ikmal hatlarını sabote etmekten çok daha az etkiliydi. Fakat bu bile Alman işgal kuvvetlerinin erzak temin yeteneğini azalttı. 2 Ocak 1942’de, Alman hükûmeti, böyle yağmalardan köylerini korumaları için, Kırım Tatar özsavunma taburları­nın teşekkülüne onay verdi.[29] 15 Şubat 1942 tarihinde 1.632 Kırım Tatarı 14 bölük ve 6 tabur halinde örgütlenmiş durumdaydı.[30]  Bu birlikler parti­zan karşıtı savaşlarda yer aldılar. Son olarak, Sovyetlerin aksi yöndeki iddialarına rağmen, Alman as­kerî işgalinin Almanya’ya Ostarbeiter (Doğu Avrupa’dan işçiler) olarak zoraki işgücü sevkiyatıyla tamamlanması dahi, Kırım Tatar nüfusunun çoğu için Stalinist baskıya ve 1930’lara damgasını vuran insan yapımı kıtlığa tercih edilir olduğu kesindir. Bu onyıl süresince, II. Dünya Savaşı sırasında Stalin rejimince sürgün edilen diğer halklarla kıyaslandığında dahi, Kırım Tatarları orantısız ölçüde eziyet çekmişlerdir. Kırım Tatarları arasındaki 1920’lerdeki normal ölüm sayısı ile kıyaslandığında 1930’lardaki ölüm endeksinin 196,6’ya, yani yaklaşık iki katına ulaştığı görülmektedir. 1932–1933 kıtlığı ve 1937–1938 terörü bu onyılda Kırım Tatarlarının toplamın % 4,51’ine denk gelen aşırı ölümlerine yol açmış­tır.[31] Böylece, 1930’lar boyunca, Stalin’in zulmü ve açlık nedenleriyle yaklaşık 10.000 Kırım Tatarı hayatını kaybetmiştir. Sovyet hükûmetinin Kırım Tatarlarına yönelik gaddarlığı dikkate alındığında, fırsat verildi­ğinde binlercesinin Almanların safına geçmesine şaşırmamak gerekir. Daha şaşırtıcı olanıysa, çok azının Almanlara destek vermesi ve onbinlerce Kırım Tatarının sadık ve aktif olarak Sovyetlerin Nazilere karşı olan mücadelesine katılmaya devam etmesidir. Serov ve Kobulov’un 51. Orduda görev yapan 20.000 Kırım Tatarının hepsinin 1941’de Almanlara kaçtığı şeklindeki asılsız iddiasına rağmen, dikkate değer sayıda Kırım Tatarı, Nazi Almanya’sının 9 Mayıs 1945’deki yenilgisine kadar Sovyet saflarında savaşmayı sürdürmüşler­dir. 30 Temmuz 1944’de, NKVD “Kızıl Ordu’dan terhis edilerek yeni iskân mahallerinde ailelerinin yanına gelen Kalmuklar, Karaçaylar, Çe­çenler, İnguşlar, Balkarlar, Kırım Tatarları, Bulgarlar, Rumlar ve Erme­nilerin özel yerleşim kayıtlarına eklenmesine dair” bir kararname çıkardı. Cephede yayınlanan daha sonraki kararnameler bu milliyetten olanların erkeklerini Kızıl Ordu saflarından çıkarıyor ve özel yerleşim yerlerine gönderiyordu.[32]  NKVD kayıtları 524’ü subay, 1.392’si çavuş olmak üzere, 8.927 Kırım Tatarının 1945 ve 1946’da Sovyet ordusundan terhis edilerek özel yerleşim yerlerine gönderildiğini göstermektedir.[33] Yani, bütün Kırım Tatar nüfusunun % 5’i ve yetişkin erkek nüfusun % 15’i, 1945’de savaş bitinceye kadar, Nazi Almanya’sına karşı Sovyet ordu­sunda savaşmıştır. Kırım Tatarları, Sovyet hükûmetinin Mokrousov’u görevinden alma­sından ve saflarındaki üyeler üzerinde ırkçı yasaklamaları kaldırmasından sonra, partizan saflarında savaştılar. Partizan hareketi Mokrousov yöne­timinde 150 üyeye kadar düşen en alt sayısından 1944 Ocak ayında 3.783 üyeye ulaştı. Bu üyelerin 630’unu (% 17) Kırım Tatarları oluşturu­yordu.