SOVYET İKTİDARI VE KIRIM CUMHURİYETİ’NİN TATARLAŞTIRILMASI, YA DA KIRIM TATAR MİLLİYETÇİLİĞİNE NASIL BOYUN EĞDİRİLİR (1880-1922)

Yazan: Grégory Dufaud*, Türkçeye Çeviren : Bülent TANATAR Alexandre Bennigsen ve Chantal Lemercier-Quelquejay’e göre, 1920’li yılların dönemecinde Rusya Müslümanları ile Sovyet yöneticileri arasındaki işbirliği bir yanlış anlamanın sonucuydu: Müslüman önderler yeni rejimi kendi reform programlarını gerçekleştirmek amacıyla kullanmayı denerken komünistler de Rus İslâmını Bolşevikleştirebilecek­lerini sanmışlardı.[1] Eski bir İslam toprağı olan Kırım’da[2] Tatarlar ile Bolşevikler arasındaki anlaşmazlığın şartları çok az bilinir. Gerçekten, eldeki tarih çalışmaları eskidir ve meramları arşivlere ulaşma imkânsızlığı yüzünden son derece sınırlıdır. Bu meseledeki örtünün kaldırılmasına katkıda bulunmak üzere, kurulmasının hemen ertesinde (1921-1922) Kırım Muhtar Sosyalist Sovyet Cumhuriyeti bağrında Tatarlara bahşedilen yeri “ölçme”yi deneyeceğim. Bunu yapmak için, bu Türk-Müslüman nüfûsun Bolşevikler nezdinde temsil ettiği değeri anlamak ve Kırım’daki Sovyet milliyetler politikasının belli başlı çizgilerini ayırt etmek elzemdir. Özetle, hangi tahditler ve mantıkların Kırım Tatar topluluğunun araçsallaştırılmasını belirlediğini ortaya çıkarmak gerekir. Böylece, sadece yeni Kırım devletinin kuruluş sürecinin değil, Tatar azınlığın[3] nesnesi olduğu “nesnelleşme” olgularının da aydınlatılması sağlanacaktır. Dolayısıyla, bu tahlil işe Tatar seçkinler tarafından yürütülen kimlik yaratma sürecinin tasviriyle başlayacaktır. Bu toplumsal-tarihsel tanım­lama ve simgesel sınırların çizilmesi sürecinin incelenmesi Bolşevikler ile milliyetçiler[4]arasında yarımadanın kontrolü için cereyan eden teke tekmücadelenin açıklanmasını da sağlayacaktır. Bu mücadelede birileri için hedef diğerlerinin ayrılma isteklerine karşı eski çarlık imparatorluğunun toprak bütünlüğünün korunmasıydı. Bunun sonucunda ortaya çıkan ise Müslüman nüfûsun cumhuriyetin kuruluşuyla daha önce eşi benzeri görülmemiş bir bütünleşme sürecine girmesi oldu. Kırım Tatar Milletinin Doğuşu (1880-1916) Kırım’ın Rusya tarafından fethine (1783) Tatar toplumunun yapı taşlarını bozan bir sömürgeleştirme ve Ruslaştırma girişimi eşlik et­miştir.[5] XIX. yüzyılın sonunda, Tatarlar artık imparatorluğa bağlı diğer Türk halklarından tecrit olmuş küçük bir Müslüman azınlık olup sömürgeci baskıya karşı direnebilmek için çok zayıftılar. Bu durumda, habitusözellikleriyle birleşen münevverler topluluklarının kaderini ele almaya karar veriyorlar ve siyasî ve dinî bir reform projesi aracılığıyla “millî” canlanma umudunu yeşertiyorlar. Reformcu veya “ceditçi” düşünce aynı zamanda Rusya’da dinî yenilenmenin ve pantürkizmin öncüsü İsmail bey Gaspıralı’yla birlikte tutarlı bir ideoloji halini aldı.[6] Kırımlı düşkün bir aristokratik aileden gelen Gaspıralı öğrenimini Sankt-Peterburg’da, bilâhare Fransa ve Türkiye’de yapar. Bahçesaray’a dönüşünde, liberal ve sosyalist fikirlerin etkisiyle, Rus Slavseverlerin tahliline dalar ve kendi reformcu görüşlerini geliştirmeye başlar.[7] Ona göre, Kırım Tatarlarının dirilişi kendi başlarına varamayacakları Batı tipi bir “millî” modernliğe götürmelidir. Tatar “milletinin” uyanışı ancak Rusya’nın Müslüman Türk halklarının bütününün uyanışıyla mümkündür ki bu da Türk ve Rus modelleriyle temas sonucu yenilenmiş bir İslâm kültürünün etrafında siyasî olarak birleşmeleri yoluyla olacaktır. Burada İslâm, kültürel birliği öncelikle dilsel manada düşünülmüş bir pantürkizmin aktif bir bileşeni olarak ortaya çıkar. Nitekim, Gaspıralı’ya göre, sadece bütün Rusya Müslümanları için ortak bir dil gerçek bir “millî” bilinç yaratabilir. Bu nedenle, gazetesi Tercüman’ın kuruluşundan (1883) itibaren basitleş­tirilmiş ve Arapça ve Farsça kelimelerden mümkün mertebe arındırılmış ve Kıpçak Türkçesinden alıntılarla tamamlanmış Oğuz Türkçesi temelinde inşa edilen bir dil kullanır. Gaspıralı’ya göre, pantürkist ve panislamist canlanma çarlık iktidarına karşı gelmemeliydi: Sadece legalist bir tutum kabul edilebilirdi; her türlü çatışma Rusya Müslümanları için zararlıydı. Buna karşılık, bu yeniden doğuş geleneksel, muhafazakâr ve otoriter Müslüman din adamlarının bir eğitim reformu yoluyla alt edilmesiyle ancak gerçekleşebilirdi. Bahçe­saray’da, kendi kurduğu okulda, Gaspıralı böylece, bilâhare modeli Rusya’daki Türk Müslüman dünyasının bütününe yayılan pedagojik bir “usûl-i cedit” denedi. Reformcu eğitim müesseseleri fonetik usûlle okuma yazma öğretme önerileriyle ve Rusça ve Tatarca olarak birçok seküler disiplinin (tarih, coğrafya, matematik) öğretimini teklif etmekle ayırt ediliyorlardı.