RUSYA FEDERASYONU’NUN KIRIM’I İLHAKI SONRASINDA KIRIM TATARLARININ DURUMU

Gayriresmî Türk Heyeti tarafından 27-30 Nisan 2015 tarihleri arasında Kırım’da yapılan görüşmelerden elde edilen verilere dayanılarak hazırlanmıştır.

5 Haziran 2015

 

I. Giriş

Gayriresmî Türk Heyeti, 27 Şubat 2014 tarihinde Kırım’ın işgali, 16 Mart 2014 tarihinde yapılan referandum ve 18 Mart 2014 tarihinde Rusya Federasyonu tarafından ilhakı sonrasında gündeme gelen Kırım Tatarlarına yönelik insan hakları ihlalleri iddiaları hakkında bilgi edinmek üzere 26-30 Nisan 2015 tarihleri arasında Kiev ve Kırım’da bir alan çalışması yürütmüştür. Heyet, 26 Nisan 2015 tarihinde Kiev’de Kırım Tatar Millî Meclisi’nin (KTMM) önde gelenleri ile görüşmeler yapmış, ardından da Kırım’a giderek de facto Kırım yönetimi yetkilileri, de facto Ombudsman, KTMM yetkilileri, Kırım Müftülüğü, medya kurumları ve mensupları, eğitim kurumları ve Kırım Tatar halkı ile birçok görüşme yapmış, farklı toplumsal katmanların görüşlerini almıştır. Heyetin Kırım’a gitmesi ve söz konusu iddiaları araştırması Kırım Tatarları tarafından büyük memnuniyetle karşılanmıştır.

Heyet, farklı disiplinlerden (hukuk, sosyoloji, tarih ve ekonomi) öğretim üyeleri ve uzmanlardan oluşmaktadır. Heyet üyeleri, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı’na, Rusya Federasyonu ve Ukrayna Cumhuriyeti resmî makamlarına bu seyahatin gerçekleşmesine verdikleri destekten dolayı teşekkürlerini sunarlar.

Seyahat süresince de facto Kırım Hükümeti yetkilileri Heyeti sürekli gözetim altında tutmak istemişler, bazı görüşmelerde bizzat bulunmuşlar, Heyet üyelerinin kendi hazırladıkları programın dışına çıkmamalarını temin etmek üzere azami gayret göstermişlerdir. Heyet üyeleri bu tutuma rağmen iki gruba ayrılarak hedefledikleri görüşmeleri gerçekleştirebilmişlerdir.

Resmî programı takip etmeyen Heyet üyelerinin yaptığı görüşmeler rahatsızlık yaratmış, resmî programı takip eden Heyet üyelerine diğer Heyet üyelerinin cangüvenliğinden endişe edildiği belirtilerek baskı yapılmıştır. Bu baskı, Heyet üyelerinin görüşme yaptığı mekânların (kafe, restoran) sahiplerine kadar yansımış ve Heyet üyelerinden bu mekânlardan ayrılmaları istenmiştir.

Ayrıca, Heyetin çalışmaları devam ederken bazı medya kuruluşları Heyet üyelerinin ağzından asılsız haberler yaymak yoluyla Heyetin görüşmelerini yönlendirmeye ve Heyeti yanlı gösterme girişimlerinde bulunarak Heyetin tarafsızlığına gölge düşürmeye çalışmışlardır. Bu asılsız haberler, başta Heyet başkanı olmak üzere, tüm Heyet üyelerinin girişimleri ile farklı medya kuruluşları aracılığıyla düzeltilmiş; asılsız haberlerin Heyetin çalışmalarını engellemesine izin verilmemiştir.

Heyet, de facto Kırım Hükümeti yetkililerinin ısrarlı talebi üzerine, inceleme ziyaretinin son günü İnsan Hakları Enstitüsü Başkanlığı (Başkan Ludmilla Lubina) ile görüşmüş, bu vesileyle heyet tarafından tespit edilen ihlaller dikkatine getirilmiştir.

Heyet üyeleri, baskı ve can güvenliği korkusuna rağmen kendileri ile görüşmeyi kabul eden Kırım Tatarlarına teşekkürlerini sunarlar.

II. 27 Şubat 2014 Tarihinden Günümüze Kırım’daki Siyasi Gelişmelerin Kısa Özeti

2013 yılının Kasım ayında Ukrayna Hükümeti’nin Avrupa Birliği ile bağlarını güçlendirecek anlaşmayı imzalamaktan vazgeçmesiyle başlayan ve yaklaşık 2,5 ay süren Kiev’deki Meydan gösterilerine şiddet unsurlarının eklenmesiyle dönemin Devlet Başkanı Viktor Yanukoviç, 2014 Şubat sonunda ülkeyi terk etmek zorunda kalmış ve bilahare Ukrayna Parlamentosu tarafından görevinden azledilmiştir. Ukrayna’daki istikrarsızlık Kırım’a da yansımıştır.

26 Şubat 2014 günü Kırım Parlamentosu önünde Ukrayna yanlısı Kırım Tatarları ile Rusya yanlıları arasında çıkan olaylar iki kişinin ölümüne yol açmıştır. Ertesi gün kimliği belirsiz kişiler tarafından Kırım Parlamento Binasına el konulmuştur. 16 Mart 2014 tarihinde silahların gölgesinde gerçekleştirilen referandum sonucunda Kırım ve Sivastopol halkının büyük çoğunluğu Rusya Federasyonu’na katılma yönünde oy kullanmıştır. Referandum sonuçları doğrultusunda Rusya Federasyonu Kırım’ın ilhakını onaylayarak resmileştirmiş ve de facto Kırım yönetimi işbaşı yapmıştır. Kırım halkı eğitim, sağlık gibi sosyal haklardan yararlanmak ve yabancı vatandaş konumuna düşmemek için Rusya Federasyonu vatandaşlığına geçmek zorunda bırakılmıştır.

De facto yönetimin iktidara gelmesiyle beraber Kırım Tatarları ve önde gelenleri üstünde baskılar yoğunlaşmış, Kırım Tatar Millî Meclisi (KTMM) üyelerini itibarsızlaştırma ve etkisizleştirme yönünde bir politika izlenmiş, evlerine baskınlar düzenlenmiş, sistematik olarak ifade vermeye çağrılmışlardır.

İlhak sonrasında toplantı ve gösteri yürüyüşü yapma, ifade özgürlüğü gibi temek hak ve özgürlükler alanında ciddi gerilemeler olmuş, de facto yönetim tarafından sistematik şekilde bir baskı ve sindirme politikası izlenmiştir. Faili meçhul cinayetler, kayıplar konusunda soruşturmalar açılmış, fakat çözüme ulaştırılmamıştır. Yeni yönetime muhalif kişiler aşırıcılıkla suçlanmakta, bazıları kimliği belirsiz kişilerce alıkonarak işkenceye maruz bırakılmaktadır.

Kırım Tatarlarının anma günlerinin ve millî bayramlarının alışılageldiği şekilde kutlanmasına engel olunmakta, Rusya’nın Kırım’ı ilhak etmeden önce meydana gelen olaylarla ilgili geriye dönük davalar açılmakta, Rusya mevzuatının geçerli olmaya başladığı tarih ve uygulamalar arasında önemli çelişkiler söz konusu olmaktadır. Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu ve KTMM Başkanı Refat Çubarov’un yanı sıra Azatlık Hareketi kurucusu ve Kırım Tatarlarının Haklarını Koruma Komitesi üyesi Sinaver Kadirov, Kırım Haber Ajansı Genel Koordinatörü, T.C. vatandaşı İsmet Yüksel’in Kırım’a girişleri 5 yıl süreyle yasaklanmıştır.