[34] Bunun sonucu olarak, partizanlara katılmalarına izin verilince, harekete katılımları toplam nüfuslarıyla orantılı olmuştu. 1942 Temmu­zunda kendilerine karşı olan ırkçı saldırılara son verilince, Almanların büyük fizikî misilleme riskine rağmen, çok sayıda Kırım Tatar köyü par­tizan hareketine yardım da sağlamıştı.[35] Kırım’daki partizan hareketinin başarısızlığında, Kırım Tatarlarının kusuru çok küçük, buna mukabil Rus liderlerinin ırkçılığı ve yeteneksizliğinin payı ise çok büyüktür. Ne var ki, Mokrousov yönetimi altındaki partizan hareketi ile Kırım Tatarları arasındaki önceki ihtilaf, NKVD’nin peşin hükümlü kararında rol oynamış ve topyekûn sürgünü haklı göstermek için bütün bir nüfus vatan hainliği yaftasıyla karalanmıştır. Öyle ki, Mokrousov, Martınov ve diğer ırkçıların raporları, 1944 Nisan ayında Serov, Kobulov ve Beriya’nın Kırım Tatarlarının sürülmesine dair verdikleri kararın maze­retini sağlamıştır. Aslında, gerçeği gizleyen bu hikâye bütünü ile inanıl­mazdır. Sürgün edilmiş Kırım Tatarlarının büyük çoğunluğu yanlış hiçbir şey yapmamıştır ve tamamen masum oldukları bellidir. Sürgün edilenle­rin beşte dördünü kadınlar ve çocuklar oluşturuyordu. Alman birlikle­rinde hizmet edenlerden çok daha fazla sayıda Kırım Tatarı Kızıl Ordu ve partizan saflarında savaşmıştır. Daha fazla sayıda işbirlikçisi olan diğer Sovyet milletleri, topyekûn cezalandırmanın dışında tutulmuşlardır.  Al­manlarla işbirliği ve topyekûn sürgün üzerinde karşılaştırmalı bir çalışma, bu ikisi arasında çok az bağlantı olduğunu ortaya çıkarır. Bütün Sovyet halkları Nazilerle bir dereceye kadar işbirliği yapmışlardır. İşbirlikçilerin çok büyük çoğunluğu etnik Rus, Ukrain ve Belarus’tu. NKVD sadece rejim tarafından zaten istenilmeyen halkların sürülmesi için işbirliği olgu­sunu bir bahane olarak kullanmıştır. Kırım Tatarlarına karşı toplu vatana ihanet suçlaması Stalin ve Beriya tarafından ileri sürülmüştür, çünkü onlar zaten bütün nüfusun sürgün edilmesine karar vermişlerdi ve bu tür suçlamalar insanlığa karşı bu suç için gösterilen standart mazerettir. Aynı mazeret, daha önce de Rusya Almanları, Karaçaylar, Kalmuklar, Çeçen­ler, İnguşlar ve Balkarların sürgün edilmelerinde de gerekçe olarak kulla­nılmıştı. Gerçek şudur ki, toplu ihanet suçlaması bütün bu vakalarda yan­lış ve haksızca tatbik edilmiştir.     Kaynakça Aliyeva, S.U. (yay. haz.), Tak eto bılo: Natsional’nıye repressii v SSSR, 1919-1953 gody (Moscoka: İnsan, 1993). Berdinskih, V.A., Spetsposelentsı: Politiçeskaya ssılka narodov Sovetskoy Rossii (Moskova: Novoye Literaturnoye Obozreniye, 2005). Bugay, N.F. (yay. haz.), “Deportatsiya: Beriya dokladıvaet Stalinu..,” Kommunist, no. 1, 1991. Bugay, N.F. (yay. haz.), Iosif Stalin – Lavrentiyu Berii: “İh nado deportirovat’”: dokumentı, faktı, kommentarii, (Moscow: Druzhba narodov, 1992). Bugay, N.F.,  L. Beriya – İ. Stalin: “Soglasno vaşemu ukazaniyu…,” (Moskova: “AIRO XX”, 1995). Bugay, N.F. (yay. haz.), Deportatsyia narodov Krıma: Dokumentı, faktı, kommentarii (Moskova: İnsan, 2002) Ediyev, D.M., Demografiçeskiye poteri deportirovannıh narodov SSSR (Stavropol’: StGAU “AGRUS”, 2003). Fisher, Alan, The Crimean Tatars (Stanford, CA: Hoover Institute, 1978). Hamzin, Ali, Krımskiye Tatarı v Uzbekistane, Working Paper No. 11, Fransız Orta Asya’yı İnceleme Enstitüsü, Taşkent, Dec. 2004. Kulbayev, T.S. ve Hegay, A. Yu., Deportatsyia (Almatı: Deneker, 2000). Nekrich, Alexander (İngilizceye çeviren George Saunders), The Punished Peoples: The Deportation And Fate of Soviet Minorities at the End of the Second World War, (New York, W.W. Norton, 1979). Statiev, Alexander, “The Nature of Anti-Soviet Armed Resistance, 1942-1944: The North Caucasus, the Kalmyk Autonomous Republic, and Crimea,” Kritika: Explorations in Russian and Eurasian History, vol. 6, no. 2, Bahar, 2005. Williams, Brian Glyn, “The Hidden Ethnic Cleansing of Muslims in the Soviet Union: The Exile and Repatriation of the Crimean Tatars,”Journal of Contemporary History, vol. 37, no. 3 (Temmuz 2002). Zemskov, V.N., Spetsposelentsı v SSSR: 1930-1960 (Moskova: Nauka, 2005). Kısaltmalar: GKO : Devlet Savunma Komitesi NKVD : İçişleri Halk Komiserliği * İngilizceden tercüme ettiğimiz ve bu makalesini Emel için yazan 1970 doğumlu Jonathan Otto Pohl halen Bişkek’teki Amerikan Orta Asya Üniversitesi’nde uluslararası politika doçenti olarak görev yapmakta. 2004 yılında Londra Üniversitesi’ne bağlı Doğu ve Afrika İncelemeleri Okulu’ndan “Sığ Kökler: Mukayeseli Bir Bakış Açısından Rusya Almanları, Kırım Tatarları ve Ahıska Türklerinin Sürgünlük Deneyimleri” adlı teziyle doktorasını aldı. Ayrıca, 1997 ve 1999 yıllarında basılmış Stalin dönemi zulmüne ve Sovyetler Birliği’nde etnik temizlemeye dair iki kitabı ve bazıları Uluslarası Kırım Komitesi’nin www.iccrimea.org sitesinde yayınlanmış makaleleri bulunuyor. [1] T.S. Kulbayev ve A. Yu. Hegay, Deportatsiya (Almatı: Deneker, 2000), sayfa 206-207’de tekrar basılan belge. [2] V.A. Berdinskih, Spetsposelentsı: Politiçeskaya ssılka narodov Sovetskoy Rossii (Moskova: Novoye Literaturnoye Obozreniye, 2005), sayfa 65. [3] S.U. Aliyeva (yay. haz.), Tak eto bılo: Natsional’nıye repressii v SSSR, 1919-1953 godı (Moskova: İnsan, 1993), cilt 3, sayfa 62-64’de tekrar basılan belge. [4] 8-9 Mart 1944’deki Balkar sürgününün nasıl yapıldığı hakkında net bir örnek için bkz. D.M. Ediyev, Demografiçeskiye poteri deportirovannıh narodov SSSR (Stavropol’: StGAU “AGRUS”, 2003), sayfa 26-27. [5] İvan Serov ve Bogdan Kobulov’un her ikisi de o sırada NKVD’nin Halk Komiser Yardımcısı mevkiindeydiler.  