[8] Böylece, Kırım’da bunlar yeni bir bireyler kuşağının oluştuğu, kendi dilinde eğitim gördüğü ve Tatar toplumunun kaderine duyarlılık gösterdiği pota haline geldiler. Yeni zemstvo (yerel idarî organlar) okullarının mezunlarıyla birleşen bu genç münevverler yarımadada toplumun geri kalanından farklı, ama kendini tamamen onunla özdeşleştiren, daha önce benzeri görülmemiş bir sosyo-kültürel grup oluşturdular. 1905 devriminin ertesinde, Rusya üzerinde esen özgürlük rüzgârı yeni Kırımlı reformist intelligentsiyaya çıkarlarını tartışmak üzere Rusya Müslümanlarının bütünüyle birleşme imkânını sundu. Gaspıralı böylece, biti­minde ılımlı İttifak-ı Müslimin partisinin kurulduğu, Nijniy Novgorod yakınlarında Ağustosta toplanan kongrenin ünlü aktörlerinden biri olarak belirir. Bu parti Rusya’nın demokratik ve liberal bir yönde evrilmesi gerektiğine inanıyor ve önderleri Duma’da (yasama meclisi) yapılacak yasal çalışmalar yoluyla Ruslarla eşitlik, dinî özgürlük ve okul reformu gibi taleplerinin yerine getirilmesini elde etmeyi umuyorlardı. Umutları hoyratça boşa çıkarıldı, zira fiiliyâtta yasama meclisindeki Müslüman vekiller ihmal edilebilir bir rol oynamanın ötesine geçeme­diler.[9] Bu başarısızlık daha o zamandan Rus devrimci fikirlerine duyarlı Kırımlı münevverlerin bir bölümünün, Genç Tatarların Gaspıralı’nın izlediği yolun gerçekçi olmadığına inanmalarını sağladı. Genç Tatarlar bir yandan Kırım’daki toplumsal adaletsizliklerden sorumlu tuttukları imparatorluk hükûmetiyle hesaplaşma iradelerini öne sürerken, diğer yandan da yarımadaya mahsus Tatar millî özgüllüğünü vurgulayan bir düşünce geliştiriyorlardı: Onlara göre, milletleri toprak bakımından (Kırım vatanlarıydı), etnik olarak (Türklerdi) ve dinen (Müs­lü­manlardı) tanımlanıyordu. Rus otoritesini reddedişlerine, pantürkist ve panislamist bir ülkünün kimlik kavrayışlarından daha millî biçimleri olan bir mutlağa kayış eşlik ediyordu. Bununla beraber, Genç Tatarlar grubu imparatorluğun zulüm darbeleri altında hızla yok olurken topluluğu oluş­turan bileşenlerin niteliklerinin belirlenmesi çabası da yarı yolda kaldı. Bu çaba bilâhare ancak gizli Vatan Cemiyeti’nin bağrında geliştirilen fikirlerle tamamına erebildi. Bu cemiyet Kırım Talebe Cemiyeti’nin yeraltı koluydu. İstanbul’da, 1908 inkılâbı bağlamında kurulmuştu. Yüksek öğrenim gören ve Genç Türk hareketinden[10] derinlemesine etkilenen Kırım kökenli Tatarları biraraya getiriyordu. Çelebi Cihan ve Cafer Seydahmet’in önderliği altında bu ilerici öğrenciler Türk-Müslüman dünyası içinde Kırım Tatar milletinin biricikliğini ileri süren özgün bir milliyetçi düşünce geliştirdiler: Kırım Tatarları, şive farklarına rağmen, aynı dili konuşmuyor ve aynı dini paylaşmıyorlar mıydı? Öyleyse, bu millet kökleri Giray hanedanının başında bulunduğu Kırım Hanlığına dek geri giden ve gidişâtı Kırım’da cereyan eden özgül bir tarihin sonucuydu. Böylesi bir bakış açısı, yolu, adına bağımsız bir devletin kurulması talep edilen bir “Tatar ruhunun” yüceltilmesine açıyordu. Devrimin arifesinde, Kırım Tatar milleti, kendini bu şekilde tanımlamasını sağlayan, bir dil, bir din, bir vatan, bir tarih gibi unsurları oluşturmayı hedefleyen yeni Tatar seçkinleri tarafından gerçekleştirilen bir yaratma çabasının sonucunda ortaya çıkmıştı. Bu yeniden tanımlama çabası Gaspıralı tarafından başlatılmış, bilâhare onu kurtulmaya çalıştıkları çarlığa karşı mücadelenin içine rapt eden Genç Tatarlar ve Vatan Cemiyeti’nin gönülden sosyalizan ve devrimci üyeleri tarafından belirginleştirilmiş ve radikalize edilmişti. Milliyetçi Hareketin Başarısızlığı (1917-1920) Şubat 1917’de monarşinin düşüşü