Kırım Tatar medyası üzerinde baskılar; bazı yöneticilerinin Kırım’a girişinin yasaklanması, sürekli ifade vermeye çağrılmaları, yayın merkezlerine baskın yapılarak uzun süreli aramalar yapılması, yayın izinlerinin yenilenmemesi şeklinde devam etmektedir. Yüksek izlenme oranına sahip ATR Kırım Tatar Televizyon kanalına yayın lisansı verilmemesi suretiyle muhalif olmayan kişilere satılmasının hedeflendiği anlaşılmaktadır. Ayrıca, bir yardım kuruluşu olan Kırım Vakfı’nın mallarına el konularak tüm faaliyetleri durdurulmuştur.

Kırım’ın ilhak edilmesinden sonra Kırım Tatarcasının resmî dil olarak kabul edilmesine karşın, bu, resmi uygulamalara ve günlük hayata yansıtılmamıştır. Okullarda Kırım Tatarca eğitimi saatlerinde azaltmaya gidildiği, Ukrayna idaresi zamanında basılmış kitapların kullanımının yasaklandığı, yenilerinin basılmamış olmasının büyük sorunlara neden olduğu, Kırım Tatarcası öğretmenlerinin eğitimleri ve diplomaları konusunda yapılan değişikliklerin Kırım Tatarca eğitiminin önünde engeller oluşturduğu tespit edilmiştir.

1989 yılından itibaren sürgün edildikleri Kırım’a dönen Kırım Tatarlarının toprak ve tapu sorunlarının her geçen gün arttığı, bazı mahallelerdeki evlerinin yıkılma tehdidi altında olduğu, Kırım Tatarları arasında korku ve güvensizlik duygularını yaygınlaştırma amaçlı bir baskı politikasının Kırım Tatar yerleşim yerlerinde uygulandığı, Kırım Tatarlarının kamuda istihdamının nüfuslarına oranla çok düşük olduğu ve muhalif olarak algılandıkları durumlarda işe alınmadıkları anlaşılmıştır.

III. Kırım Tatarlarının Kırım’daki Hukuki Statüsü ve Yeni Hukuki Düzenine Geçiş Nedeniyle Yaşanan Sorunlar

1944 yılında Stalin’in kararıyla Kırım’dan, başta Orta Asya ülkeleri olmak üzere, Sovyetler Birliği’nin farklı bölgelerine sürülen Kırım Tatarları, ancak Sovyet rejiminin son yıllarında, 1989 yılında vatanlarına geri dönme hakkını elde etmişlerdir. 1989 yılından 2014 yılına kadar Kırım’da yaşamlarını yeniden kurma, kültürlerini ve kimliklerini canlandırma konusunda büyük çaba sarf etmiş ve önemli adımlar atmışlardır. 2014 yılının ilk aylarında gerçekleşen işgal ve ilhakın ardından Kırım Tatarlarının 1989 yılından bu yana elde ettikleri sınırlı kazanımların dahi belirsiz hale geldiği görülmektedir.

Yeni hukuk sistemine geçiş sürecinde ciddi sorunların ortaya çıktığı tespit edilmiştir. Rusya Federasyonu hukuk sistemine geçiş tarihi 21 Mart 2014 olarak verilmekle birlikte, 1 Ocak 2015 tarihine kadar geçiş süreci tanındığı belirtilmiş ve çelişkili bilgiler edinilmiştir. Ayrıca, söz konusu tarih öncesinde olmuş olayların muhakemelerinin yeni hukuk düzenine göre gerçekleştirildiği, Kırım’da işlenen bazı ‘suçların’ muhakemesinin Rusya’da yapılabildiği anlaşılmıştır.

Rusya Federasyonu ve de facto Kırım yönetimi yetkilileri Kırım Tatarlarını, Rusya Federasyonu’nun asli unsurları olarak değerlendirmelerine, hatta bu nedenle 1999 yılında çıkan Rusya vatandaşlarını koruma yasasına vurgu yaparak Kırım ve Rusya Federasyonu dışındaki tüm Kırım Tatarlarını diaspora olarak tanımlamaları ve dolayısıyla da diasporadaki Kırım Tatarlarının haklarını koruma sorumluluğunu üstlendiklerini ifade etmelerine rağmen, Kırım Tatarlarını Kırım’ın yerli halkı (ing. Indigenous people) olarak tanımlamamaktadırlar.

Kırım Tatarlarının Kırım’ın yerli halkı olarak tanınmasının uluslararası hukuk açısından önemli kazanımlar sağlayacağı anlaşılmış, bu amaçla Kırım Parlamentosu tarafından yapılan başvurunun Rusya tarafından reddedildiği, sadece Krımçak ve Karayların yerli halk olarak tanımlandığı tespit edilmiştir. Kırım Tatarlarının Kırım’ın yerli halkı olduğu, 20 Mart 2014 tarihinde Ukrayna Parlamentosu tarafından tanınmıştır.

Kırım’ın ilhakı sonrasında Kırım’ın özerkliği kaldırılmış; Kırım Tatarlarının yanı sıra Yunan, Alman ve diğer halkların sürgünü, uğradıkları haksızlıklar Rusya tarafından tanınmıştır.

Kendilerinin uğradıkları mağduriyetlerin giderilmesi için 5 yıllık bir program hazırlandığı, bunun için de 200 milyon Dolarlık bir bütçe ayrıldığı bilgisi Rusya Federasyonu yetkilileri tarafından verilmiştir. Ancak, de facto Kırım yönetimi yetkilileri ile yapılan görüşmelerde söz konusu bütçenin henüz Kırım yasalarının Rusya Federasyonu yasalarına uygun hâle getirilmemesi nedeniyle kullanılamadığı anlaşılmıştır.

IV. Rusya Federasyonu (RF) Vatandaşlığına Geçiş

Gayriresmî Türk Heyeti yaptığı görüşmelerde Kırım Tatarlarının büyük çoğunluğunun Rusya Federasyonu vatandaşlığına geçtiği bilgisini edinmiştir. Ayrıca, RF vatandaşlığına geçişin kamu hizmetlerinden yaralanabilmek için bir gereklilik olduğu tespit edilmiştir. Zira, RF vatandaşlığını kabul etmeyenlerin (sadece Kırım Tatarları değil, tüm Kırımlıların) herhangi bir vatandaşlık hakkından yararlanabilmeleri söz konusu değildir. Rusya vatandaşlığının reddi; emekli maaşı alamamak, mülkiyet hakkını muhafaza edememek, sağlık ve eğitim hizmeti alamamak, devlet kurumlarında çalışamamak vb. anlamına gelmektedir.

RF vatandaşlığını kabul edip aynı zamanda Ukrayna vatandaşlığına sahip olmak, Ukrayna açısından mümkün kılınmışsa da devlet kurumlarında işe girenlerden veya çalışmakta olanlardan Ukrayna pasaportlarını teslim etmeleri istenmekte, dolayısıyla bu kişilerin Ukrayna vatandaşlığını muhafaza etmeleri mümkün olamamaktadır. Ukrayna pasaportunu iade etmeyi reddedenler ise işe alınmamakta veya işten çıkarılmaktadırlar.

Yapılan görüşmelerde, RF vatandaşı olmayanların seyahat özgürlüklerinin de kısıtlandığı anlaşılmıştır. RF vatandaşlığına geçmiş, ancak oturma izni (propiska) Kırım’da olanlar Kırım’ın ilhakını tanımayan ülkelerden vize alamamakta, yurt dışına çıkışları Ukrayna pasaportu ile mümkün olabilmektedir. Ukrayna pasaportunu Rus yetkililere teslim etmek zorunda kalanların bu seçeneği de bulunmamaktadır.

