KIRIM TATAR MİLLÎ KURULTAYI HAREKETİMİZ

Cafer Seydahmet KIRIMER.

Kurultayımızın ve Kırım Halk Cumhuriyeti’nin 100. yılı:
 
KIRIM TATAR MİLLÎ KURULTAYI HAREKETİMİZ*
 
Cafer Seydahmet KIRIMER
 
Kırım’da Durum
Mürettiplerin sözlerinden ve göz attığım gazetelerden, işlerimizin pek iyi gitmekte olduğunu, anarşiye karşı Kırım’ı korumak maksadıyla, 30 Ekim’de “Erkânı Harbiye Heyeti” kurulduğunu, 2 veya 3 Kasım’da Bahçesaray’da Gaspıralı İsmail Bey Dârülmuallimini, Hüner ve Sanayi Mektebi ve Hansaray’da kurulan millî müzenin açıldığını, Hansaray’a Gök bayrağın çekildiğini, bu münasebetle Bahçesaray’da Hansaray avlusunda pek büyük bir toplantı yapıldığını, Çelebi Cihan’ın en kuvvetli nutuklarından birisini söylediğini öğrendim.
Çelebi Cihan’ın Mühim Nutku
Gazeteleri toplayarak, bu cidden güzel olduğu kadar da manalı, heyecanlı olduğu derecede de düşündürücü, nutku arabada okumaktan kendimi alamayarak evime gittim. Bu mühim nutuk, bütün gideceğimiz yolun programı idi. Bu, bizim düşüncelerimizin ve emellerimizin bir hülâsasını ifade ediyordu. Bundan sonra söylenenler ve yapılanlardan hiçbirisi gerçekleşmemiş bile olsa idi bu nutuk, o devirdeki Kırım gençlerinin ideallerini anlatmaya kifayet ederdi. Bu nutuk Kırım’ı ve halkımızı kurtarmak için çırpınanlara ve çırpınacaklara kısaca tespit edilmiş bir vasiyetti. Ancak orada söylenilen fikirlerin canlanmasıyla halkımız ve yurdumuz refaha, saadete kavuşabilecekti. Yurdun ve halkımızın hayatına ve geleceğine taallûk eden bu şümullü nutku dinleyememiş olmamdan, o büyük merasimde bulunamadığımdan dolayı çok müteessir oldum. Bu mühim nutkun bazı kısımlarını buraya kayıttan kendimi alamadım…
…. Bazı mühim kısımlarını kaydettiğimiz bu nutkun en coşkun heyecanlarla alkışlandığını ve bunun yarattığı büyük tesirin bütün halkımıza yayıldığını Akmescit`e geldiğim andan beri her temas ettiğimden öğrendim ve candan sevindim.
Pek tabiîdir ki, en demokratik ruhla söylenmiş olmasına rağmen düşmanlarımız, Rusçular ve Rus basını yine memnun olmadılar ve aleyhimizde yapageldikleri tahrikçi propagandayı ve neşriyatlarını kuvvetlendirdiler…
Kurultay Arefesinde
Bu manevî hava, Kurultay arefesinde bize kuvvet ve ümit verdi. Kurultay ve Yasa... Tarihimizin ben ne talihli evladı idim ki, Tanrı bana onların canlanmasında az çok rol oynama fırsatını verdi... Ne mutlu bir Türktüm ki, Türklüğün bu küçük, fakat imanı kadar kıymeti de yüksek bir parçasının kurtuluşunun temellerine küçük de olsa bir iki taş koyabilmek saadetine nail oluyordum... Ne bahtlı bir Müslümandım ki, Tanrı bana küçük bir İslâm câmiasının dinî, millî yükselmesine çalışmak nimetini nasip etmişti. Ne şerefli bir insandım ki, insanlığın küçük bir kısmının esirlikten, zulümden kurtularak seciyesi, kültürü, medenî kabiliyeti ile cihanın tekâmülüne az çok hizmet edebilecek seviyeye ulaşmasına yardım edebilmek saadetine ulaşıyordum...
1917’de Kırım Türk gençliğinin bariz vasfı, millete dayanarak millî hak davasına kalkışmış olmasıdır.
1905 Yılına Kadarki Devre
Gaspıralı İsmail Bey’den 1905 gençliğine ilk uyanma ve kalkınma devrimiz, hükümete bağlılığımıza mukabil ilkokullarımızı ve yardım cemiyetlerimizi kurmamıza imkân aramaktan ibarettir. Bu devirde mücadelemiz, kendi cemiyetimiz içinde taassuba ve buna taraftar olanlara karşı idi. Bu devrin en büyük gayesi halkımızı medreselerden ayırarak mektebe bağlamaktı. Cemiyetimize, dinin terakkiye mâni olmadığını anlatmak, Rus mekteplerine gitmemizin caiz olduğunu kabul ettirmekti. Rus Hükümeti’nden beklediği de buna mâni olmaması idi. Bu devrin hâdimleri, tarihimizin terakki ve tekâmül yoluna girmesine çalışmış millî inkılâpçılarımızdı. 
1905 Gençliği
