ROMANYA’DA TÜRK DİLİNDE EĞİTİMİN TARİHÇESİ VE TEKLİFLER

Naci CAFER ALİ **
 Romence’den Çev. Saim Osman KARAHAN
1 – Romanya Topraklarında Türk Dilinde Eğitimin Tarihçesi.
Dobruca’da Türk dilinde eğitimin birkaç yüzyıllık mazisi vardır. Bu süre içerisinde, eğitim sosyal ve politik olaylarla sıkı bir bağ içinde olmasından dolayı, kurumsal yapısı, kendine mahsus gaye ve yönelişleri, öğretiminin somut içeriği itibarı ile birkaç belirgin safhalardan geçmiştir. Her biri kendine has özellik ve meselelere sahip devirlerden ibaret olan dört belli safha ayırt edilir.
1.1 – Dinî eğitimin ağırlıklı olduğu safha.
1.1.1. Osmanlı İmparatorluğu zamanında eğitim dinî kıstaslara göre düzenlenmişti. İslâmın temel öğretilerine dayalı bir Müslüman eğitimiydi. Eğitim kurumları daha çok Dobruca’nın kuzeyinde (Babadağ, Hırsova, Maçin, İshakça, Tulça, Mahmudiye, Sünne’de / Rom. Sulina) ve Karadeniz’in yalı boyunda (Köstence, Mangalya’da) yer alıyordu. Bölgenin geri kalan taraflarında faaliyet gösteren birkaç mektep daha vardı. (Boğazköy / Rom. Cernavodã, Mecidiye vb. yerlerde). Biricik yüksek tahsil tipinde okul, dinî eğitim veren bir medrese, bölgedeki en büyük askerî garnizonun konuşlandırıldığı Babadağ’da yer alıyordu.
Okullara sadece erkek çocuklar devam ediyordu. Öğretmenler cami hocaları arasından seçiliyordu. Öğretimin içeriği münhasıran Arap alfabesine dayalı Türkçe okuma-yazma, Kur’an’ın kıraatı, ilmihâl ve ibadet tatbikatı idi.
1.1.2. – 1877 yılında Romen Prensliklerinin Osmanlı hâkimiyetinden çıkarak bağımsızlıklarına kavuşması ve 1878 yılında Dobruca’nın Romanya Krallığı’na bağlanmasından sonra, Romen idaresi eğitimi 1881 yılında çıkarılan “Dobruca’nın Yeni Düzeni Kanunu” ve müteakip kanunların hükümlerine göre, yeniden düzenleme işine girişti. Başka hükümlerin yanı sıra, Dobruca’yı düzenleme kanunu Müslüman nüfusa mahsus iki kurumun (cami ve okulun) Romen devleti tarafından tanınmasını ve masraflarının devletçe karşılanmasını öngörüyordu.
Dobruca’nın Romanya’ya bağlanmasından sonraki ilk on yıllarda hükümet Müslüman okullarını eski şekilleriyle muhafaza etti. Getirdiği birkaç önemli değişiklikler şunlardan ibaret oldu:
—     Romen dilinin okutulması;
—     Öğretim kadrolarının yerli elemanlardan devşirilmesi;
—     Yüksek tahsil tipindeki İslâmî okul olan medresenin Babadağ’dan Mecidiye’ye (1903 yılında) nakledilmesi ve (1904 yılından itibaren) hem öğretmen, hem din adamı yetiştirilmesini hedefleyen, karma programlı, yeni bir öğretim düzenine geçilmesi. Mezunlar bu mesleklerden birine intisap edebilir, ya da ikisini de bir arada icra edebilirlerdi. Okutulan ders ve programlar ağırlıklı olarak dinî içerikli idi.
1.2. – Türk ve Romen dillerindeki lâik eğitimin tedricî hamlelerle geliştirilme ve ağırlıklı kılınma safhası.
1.2.1. – 1912 yılından sonra, Dobruca’nın güneyindeki Kaliakra ve Durostor (Deliorman – S.O.) illerinin Romanya’ya dâhil edilmesinden sonra Türk okul ve öğrencilerin sayısı önemli miktarda arttı. Romen dilinin ve bilim dallarının öğrenilmesine ilgi ve gayret kuvvetlendi. Şehirlerde ortaokul (rüştiye) seviyesinde okullar açıldı. Kız okullarının sayısı çoğaldı.
Maddî donanım açısından Müslüman okullarının durumu oldukça ağırdı. Büyük kısmının binaları eski ve sağlıksız olmanın yanı sıra okul sıralarından, araç gereç ve ders kitaplarından mahrumdu. Dinî öğretim genel öğretimin ağırlıklı bölümü olmaya devam ediyordu. Arap alfabesine dayalı Türk dili ve Edebiyatı, Kur’an ve İlmihal okutuluyordu. Rüştiye mekteplerinde bazı dersler (aritmetik, tabiat bilimleri, müzik vs.) Türkçe idi. Bazı ders kitapları gayri resmî olarak Türkiye’den getiriliyordu. 1878–1920 yılları arasında Romanya’da basılmış biricik okul kitabı Arap yazısına dayalı bir Türkçe Alfabe’dir**.
1.2.2. – İki Dünya Savaşı arasında, (1918–1940), okul ağı, bilhassa köylerde birçok okulun açılmasıyla, gelişti ve çeşitlendi. 1924 yılından itibaren Dobruca’yı devletin özel ilgi alanında bulunan “kültürel bölgeler” arasında sayan “Genel İlkokul Öğretimi Kanunu” uygulanmaya başladı.
Öğretim sisteminin yeniden yapılandırılmasıyla Romen dilinin daha iyi öğrenilmesi için temel atılmış oldu. Bu hal ise hem resmî makamların, hem de velilerin isteklerine uygun düşüyordu. Böylece Müslüman öğrencilerin üst derece okullara (lise ve üniversitelere) girişlerine kolaylıklar sağlanmış olunuyor, hem de geniş halk kitlelerinin kültür seviyelerini yükseltmeye, iş hayatında ve farklı etnik gruplar arasında iletişimi temin etmeye yarayacak bir araç elde edilmiş olunuyordu.
Bu devirde, (1918–1940), onlarca Müslüman genç, Romen orta ve yüksek öğretim okullarında okuyabilmeleri için devletten burs desteği gördü.