Vatandaşlık konusundaki ikinci önemli husus da Kırım yarımadasında kalabilecek Rusya vatandaşı olmayanların sayısıyla ilgili sınırlamadır. Yasal olarak Kırım’da oturma izni alabilecek yabancı sayısı 5400 olarak belirlenmiştir. Bu düzenleme, Rusya vatandaşlığını kabul etmeyi tek seçenek haline getiren bir düzenlemedir. Ayrıca, bilindiği gibi, Rusya Federasyonu Kırım’da daimî oturma izni olanların, Kırım’ın ilhakını takip eden bir ay içerisinde itiraz etmemeleri halinde otomatik olarak Rusya vatandaşlığına geçişlerini mümkün kılan yasal bir düzenleme yapmıştır.[1] RF vatandaşlığının Kırım Tatarları ve tüm Kırımlılara dayatıldığına dair uluslararası alanda dile getirilen görüş Heyet tarafından yapılan çalışmada da doğrulanmıştır.

İşgal sonrasındaki belirsizlik döneminde ve Rusya vatandaşlığının bir zorunluluk hâline gelmesiyle hızlanan göç sürecinin yavaşlatılmasında KTMM yöneticilerinin önemli bir rolü olduğu yapılan görüşmelerde dile getirilmiş, yerel düzeydeki KTMM yetkililerinin can güvenliği tehlikesine rağmen Kırım’da kalma doğrultusunda karar aldıkları tespit edilmiştir.

V. Kırım Tatarlarına Yönelik İnsan Hakları İhlalleri

a. Yaşam Hakkı ve Beden Bütünlüğü: Kayıp, Kaçırılma, İşkence ve Ölümler

Kırım’ın Rusya Federasyonu tarafından ilhakını takiben faili meçhul cinayetler işlendiği ve kayıp kişilerin olduğu, bunların bir kısmının kaçırıldığının tanıkları olduğu görülmüştür.[2] De facto Kırım yönetimi ile yapılan görüşmelerde bu olaylar doğrulanmış, ancak bu kişilerin sadece Kırım Tatarları olmadığı, bunların arasında Rusların ve Ukrainlerin de bulunduğu, kayıp Tatarların Suriye’ye gitmiş olabileceği belirtilmiştir. Bu olayların açığa çıkarılmaya çalışıldığı ve araştırıldığı da ayrıca dile getirilmiştir. Kırım Tatarları bu soruşturmaların titizlikle sürdürüldüğüne inanmamaktadır. Yapılan görüşmelerde, çözüme ulaştırılan olaylardan hiçbirinin Kırım Tatarları ile ilgili olmadığı anlaşılmıştır. Kırım Tatarlarının yönetime güven duymadıkları, büyük bir korku ve baskı altında yaşadıkları, özellikle de facto Rus makamlarınca hazırlanan program dışında temaslarda bulunan Heyet üyeleri tarafından tespit edilmiştir.

Reşat Ametov’un öldürülmesi, 3 Mart 2014 tarihinde kaçırılışının görüntülerinin olması ve cesedinin 16 Mart 2014 tarihinde bulunmuş olması nedeniyle, en çok bilinen olaydır.

İşkenceye maruz kaldığı, gözlerinin oyulduğu belirtilmiştir. Ancak, bu olay hâlen yetkililerce aydınlatılamamıştır. Ayrıca, İslam Cepparov ve Cevdet İslamov gibi birçok Kırım Tatarı genç evlerinin yakınlarından kaçırılmış, yakınları tarafından yetkililerin haberdar edilmiş olmasına rağmen soruşturmalardan henüz bir sonuç çıkmamıştır.[3] Kaçırılma olaylarının bazılarını görenlerin şahitlik yapmaktan korktukları da anlaşılmıştır. Kırım Tatarları ile yapılan görüşmelerin bazılarında ise küçük çaplı olarak değerlendirilen saldırı, bıçaklama gibi olayların resmî mercilere bildirilmediği, bazı kişilerin şikâyetçi olmaktan korktukları belirtilmiştir.

Yaşam hakkına yönelik en önemli tehditlerden biri, 11 Haziran 2014 tarihinden itibaren de facto Kırım Yönetimi tarafından resmî bir statüye kavuşturulmuş olan Öz-Savunma Birlikleri olarak algılanmaktadır. İşgal ve ilhak döneminde aktif görev yapmış silahlı paramiliter güçler olarak tanımlanabilecek bu Birliklerin, ilhak sonrasında insan hakları ihlallerinde önemli birer aktör oldukları konusunda uluslararası alanda gündeme getirilen görüşler Kırım Tatarları tarafından da doğrulanmıştır. Kırım Tatarları, bu Birliklerin arama yaptıklarını, keyfi olarak kimlik sorduklarını, psikolojik ve fiziksel şiddet uyguladıklarını ifade etmişlerdir. Ölüm, kayıp, dayak ve işkence olaylarının sorumluları olarak da Öz-Savunma Birlikleri gösterilmektedir.

b. Bireylerin Güvenliği ve Özgürlüğü: Ev, Cami ve Okul Baskınları; Keyfi Sistematik Sorgulama; Kadınlara Yönelik Şiddet

Kırım Tatarlarının evlerine baskınlar yapıldığı, evlerdeki erzakın kullanılamaz hale getirildiği, eşyalara el konulduğu, aramaların uzun saatler sürdüğü, kadınların psikolojik şiddete maruz kaldığı, bazı durumlarda sakıncalı sayılan materyalin yerleştirilebildiği ve evde bulunmayan bazı unsurların mevcudiyetini beyan eden belgelerin zorla imzalatılmaya çalışıldığı, Heyetin yaptığı mülakatlarda ortaya çıkan önemli bulgulardır. Görüşmelerde, evlerinde arama yapılanlara Rusya Federasyonu’nda geçerli olan yasak yayın listesinin Kırım’da da geçerli olduğu belirtilerek yasak yayın arandığı, bazı durumlarda aramaların hukuka uygunluğunun şüpheli olduğu, hukuka uygun olduğu hâllerde insan onurunu rencide edici yöntemler uygulandığı belirtilmiştir. Kadınların ev baskınları sırasında, özellikle de evde yalnızlarken kadın polis olmadan yapılan aramalardan büyük rahatsızlık duydukları ve aramalar sırasında özel yaşama saygı duyulmadığı anlaşılmıştır. Heyet, bu uygulamaların Kırım Tatarlarının geleceklerine yönelik kaygılarını arttırdığını gözlemlemiştir.

Baskınların sadece Kırım Tatar evlerine değil, aynı zamanda, cami ve medreselere de yapıldığı tespit edilmiştir. Bu arama ve baskınların korkuyu yaygınlaştırmak ve Kırım Tatarlarını sindirmek amaçlı olduğu belirtilmiştir. Ayrıca, gönderilen resmi yetkililer aracılığıyla Millî Mekteplerdeki öğretmen ve öğrenciler üzerinde baskı kurulduğu, yetkililerin çocuklara sorularını öğretmenlerini sınıflarından çıkararak yönelttikleri belirtilmiştir.

Kırım Tatarlarının önde gelenlerinin ise sistematik olarak sorgulandıkları tespit edilmiş; Heyetin ziyareti sonrasında da görüşme yapılan bazı Kırım Tatar Meclis üyelerinin sorgulandığı öğrenilmiştir.

c. Adil Yargılanma Hakkı: Baskı Amaçlı Tutuklamalar, Uzun Tutukluluk Süreleri, Yalancı Şahitlik Yapma Konusunda Uygulanan Baskılar

18 Mart 2014 tarihi sonrasında Rusya Federasyonu’nun aşırıcılık, ayrılıkçılık ve terörizm ile ilgili yasalarının de facto yönetim tarafından Kırım’daki, başta Kırım Tatarları olmak üzere, tüm muhalifleri etkisiz hâle getirmek için bir araç olarak kullanıldığı görülmektedir. Aşırıcılık, ayrılıkçılık ve terörizm suçlaması her türlü arama, sorgulama, tutuklama, Kırım’a girişi yasaklama gibi uygulamalara temel teşkil etmekte ve bu uygulamaları meşrulaştırma ve Kırım Tatar halkı üzerinde baskı kurma amacıyla kullanılmaktadır.