1905 gençliğimiz Çarlığa karşı ilk teşkilâtlı, açık ve katî vaziyet almamızın ifadesidir. Rusya’da bu gençliğimiz halka dayanan, hakka, hürriyete, adalete kıymet veren bir idare kurulmadıkça mahkûm milletlerin Çarlığın Ruslaştırma siyasetinden kurtulamayacaklarına inanmıştı. Buna binaen Mehdiyef ve arkadaşları Çarlıkla mücadeleyi esas tanıyan ihtilâlcilerdi.
Bunlar, Çarlığı yıkmakta olduğu gibi ondan sonra kurulacak idareden millî haklarımızın elde edilmesinin, Rus solcu partilerinin nüfuz ve tesirleri ile sağlanabileceğine safiyane inanıyorlardı. Hem bu kanaat ve hem de bilhassa halkımızın hazırlıksızlığından dolayı milletimize dayanmıyorlardı.
1905’de Birinci Duma açıldıktan sonra, Müslüman mebusların büyük kısmı ve bu meyanda Mehdiyef de Müslüman Fraksiyonu’na girmiş ve onun sekreteri olmuşsa da Kırım’da teşekkülün de halka dayanan bir partisi kurulmuştu. Halkımızın bir kısmının hiç şüphesiz bu gençliğimize büyük teveccühleri ve bağlılıkları vardı. Fakat bu alâka siyasî bir teşkilata bağlanarak bir kuvvet haline getirilemedi. Yusuf Akçora`nın teşvikiyle, Kazan Müslümanları arasında hayli taraftar kazanmış olan Rusların liberal Kadet partilerine yakın bir programla terakkiperver bir Müslüman Partisi kurmak fikri, Kırım’da siyasî bir teşkilat haline giremedi.
1905 gençliğimizin en mühim gayesi, maarif ve toprak meselelerinde halkımıza âzamî hak ve imkânı temin etmekti. Millet olarak bir hak aramak, millî, medenî muhtariyet yoluna girmek, müftü intihabı ve vakıfları ele almak meselelerinde de bunlar sarih ve kati bir programla hareket etmediler, mensup oldukları sol Rus fırkalarına bile bunu kabul ettiremediler.
1905 buhranı Rusya’yı değil, Çarlığı bile yıkacak kadar kuvvetli gelmemişti. Rusya mahkûmu milletler cereyanı merkeze karşı kati bir vaziyet alacak durumda değildi. Bunlar, aralarında sağlam bir anlaşma, bir tesanüt kurulmasını değil, birbirlerini iyi ve yakından anlamak lüzumunu idrakten bile uzaktılar. Rusya’da yaşayan Türkler ve Müslümanlar ise gerek halkımızın medeni ve siyasi seviyesi ve gerekse münevverlerimizin bakımından devlet mikyasında rol oynayacak bir olgunluğa erişmemişti. Bu sebeplerle 1905 Kırım gençliği de bütün mahkûm milletler ve Rusya Müslümanları gibi milli hak ve imkânları, Rus sol partilerinin başarılarından beklediler. Halkımızı siyasi bir teşkilâta bağlayarak onu, milli hak mücadelesi yoluna sokamadılar, böyle bir teşkilata dayanmadılar.
1917 Gençliği
1917 gençliğimizin ise 1910’da kurduğu Vatan Cemiyeti’nden başlayarak bütün faaliyetini milli temelde yürüttü. Milletin siyasi teşkilâtlanmasına önem verdi. 1917 inkılâbında 25 Martta toplanmış olan kongreye Kırım’ın her tarafından seçilmiş 1500’den fazla murahhas iştirak etmiş, Kırım Türkleri, milli, siyasi bir tek programla hareket ederek millî, medeni muhtariyet hakkını teminen ve bütün mukadderatımızın Kırım Müslümanları Merkezi İcra Komitesi tarafından müdafaa edilmesine karar vermişti.
Bu suretle millete dayanarak, millî, siyasi hak davasına atılmış olan 1917gençliğimiz, daha ilk fırsatta Kırım Türklerini siyasî bir varlık olarak tarih sahnesine çıkardı ve onu, her şeyden evvel kendi birliği, olgunluğu, azmi ve fedakârlığı ile mukadderatı için dilediği hakkın, tekâmüle ulaşacağına inandırdı.
Rus İnkilasının her safhasında, Kırım’ın geçirdiği bütün siyasi sarsıntılarda Kırım Türklerinin ehemmiyetli bir şekilde fırkalara bölünmeksizin bir varlık halinde vaziyet almış olmaları hep bu başlangıcın tabii ve müsbet neticesidir.
Bolşeviklerin iktidara geçmeleriyle Rusya’da başlayan inhilâlde Kırım Türkleri’nin Kırım mukadderatını ellerine almağa azmedebilmeleri ve bu maksatla Kurultayı toplamağa karar vermeleri, bütün halkımızın bu seçimlere candan iştirakleri ve bu esası müdafaa için kanlarını dökmeğe atılmaları hep hak davasına millet olarak atılmış olmalarının mahsülleri idi.
 