Müslüman nüfusun okullarında, (nüfus sayımlarında Dobruca’daki Türk ve Tatarların bu ad altında, aynı hanede gösterilmesine devam ediliyordu), öğretim aşağıda gösterildiği şekilde düzenlenmişti:
a) Bütün öğrenciler, etnik kökenlerine bakılmaksızın, sabahları Romen dilinde öğretim yapılan karma ilkokullarda okurdu. Nüfusun daha kalabalık olduğu yerlerde okullar kız ve erkek öğrenciler için ayrı olurdu.
b) Müslüman okullar ya da şubeler, her öğrenci grubuyla ikişer saat olmak üzere, genellikle öğleden sonra faaliyette idi. Sınıf ve öğrenci sayısına bağlı olarak, bir de okul binalarından, öğretmen kadrosundan vs. etkin bir şekilde yararlanabilmek düşüncesiyle, bölgelere göre, farklı düzenleme şekilleri de olabilirdi.
Öğretimin programı (1934 yılına kadar Arap alfabesi, devamında Latin alfabesiyle olmak üzere) Türkçe okuma-yazmadan ibaretti. Eğitim müdürlüğünün özet olarak hazırlayıp verdiği ders programının müfredatı Kur’an okunması, bazı temel dinî bilgilerin öğrenilmesi ve ibadet tatbikatları ile tamamlanmış olunuyordu.
Yukarıda sözünü ettiğimiz sistem, haliyle, öğrenciler için oldukça zorlu idi, fakat velilerin büyük kısmı tarafından kabul görüyordu.
c) “Resmî kurum” hüviyetinde, iki dilde ders verilen “özel” okullar vardı. (Bazı dersler Türkçe idi: okuma-yazma, aritmetik, tabiat bilgileri, el işi, müzik; bazısı da Romence: okuma, gramer, kompozisyon, tarih, coğrafya). Bu tip okullar birkaç büyük şehirde faaliyet görüyordu: Köstence, Mecidiye  Kız okulu, Silistre, Pazarcık.
d) Çoğu köylerde, camilerin külliyelerinde faaliyet gösteren okullar. Öğretilecek dersler veliler toplantısında kararlaştırılıyor, öğretmenlerin seçiminin İl Eğitim Müdürlüğünün onayından geçmesi gerekiyordu.
1924–1940 yıllarında, müslüman nüfusunun Türkiye’de gerçekleştirilen Kemal Atatürk reformlarına karşı gösterdiği büyük ilginin de etkisiyle, eğitimin lâik niteliğinin artmasında önemli mesafeler alındı. Mecidiye Medresesi, dinî derslerin sayısı azaltılırken, bir öğretmen okulu hüviyetini büyük ölçüde kuvvetlendirdi. Bu medrese için olsun, ilkokullar için olsun, resmî yoldan, Türkiye’den ders kitapları, edebiyat, tarih, vs. kitapları getirtildi. Halkımızda, Türkçeyi esaslı bir şekilde öğrenme ilgisinin artmasına, göç hareketlerinin yoğunlaşmasının da etkisi oldu; Türk ve Romen hükümetleri ara-sında varılan anlaşmayla 1935–1940 yılları arasında 80.000 kişi Türkiye’ye göç edebilmiştir.
1.2.3. – 1940 – 1948 yılları arasında savaş yıllarında ve savaş sonra-sındaki ağır şartlarda Dobruca’daki müslüman nüfusunun eğitim işleri çok büyük hasar gördü.
Müslüman nüfusun büyük bir kısmının göçünden ve bölgenin iki güney ilinin (Kaliakra ve Durostor’un Bulgaristan’a – S.O.) verilmesinden sonra okul ağı ile öğrenci ve öğretmen sayısında önemli miktarda azalmalar oldu. Öğretmen kadrolarına sert kısıtlamalar getirildi, görev başında bırakılanların da aylıklarının satın alma gücü giderek o derece düştü ki, öğretmenin ve ailesinin geçimini ancak 2–3 gün karşılayabilir oldu. Bu şartlarda okulların bir kısmı kapandı, bazı mahallerde de veli komiteleri aynî ödeme (mesken, gıda, tarım ürünleri) karşılığında öğretmen bulma işine giriştiler.
Faaliyetlerine devam eden okullarda ise maddî imkânların durumu fecî idi, (sınıflar yetersiz, okul eşyası ve öğretim araçları noksan, kışlık yakacak ve ders kitapları yoktu). Türkiye’den ders kitaplarının alımı 1940 yılında durdurulmuştu, evvelce getirilenlerin ise, o lime lime olmuş halleriyle kullanılmasına, 1948 yılına kadar devam edildi.
1947–1948 öğretim yılında devlet eliyle desteklenen sadece 17 okul ve Türkçe şube kalmıştı. Bazı kasaba ve köylerde gayrimenkul ve tarım arazisine sahip Müslüman cemaatlerin desteklediği veya himaye ettiği birkaç özel veya cami okulları ayakta idi. Öğretmenleri il eğitim müdürlükleri tarafından tayin ediliyor ya da onaylanıyordu.
1.3 – 1948–1959 yıllarındaki tamamen lâik öğretim safhası. 
1.3.1 – “Eğitim reformundan” sonra (1948), durum temelinden değişti. Romanya’daki bütün millî azınlıklara tanınan hakların bir gereği olarak, 1948–1949 öğretim yılında Türkçe eğitim veren, Türk ve Tatar bir arada olmak üzere, 4317 öğrenciyi kapsayan 70 okul faaliyete başladı.
Öğretimin programı tamamen lâikleşti. I-IV sınıflar için, hem anadilinin, hem diğer derslerin Türkçe kitaplarının basımı başlatıldı, 1948–1950 içerisinde de tamamlandı. Buna paralel olarak V-VII sınıflar için Türkçe ana dili ve bilim dallarının birçok kitapları da yazıldı. (botanik, zooloji, anatomi ve fizyoloji, fizik, kimya, cebir, geometri, fizikî coğrafya, dünya coğrafyası, antik çağ tarihi, ortaçağ tarihi, yeniçağ ve çağdaş tarih vs.). 1948–1952 yıllarında I-VII sınıflarda Türkçe okunan, (müzik kitapları dâhil olmak üzere), bütün ders kitapları mevcuttu. Sadece Romen Dili, Romanya Tarihi ve Coğrafyası Romence okutuluyordu.