Aşırıcılık ve halkı kitlesel itaatsizliğe teşvik suçlamaları, Kırım Tatarlarının önde gelen isimlerine yöneltilen suçlamaların başında gelmektedir. Kırım Tatar liderlerinden Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu’nun, Server Kadirov’un, Refat Çubarov’un ve Kırım Haber Ajansı (QHA) Genel Koordinatörü İsmet Yüksel’in, Kırım’a girişleri bu suçlamaya binaen yasaklanmıştır.

Aşırıcılık, halkı isyana teşvik ve bu amaçla organizasyon yapma suçlaması Kırım’da bulunan Kırım Tatar önde gelenlerine de yöneltilmekte, sistematik ve keyfi sorgulamaların ve tutuklamaların yapılmasına neden olmaktadır. Bu bağlamda, Ahtem Çiygöz’ün tutuklanması bir örnek teşkil etmektedir. Kırım Tatar Millî Meclisi Başkan Yardımcısı olan Çiygöz, 29 Ocak 2015 tarihinden bu yana tutuklu olarak yargılanmaktadır. Bu ve benzeri tutuklamalarda iddianamelerin hazırlanmasının geciktirildiği ve adil yargılamanın ihlal edildiğine dair önemli bulgular vardır. Görüşülen Kırım Tatarları, başta Ahtem Çiygöz olmak üzere, tutuklu veya sistematik sorgulamalara maruz kalan Kırım Tatar önde gelenleri aleyhine tanıklık yapılması konusunda bazı kişilere baskı yapıldığını belirtmişlerdir. Baskı yapılan kişilerden, hâlen tutuklu olanlara, Ahtem Çiygöz aleyhine tanıklık yapmadıkları sürece tutukluluklarının devam edeceğinin belirtildiği bilgisi görüşme yapılan birçok kişi tarafından dile getirilmiştir.

Tutuklamalar ve adil yargılama konusunda dile getirilen sorunların bağımsız kişi ve kurumlarca incelenmesi gerektiği ortadadır. Bu konuda, Kırım Tatarlarının de facto Kırım Yönetimine güven duymamalarının baskı ve kaygıyı arttırdığı, ayrıca, hukuki sorunlarını resmî mercilere taşımaktan imtina etmelerine neden olduğu tespit edilmiştir.

d. İfade, Seyahat, Gösteri ve Toplanma Özgürlükleri: 18 Mayıs Anma Toplantısının Yasaklanması ve Kırımoğlu’nu Karşılamaya Gidenlere Para Cezası Verilmesi

Kırım ziyareti boyunca Heyet, Kırım Tatarları arasında korku, belirsizlik ve güvensizliğin egemen duygular olduğunu tespit etmiştir. Resmî programa tabi olan Heyet üyeleri, Kırım Tatarlarının neredeyse tamamının de facto Kırım Yönetimi mensuplarının yanında konuşmaktan çekindiklerini gözlemlemiş; resmî programı takip etmeyen Heyet üyeleri ise kendileriyle görüşen Kırım Tatarlarının bu temaslar sonrasında kendilerine veya yakınlarına bir zarar gelmesi endişesini taşıdıklarını görmüşlerdir.

3 Mayıs 2014 tarihinde Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu’nu Armiansk’ta karşılamaya giden ve ülkeye sokulmamasını protesto eden Kırım Tatarlarına yönelik hem toplantı alanında hem de sonrasında sergilenen tutum, Kırım’da barışçıl gösteri özgürlüğünün baskı altında olduğuna işaret etmektedir. Gösteri sonrasında de facto yönetim yetkilileri gösterilere katılanlar hakkında idari soruşturma başlatmış, gösteriye katılanlara kanunsuz sınırı geçme ve kamu düzenini bozma suçlamasını yöneltmişlerdir. Görüşülen Kırım Tatarları, 3 Mayıs tarihini takip eden haftalarda gösteriye katılanlara para cezası kesilmeye başlandığını belirtmişlerdir. Ceza tutarlarında farklılıklar olduğu, yapılan itirazlar sonucunda miktarların değişebildiği, ancak büyük çoğunluğun mahkeme kararlarına itiraz için bir üst mahkemeye gitme konusuna olumlu yaklaşmadıkları ifade edilmiştir.

Gösteri ve toplantılara izin verme ve bunlara ilişkin yasaların uygulanması hususunda de facto Kırım yönetiminin tutarlı bir tavır izlemediği, hükümet yanlısı gösteri ve toplantılara izin verirken Rusya Federasyonu’nu eleştiren gösteri ve toplantılara izin vermediği görülmüştür. ‘Muhalif’ toplantı ve gösterilere izin verildiği durumlarda da gösteriler sırasında veya sonrasında kamu düzeninin bozulduğu iddiasıyla katılımcıların gözaltına alınabildiği ve haklarında soruşturma yapılabildiği kaydedilmiştir.

Kırım Tatarlarının vatana dönüşlerinden bu yana özgürce gerçekleştirdikleri Kırım Tatarlarının sürgününün 70. yılına denk gelen, 18 Mayıs Anma Mitingi’nin, Simferopol’ün merkezi yerine yetkililerin seçtiği bir yerde yapılmasına 2014 yılında izin verilmiştir.

Yetkililerce bir ‘provokasyon’ olarak tanımlanan 18 Mayıs anma mitinginin yapılmasına 2015 yılında ise izin verilmemiştir.

e. Örgütlenme Özgürlüğü: Kırım Tatar Millî Meclisi ve Üyelerine Yönelik Baskılar

Başkanlığını Ekim 2013’e kadar Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu’nun, o tarihten bu yana da Refat Çubarov’un yaptığı Kırım Tatar Milli Meclisi (KTMM), Kırım Tatar Kurultay delegeleri tarafından seçilen 33 üyeden oluşmaktadır. KTMM, 1989 yılından itibaren Kırım’a dönen Kırım Tatarlarını temsil eden bir sivil toplum kuruluşu olarak Ukrayna Hükümeti tarafından tanınmış; Kırım Tatarlarını hem Ukrayna makamları nezdinde hem uluslararası düzeyde temsil eden meşru bir kurum olarak değerlendirilmiştir. Ukrayna yanlısı tutumuyla bilinen KTMM, Ukrayna’nın Batı’ya entegrasyonu doğrultusunda bir tavır sergilemiştir.

KTMM’nin çağrısı üzerine Kırım Tatarlarının büyük çoğunluğu, 16 Mart 2014 tarihinde yapılan Kırım’ın Rusya Federasyonu’na ilhakına ilişkin referandumu boykot etmişlerdir. Bunu takip eden süreçte KTMM kapatılmış; başta İlmi Umerov olmak üzere, Kırım’da bulunan Meclis üyeleri sistematik olarak sorgulanmışlardır. KTMM’nin önde gelen isimlerinin toplum nezdindeki saygınlıklarını zedelemeyi amaçlayan propaganda, de facto yönetimde görev almış Kırım Tatarları eliyle yürütülmektedir. Başta Ruslan Balbek, Remzi İlyasov ve Zaur Smirnov olmak üzere, de facto yönetim üyesi Kırım Tatarları, Meclis üyelerine ilişkin olumsuz görüşlerini yapılan görüşmelerde açıkça ifade etmişlerdir. De facto yönetim üyeleri KTMM’yi marjinalleştirme ve etkisizleştirme doğrultusunda bir strateji izlemektedirler.