 
 
 
 
 
Kurultay Hareketi
Kurultay’ın Bağçesaray’da toplanmasına, ilk resmî açılışını Hansaray’ın meşhur tarihî divan odasında yapmasına karar vermemize de siyasî cereyanımızın bu millî karakteri âmil olmuştu.[1]
134 yıllık mahkûmiyetten sonra tarihini, istiklâlini unutmuş olan bir halkın, pek kısa siyasî bir hazırlıktan geçmesine rağmen, mukadderatına sahip olma hareketine girişmesi başlı başına incelenmeğe değer bir hâdise olmakla beraber, bunda Rus Hükümeti’nin inhilâlinin, mahkûm milletler cereyanının tesirleri kadar, belki bundan da mühim olarak Kırım gençlerinin içtimaî, iktisadî meselelerden millî hak davasını temel tanımış olmalarının tesirini görmek daha doğrudur.
Buna binaen, Kurultay seçimlerinde iktisadî esasları ön planda gören sosyalistlerle içtimaî hayatımızdaki anane ve hususiyetlerimizi korumağı her şeyden mühim telâkki eden muhafazakârlardan pek az vekil seçildi. Büyük ekseriyeti inkılâpçı milletçiler kazandı. Kurultay’ın 76 âzasından 5’i kadındı, ancak 8-9 kadarı sağlara, 10-11’i sollara mensuptu. Bunlar kendi aralarında işbirliği de yapamadıklarından, kanaat ve gayeleri de buna imkân vermediğinden iktisadî meselelerde muhafazakârlar, inkılâbî esaslarda sollar bizimle beraber hareket ediyorlardı. Bu da bizim milletimizin büyük çokluğuna inkılâbı benimsetmemizin millî, siyasî mukadderatlarına sahip olmaksızın hiçbir sağlam ve hakikî tekâmüle ulaşamayacağına inandırmış olmamızın neticesi idi.
Kurultay seçimleri bütün Kırım’da millî heyecanı fevkalâde yükselttiği gibi, Kurultay’ın açılması da bütün Kırım Türklerini candan alâkadar etti. 24 Kasım 1917’de (7 Aralık’ta) toplanması kararlaştırılan Kurultay, bazı bölgelerde seçimlerin kısmen tehire uğraması ve şiddetli fırtınalar yüzünden vekillerin vaktinde Bağçesaray’a gelememelerinden dolayı ayın 26’sında (9 Aralık) açıldı. Ayın yirmisinden itibaren şehrin manzarası değişmişti. Kırım’ın her tarafından yüzlerce misafir Bağçesaray’da toplanmıştı. Oteller, hanlar, kahveler dolmuş, pek çok ev misafir kabul etmişti.
Çelebi Cihan’a, bana, Cafer Ablayef, Sabri Ayvazof, Emir Hasan Adamanof ve daha bazı arkadaşlara Hansaray’ın kapısından girilirken solda bulunan odalar ayrılmıştı. Yemeklerimizi ya Petrograt otelinin lokantasında veyahut da Tuzpazarı’ndaki meşhur ihtiyar kebabçıda veya bazı arkadaşların evlerinde yiyorduk. Kurultay toplanmasının gecikmesi dolayısiyle Çelebi Cihan, Akmesçit’e dönmeğe karar verdiğinden hareketinden evvel kendisiyle Kurultay’ın açılış nutkunu yazdık ve anayasa projesi hakkındaki görüşlerimizi, kararlarımızı son ve katî olarak tesbit ettik.
 Çelebi Cihan’ın hareketinden sonra Hasan Sabri, Cafer Ablayef ile de görüştükten sonra, o gece erkenden odama kapanarak geç vakte kadar çalışarak lâyihanın esbabı mucibesini ve maddelerinin son şeklini yazdım. Her taraftan gelenlerle görüşmek ve birçok hazırlık işleriyle uğraşmak mecburiyetinde olduğundan gündüzleri bu yazıları tesbite imkân bulamıyordum. 23 Kasım (6 Aralık) gecesi de çalışarak bu lâyihanın son şeklini tesbit ettim. 24 (7 Aralık) sabahı Çelebi Cihan’a okudum. Mutabık kaldıktan sonra Cafer Ablayef ile Hasan Sabri’yi de çağırarak onlara da okudum, hep birlikte imzaladık.