Bu dönemin olumsuz bir yanı, 8 yıl süreli olan eski Mecidiye Medresesi’nin 4 yıllık bir ilâhiyat okuluna dönüştürülmesi oldu. Böylece, 1904–1948 yıllarında, birçoğu Romanya’da olsun, Türkiye’de olsun çalışma hayatlarında takdirlere mazhar olmuş 800 kadar nitelikli aydın (öğretmen ve din adamı) yetiştirerek halkımızın kültür tarihinde önemli bir rol oynamış olan Mecidiye Medresesi, tamamen dinî bir okul haline getirilmiş oldu. Bu yapısıyla, okul faaliyetlerini 1965 yılına kadar sürdürüp geldi. Öğretmen yetiştirme görevi derhal yine Mecidiye’de (1949–1950), sonra Köstence’de (1950–1963) faaliyete giren öğretmen lisesi tarafından devralındı.
1.3.2. – 1949–1950 öğretim yılının başlaması arifesinde bakanlar kuruluna bağlı Millî Azınlıklar Şubesi’nin bir buyruğu üzerine, millî eğitim bakanlığı, 1946 yılında yapılan nüfus sayımında milliyetler hanesinde kendilerini “Tatar” olarak kaydettirmiş olanlar için Türklerinkinden ayrı ana dillerinde okullar açma kararını aldı. Bunun devamında, velilerle istişarelerde bulunarak, mahallî eğitim müdürlükleri eski Türk okullarının “Tatarca öğretim yapılan” ve “Türkçe öğretim yapılan” okullar olmak üzere ikiye bölünmelerini fiiliyata geçirdiler. Belli bir kargaşa döneminden sonra tercihler netleşti ve vaziyet aşağıdaki gibi şekillendi:
 
Öğretim   dili
Okul   öncesi
Sınıf I-IV
Sınıf V-VII
Sınıf VIII-XI
Toplam   okul
Toplam öğrenci
Toplam öğretmen
Tatarca
5
55
5
1
66
3069
113
Türkçe
2
9
2
17
689
23
(4’ü şube)
Yukarıdaki rakamlardan Tatarca eğitim veren okulların daha fazla oldukları anlaşılıyor.
Okulların ayrışmasından sonra durum birçok açıdan müşkülleşti:
— Okulların türünün belirlenmesi “ekseriyet usulüne” göre yapıldı. Bu esasa göre “Tatar” olarak belirlenen birçok okulda, semtinde, köy veya kasabasında Türk okulu olmayışından sebep, Türk öğrenciler de okuyordu. Başka mahallerde ise durum bunun tersi idi.
Resmen “Tatar” gözüken biricik öğretmen okulu ile daha sonra açılan kısa süreli mürebbiye okulunda Türk öğrenciler de bulunuyordu.
— Türk okulları için ana dillerinde gerekli bütün ders kitapları temin edilebilmişken, Tatar okullarının ne ana dillerinde bir ders kitabı, ne de ana dilinde ders verecek ehliyetli öğretmen kadrosu vardı. Bu durum öğretim sürecini son derece zorlaştırıyordu.
Ders kitapları meselesine acil bir çare olarak Milli Eğitim Bakanlığı, daha 1949 yılının yazında, Sovyetler Birliği’nden (Tataristan Sovyet Sosyalist Özerk Cumhuriyeti’nin başkenti Kazan’dan) getirilen bazı okul kitaplarının kullanılmasını kararlaştırdı. Zira bakanlığın kanısınca, “Tatar” öğrenciler, 1945 yılından sonra Sovyetler Birliğinde bu ad altında ayakta bulunan biricik cumhuriyetin “Tatar edebî dilinde” pek âlâ tahsil görebilirlerdi.
Bakanlığın, bazıları birkaç asırlık maziye sahip eski Türk okullarının “Tatar” ve “Türk” diye ikiye parçalanması kararı ve Tataristan Cumhuriyeti’nden bazı ders kitaplarının getirilmesi etnik, dilbilimsel vs. gerçeklerin bir tahliline dayanmayıp, Avrupa’daki iki siyasî ve askerî blok arasında “soğuk savaşın” patlak verip şiddetlendiği bir devirde, o günlerde geçerli olan bazı siyasî kıstaslara öncelik tanıyordu.
Fakat mahalli gerçeklerin görmezlikten gelinmesi kısa bir süre içinde Dobruca’daki “Tatar dilinde” öğretimi hemen hemen mutlak bir çıkmaza sürükledi. Kazan’dan getirilen (Kiril harfleriyle yazılı) ders kitaplarından yararlanma girişimleri başarısızlıkla neticelendi, çünkü içerikleri, (yaş, tahsil derecesi vs.ye bağlı olarak), öğretmenler tarafından bile ancak %50–80 oranında idrak edilebiliyordu. Öğretmenlerin, “uzman” iki müfettişin ve halkın bütün şikâyetlerine verilen cevap, “bunun parti ve âli devlet makamlarının bir irşadı” olduğu ve parti üyeleriyle aydınların “halk kitlelerinin kuyruğunda” değil, ön saflarda yer alıp halka öncülük etmeleri gerektiği idi.
Tarih belgelerinden ve Dobruca tatar folklorunun incelenmesinden bilinmektedir ki, günümüzün Dobruca Tatarları Kırım’dan ve civar bölgelerden göç edip gelmiş insanların ardıllarıdır. Başlıca göçmen grupları Dobruca’ya 1850–1870 yılları arasında, bu diyar Osmanlı İmparatorluğu’nun bir parçası iken gelip, Tulça’dan Varna’ya kadar olan mahallere yerleşmişlerdir. Bazı yerlere kendileri yeni köyler kurmuş, bırakıp geldikleri yurtların hatırasıyla buralara Şırın, Karatay, Köstel demiş, ya da yeni yerde bir sülâle çoğunluğu teşkil etmişse, oraya kendi soyadlarını vermiş, Osmança, Osman Bakı demişlerdir.