KTMM yetkililerinin Rusya’nın Kırım’ı ilhakına yönelik açık eleştirilerinin ardından, Kırımoğlu’nun 22 Nisan 2014 tarihi itibariyle Kırım’a girişi beş yıl süreyle yasaklanmıştır.

Kırımoğlu’na getirilen bu yasak Kırım’daki Tatarlar tarafından protesto edilmiştir. Bu olayları takiben KTMM üyelerine yönelik baskılar artmıştır. 5 Temmuz 2014’te Refat Çubarov da aşırıcılıkla suçlanmış ve Kırım’a girmesi beş yıl süreyle yasaklanmıştır.

Heyetin Kırım Tatarları ile yaptıkları görüşmelerde, kendilerini Rusya ile işbirliği yapmak için ikna etmek üzere Tataristan, Dağıstan ve Çeçenistan’dan heyetlerin geldiği aktarılmıştır.

KTMM üyelerinin Rusya ile işbirliği yapmayı reddetmeleri, de facto yönetimin Meclis üyelerine yönelik baskı, yıldırma ve tehdit politikasının ivme kazanmasına neden olmuştur.

Bunun somut sonuçları arasında; üyelere yapılan sistematik sorgulamalar, evlerin aranması, kaçırılma ve işkence, Kırım Vakfı (Fond Kırım) mallarına el konulması sayılabilir.

Başkanlığını yakın zamana kadar Kırımoğlu’nun yaptığı, koordinatörlüğünü ise Rıza Şevkiev’in yürüttüğü Kırım Vakfı’nın, sahip olduğu malları ve gelirleri yöneticileri eliyle Vakfın amaçları doğrultusunda kullanan bir tüzel kişilik olduğu belirtilmiştir. Kırım Vakfı’nın gelirlerini, ihtiyaç sahibi Kırım Tatarlarına dağıtmanın yanı sıra Yıldız ve Avdet gibi bazı gazete ve dergilerin basılması için de kaynak sağlamak üzere kullandığı öğrenilmiştir.

Kamu düzenini bozmak ve istikrarsızlığa neden olmakla suçlanan ve bu nedenle Kırım’a girişi yasaklanan Kırımoğlu’nun Vakıf başkanlığına de facto Kırım yönetiminin karşı çıktığı, Kırımoğlu’nun bu nedenle başkanlığı devrettiği ifade edilmiştir. KTMM varlıklarının tümünün Kırım Vakfı üzerinde olduğu, ancak tüm bu varlıklara ve bunlardan gelen kiralara da el konduğu belirtilmiştir. Kırım Vakfı’na ait gayrimenkullerden olan KTMM binasına da el konmuş; vakıf yöneticilerine tarihi binada izinsiz restorasyon yapıldığı suçlaması yöneltilmiştir. Esasen, binanın izinsiz restore edilmesi konusu Kırım Ukrayna’nın kontrolündeyken ele alınmış ve sonuçlandırılmış bir hukuki meseledir. Geçmişe ait ve hukuki yollardan çözüme kavuşturulmuş bir konunun tekrar gündeme getirilmesi başta hukuki güvenlik olmak üzere hukuk devleti ilkeleri ile bağdaşmayan bir tutumdur.

Kırımoğlu’nun Vakıf başkanlığını bırakmasının ardından Vakfın mal varlığına el konması kararının iptali için icra dairesine başvurulduğu, ancak hâlen karar çıkmadığı elde edilen bilgiler arasındadır. Heyet üyelerinde, Vakfın, de facto yönetime muhalif tutumunun, kapatılması ve mal varlığına el konulmasının gerçek gerekçesi olduğuna ilişkin bir kanaat mevcuttur. Bu durumun, vakıflara ilişkin evrensel hukuka aykırı olduğu görülmektedir.

f. Din ve Vicdan Özgürlüğü

Kırım’da Heyetin yürüttüğü çalışmada, Kırım Tatarlarının bireysel olarak dinî pratiklerini yerine getirme konusunda bir engelle karşılaşmadıkları görülmüştür. De facto Hükümet yetkilileri ile yapılan görüşmelerde, Aksyonov’un talimatıyla Ramazan ve Kurban bayramlarının tatil yapıldığı belirtilmiştir. Ancak, kurumsal düzeyde de facto Hükümetin, Rusya Federasyonu yasaları doğrultusunda dinî kurumlar ve hareketler üzerindeki devlet kontrolünü arttırmaya yönelik bir politika izlediği, bu amaçla alternatif yapılanmaları teşvik ettiği tespit edilmiştir. Öte yandan, Rusya Federasyonu yasaları doğrultusunda tüm dinî cemaatlerin yasal bir statüye sahip olabilmeleri için resmî olarak başvurmaları gerekmektedir.

Bu süreç hâlâ devam etmektedir.

Yapılan görüşmelerde, tüm camilerin Kırım Müftülüğü’ne bağlanmasını mümkün kılan bir yasal düzenleme yapıldığı ifade edilmiştir. Ancak, bu çalışmaların yanı sıra Kırım Müftülüğü’ne alternatif teşkil edebilecek Tavriya Müftülüğü’nün kurulduğu bilgisi de edinilmiştir. Görüşmelerde, Tavriya Müftülüğü’nün Rusya’ya bağlı olan siyasi bir kuruluş olduğu iddia edilmiştir.

Dinî kurumlara yönelik baskı, Kırım Tatarlarının cami ve medreselerine yönelik baskınlarla kendini göstermektedir. Çocuklara dinî eğitim veren kurumların eğitim sırasında özel harekât timleri tarafından basıldığı belirtilmiştir. Baskınların, radikal hareketlerin bertaraf edilmesi ve yasak yayın bulundurulduğu gerekçeleriyle yapıldığı belirtilerek meşrulaştırıldığı görüşü öne sürülmüştür. Buna karşın, Habeşi cemaati gibi çok sayıda dinî cemaatin Kırım Müslümanlar Birliği’ne üye olmaları doğrultusunda teşvik edildikleri de iddia edilmiştir.

Heyet, çalışmaları sırasında, de facto Yönetimin bazı radikal Habeşi, Vahabi ve Selefi dinî akımları kullanma eğiliminde olduğuna dair duyumlar almıştır. Kırım Tatarlarını radikal hareketlerin yanında gösterme ve diğer Rusya Müslümanları arasında eritme çabası olduğu da öne sürülmüştür.

g. Eğitim Hakkı ve Ana Dili Kullanımı

De facto Kırım Hükümeti yetkilileri, Kırım Tatarcasının, Rusça ve Ukraince yanında resmî dil olarak kabul edildiğini belirtmişlerdir. Ancak, bu olumlu adımın uygulamaya yansıdığına dair işaretler yoktur. Eğitim alanında da Kırım Tatarcasına yeterince yer verilmediği görülmüştür.

İlhakla birlikte eğitim alanında önemli değişiklikler yapıldığı ve ciddi sorunlarla karşılaşıldığı Heyet üyelerinin yaptıkları görüşmelerde ortaya çıkmıştır. Eğitimdeki sorunların da esasen Kırım Tatar toplumuna yönelik baskının bir aracı olduğu söylenebilir. Bu alandaki baskıların özellikle Kırım Tatar Millî Mektepleri üzerinde yoğunlaştığı görülmektedir. 1989 yılı sonrasında Kırım’da kurulmuş olan Millî Mektepler, birçok Kırım Tatarının çocuklarını göndermeyi tercih ettiği, resmî müfredatın uygulandığı, Kırım Tatarcasına da ağırlık veren okullardır. Kırım Tatar Millî Mektepleri’nin sayısının 15 olduğu, esasen mevcut çocuk sayısına göre ihtiyacın 200 okul olduğu Kırım Tatar toplumunca ifade edilmiştir.