sırasında, milliyetçi hareketin istikâmeti yarımadada yeraltı hücrelerinden bir doku teşkil etmeyi başaran Vatan Cemiyeti’nce saptanmıştı. Bu şebekeyle güçlenen Tatar intelligentsiyası “millî benzersizliğini oluşturmayı”[11] amaçlayan bir ajitasyon çalışmasına atıldı. Bir başka deyişle, bir devletle teçhiz ederek millete tamamen vücut vermek, ama aynı zamanda bu devletin demokratik ve liberal olacağı umut edilen yeni Rusya’nın kuruluşu karşısındaki konumunu da belirlemek söz konusuydu. Rusya’nın içinde bulunduğu özgürlük patlamasından, ama aynı zamanda en uç noktadaki keşmekeşten istifade eden Tatar milliyetçileri bir Kırım Müslümanları Konferansı topladılar. 23 Martta Akmescit’te yaklaşık 1.500 delege topluluklarının akıbetini tartışmak ve “kimliğin serbestçe gelişmesi için en lüzumlu etmen olan millî ve medenî (kültürel) bir muhtariyet” kurmak üzere toplandılar.[12] Bu amaçla birçok tedbir alındı: Vakıfların millîleştirilmesi, dinî kurumlar üzerinde halkın denetimi ve bir Müslüman İcra Komitesi’nin seçilmesi. Fakat egemen bir idarenin kurulması gerçek manada ancak Aralık ayında genel oyla bir “kurucu meclisin” (Kurultay) seçilmesiyle mümkün oldu. Bu Kurultay Bahçesaray’da toplanarak bir hükûmet kurdu ve bir demokratik anayasa kabul etti.[13] Çelebi Cihan’a emânet edilen ve kısa bir süre önce kurulan Millî Fırka üyelerinin hâkim olduğu yeni Tatar yönetimi “görevlerinin sadece Tatar halkının mutluluğu ve sevincini sağlamak değil, aynı zamanda onları felâketten, yağmadan, anarşiden ve kargaşadan sakınarak istisnasız bütün Kırımlı yurttaşların onurunu, hayatını ve mallarını korumak olduğunu”[14] ilân ettiği Akmescit’e yerleşti. Sanki bunu söyleyen o değildi. Yarımadada olayların gelişimi onu hızla köşeye sıkıştırdı. Nitekim, Kırım Tatarları örgütlenirlerken, Bolşevikler de Sivasto­pol’de rakip bir iktidar teşkil ediyorlardı. Stalin şsöyle diyordu: “Millet­lerin ayrılma hakkı milletlerin zorunlu olarak ayrılmaları lâzımdır fikriyle karıştırılmamalıdır […] Ayrılma hakkı lehinde veya aleyhindeki tavrımızı proletaryanın ve proleter devriminin çıkarlarını göz önünde tutarak takınmak zorundayız”.[15] Her türlü ayrılma girişimine fiilen karşı olan Petrograd hükûmeti[16] çok geçmeden Karadeniz bahriyelilerine Akmescit üzerine yürüme emri verdi. Çatışmadan kaçınmak için, “Millî Meclis” Kırım Devrim Komitesi’yle (Revkom) sonu kanla biten zorlu görüşmelere girişti. 27 Ocak 1918’de Tatar başkenti alındı, Meclis dağıtıldı, Çelebi Cihan önce tutuklandı, sonra katledildi. Diğer Müslüman önderler bir katliâm havasına bürünen ve bölgede kızıl bir düzen kurmayı hedefleyen bastırma harekâtından kurtulmak için kaçtılar.[17] Bu kızıl düzen, o zaman, içinde Tatarların katılımı sadece Müslüman İşleri makamıyla[18] sınırlı olan Tavrida Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti şeklini aldı.[19] Tatar sözcülerin Kırım’daki siyasî temsil alanına erişimi böylece hiçe indirgendi. Birkaç ay zarfında, nilliyetçilerin siyasî-kültürel bir muhtariyet rüyâları tuzla buz olmuştu. Fakat yarımada, üzerinde Almanların, Beyazların ve Kızılların kendilerini zor bir oyuna verdikleri siyasî bir satranç tahtasına dönüşürken Tatarlar piyonlarını ilerletmeye çabalıyorlardı. Brest-Litovsk antlaşmasının imzalanmasının (Mart 1918) ve Kırım’ın Sovyetler tarafından terkedilmesinin (Nisan 1918) akabinde, yarımadada dört hükûmet birbirini izledi. Milliyetçiler, pratikte beyhûde olsa da, bunların herbiri nezdinde davalarını savundular.[20] Veli İbrahimov’un yönlendirdiği Millî Fırka’nın sol kanadı yine de desteklerini sağlamayı umduğu komünistlerle yakın bağlar tesis etmeyi başardı: SBKP’nin VIII. Kongresi’nde (1919) millî kendi kaderini tayin hakkını tanıyan onlar değil miydi?[21] Bolşeviklerin Wrangel orduları üzerindeki zaferlerinin ertesinde Millî Fırka yeni otoritelere uzun bir nota gönderdi. İçinde şunlar talep ediliyordu: “1) Millî Fırka’nın yasallaşması, 2) Tatarlarla ilgili dinî ve manevî işlerin yanısıra vakıfların idaresinin de Millî Fırka’ya devri, 3) Millet gazetesinin, bilimsel ve edebî dergilerin ve de kitapların yayımlanmasına izin verilmesi.”