Dobruca’daki Tatarların konuşması 1944 yılına kadar Kırım’da konuşula gelenin aynıdır. Edebî şeklinin en güzel ifadelerini 1900–1944 döneminin eserlerinde bulan Kırım konuşma dili, Sovyetler Birliği’nde olsun, Türkiye veya başka ülkelerde olsun, tarihçi ve dilci âlimlerin çoğunluğu tarafından bir “Türk” dili olarak kabul edilmektedir. İşte birkaç örnek:
1. “Daha İhtilâl (1917 yılı) öncesinde dahi Kırım Tatarları kendilerine “Türk”, (gerçekte de Osmanlı dilinin büyük tesiri altında bulunan) dillerine de “Türkçe” denilmesini arzu etmekte idiler. Günümüzde, bilhassa Akmescit’de basılan edebî ürünlerin diline, Volga sahasının edebî Tatar dilinden ayırt etmek için, resmî olarak “Türkçe” denilmektedir.” – W. Barthold, Encyclopédie de l’İslam, vol. II, Leyde – Paris, 1927 s. 1148.
2. “Kırım Tatar edebî dili ile Osmanlı Türkçesinin yazı dili arasında çok az bir fark vardır.” – T. Kowalski, Encyclopédie de l’İslam, vol. II, Leyde – Paris, 1934 s. 969 (Samoyloviç, Opıt Kratkoy Krımsko-Tatarskoy Grammatiki – Petrograd, 1916).
Şunu da belirtmeliyim ki, son bir yüzyılda Türkiye’de basılmış bütün tarih ve dilbilgisi eserlerinde Kırım asıllı halk “Türk” olarak kabul edilmekte, onun konuştuğu dile de, resmî olarak, “Kırım Türkçesi” adı verilmektedir.
1951–1955 yıllarında, Kazan’dan getirtilen ders kitaplarının Romanya’daki Tatar okulları için uygun olmadığı görüldüğü halde, resmî makamlar bunların kullanılmasından yana tavrını devam ettirdiler. Söz konusu kitaplardaki metinlerin anlaşılmasını kolaylaştırmak ve Tataristan Özerk Cumhuriyeti ile kültürel ilişkileri arttırmak maksadı ile 1953 yılında Tatar dili ve edebiyatı tahsili görmeleri için Kazan Üniversitesi’ne 3 öğrenci gönderildi. Aynı zamanda Kırımtatar dilinde yazılmış ders kitaplarının getirtilmesi yönünde çabalar sarf edilmiş ise de, bir sonuç alınamadı. Azerbaycan’dan ve diğer cumhuriyetlerden getirtilen ders kitaplarının incelenmesi, “ana dilinde” olması arzulanan bir öğretimin gerekleri için hiçbirinin uygun bir çare olamayacağını göstermiştir.
Bu duruma gelinmişken, 1956 yılında Tarih Enstitüsü, Dilbilim Enstitüsü ve Eğitim Bakanlığının delegelerinden meydana getirilen bir kurul Dobruca’da, mahallinde bir araştırma yaptıktan sonra Romanya’daki Tatar topluluğuna mahsus, latin alfabesine dayalı, Romen ve Türk alfabelerine yakın olacak bir alfabenin hazırlanmasını teklif etti. Yeni alfabe (Türk alfabesiyle bazı farklar yaratan) ufak tefek değişiklerle, Akademi’ni Bilim Kurulunda kabul edildi. 1956–1959 yıllarında “yerli Tatar diliyle” ilk ders kitapları basıldı (Alfabe, I-IV sınıfların Okuma kitaplarıyla Gramer kitapları, V- sınıf Okuma kitabı) ve VI-VIII sınıflarının Okuma kitapları hazırlandı. Diğer dersler, bilhassa I-IV sınıflarda, gerektiğinde öğretmenlerin ana dilde açıklamalarıyla da, Romence veriliyordu.
Yüksek tahsilli elemanlar yetiştirmek gayesiyle 1957 yılında Bükreş Üniversitesinde Doğu Dilleri kürsüsüne bağlı (birincisi Romence uzmanı, ikincisi Türkçe ya da Tatarca uzmanı unvanını veren) Türk Dili ve Tatar Dili şubeleri açıldı. Bu şubelere öğretim üyesi olarak Sovyetler Birliği’nde Tatarca veya Türkçe tahsili görmüş gençler getirildikleri gibi, Romanya’da yetişmiş bazı elemanlar da tayin edilmişlerdir. Daha sonra Tatarca şubesi kapatılmıştır. Türkçe şubesi günümüzde de devam etmekte olup, 2 yılda bir öğrenci almaktadır.
Devlet organlarının 1956–1957 yılında “mahallî tatar dilinde” öğretime geçilmesi kararı ile 1956–1958 yıllarında ilk ders kitaplarının basılmasını halkımız büyük bir memnuniyetle karşıladı. Ama Romen okullarına geçişler, biraz azalmakla beraber, yine devam etti. Zirâ lise ve üniversitelere giriş sınavlarında Romen öğrencilerle “eşit şartlar altında” yarışmak zorunda olan öğrencilerin yetişme seviyeleri ana babaların ve öğrencilerin beklentilerinin altında kalıyordu. Yetişme seviyelerinin düşüklüğü başlıca olarak okulların donanım yetersizliğinden, iyi yetişmiş öğretmen kadrolarının azlığından, ders kitaplarının yokluğundan vs. ileri geliyordu. Bundan dolayı Tatar dilinde öğretim yapan okulların öğrenci sayısı gitgide azalarak 1957–1958 öğrenim yılında şu duruma gelindi:
Öğretim dili
Okul sayısı
Öğrenci sayısı
Gözlemler
1950/51
1957/58
1950/51
1957/58
Tatarca
69
52
3069
1825
Okul ve öğrenci sayısında büyük azalma.
Türkçe
17
18
689
959
Okul ve öğrenci sayısında artış oldu. Bükreş’te 38 öğrenciye bir öğretmen verildi.
Eğitim müdürlüklerinin tespitlerine göre, 1957–1958 öğretim yılında Tatar ve Türk okullarında okul öncesi yaşlardaki çocukların % 10–15 kadarı, I-IV sınıflardaki öğrencilerin % 60–70 kadarı, V-VIII sınıflardaki öğrencilerin ise % 40–45 kadarı kayıtlı idi.