Ders kitaplarıyla ilgili büyük bir sorun yaşandığı görülmüştür. Kırım’ın Rusya Federasyonu tarafından ilhakı sonrasında Ukrayna döneminde okutulan ders kitaplarının kullanılmasının yasaklanması ve yeni kitapların henüz tedarik edilmemiş olması nedeniyle eğitimin ciddi biçimde aksadığı ifade edilmiştir. Bu sorunun ne zaman çözülebileceğine ilişkin somut bilgi elde edilememiştir.

Kırım Tatarcası resmî dil statüsünü kazanmışsa da uygulamada Kırım Tatarcasının kullanımında engellerle karşılaşıldığı, Rusçayı ön plana çıkaran bir eğitim politikası izlendiği, bu politikanın Millî Mekteplere de yansıdığı belirtilmiştir. Kırım Tatarcası ders saatlerinin tüm mekteplerde azaltıldığı, Kırım Tatarcası öğretmenlerinin yetiştirilmesi konusunda sorunlar olduğu ve her Millî Mektep’te bir Rus öğretmenin bulunmasının zorunlu kılındığı ifade edilmiştir. Kırım Tatarlarının kendi çabalarıyla oluşturdukları bu okullarda eğitimin sürdürülmesini güçlendiren bürokratik engeller çıkarıldığı anlaşılmaktadır.

VI. Toprak Meselesi ve Mülkiyetle İlgili Sorunlar

Toprak ve evlerin mülkiyeti meselesi uluslararası alanda fazla yankı bulmasa da, Kırım Tatarlarının büyük bir kısmının hayatını doğrudan etkileyen önemli bir konudur. Kırım Tatarları vatanlarına geri dönüş sonrasında, sürgünden önce yaşadıkları evlerine ve topraklarına yerleşme olanağı bulamamışlardır. Bu nedenle, kendilerine gösterilen yerlere veya boş buldukları devlet arazilerine kendi çabalarıyla konut yapmışlar ve Ukrayna yasaları çerçevesinde yaptıkları evlerin (samazahvat) mülkiyetine kademeli olarak sahip olmaya başlamışlardır. Ancak, bugün Rus mevzuatının geçerli olmaya başlamasıyla Kırım Tatarlarının bir kısmı daha önce büyük zorluklarla yaptıkları evlerini kaybetme riski ile karşı karşıya kalmışlardır. Rus makamları, yasal işlemleri tamamlanarak statüsü netleşmiş birinci dalga samazahvat’ların mülkiyetini Kırım Tatarlarına vermişse de statüsü netleşmemiş ikinci dalga samazahvat’ların mülkiyetini edinme konusunda sorunlar olduğu anlaşılmıştır.

Kırım Tatarlarının toplu bir şekilde yaşadıkları 300 civarında mahalle olduğu, bunların 30 kadarının konum itibariyle “önemli” noktalarda olduğu belirtilmiştir. Bu “önemli” yerlerin Kırım Tatarlarına verilmemesi için başka kişilere devredilmesi çalışmalarının yürütüldüğü, kullanım izni sorunlu olanların ise yıkılması doğrultusunda çalışmalar yapıldığı iddia edilmiştir. Örneğin, Kurbanköy’deki evlerin tapusunun olmadığı, de facto Hükümet yetkililerinin evlerin boşaltılmasını talep ettikleri ve başka yerde toprak verileceğini söyledikleri ifade edilmiştir. Ayrıca, Çistinkoye’de (Simferopol yakınında) bazı evlerin yıkılacağı iddia edilmiştir. Yapılan görüşmelerde toprak ve ev edinmeye ilişkin Rus mevzuatının Ukrayna kanunlarına kıyasla çok daha karışık olduğu belirtilmiştir.

De facto Hükümet yetkilileri ile yapılan görüşmelerde, Kırım Tatarlarının yaptıkları evlere üzerlerine kurulu olduğu arazinin mülkiyeti de dâhil olmak üzere mülkiyet verileceği ve bunun bir defaya mahsus olarak parasız olarak gerçekleşeceği ifade edilmiştir. Yetkililer, Kırım Etnik İlişkiler ve Sürgünden Dönen Vatandaşlar Komitesi Başkanı Zaur Smirnov’un bu konuda bir rapor hazırladığını belirtmişlerdir. Ancak, tapudan kastedilenin tam olarak ne olduğu, mülkiyetin tam olarak nasıl tanımlandığı, satmak, miras bırakmak gibi hususları içerip içermediği yapılan görüşmelerde netlik kazanmamıştır. De facto Hükümet yetkilileri sorunun çözümü için çalıştıklarını, bir envanter çıkararak kimlerin hak sahibi olduğunu belirlemek istediklerini, adil bir çözüm için üç yasa tasarısı hazırladıklarını belirtmekle birlikte, sorunun çözümüne ilişkin somut veriler ortaya koymamışlar, Heyet üyelerinin talep etmelerine karşın sözünü ettikleri yasa tasarılarının metinlerini Heyetle paylaşmamışlardır.

Sorunun çözümü konusunda Kırım Tatarlarına da açık bilgi verilmediği anlaşılmaktadır.

Yapılan görüşmelerde yeni hukuk sistemine geçişin ve bunun gerektirdiği idari ve bürokratik süreçlerin tapu tahsislerini geciktirmek üzere maksatlı kullanıldığı kanaati oluşmuştur. Kırım Tatarları yıllardır üzerinde yaşadıkları arazilerin ve içinde oturdukları evlerin geleceği konusunda son derece kaygılıdırlar. Yapılacak yeni düzenlemelerde taraflı davranılacağından ve haklarını kaybedeceklerinden ciddi biçimde endişe etmektedirler.

VII. İfade Özgürlüğüne Yönelik Kısıtlamalar, Medya Üzerindeki Baskılar, Haber Alma Özgürlüğünün Engellenmesi ve Gazetecilere Yönelik Baskılar

Rusya Federasyonu’nun Kırım’ı ilhakı sonrasında medya üzerindeki baskı ve kontrol artmış, bunun sonucunda ifade özgürlüğü ve haber alma özgürlüğü önemli darbeler almıştır. Kırım Tatar medyası da bu gelişmelerden en ağır şekilde etkilenmiştir. Kırım Tatar medya kuruluşlarının Rus mevzuatı uyarınca yayın izni almak üzere Rusya Telekomünikasyon

Kontrol İdaresi’ne (Roskomnadzor) yaptıkları başvurular bürokratik sebeplerle geciktirilmekte ve izin başvurularının değerlendirilme süresinin uzatılması fiilî olarak kapatılmaları anlamına gelmektedir. Ayrıca, gazetecilerin sistematik olarak sorgulanmaları ve medya kuruluşlarına yapılan baskınlar ifade özgürlüğünün önemli ölçüde kısıtlandığına işaret etmektedir.

Medya üzerindeki baskının en somut örneklerinden biri, Kırım Tatarları tarafından en çok izlenen ve doğru haber veren bir televizyon kanalı olarak tanımlanan ATR’ye yayın lisansının çeşitli sebepler bahane edilerek verilmemesidir. Çoğunluk hissesi (%97) Rusya Federasyonu vatandaşı Lenur İslamov’a ait olan Medya Holding’e bağlı TV, radyo kanalları, web sitesi bulunmaktadır (ATR Kanalı, Lale isimli çocuk kanalı, Meydan ve Lider FM isimli iki radyo kanalı, 15 Dakika isimli web sitesi.)