[22] Özerk bir yasal varoluş dayatmaya yönelik “bu öneriler tabiatıyla Krımrevkom tarafından geri çevrildi”[23]: Kırım’da genel bir siyasî çizginin yerleştirilmesi yerel çıkarların merkezinkilere tercih edildiği bir mestniçestvo atmosferinden malûl olamazdı. Dolayısıyla, Millî Fırka feshedilirken “faâl önderleri […] tecrit edilmeli [ve] üyeleri de oblast konferansında bu yönde bir karar alınmadan önce Parti’ye giremezlerdi”.[24] Aynı zamanda Kırım Çeka’sı da toplumun kimi kesimlerinde aktif bir direniş doğuran milliyetçi bir kalkışmadan “suçlu” Tatarları safdışı etmeye girişti. 1921 yılının başında yarımadadaki durum bir inceleme emri veren Moskova’yı telaşlandırdı. Görev, hazırladığı rapor siyasî polisin aşırılıklarını mahkûm eden ve Kırım’ı bir sömürge gibi sevk ve idare eden Revkom’un tutumunu açıkça şovenist olarak damgalayan, milliyetler politikası hususunda en gözde Müslüman komünisti Sultan Galiyev’ verildi. Kargaşaya bir son vermek için Galiyev bir muhtar sovyet cumhuriyeti kurulmasını, toprakların ondan mahrum olan Tatar köylüleri lehine yeniden dağıtılmasını ve Parti’nin Tatarlara daha fazla açılmasını tavsiye etti.[25] Bunun üzerine, bu tavsiyeleri yerinde bulan Bütün Rusya Merkezî İcra Komitesi Prezidyumu (VTsİK) 12 Mayısta şu kararları aldı: “1. Kırım yarımadasının Kırım Muhtar Cumhuriyeti’ne yükseltilmesinin elzem olduğunun kabulü ve Narkomnats’ın (Milliyet İşleri Halk Komiserliği) bu yönde bir kararname tasarısı hazırlamakla görevlendirilmesi […]. 2. Yoldaş İbragimov başkanlığında ve yoldaş Daugel ve Narkomzem (Tarım Halk Komiserliği) temsilcisinden meydana gelen tam yetkili bir komisyonun yerel çatışmaların çözüme kavuşturulması amacıyla gönderilmesi”.[26] Kırım’da dahi, bir yandan bir genel af tasarısı hazırlanırken[27], diğer yandan yerli halklara yönelik el uzatılıyordu: böylece, Temmuzda, bir sirküler “millî azınlıklar arasında çalışmanın Parti tarafından yürütülen şok faâliyetlerden biri olduğunu ve mutlak ve göreli bir Tatar çoğunluğunun bulunduğu uyezd ve rayon’larda […] Komitelere ve onların aygıtlarına yerel şartları çok iyi bilen çoğunluk milliyetinden Komünistlerden azamî sayıda sokmanın gerekli olduğunu, seksiyon sorumluları, hattâ sekreter mevkiine Rus yoldaşlara nazaran daha az eğitimli […] Tatarların atanması konusunda tereddüt gösterilmemesini” öne sürüyordu.[28] 1921’de, Kırım Tatar milliyetçi hareketi hiç kuşkusuz un ufak olmuş durumdaydı. Kendisini tehlikeli bir hasım olarak gören Bolşevikler tarafından paramparça edilmişti. Ama tamamen de yok olmamış, Kızıl işgalciye karşı mücadeleye devam ediyordu. Dahası, Yeni Sovyet alanının inşaasının sürdüğü bir anda, her türlü muhalefetin bertaraf edilmesi amacıyla, uzlaşan Kırımlı seçkinler, Bolşevik iktidarı tarafından Parti ve agitprop organları içine katıldılar. Bu pozitif ayrımcılık tedbirine kısa bir süre sonra Tatar dilinin terfi ettirilmesi eşlik etti. “Tatarlaştırma” ve Dil Yoluyla Bütünleşme (1921-1922) 18 Ekim 1921 günü, yarımadanın coğrafî sınırları dahilinde, Kırım Muhtar Sosyalist Sovyet Cumhuriyeti statüsüne yükseltildi.[29] Kırım’la ilgili siyasî, toplumsal ve simgesel alanların bu düzene sokulması girişiminde Tatarların artık merkezî bir rolü vardı: Cumhuriyetin hayatıyla bütünleşmeleri yoluyla sosyalist hedeflerin gerçekleşmesini sağlayacaklardı. Kırım’daki Sovyet kurumlarının sistematik biçimde “Tatarlaştırılması” (tatarizatsiya) ve Tatarcanın, Rusçayla eşit biçimde, devlet dili olarak kurumsallaştırılması gibi seçimler bunun sonucuydu. Sultan Galiyev’in raporunun ertesinde ve VTSİK’in davetiyle, Milliyet İşleri Halk Komiserliği (Narkomnats) Kırım’da tutacağı yol üzerinde düşünüp taşınmaya girişti. Yarımadadaki temsilcisine göre, “Kırım MSSC’nin kurulması yerli halk için en hayatî meseleydi. [Söz konusu cumhuriyet] emekçi kitleleri Komünist Parti içinde Sovyetlerin inşaasına dahil etmeyi sağlayan büyük bir koz olacak ve Doğu halklarını, bilhassa Türkiye’yi Sovyet Rusya’nın ona karşı samimiyetine kesin bir biçimde inandırarak Sovyet iktidarının Yakın Doğu’daki uluslararası politikasında önemli bir rol oynayacaktı”. Kırım’ın idarî-siyasî yönetiminde “Tatar emekçi kitlelerine” yer verilmesi, bu bakımdan, “onların yurtiçi ve uluslararası manada siyasî güçlerinin gelişmesini” sağlayacaktır. Bu nedenle, “devlet dili olarak Tatarcanın etrafında muazzam bir reklam kampanyası” yürütmek ve “Orta Doğu’nun yakınlığını dikkate alarak ve Kırım MSSC’ni Doğu’daki devrimin bir üssü sayarak Sovyet aygıtlarının gerçek anlamda Tatarlaştırılmasına” başvurmak gereklidir.