Öğrencilerin bir kısmı Romence öğretim yapan okullara devam ediyor, önemli bir yüzdesi de, bilhassa okul öncesi yaştakiler ve V-VIII sınıfların öğrencileri, hiçbir okula devam etmiyordu, (okul öncesindekilerin okul binaları yoktu, 13–15 yaşındaki kız çocuklar da ana babaları tarafından gönderilmiyorlardı).
1.4. – Dobruca’daki millî azınlıkların okul ve şubelerinin kapatılması safhası, (1959–1989).   
1959 yılının yazında, öğretim yılının açılmasına birkaç ay kala, Parti ve Devletin merkezî organları eski Köstence bölgesindeki bütün millî azınlık okullarının kapatılmasına karar verdiler.
Bizlere yapılan tebligatlara göre, bu karar, “azınlık halklardan (Tatar, Türk, Rus, Ukrayin vs.) gelen istekler” üzerine Parti Bölge (Romen Komünist Partisi) Komitesi ile Eğitim Müdürlüğü tarafından alınmıştı. Yalan değil, bilhassa Eğitim Bakanlığı delegelerinin de katılımlarıyla “ayarlanmış” bazı toplantılarda (Mecidiye ve Köstence’de), bu yönde bazı yazılı ve sözlü dilekçeler de verilmiştir. Önceden tespit edilmiş birkaç konuşmacının haricindeki hazır bulunanlar, bu toplantıları “sessizce” izlemişlerdir. Okulların kapatılması kararı bölge halkının çoğunluğuna danışılarak alınmış değil. Okul meselelerini ülkenin Anayasasındaki hakların sağlanması yönünde çözmek için çareler aranacağı yerde, bölgedeki millî azınlık okullarını tasfiye etmek gibi rahat bir “çözüm” yolu tercih edildi.
Eylûl 1959’dan itibaren sözü edilen bütün okullardaki öğrenciler Romence öğretim yapılan okullara nakledildiler ya da, öğretim kadroları dâhil, herkes yerlerinde kalarak, bütün dersleri romence okumaya başladılar. Ana dilleri derslerinin arasında yoktu. Bazı mahallerde “tuhaf” durumlar da oluştu, öğrenci topluluğunun tamamını meydana getiren Tatar veya Türk öğrenciler, şimdi sadece Romence okuyorlardı, (Tãtaru / Azaplar, Gherghina / Devce, Hagieni / Hacılar, Fântâna Mare / Bayramdede vs. köylerinde olduğu gibi). 1965 yılında Mecidiye Medresesi de kapatıldı.
Sonraları, “ana babaların isteği üzerine” ve “15’in üzerinde öğrenci sağlanabildiği takdirde”, haftada 3–4 saat, ihtiyarî olarak, ana dilinin öğrenilmesine imkân veren bir resmî müsaade çıktı. Fakat kapatılmaların “yukarıdan” bir emirle gerçekleştirildiğini bilen vatandaşlar böyle bir istekte bulunmaktan sakındılar. Ancak birkaç mahalde, (Köstence, Tulça, Mangalya, Tekirgöl, Kubadin’de), cesur ana babalar ve öğretim elemanları ortaya çıktı, isteklerinde sebat ederek, ana dilleri Türkçede “ders saatlerine” kavuştu. Mecidiye’de 1000’in üzerinde Tatar ve Türk öğrenci bulunduğu halde, hiç kimse ana dilde “ders saati” istemeye cüret edemedi.
Rıza gösterilen sürelerde Türkçe dersleri okutulması için 1972–1973 yıllarında I-VIII sınıfların Ana dili kitapları basıldı. Buna en başta Romen ve Türk devletleri arasında tesis edilen ve günümüzde de devam etmekte olan iyi komşuluk ve ekonomik ilişkilerin geliştirilmesinin başlıca katkısı oldu.
Fakat birkaç yıl geçtikten sonra mahallî makamların yeteri kadar destek vermemesi sebebiyle Türkçe derslerine devam eden öğrenci grupları dağıldı. Yalnız Köstence’deki grup yeni bir düzenleme ile ayakta kalabilmiş ve faaliyetlerini bugün de sürdürmektedir.
İlginçtir ki bu “ders saatlerine” aralarında Romen, Ermeni, Arnavut vs. asıllı olan, yetişkin kimseler de devam etmektedir.
Bugün, Aralık 1989 halk ihtilâlinin zaferinden sonra, etnik azınlıklara yine anayasal ve insanî haklarından gerçekten yararlanmanın imkânları doğmuştur. İnanıyoruz ki 1990–1991 öğretim yılından itibaren, ana dildeki öğretim tarihimizin V-inci safhasını, gönlümüzün, bir yeniden doğuş ve gelişme safhası olmasını istediği bölümünü idrak etmeye başlamış oluruz.
2. Bugünün ve geleceğin meseleleri. 1990–1991 öğretim yılı için tekliflerimiz
2.1. Bugünün ve geleğin meseleleri.
Dobruca’daki millî azınlıkların dilindeki okulların kapatılmasından bu yana 30 yıl geçti. Bu süre içerisinde demografik yapıda, insanların zihniyetinde, hem fert olarak, hem de belli niteliklere sahip bir etnik grubun üyesi olarak istikballerini tasavvur etme tarzında büyük değişiklikler meydana geldi:
— Tatar ve Türk nüfusunun Dobruca nüfusunun toplamına göre oranı epey düştü (bugün % 10’un altındadır).
— Köylerin boşalması ve nüfusun “Sahil” ve “Tuna-Karadeniz kanalı” güzergâhının kasabalarına doğru kayması meydana geldi.
— Çocuklarımızın ve torunlarımızın büyük bir kısmı ana dilimizi ya unuttu, ya da hiçbir çağlarında akıcı bir şekilde konuşamadılar.
Bu hal ana dillerine, kültürel ve dinî ananelerine bağlı olmaya devam eden yaşlı nesiller için içler acısıdır.
Birçok yaşlımız, “canlarının ve evlâtlarının selâmetini” Türkiye’ye göç etmekte görüyordu.
Son yıllarda bu maksatla verilen dilekçelerin sayısı artma eğiliminde idi ve “turist” olarak çıkış yapmış olan birçok genç Romanya’ya bir daha dönmedi. 1984–1989 yıllarında Bulgaristan’daki müslüman halkın maruz kaldığı zulüm Romanya’daki Tatar ve Türk nüfusun geleceği ve etnik varlığı hususundaki kaygılarını daha da arttırdı.