Tüm medya kuruluşlarının 1 Nisan 2015 tarihine kadar Rusya’nın Telekomünikasyon Kontrol İdaresi’nden (Roskomnadzor) lisans almalarının zorunlu hale getirilmesinin ardından, ATR yöneticilerinin Ekim 2014 tarihinden bu yana Roskomnadzor’a dört defa başvuru yaptıkları, fakat her seferinde evraklarda küçük bazı düzeltmeler yapılması gerektiği dile getirilerek başvurularının kabul edilmediği öğrenilmiştir. Başvurulara doğrudan olumsuz yanıt verilmeden, evraklardaki ‘eksiklikler’ mazeret gösterilerek çözümsüzlük sürecinin uzatılmasının amaçlandığı görülmektedir. Üçüncü başvurudan itibaren kanal yöneticilerinin bu konularda tecrübeli, Moskova’da yerleşik ve bilinen bir hukuk firması aracılığıyla başvuru yapmalarına rağmen sonucun iki kez daha olumsuz olması, kararın siyasi bir niteliği olduğuna işaret etmektedir. Ayrıca, radyo kanallarının frekans tahsisi konusunda sorun yaşadıkları da edinilen bilgiler arasındadır.

Yapılan görüşmelerde 2005 yılında kurulan ve tarafsız haberciliği ile ön plana çıkan ATR’nin yayın izni başvurusunun reddedilmesi öncesindeki dönemde, bazı siyasetçilerin doğrudan kanalı arayarak hem Kırım Tatar liderleri hakkında (Kırımoğlu ve Çubarov) haber yapılmaması, hem de kanalı satmaları için baskı yaptıkları bilgisi edinilmiştir. 20 Ocak 2015 tarihinde kanalda arama yapıldığı ve 26 Şubat 2014 olayları ile ilgili yayımlanmayan video çekimlerinin olup olmadığının araştırıldığı, bir kameramanın Heyetin ziyaretinden bir hafta önce tutuklandığı ve olaylara karışmakla suçlandığı bilgisi edinilmiştir.

Ayrıca, ATR yöneticilerinin, Eylül 2014’ten itibaren kanalın hisselerini halka açmayı planladıkları, hisse sahibi olmak isteyen 3.500 kişinin dilekçe yazarak başvurduğu, ancak izinler alınamadığı için henüz halka açılma işleminin gerçekleştirilemediği öğrenilmiştir. Buna rağmen, de facto Hükümet yetkilileri kanal yöneticilerini halkın paralarını almakla suçlamaktadırlar. ATR yetkilileri ise hisse sahibi olmak üzere başvuranların paralarının dekont karşılığı ATR Kanalı adına bankada açılan bir hesaba yatırdıklarını ve her başvuru sahibi ile hisse satışlarının 1 yıl içinde gerçekleşmemesi durumunda paralarının iade edileceğine dair bir sözleşme yaptıklarını bildirmişlerdir.

Internet haberciliği yapan Kırım Haber Ajansı (QHA), yöneticilerine yöneltilen baskılar ve Roskomnadzor’a yapılan başvurunun reddedilmesinin ardından faaliyetlerini Kiev’den sürdürmek zorunda kalmış, Koordinatörü İsmet Yüksel’e 9 Ağustos 2014 tarihi itibariyle Kırım’a beş yıl girme yasağı getirilmiş, Kırım’da bulunan QHA Genel Müdürü Gayana Yüksel ise sistematik olarak sorgulanmıştır.

Kırım Vakfı’nın mal varlıklarından olan KTMM binasına el konulması bu binada faaliyet gösteren Avdet Gazetesi ve Yıldız Dergisi’nin yayın hayatlarına son vermek zorunda kalmalarına neden olmuştur. Roskomnadzor’dan yayın izni alamayan gazete ve dergilerin 1000’den az basmaları halinde yayımlanmaya devam etmeleri yasal olarak mümkün ise de finans kaynaklarının bütünüyle kesilmesi nedeniyle baskı yapamamaları fiilî olarak yayın yasağı anlamına gelmektedir. Avdet Gazetesi editörü Şevket Gaybullaev birçok kez sorgulanmış, aşırıcı yayınlar yapmakla suçlanmıştır.

Tarafsız habercilik yapan veya KTMM yanlısı yayın yaptığı düşünülen medya organlarına gerekli izinlerin verilmediği, diğer medya organlarının ise gerekli izinleri hiçbir sorun çıkmadan aldıkları Heyet üyelerince tespit edilmiştir. Internet üzerinden haberciliği devam ettiren QHA birçok Kırım Tatarının Kırım’dan haber alma ihtiyacına cevap verse de internet kullanamayan kitleler açısından ATR televizyonunun yayın yapmamasının önemli bir eksiklik olduğu tespit edilmiştir. ATR haberciliğine sadece 15minut.org sitesinden devam etmektedir.

Yapılan görüşmelerde telefon, e-posta, Facebook gibi iletişim olanaklarının da devlet tarafından izlendiği, hatta bunlara dayanılarak suçlamalar ve sorgulamalar yapıldığı da anlaşılmıştır. Örneğin, İnsan Hakları Temas Grubunun Yalta Bölge Temsilcisi Emir-Usein Kuku, 2013 senesinde Facebook’ta yazdığı bir yazıda halkları birbirine düşürme suç işlediği gerekçesi ile suçlanmış ve sorgulanmıştır.

De facto Hükümet yetkilileri ile yapılan görüşmelerde, mevcut medya kuruluşlarının yerine yenilerinin ikame edilmesine yönelik faaliyetlerden bahsedilmiştir. Bu bağlamda yeni bir Kırım Tatar yayın kanalı açılacağı bilgisi verilmiştir. Kırım Tatar Radyo ve Televizyonu kurulmasına ilişkin bir anlaşma imzalandığı, radyonun adının Vatan, TV kanalının adının ise Millet olacağı belirtilmiştir. Bu amaçla RF Federal bütçesinden 177 milyon Ruble ayrıldığı ifade edilmiştir. Ayrıca, İsmail Gaspıralı Medya Center’ın kurulacağı söylenmiştir. Medya sektöründe çalışanların maaşlarının da iyileştirileceği belirtilmiştir. Medya mensuplarının yeni yapılacak Medya Center’da daha iyi koşullarda çalışacakları ifade edilmiştir.

VIII. Ekonomik Durum ve Sorunlar

Kırım’ın ilhakının ardından Türk iş adamlarının bölgeye yönelik yatırım ve ticaretlerini arttırmak için Karadeniz Ekonomik İşbirliği Rusya Federasyonu Ulusal Komitesi Başkanı Viktor Arkhipov’un çalışmalar yaptığı ve Kırım’a gidecekheyetlerin oluşturulmasına destek olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca, Türkiye’de bulunan bazı Kırım Tatar temsilcilerinin de facto Kırım Hükümeti’nin desteğiyle Türkiye-Kırım İş Adamları Derneği (Birliği) kurulması yönünde adım attıkları görülmüştür. Türkiye’nin, Rusya Federasyonu’nun Kırım’ı ilhakını tanımamasına rağmen, bazı Türk iş adamlarının Rusya Federasyonu’nun Kırım için ayırdığını ilan ettiği bütçenin kullanılacağı çeşitli projelerde yer almak istedikleri anlaşılmaktadır.

Ancak, ziyaret çerçevesinde yapılan görüşmelerde, Rusya Federasyonu’nun Kırım için ayırdığını belirttiği bütçenin Kırım’da gerekli yasal düzenlemeler yapılmadığı için kısa vadede kullanılamayacağı anlaşılmıştır. Yeni hukuk düzenine geçiş sürecindeki belirsizliklerin yapılacak yatırımlar, arazi alımı gibi konularda sorunlara yol açabileceği görülmektedir.