[30] Tatarlaştırma” ve Tatarcanın devlet diline yükseltilmesi politikası, temsilcileri geleceğin Kırım devlet idaresi ağına sokularak desteklerinin kazanılması öngörülen yerli halkın bir bilinç aşılanma ve seferber edilme mekanizması olarak düşünülmüştü. Özetle, Tatar milliyetçiliğine set çekmek ve Kırım’ı sovyetleştirmek için temel araç buydu. “İktidarın teşkilâtlandırılmasında yerel halka geniş haklar verilmesi”, aynı zamanda, devrimci ülküleri konjonktürün bir proleter ayaklanmaya elverişli hale geldiği Türkiye’ye yaymak için sınıraşırı tarihsel ve “etnik” bağların araçsallaştırılmasını da sağlayacaktı:[31] “yerel eğilimler, yerel gazeteler ve Anadolu’ya gün be gün gönderilen mektuplar, tahmin edilebileceği gibi, Türkiye’de devrimin gidişâtını etkilemiyor mu”?[32] Tatarlara yönelik tercihli tutumlar, dolayısıyla, iç ve dış mecburi­yetlere cevap veriyordu. Belli bir açıdan, 24 Kasım 1917 tarihinde “Rusya’nın ve Doğu’nun bütün Müslüman emekçilerine” yapılan çağrıda derc olunan, Rusya’daki çarlık sömürüsüne son vermeyi taahhüt eden ve imparatorluk haricindeki Müslümanları emperyalist hükûmetleri devir­meye özendiren fikirleri gerçekleştiriyordu: “Rusya Müsülümanları, Volga ve Kırım tatarları, Kafkasötesi Türk ve Tatarları, Kafkasyalı Çeçen ve Dağlılar […] İnançlarınız ve töreleriniz, millî ve kültürel kurumlarınız bundan böyle özgürdür ve ihlal edilemez. Hayatınızı özgürce ve hiçbir engel tanımadan teşkilâtlandırınız! Bu sizin hakkınızdır. Biliniz ki haklarınız, tıpkı Rusya’nın bütün halklarının hakları gibi devrimin ve organlarının mutlak egemenliğinin koruması altındadır.”[33] Kırım Tatarlarına yönelik, dil bakımından ve bir muhtar cumhuriyet çerçevesinde, lehte ayrımcı millî politika ilkesi Bütün Kırım Partisizler Konferansı’nda (Vsekrımskaya bezpartiynaya konferentsiya) onaylandı.[34] Aynı zamanda, MSSC’nin kurulmasından kısa bir süre sonra bir “Sovyet kurumlarının Tatarlaştırılması için kurul” oluşturuldu.[35] Bu kurulun çalışmaları “devlet aygıtının Tatarlaştırılması ve Cumhuriyet kurum­larında Tatarcanın kullanılmasına” dair, Tatarları yeni Kırım devletiyle bütünleştirmeye yönelik tedbirleri ilân eden bir yönetmelik yayım­lanmasıyla sonuçlandı: “1. KırımTsİK bünyesinde Sovyet aygıtının Tatarlaştırılması ve devlet dairelerinde Tatar dilinin kullanılması için tam yetkili bir komisyonun kurulması […]. 4. Bütün Rusya merkezî organlarının bütün kararnameleri ve mevzuatını, KrımTsİK ve varolan basitleştirilmiş yasama derlemelerini Tatarca yayımlamak amacıyla Krımsovnarkom bünyesinde bir tercümanlar merkezî kurulu oluşturulmalıdır […]. 5. Okrispolkom’a bağlı yerlerde Tatarcadan Rusçaya ve Rusçadan Tatarcaya her türlü belge ve kâğıdı ve aynı zamanda sözlü beyanları tercüme etmek amacıyla tercüman makamları oluşturulmalıdır. 6. Merkezdeki ve yerel düzeydeki Narkomat’ların personeli içinde Tatar stajyer mevkilerinin devreye sokulması. 7. Bütün mevzuatlar ve hükûmet bildirimleri Tatarca tercümeleriyle birlikte yayımlanmalıdır. 8. Devlet kurumları ve memurları tarafından mühürlenen alâmetler, afişler, şiârlar, celplerin metinlerinin tatarca tercümeleri olmalıdır. 9. Hükûmet kurumları ve memurlar, meslek örgütleri ve kooperatifler Tatar dilinde pullar, antetli kağıtlar, formülerler ve matbu evrakla tedariklendirilmelidir. 10. İşbu belgenin yayımlanması bütün devlet kurumlarına, mevki sahibi kişilere ve her neviden örgüte beyanlarını Tatarca yapmayı emreder […]. 