— Romanya nüfusunun son sayımı (1977’de) ülkemizde 23.422 “Türk” ve 23.369 “Tatar” yaşadığını ortaya koymuştur. Ana dilleri açısından gerçek oran % 75 Tatar ve % 25 Türk nüfustur. Çok sayıda somut durumlardan görmüşüzdür ki Tatarların çoğu nüfus sayımlarında kendilerini “Türk” olarak yazdırmış ve bu hal sonraki yıllarda giderek artmıştır. (Olayı gelecek yılların eğilimleri açısından oldukça anlamlı buluyoruz.).
Ayrıca şunu da belirtmeliyiz ki bugün Bulgaristan topraklarında (eski Kaliyakra ve Durostor illerinde), bazı mahallerde (Pazarcık, Balçik ve dolaylarında) nispeten yoğun kitleler halinde yaşayan Tatarlar “Tatar azınlığına” mensup olduklarını iddia etmemiş ve etmemektedirler. Onlar kendilerini Türk olarak görmüş ve görmeye devam etmektedirler.
Son nüfus sayımından bugüne kadar geçen zamandaki doğal nüfus artışını göz önünde bulundurursak, Romanya’daki Türk ve Tatar nüfusunun 70.000 kadar olduğunu tahmin edebiliriz.
— 1940–1950 yılları arasında Bükreş Üniversitesi’nin Türk ve Tatar bölümlerinden veya Romence tedrisatlı fakülte ve enstitülerinden mezun olanlardan büyük bir aydın kitlesi meydana gelmiştir: profesörler, mühendisler, hekimler, iktisatçılar, tarihçiler, çeşitli alanlarda bilimsel araştırmacılar; bunların çoğu çocukluklarında Türk veya Tatar okullarında tahsil görmüş neslin insanlarıdır. Bu yüksek okul mezunları ana dilde öğretimin başlatılması ve geliştirilmesine katkıda bulunabilecek çok önemli bir etkendirler. Bu aydınların bir kısmı son yıllarda Türkçe veya Tatarca olarak, ülkemizde ve dışarıda çoğu olumlu karşılanmış, edebî ve ilmî eserler (özgün şiir ve nesirler, folklor araştırma ve derlemeleri, sözlükler, tarih araştırmaları vs.) yayınlamışlardır.
Geçenlerde kurulan “Müslüman Türk Demokrat Birliği”nin temsilcileri tarafından Köstence ve Tulça illerinin çeşitli yerleşim merkezlerinde yapılan kamuoyu yoklamaları birçok ana – babanın ana dildeki okul, şube ve “ders saatlerinin” yeniden açılmasını desteklemek arzusunda olduklarını ortaya koymuştur.
Türk ve Tatar nüfusun ilgi ve istekleri bugün şu hususlar üzerine eğilmiş durumdadır:
A. Aile içinde düzgün sözlü ve yazılı bir iletişim için gerekli, ailenin uzantısında da, hemen hemen her ailenin yakın akrabalarının bulunduğu Türkiye insanlarıyla kültürel, turistik vs. bağlarının güçlendirilmesi için elzem olan edebî Türk dilinin öğrenilmesi. Bugün Türkiye’de 5 milyonun üzerinde Kırım kökenli ailelerin torunları olan “Kırım Türkleri” yaşamaktadır. Onların çocukları Türk okullarında okur, bilgilerini edebî Türk dili vasıtasıyla edinirler, fakat çeşitli kültür ve sanat derneklerinde kendi “Kırım Türkçeleriyle” zengin, çok yönlü faaliyetlerde bulunurlar (folklor ansambilleri, çeşitli yayınları, vs. olur).
Bugün, kendini “Tatar” olarak beyan eden Romanya’daki insanların çoğu, hele Kazan’dan getirtilen Tatarca ders kitaplarının okullarda kullanılmasının acı tecrübesini geçirdikten sonra, kendilerinin “Tatar”dan ziyade “Türk” oldukları gerçeğini, kabul etmiş durumdadır. Asıllarının Türk, Türk olmaya devam edeceklerini, fakat bununla birlikte, doğup yaşamakta olduğunu Romen ülkesinin iyi, sadık ve yararlı birer vatandaşı olarak kalmak istediklerini beyan ederler. Onlar bu inanç ve yönelişlerinin bugünkü iyice oturmuş tarihî gerçeklerin bir sonucu olduğuna ve demokratik bir gelişmenin yoluna baş koymuş bir Romanya’da, kendilerine hızlı ve engelsiz bir kültürel gelişim istikbali sağlayacağına inanırlar.
Bu tercihlerde karar kılmış yurttaşlarımız şu sav ve teklifleri öne sürerler:
— Romanya’daki Türklerle Tatarların dillerinin edebî Türk dilinin birer diyalekti olduğu fikri hemen hemen ittifakla kabul edilmiş durumdadır.
Yerleşim merkezlerinin çoğunda cemaatler (Tatarlar ve Türkler) karmadır, kimi yerlerde ise, aksine, kendi başınadır. Ailelerde eşlerden birinin “Tatar” diğerinin de “Türk” olduğu durumlar az değildir. Çocukların farklı okullara gönderilmesi birçok güçlüklere sebep olur ve gelişme imkânlarına sahip bir öğretim biriminin kurulması için gerekli öğrenci sayısının elde edilmesini engeller.
— Okulların çoğunluk esasına göre “Tatar” ve “Türk” olarak ikiye ayrıldıkları devirde her iki millî azınlığın çocukları bir arada okumuş, aralarında herhangi bir etnik “sorun”a rastlanmamıştı. Bugün iki grubun hemen hemen aynı olan aynı olan alfabeleri, kuşkusuz onların daha da iyi anlaşmalarına, dil ve kültür birliklerinin pekiştirilmesine yardımcı olabilecektir.
— Yüzyıllardan beri Türk ve Tatarların bir arada yaşayıp geldikleri bütün yerleşim merkezlerinde, (Arapçanın yanı sıra) Türk dili dinî ve geleneksel folklor merasimlerinde (nikâhlarda, çocuklara ad koyma törenlerinde, cenazelerde, düğün ve eğlencelerde, sanat gösterilerinde vs.) “ortak ana dilimiz” mertebesinde vazife göre gelmekte ve hiç kimse de bunu mesele yapmamaktadır. Lâik merasimlerde hiçbir sakıncası görülmeden, yerli Tatarca da kullanılırdı.