Rusya Federasyonu’nun Kırım’daki turizmi canlandırmak için havaalanını genişletme çalışmalarını sürdürdüğü ve kamu sektöründe çalışanların tatillerini Kırım’da geçirmeleri doğrultusunda teşvik edildikleri tespit edilmiştir.

Kırım Tatarları, yapılan görüşmeler sırasında ekonomik sıkıntılarını ancak doğrudan sorulduğu hâllerde dile getirmişlerdir. İş bulma konusunda maruz kaldıkları ayrımcılıkları, özellikle kamu sektöründe istihdamda karşılaştıkları engelleri ve makul bir yaşam standartlarına sahip olma istekleri dile getirilmişse de önceliğin ekonomik sorunlar olmadığı görülmüştür. Görüşmelerde, Kırım Tatarları için öncelikli konunun millî kimliklerini korumak ve yaşatmak olduğu anlaşılmıştır.

IX. Kültürel Yaşama İlişkin Baskılar: Maddi ve Manevi Kültür Unsurlarını Yok Etme ve İtibarsızlaştırmaya Yönelik Uygulanan Sistematik Politika

Millî anlam taşıyan kişiler, günler, olaylara dair anma faaliyetlerinin önlenmesi, milli değerlerin yok sayılması, milli kurumların lağvedilmesi ve yerlerine yeni sembol, gün ve kurumların ikame edilmesinin, de facto Hükümet tarafından sistematik olarak yapılanuygulamalar olduğu kanaatine varılmıştır. Bu bağlamda verilebilecek örnekler arasında şunlar sayılabilir: Kırım Tatar liderliği hakkında yapılan itibarsızlaştırma propagandası ve yerlerine yeni yöneticilerin getirilmesi; 18 Mayıs Anma Günü’nün yasaklanması; bunun yerine 21 Nisan 2014’te RF Devlet Başkanı Putin’in imzaladığı “itibarı iade edilen halkların diriliş günü” olarak tanımlanan Kırım Tatarlarının ve Diğer Sürgün Edilen Halklarının Rehabilitasyonuna Dair Yasa’nın kabulünün kutlanmasının önerilmesi; Hıdrellez kutlamalarının de facto Hükümet yetkilileri tarafından sahiplenilmesi ve organize edilmesi; Kırım Fonu bünyesindeki maddi kültür varlıklarına el konularak başka kurumlara aktarılması; Numan Çelebicihan’ın öldürüldüğü gün olan 23 Şubat’ın Asker Günü olarak kutlanılması; Kırım Tatar halkının manevi dünyasında önemli bir meşruiyeti olan Kırım Müftülüğü’nün yerine Tavriya Müftülüğü’nün kurulması çabaları; Kırım Tatar halkı için büyük önem arz eden ve güvenilen ATR, QHA, Avdet gibi medya organlarının faaliyetlerinin engellenmesi, yerlerine yeni TV ve radyoların kurulması ve yeni gazetelerin çıkarılması girişimleri.

De facto Hükümet yetkilileri ile yapılan görüşmelerde Kırım Tatar kültürel mirasına ve maddi kültür varlıklarına verilen öneme vurgu yapılmış, Kırım Tatar eserlerinin ve sanatının korunacağı belirtilmiştir. Ancak, Kırım Tatar toplumunun kültürel gelecekleri konusunda endişesini koruduğu ve yönetime güven duymadığı tespit edilmiştir.

X. Öneriler

1. De facto Kırım Hükümetinin insan hakları ihlallerinin tespiti, ilgili platformlarda duyurulması ve tartışılması,

2. Kırım Tatar medyası üzerindeki baskı ve hukuksuzlukların tespiti ve ilgili platformlarda duyurulması ve tartışılması,

3. Öz-Savunma Birlikleri’nin eylemlerinin takip edilmesi ve yaptıkları insan hakları ihlallerinin gündeme getirilmesi,

4. Uluslararası insan hakları mekanizmalarının Kırım’a girmelerinin ve gerekli çalışmaları yapabilmelerinin sağlanması,

5. AGİT’in ilgili mekanizmalarının Kırım’a girişinin ve daimi ofis kurmak da dahil olmak üzere özgürce raporlama yapmasının sağlanması için AGİT üyesi ülkelerin girişimde bulunmaları,

6. Kayıplar, uzun tutukluluk, ifade özgürlüğünün engellenmesi ve diğer ihlaller konularında ilgili Birleşmiş Milletler mekanizmalarının harekete geçmesi, uygun olacaktır.

 

KIRIM’A GÖNDERİLEN GAYRİRESMİ HEYET ÜYELERİ:

(26-30 NİSAN 2015)

Prof. Dr. Zafer Üskül (Heyet Başkanı), (TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu eski Başkanı- Öğretim Üyesi), Prof. Dr. Ayşegül Aydıngün (ODTÜ) , Prof. Dr. Abdullah Gündoğdu (Ankara Üniversitesi) , Prof. Dr. İbrahim Kaya (İstanbul Üniversitesi) , Yrd. Doç. Dr. Levent Korkut (Medipol Üniversitesi) , Çağla Mazlum (DEİK Avrasya Koordinatörü)

EK I

Kırım Ziyareti sırasında yakınları ile görüşmeler sonucunda heyet tarafından doğrulanmış ölü ve kayıp Kırım Tatarlarının Listesi:

 


Öldürülen Tatarlar:

1- Reşat Ametov

2- Edem Asanov

 

 

Kayıplar:

1- İslam Cepparov

2- Cevdet İslamov

3- Timur Şaymardanov

4- Seyran Zinedinov



[1] 1 Söz konusu yasal düzenleme Mart 2014’te yapılmış, Rusya vatandaşlığına geçişe itiraz süresi, Rusya’nın, Kırım’ın Rusya Federasyonu’na dâhil oluş tarihi olarak kabul ettiği 18 Mart tarihi esas alınarak, bir ay sonrası (18 Nisan) olarak belirlenmiştir. Rusya vatandaşlığına geçmeyi reddedenler ve/veya Ukrayna vatandaşlığını bırakmayanlar önemli ayrımcılıklara maruz kalmaktadırlar. Öte yandan, Kırım’da yaşayan yabancı sayısına bağlı olarak, Rusya vatandaşlığına geçmeyenler sınır dışı edilme tehlikesi altındadırlar.

[2] Bkz Ek I.

[3] Edem Asanov ve Bilal Bilalov’un da cesetleri bulunmuştur.


Sayı : 254 | Ocak-Aralık (2016)
02.04.2018 05:08:18 - 407

Özet

Gayriresmî Türk Heyeti, 27 Şubat 2014 tarihinde Kırım’ın işgali, 16 Mart 2014 tarihinde yapılan referandum ve 18 Mart 2014 tarihinde Rusya Federasyonu tarafından ilhakı sonrasında gündeme gelen Kırım Tatarlarına yönelik insan hakları ihlalleri iddiaları hakkında bilgi edinmek üzere 26-30 Nisan 2015 tarihleri arasında Kiev ve Kırım’da bir alan çalışması yürütmüştür. Heyet, 26 Nisan 2015 tarihinde Kiev’de Kırım Tatar Millî Meclisi’nin (KTMM) önde gelenleri ile görüşmeler yapmış, ardından da Kırım’a giderek de facto Kırım yönetimi yetkilileri, de facto Ombudsman, KTMM yetkilileri, Kırım Müftülüğü, medya kurumları ve mensupları, eğitim kurumları ve Kırım Tatar halkı ile birçok görüşme yapmış, farklı toplumsal katmanların görüşlerini almıştır.

Anahtar Kelimeler

İlgili Bölümler

Yazar hakkında