Organizasyondaki sıralamada Beriya’dan sonraki ikinci  en yüksek görevli durumundaydılar. [6] N.F. Bugay (yay. haz.),  İosif Stalin – Lavrentiyu Berii: “İh nado deportirovat’”: dokumentı, faktı, kommnentarii, (Moskova: Drujba narodov, 1992), belge 2, sayfa 131. [7] Bugay, 1992,  sayfa 286. [8] N.F. Bugay (yay. haz.), “Deportatsiya: Beriya dokladıvayet Stalinu…”, Kommunist, no. 1, 1991, sayfa 107’de tekrar basılan belge. [9] Aliyeva, 1993, cilt 3, sayfa 62-64’de tekrar basılan belge. [10] Bu milletleri kitlesel vatan hainliğiyle suçlayan ve sürgünlerini emreden Yüksek Sovyet Prezidyumu tarafından çıkarılan kararnameler Aliyeva’nın üç ciltlik koleksiyonunda bulunmaktadır. Volga Almanları için bkz. cilt 1, sayfa 143-144. Karaçaylar için bkz. cilt 1, sayfa 258-259. Kalmuklar için bkz. cilt 2, sayfa 39. Çeçen ve İnguşlar için bkz. cilt 2, sayfa 87. Balkarlar için bkz. cilt 2, sayfa 266. [11] Aliyeva, Berdinskih, Bugay, Ediyev, Kulbayev ve Hegay’ın yukarıda sözü edilen yayınlarına bakınız. [12] Aradan geçen onca zamana rağmen, Kırım Tatarları hakkında İngilizce olarak bu sorunları ve tarihsel arka planını en iyi ele alan hâlâ Alan Fisher’in şu eseridir: The Crimean Tatars (Stanford, CA: Hoover Enstitüsü, 1978). Sürgünle ilgili jeopolitik sorunların müzakeresi için özellikle sayfa 168-170’e bakınız. [13] Bugay, 1992, belge 13, sayfa 138-139. [14] Bugay, 1992, belge 20, sayfa 144. [15] Ali Hamzin, Krımskıye Tatarı v Uzbekistane, Çalışma Makalesi No. 11, Fransız Orta Asyayı İnceleme Enstitüsü, Taşkent, Aralık 2004, sayfa 12’de tekrar basılan belge. [16] Bugay, 1992, belge 16, sayfa 140 ve belge 20, sayfa 144. [17] Bugay, 1992, belge 24, sayfa 146. [18] Bugay, 1992, belge 13, sayfalar 138-139. [19] Aleksandr Nekrich, The Punished Peoples: The Deportation and Fate of Soviet Minorities at the End of the Second World War, (İngilizceye çeviren: George Saunders), (New York, W.W. Norton, 1979), sayfal 20–21; Brian Glyn Williams, “The Hidden Ethnic Cleansing of Muslims in the Soviet Union: The Exile and Repatriation of Crimean Tatars,” Journal of Contemporary History, cilt 37, no. 3 (Temmuz 2002), sayfa 328. [20] Nekrich, sayfa 5. [21] Nekrich, sayfa 28. [22] Nekrich, sayfa 26. [23] Nekrich, sayfa 31 ve Alexander Statiev, “The Nature of Anti-Soviet Armed Resistance, 1942–1944: The North Caucasus, the Kalmyk Autonomous Republic, and Crimea,”  Kritika: Explorations in Russian and Eurasian History, cilt 6, no. 2, spring, 2005, sayfa 310. [24] Nekrich, sayfa 28–30; Statiev, sayfa 306–307; Williams, sayfa 329. [25] Nekrich, sayfa 28–29. [26] Statiev, sayfa 304–306. [27] Statiev, sayfa 306. [28] Statiev, sayfa 307. [29] Statiev, sayfa 307. [30] Nekrich, sayfa 20. [31] Ediyev, tablo 2, sayfa 41. [32] V.N. Zemskov, Spetsposelentsı v SSSR: 1930–1960 (Moskova: Nauka, 2005), sayfa 109. [33] N.F. Bugay (yay. haz.), Deportatsiya narodov Krıma: Dokumentı, faktı, kommentarii (Moskova: İnsan, 2002), belge 140, sayfa 150. [34] N.F. Bugay, L. Beriya – I. Stalin: “Soglasno vaşemu ukazaniyu…,” (Moskova: “AIRO XX”, 1995), sayfa 146. [35] Nekrich, sayfa 30.

TAVSİYELER

CENGİZ DAĞCI PANELİ ve Belgesel gösterimi

ANKARA’da CENGİZ DAĞCI PANELİ ve Belgesel gösterimi  Konuşmacılar: Zafer Karatay ve Recep Garip Belgesel Gösterimi: …