— “Biz neyiz” ve “ne olmak istiyoruz” konularının üzerine iddialaşmalara hayat zaten bir ön çözüm getirmiştir. Daha yakın geçmişte basılmış olan kitap ve yayınlarda (“Bülbül Sesi” kitabında, “Renkler” derlemelerinde) hem edebî Türkçe, hem Kırım Türkçesi’nin Dobruca ağzında metinler yer almıştır. “Türk” veya “Tatar”, her okuyucu bunları okuyarak, bir aynı dilin iki biçimini karşılaştırma fırsatını bulmuştur. Aynı çözüm yolunu ana dilde öğretimimizde de uygulamamıza kimse mani değildir.
— Tatarca öğretim yapan okulların açılması durumunda, bizim henüz güvenle dayanacağımız, oturmuş bir dilimiz ve edebiyatımız yok. Bugün mahallî Tatarcamız yekpare bir yapıya (sözlük, gramer ve edebî başvuru metinlerine), modern bir öğretimin mutlaka bulundurması gereken bir bilimsel terminolojiye sahip değil.
Bu şartlarda, mahallî ana dile dayalı bir gelişimin imkânsız değilse bile, çok güç olacağından şüphe edilemezdi.
Yukarıda sıralanan savları göz önünde bulunduran A seçeneğinin (Türk milliyeti ve dili) yandaşları şu teklifleri yaparlar:
a) Romanya’daki Türk ve Tatarlar resmen Türk azınlığı adı altında tanınsın.
b) Okul ve şubelerin öğretim dili edebî Türkçe olsun.
c) Bilim dersleri Türkçe ve, özellikle büyük sınıflarda, yüksek okullara giriş sınavlarında istenen disiplinlerde Romence olsun.
d) Bütün Türk ve Tatar nüfusunun temsil organı Müslüman Türk Demokrat Birliği halen resmî makamlar nezdinde kayıtlı olan bu adıyla anılmaya devam edilsin. 70.000 kişilik “Türk millî azınlığı” altında tanımlanmak, hem yüzyıllardan beri devam eden bir tarihî sürecin devamını belirtir, hem de kendine has bir millî kimliği muhafaza etmenin teminatı olur.
B. Müslüman nüfusun bir kısmı (M.T.D. Birliğinin idare organlarının birkaç temsilcisi de dahil) kendini “Tatar” olarak beyan etmeye devam ederek, bu millî kimliğin yandaşı olan ana babalara çocuklarını yerli Tatar dili ile öğretim yapan okullara gönderme imkânlarının sağlanması gerektiği iddiasında bulunuyor.
Onların savları daha çok tarihsel türdendir. Vaktiyle Karadeniz’in kuzeyinde “halefleri olduğumuz” bir Tatar milletinin yaşadığını, Kırım Tatar devletinin yüzyıllar evvel Romen Prenslikleriyle (bilhassa Boğdan/Moldova ile) ilişkileri olduğunu ve “Romanya’da millî azınlık olarak yok olmamıza rıza göstermememiz gerektiğini” öne sürerler.
Bu görüşün yandaşları I-VIII sınıflarda “oluşum halindeki“ mahallî Tatarca ile ana dilini ve edebiyatını öğreterek öğretimin geliştirilebileceğini düşünürler (daha doğrusu, ümit ederler). Diğer dersler Romence öğretilmeye devam edebilir, derler. Dilbilimsel gerekçeler olarak Türkçe ile “mahallî Tatarca” arasındaki bazı fonetik ve morfolojik farklılıklar öne sürülür ki, sözüm ona, bunlar Türkçe öğretim yapılırsa, ana dilinin öğrenilmesini zorlaştırırmış.
B varyantının yandaşları okulların “Türk dilinde” ve “Tatar dilinde” olarak ayrılmalarını ve bütün halkın temsil organının adının “Müslüman Türk ve Tatar Demokrat Birliği” olmasını isterler, (şimdikisi gibi, sadece “Türk” değil).
Etnik kimliğin ve okullarda öğretilecek ana dilin tespiti hakkındaki kararın demokratik çözümü ancak bütün halkın görüşüne başvurmakla gerçekleştirilebilir. Başka herhangi bir yöntem büyük hoşnutsuzluklara ve yine baskı yöntemlerine gidildiği ithamlarına yol açabilir. Halkın bu tercihlerden birinin veya ötekinin kısa ve uzun vadede sonuçları hakkında bilgilendirilmelidir. Bütün halkın görüşünü alma işlemleri, yakında bütün yerleşim merkezlerinde yürütülecek olan Romanya Türk Demokrat Birliği’ne kayıt görüşmeleri sırasında, uygun bir tarzda yapılabilir.
C. Halkımızın tamamının bir temel arzusu Romen dili ve edebiyatını, bilim ve teknik esaslarını, Romen dilinde öğretim veren yüksek tahsil kurumlarına (lise, üniversite, teknik okullar, iktisat ve tıp fakültelerine vs.) giriş imkânlarını elde edebilmek ve arttırabilmek için en yüksek bir derecede, Romen talebelerinkiyle başa baş bir seviyede öğrenmektir.
D. Halkımızın büyük bir kısmının diğer bir arzusu da çocuklarına İslâm dininin teorisi ve tatbikatı hususunda (eğitim müesseselerinde veya şubelerinde) temel bilgileri elde etme imkânlarının verilmesidir.
Bütün bu arzuların yerine getirilmesi hiç de kolay değildir. Büyük bir organizasyon, maddî ve malî kaynak gerektiren bu işte devletin merkezî ve mahallî kurumlar seviyesinde göstermesi gereken olumlu “siyasî iradesinden” başka, maddî temellerin, öğretmen kadrolarının, ders programlarının ve kitaplarının vs.nin temini ile ilgili meselelerin bir an evvel çözülebilmesi için M.T.D. Birliği teşkilâtlarının, ana babaların, aydınlarımızın yoğun çabalarına da ihtiyaç vardır. Bu meselelerin çözümü sırasında, karar veren bütün merciler gerçeklere saygılı, duygusal, dediğim dedik ve baskıcı aşırılıklara kaçmaksızın, gerçekçi yaklaşımda olmaya dikkat etmeli, sözün kısası, bütün ülke halkımızın, 1989 Aralık’ındaki halk devrimi sırasında verdiği şehitlerin fedakârlığıyla elde ettiği tercihlerde bulunma özgürlüğüne ve demokrasinin ilkelerine saygılı olmalıdırlar.