11. Telgraf hizmeti, görüşme iletileri ve diğerleri gibi Tatar dilinin aleyhine işleyen bütün tahditlerin kaldırılması”. [36] Bu normatif belge inkâr edilemez biçimde zamanının volontarist damgasını taşımaktaydı: Yalnızca Tatarcanın kamu yaşamının bütün alanlarında hâkim olmasınına karar vermekle kalmıyor, aynı zamanda bütün dilsel işaretlerin de bu dilde basılmasını karar altına alıyordu. Bu da bakanlıklarda ve farklı devlet kademelerinde yerel “stajyerlerin” ayrıcalıklı olarak devreye sokulmasını açıklıyordu. Bunun sonucu Ruslar ile yerliler arasındaki ayrıma[37] dayalı çarlığın eski “etnik” hiyerarşisini alaşağı edilmesi ve Tatar nüfusu Kırım Cumhuriyeti’nin vasi milliyeti olarak ortaya koyulmasıydı. Mezalimlerden kurtulan ve bilâhare Bolşeviklerle uzlaşan eski milliyetçi elitin temsilcilerinin talepleri böylece yerine getirilmiş oluyordu.[38] Zulüm ve tereddütlerden sonra Sovyetler artık Tatarlara belli bir teveccüh gösteriyordu: Herşeyden önce Kırım’da sosyalizmi inşa etmek söz konusu olsa da Devrimi Doğuya ihraç etmek fikri de önemliydi. Böylece, “etnik” kimliğin terfi ettirilmesi lehine asimilasyonu reddeden bir millî politika aracılığıyla yerli halkı cumhuriyetin devlet aygıtına entegre etmeye giriştiler. Şubat 1922 tarihli yönetmelik bunun, ihtiraslı kapsamı her halükârda Tatar intelligentsiyasının bir kesiminin Bolşevik­lere katılma konusundaki çekincelerini[39], yerel komünistlerin yokluğunu veya tecrübesizliğini[40]ve tahsis edilen bütçelerin yetersizliğini[41] karşıla­yacak olan bir Sovyet stratejisinin uygulama şartlarını tanımlayan çerçeve metniydi. Yarımadadaki güçlü Tatar milliyetçiliğine boyun eğdirmek için Bolşevikler tarihi onarmayı ve çarlığın Ruslaştırma politikasının sonuçlarını telâfi etmeyi amaçlayan bir tür sömürgeciliği tasfiye etme sürecine giriştiler.[42] Aynı zamanda, Kırım Tatarlarına, “Tatarlaştır­ma” ve dilin resmîleşmesinin gerçekleşmesini sağlayacağı ve bunların kurumsallaşma­larının varolan düzen içinde kökleşmesine katkıda bulunacağı sınırlı bir muhtariyet vermeye rıza gösterdiler. Bu yolla genç Kırım Tatar milleti tartışma kabul etmez bir mevcudiyet kazandı ve kendini herkese bu şekilde kabul ettirdi. Fakat Tatar topluluğunun siyasî olarak kullanılması Sovyetleri millet üzerine söylemi tekelleştirmeye sürükledi: Ona sosyalist bir içerik vermek üzere yönlendirdiler. Kırım MSSC’nin “Tatarlaştırılması”, böylece, Tatar milliyetçilerini yarımadadaki yeni kurumlar içinde erimek ve eskiden “Millî Fırka” tarafından sahiplenen birçok projeyi Cumhuriyetin başına geçirilen Veli İbrahimov’un güdümünde gerçekleştirmek uğruna komünistlerle her türlü doğrudan kapışmayı reddetmeye götürmüş görünüyor.[43] Bununla birlikte, 1928’den itibaren, merkezî iktidarın Stalin tarafından ele geçirilmesine, hızla devrim-öncesi intelligentsiyanın bertaraf edilmesiyle ve daha gerçekten Sovyet Tatar kadroların terfiiyle sonuçlanan, millî komünizme karşı şiddetli bir hücum eşlik etti. “Tatarlaştırma” yolundan sapsa da, en azından, içinde geliştiği şartlar henüz daha açıklanmaya muhtaç bir şekilde, otuzlu yılların ortalarına kadar politika olarak takip edilmeyi sürdürdü.[44]  
* Makale yazıldığı sırada Paris I Panthéon-Sorbonne Üniversitesi’nde Marie-Pierre Rey’in yöneticiliğinde Sovyet Devrinde Kırım Tatarları (1921-1967) adlı doktora tezini hazırlıyordu. Yazar Sovyet “yenidili”nin kimi zorluklarının üstesinden gelme konusunda yardımını gördüğü Andreï Kozovoï’a teşekkür eder. Tercüme Paris I Üniversitesi’nin Hypothèses 2005, Travaux de l’Ecole Doctorale d’Histoire adlı yayının 147-158. sayfalarından yapılmıştır.  
[1] A. Bennigsen ve C. Lemercier-Quelquejay, L’Islam en Union soviétique, Paris, 1968, s. 10-128.
[2] Kırım, Özbek Han zamanında (1313-1341) Sünnî hakimiyetine girer. Bkz. B. G. Williams, The Crimean Tatars: the Diaspora Experience and the Forging of a Nation, Leyde, 2001, s. 1.
[3] Yirmili yılların başında, Kırım Tatarları yarımada nüfusunun çeyreğini oluştururken Ruslar ile Ukraynalılar yaklaşık yarısını oluşturuyorlardı. Bkz. B.G. Williams, a.g.e., s. 350.
[4] Milliyetçilik “aslen siyasî birim ile millî birimin çakışması gerektiğini ileri süren bir siyasî ilkedir”. Bkz. E.Gellner, Nations et nationalisme,Paris, 1999, s. 11.
[5] Yarımadanın fethi bölgede yaklaşık üç yüz yıldan beri hüküm süren Giray hanedanına bağlı Tatar hanlığını ortadan kaldırmış ve Rus imparatorluğunun sıcak denizlere erişmesini sağlamıştır. Bkz. A. Fisher, The Russian Annexation of the Crimea, Cambridge, 1970.
[6] A. Bennigsen ve C. Lemercier-Quelquejay, a.g.e.; H. Carrère d’Encausse, Réforme et révolution chez les musulmans de Russie, Paris, 1966; A. Khalid, The Politics of Muslim Cultural Reform. Jadidism in Central Asia,Berkeley, 1998.
[7] A. Fisher, “A Model Leader for Asia, Ismail Gaspirali”, E. A. Allworth (yay. haz.), The Tatars of Crimea. Return to the Homeland, Durham, 1998 içinde s. 29-47; ve E. J. Lazzerini, “Ismail Bey Gasprinskii (Gaspirali): The Discourse of Modernism and the Russians”, a.y., s. 48-70; J.M. Landau, The Politics of Pan-Islam. Ideology and Organisation, Oxford, 1992, s. 146-151; H. Kırımlı, National Movements and National Identity among the Crimean Tatars (1905-1916), Leyde, s. 32-55.
[8] Müslüman dünyanın bütününde olduğu gibi, Kırım’da da, eğitim faaliyeti mektepler ile medreseler içinde sürdürülüyordu. Mekteplerde, öğretmen öğrencilere Arapça öğretir, Kur’an okur ve dinî hükümleri belletirdi. Öğretimin özü ezbere ve derslerin tekrarına dayanıyordu. Medreselerde de eğitim aynı şekilde bu ilkelere dayanıyordu. Sınav yapılmıyordu ve öğrencilerin bilgileri öğrenim süreleri uyarınca değerlendiriliyordu. Bu öğrencilerin neden çoğu zaman pozitif bilimlerle ilgili hiçbir bilgiye sahip olmadıklarını, kendi dillerini doğru dürüst konuşamadıklarını ve ancak nadiren sağlam bir teolojik bilgiye sahip olduklarını açıklar. Bkz. H. Kırımlı, a.g.e., s. 21-23.
[9] A. Bennigsen ve C. Lemercier-Quelquejay, a.g.e., s. 51-53.
[10] Genç Türk hareketi 1889’da doğmuştu. Osmanlı istibdat rejiminin serbestleşmesi ve modernleşmesi için mücadeleyi kendine emel edinen gizli bir yurtsever muhalefet hareketiydi. Genç Türkler ve Genç Türk inkilâbı üzerine bkz. R. Mantran (yay. haz.), Histoire de l’empire ottoman,, Paris, 1989, s. 569-579.
[11] D. Schnapper, La Communauté des citoyens. Sur l’idée moderne de nation, Paris, 1994, s. 115.
[12] Golos tatar, 22 Haziran 1917.
[13] S. İshakov, Rossiyskie musul’mane i revolyutsiya (vesna 1917 g. – leto 1918 g.), Moskova, 2004, s. 410-411; A. Fisher, a.g.e., s. 115-116.
[14] M. N. Guboglo ve S. M. Çervonnaya, Krımskotatarskoe natsional’noe dvijenie. Dokumentı, materialı, hronika, Cilt 2, Moskova, 1992, s. 25-26.
[15] Aktaran M.-P. Rey, De la Russie à l’Union soviétique: la construction de l’Empire (1462-1953), Paris, 2002, s. 171.
[16] Bolşevikler birlikten ayrılmayı proleter devriminin çıkarlarına aykırı addediyorlardı. Kuşkusuz, bazı bağımsızlık girişimlerine (örnek olarak Polonya’ya ve Finlandiya’ya) rıza göstermişlerdi, ama bunlar sadece kuvvet kullanımını farklılaştırmayı amaçlıyordu. Bkz. H. Carrère d’Encausse, Le Grand défi. Bolcheviks et Nations (1917-1930), Pris, 1987, s. 92-127.
[17] A. Fisher, a.g.e., s. 118-121; A. Bennigsen ve C. Lemercier-Quelquejay, La Presse et le mouvement national chez les musulmans de Russie avant 1920, Paris, 1964, s. 247-253.
[18] B. Nahaylo ve V. Swoboda, Après l’Union soviétique. Les peuples de l’espace post-soviétique, Paris, 1994, s. 37.
[19] GARF (Rusya Federasyonu Devlet Arşivi): 4390/2/238/6 (10 Mart 1918).
[20] Sovyetlerin yarımadadan çıkmasından sonra Kırım Almanların eline düştü. Millî Fırka’nın ılımlı kanadı hemen yeni işgalcilerle pazarlıklara girişti ve Kurultay’ın tanınmasını sağladı. Fakat Kasım ayında Almanlar bölgeyi milliyetçilere her türlü siyasî tavizi reddeden Beyazlar lehine boşalttılar. İkinci Bolşevik rejimi Müslüman duyarlılıklara daha fazla saygılıydı ve Tatarlara Dışişleri Halk Komiserliği başkanlığının da aralarında olduğu birçok mevki verdi. Ama bu hükûmet de kısa ömürlü oldu. Haziran 1919’dan Ekim 1920’ye dek Kırım, Kurultay’ı dağıtan ve Millî Fırka’yı yasaklayan, önce Denikin, sonra Wrangel’in orduları tarafından işgal edildi. Bkz. A. Fisher, a.g.e., s. 120-129.
[21] Y. Slezkine, “The USSR as a Communal Apartment, or How a Socialist State Promoted Ethnic Particularism”, S. Fitzpatrick (yay. haz.), Stalinism. New Directions, Londra-New York, 2000 içinde, s. 315-317; T. Martin, The Affirmative Action Empire. Nations and Nationalism in the Soviet Union, 1923-1939, Londra, 2001, s. 2-3.
[22] M. N. Guboglo ve S. M. Çervonnaya, a.g.e., s. 35-37.