2.2. 1990–1991 öğretim yılı için teklifler
2.2.1. – Halkımızla danışma toplantıları yapılıp şu hususlar tespit edilsin:
— okullar ağı
       — öğretim dili
       — öğretimin basamakları ve şekilleri
                   a) — okul öncesi
                       — I-IV, V-X ve XI-XII sınıfları
                   b) — ana dilinde okullar
                       — ana dilinde şubeler
                       — ana dilinde ders saatleri
Bu danışmalar Romanya M.T.D. Birliklerimize katılım başvuruları sırasında da gerçekleştirilebilir.
2.2.2. – Yukarıdaki A maddesinde gösterilen meselelerin hallinden sonra ortaya çıkacak duruma göre, okul binaları ve öğretmen kadrolarının tespiti yapılsın. Yönlendirme ve kontrol işlerini yapacak, Köstence ve Tulça illeri için birer müfettiş gerekecektir.
2.2.3. – Bütün sınıfların, derslere ana dilimizin alfabesini öğrenmekle başlamak mecburiyetinde olduklarını ve ancak bundan sonra II. sınıftan X. sınıfa kadar her bir sınıf ana dillerini “başka başka tempolarda” öğrenmeye devam edeceklerini göz önünde tutarak birtakım “geçiş dönemi” programları hazırlanmalıdır.
2.2.4. – Ana dilininki öncelikle olmak üzere, öğretim için mutlaka gerekli olan ders kitapları sağlanmalıdır. 1990-1991 ders yılı için şu çareler mevcuttur:
— Alfabenin ve 1972–1973 yıllarında II-IV sınıflar için basılmış kitapların mutlaka lüzumlu olan bazı güncellemeler ile, acilen yeniden basımı.
— Türkiye’den bazı ders kitapları getirtilerek Romanya’nın şartlarına ve sınıfların bilgi seviyesine göre seçilmiş bazı metinlerin kullanımı tavsiye edilebilir.
— Romanya’da 1948–1972 döneminde Türkçe ve Tatarca olarak yayınlanmış okul kitaplarından bazı uygun metinler çoğaltılarak kullanılabilir.
— 1979–1990 yıllarında edebiyat ve folklor eserleri olarak kitap ve dergilerde çıkmış bazı metinler ve mahallî yazarlarımızın henüz basılmamış yazıları, yardımcı materyal mahiyetinde, çoğaltılabilir.
2.2.5. – Önümüzdeki yıllarda bastırılacak, uzun süre kullanılabilecek ders program ve kitaplarını hazırlamaya başlayacak bir teşkilâtın yapısı kurulmalı. Bu program ve kitaplar (yukarıdaki A maddesinde belirtilen öğretim basa-makları ve şekillerine göre) öğrencilerin Romen dili ve Romence vasıtasıyla öğrendikleri disiplinlerin konularıyla ilişkilendirilerek düşünülmeli ve hazırlanmalıdır.
2.2.6. ­– Bükreş Üniversitesinin Türk dili bölümünde, ileride Dobruca’da ana dilinin ve ana dilde edebiyatın gelişmesini sağlayacak bir Kırım Tatar kursu da ihdas edilmelidir. Bu kursun mezunları Romen Ülkeleriyle Kırım Hanlığı ilişkilerine dair tarihi belgelerin incelenmesine de katkıda bulu-nabilirler.*
 
*  Romence olarak hazırlanan bu tarihçe, Aralık 1989’da Komünist rejimi alaşağı eden Romanya ihtilâlinden az bir süre sonra, Bükreş Camiinde toplanan Müslüman halkın Genel Kurulunda sunulmuştur. Bu toplantıda Müslüman Türk-Tatar Demokrat Birliğinin (M. T. T. D. B.) kurulması ve 1959 yılında kapatılan okularımızdaki ana dilimizde eğitimin yeniden başlatılması kararı alınmıştır. Günün ve geleceğin siyasî ve kültürel meseleleri ele alınıp tartışılmıştır.
Metin 3 nüsha olarak daktilo edilmişti. Birinci nüsha Millî Eğitim Bakanlığına teslim edilmiştir. Teslim belgesinde yeni kurulan MTTDB’nin Eğitim ve Kültür Komitesine seçilmiş olan meslektaşım Prof. Mehmet Ali Ekrem Bey’in de imzası vardır.
İkinci nüsha MTTDB’nin Köstence Başkanlığına verilmiştir.
Üçüncü nüsha, elyazma müsvedde ile birlikte bende kalmıştı. Bu üçüncü nüsha halen bu konuda kitap ve dergi makaleleri hazırlamakta olan Saim Osman Karahan Beyin elindedir.(Cafer Naci)
** Eski Türk ve Tatar Okulları Genel Müfettişi ve Bükreş Didaktik ve Pedagojik Yayınevinin Türkçe, Tatarca ve Romence okul kitapları redaktörü
**Basılma tarihi 1916, hazırlayanı Dr. Temo adıyla tanınan İbrahim Ethem Efendi’dir. İbrahim Temo d.1865, Makedonya – öl.1945, Mecidiye; Eski İttihatçılardan – Çev. Notu)
* Bu Tarihçenin 1990 yılının başlarında, Bükreş Camiinde toplanan müslüman halkın Genel Kurulunda sunulduğu günden bu yana 30 yıl geçmiştir. Hayat devam etmiş ve hep edecektir. Umarım, bir genç araştırmacı arkadaş çıkar da, okuyucular Romanya’daki Türklerin eğitimlerinde 1990 yılından günümüze kadar yaşanan ve halen devam eden süreci onun kaleminden öğrenirler. (Çevirenin Notu)

TAVSİYELER

CENGİZ DAĞCI, İSTANBUL KÜLTÜR ÜNİVERSİTESİNDE ANILDI

Cengiz Dağcı, doğumunun 100. yılı vesilesiyle İstanbul Kültür Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü tarafından …