[23] Revolyutsiya i natsional’nosti, 1 (1930), s. 108.
[24] RGASPİ (Rusya Sosyal-Siyasî Tarih Devlet Arşivi): 583/1/115/17ob.
[25] A. Fisher, a.g.e., s. 133.
[26] GARF: 1235/96/735/506.
[27] GARF: 1235/96/736/6.
[28] RGASPİ: 17/13/504/87.
[29] GARF: 1235/96/736/5-9. Daha ileriki tarihli bir rapora göre, “Tatar” kelimesinin Cumhuriyet’in adında bulunmayışının sebebi onun “çokuluslu” (mnogonatsional’nıy) niteliğiydi. Bkz. GARF: 7523/101/640/27.
[30] GARF: 7523/101/640/16-19 (Eylül 1967 tarihli bir belgede in extenso [geniş biçimde] iktibas edilen rapor).
[31] T. Ter Minassian, Colporteurs du Komintern. L’Union soviétique et les minorités au Moyen-Orient, Paris, 1997, s. 23-31; A. Bennigsen ve C. Lemercier-Quelquejay, L’Islam en Union soviétique, Paris, 1968, s. 110-112.
[32] GARF: 7523/101/640/16-19.
[33] Aktaran M.-P. Rey, a.g.e., , s. 171-172; T. Martin, a.g.e., s. 8-9.
[34] RKP’ye bağlı Tatar Bürosu’nun girişimiyle toplanan konferans 23 Temmuzda açıldı. Delegeler burada Tatar halkının çıkarlarını tatmin etmesi koşuluyla Kırım MSSC’nin kurulmasına onay verdiler. Bkz. V. P. Kozlov (yay. haz.), Protokolı rukovodyaşçih) organov narodnogo komissariata po delam natsional’nostey RSFSR, 1918-1924 gg, Moskova, 2001, s. 240, dn.146.
[35] GARF: 1318/13/13/9 (24 Kasım 1921).
[36] M. N. Guboglo ve S. M. Çervonnaya, a.g.e., s. 40-41. Bu yönetmelik 10 Şubat 1922 tarihli Krasnıy Krım’da (Parti gazetesi) yayımlanmıştı. Fakat TsİK tarafından onaylanması (değişiklikler yapılması rezerviyle) 26 Ocak 1922 tarihini taşır. Bkz. GARF: 1318/13/13/18. Bolşevik rejimin ilk yıllarında hukukî terminolojinin fazlasıyla karman çorman olduğunu kaydetmek gerekir: tedbirler “kanun” (zakon), “kararname” (ukaz), “yönetmelik” (postanovlenie), ya da karar (reşenie) olarak nitelenebiliyordu. Bkz. R. David ve J. N. Hazard, Le Droit soviétique, Cilt 1, Paris, 1954, s. 224-225.
[37] Devrim’e kadar Rus olmayan halklar “yabancı” (inorodets) terimiyle niteleniyorlardı: yerli halkların hakları ve ödevlerini tanımlayan ve çarlık toplumu hiyerarşisinde onlara bir konum atfeden toplumsal tabakalardan biriydi söz konusu olan. Bkz. A. Blum ve M. Mespoulet, L’Anarchie bureaucratique. Statistique et pouvoir sous Staline, Paris, 2003, s. 264.
[38] Bunlar arasında, hep birlikte, Bütün Kırım Partisizler Konferansı’nın prezidyumunu oluşturan Veli İbrahimov, ama aynı zamanda Deren Ayerlı, Özenbaşlı, Çobanzade, Çapçakçı, Hattatov ve Sabri Ayvazov vardı. Bkz. GARF: 1235/96/205/239. Bu grup heterojendi, zira ideolojisi sosyalizmle bezenmiş Özenbaşlı ya da Sabri Ayvazov gibi milliyetçilerin yanı sıra Veli İbrahimov gibi Bolşevik eğilimli sosyal-demokratları da kapsıyordu. Bu kişilerin kısa hayat hikâyeleri için bkz. A. Bennigsen ve C. Lemercier-Quelquejay, L’Islam en Union soviétique, Paris, 1968, s. 78, dn. 2, 3 ve s. 79, dn. 1. [39] RGASPİ: 17/13/502/141 (Ağustos 1921 tarihli rapor).
[40] Söz gelişi, RGASPİ: 17/13/502/8 (19.08.1921); 17/13/502/119 (1921 yılının Aralık ayını kapsayan 30.01.1922 tarihli aylık memento).
[41] Söz gelişi, RGASPİ: 17/16/491/2 (08.05.1924).
[42] Krasnıy Krım, 24.07.1921, aktaran B. G. Williams, a.g.e., s. 362.
[43] C. Lemercier-Quelquejay, “The Crimean Tatars: A Retrospective Summary”, Central Asian Review, Cilt 16, No. 1 (1968), s. 15-25; A. Fisher, a.g.e., s. 138-140; B. G. Williams, a.g.e., s. 360-362.
[44] Klasik tarihyazıcılığa göre, “burjuva milliyetçiliğine” karşı yürütülen dolaysız saldırı yerlileştirme (korenizatsiya) politikasında bir karşı hamle anlamına geliyordu. Arşivlere erişim sayesinde, bu gerçek günümüzde sorgulanıyor. Söz gelişi, bkz. GARF: 1235/132/23/71 (01.08.1932).

TAVSİYELER

CENGİZ DAĞCI, İSTANBUL KÜLTÜR ÜNİVERSİTESİNDE ANILDI

Cengiz Dağcı, doğumunun 100. yılı vesilesiyle İstanbul Kültür Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü tarafından …