26 Kasım (9 Aralık) sabahı, bütün şehir bayraklarla donatılmıştı. Hava soğuk, rüzgârsız, kar yağıyordu. Şehrin büyük caddesindeki kahveler kapılarına kadar halkla dolmuş, her tarafta siyasî meseleler konuşuluyordu. Kurultay’ın, öğle namazından sonra toplanması kararlaştırıldığından Hansaray’a bitişik bulunan büyük Hancamii o gün hiçbir bayramda bile görülmeyen derecede kapılarına kadar sıkı sıkı dolmuştu...
Bu sırada Hansaray’ın avlusu da mütemadiyen dolmakta idi. Bağçesaray’da bulunan birkaç yüz atlı askerlerimiz de yaya olarak bandolar ile birlikte gelmiş ve kapıdan sarayın divan odasına kadar olan mesafede iki saf halinde dizilmişlerdi. Bugün yapılacak geçit resmine kumanda etmesini dostlarımızdan Rüstem Parpetof’a havale etmiştim. O da, diğer subaylarımızla birlikte, askerin başında bulunuyordu. Namazdan sonra, bütün mebuslar divan odasına geçerken, bando Çelebi Cihan’ın “Ant Etkemen” marşını heyecanla çalıyordu.
Bütün arkadaşlar yerlerine oturduktan sonra, Kırım Müslümanları İcra Komitesi Reisi sıfatiyle Çelebi Cihan, hazırladığımız açılış nutkunu okudu ve mebuslardan en yaşlısının geçici başkan seçilmesini teklif etti. Kapishor köyünden Hacı Ali Efendi reislik yerine geçerek Kurultay’ın riyaset divanı seçilinceye kadar meclisi idare etti. Kurultay riyaset divanına rey çokluğu ile ben, Çelebi Cihan, Abdülhakim Hilmi, Hacı Bedrettin ve Şefika Gaspıralı Hanım seçildi. Kurultay’ın hakkımızdaki teveccühüne kısaca teşekkürde bulunduktan sonra, divan odasındaki toplantının nihayete erdiğini ve bundan böyle Kurultay’ın belediye dairesinde çalışmalarına devam edeceğini bildirerek meclisi kapadık.
Kurultay’ın riyaset divanı, Hansaray avlusunda, Ruslar`dan, Ukraynalılar’dan, Yahudiler’den gelen heyetlerin tebriklerini ve iyi temennilerini kabul etti. Kiyef’te Ukrayna Radası tarafından gönderilmiş olan heyeti aramızda görmek hepimizi, bilhassa beni çok memnun etmiş, Ukraynalılara ve bilhassa Profesör Gruşefski’ye olan hürmet ve dostluğumu arttırmıştı.
Kırım’ın muhtelif semtlerinden gelmiş olan heyetlerin tebrikleri de bittikten sonra askerlerimiz, bandoları merasim marşını çalarak, önlerinde gök bayrak olduğu halde, geçit resmi yaptılar. Hansaray’da ve onun civarında toplanmış olan birkaç bin insanın bu andaki alkışları her tarafı çınlatmakta idi... Arkadaşlar benim halkımıza, askerlerimize ve gelen heyetlere teşekkür etmemi ve bugünün mânasını izah etmemi teklif ettiler. Hansaray’ın avlusundakilerle dışarıda toplanmış olanların hepsinin işitebilmeleri için kapının önüne konulan bir masaya çıkarak, tarihimizin ve hayatımızın o büyük günün ruhlarımızda yarattığı heyecanı ifadeye çalıştım. Lapa lapa kar yağıyordu. Nutkum yarım saati geçmişti. Arkadaşlarımızdan Seyit Celil Hattat, o arada, ayağımda lastiklerimin bulunmadığını farkederek, bulduğu bir çift lastiği ayaklarıma giydirmeğe çalışıyordu. Bu, beni candan mütehassis etmiş olan unutulmaz hadise bile, bir an olsun, sözümü kesmeme sebep olamamıştı. Kurultay’ın açılış nutkunda biz ihtiyaten, “Vatanın siyasî tarihi başına toplanmak” cümlesini koymuştuk. Vatan mukadderatını elimize alıyoruz, dememiştik. Bunun için, Kırım mukadderatını katî hal için de Kırım’da yaşayan bütün milletlerin iştirakiyle bir meclisi mebusun toplanması esasını anayasa projesinde bir madde ile tesbit etmiştik. Buna rağmen, bu gayenin gerçekleştirilmesinin ağırlığı bizim halkımızın iman ve fedakârlığına dayanacaktı. Bunun için bizim halkımıza, Kurultay’ın millî muhtariyetimizi tanzimle kalmayarak Kırım mukadderatını halde de en büyük rolü oynaması lazım geldiğini anlatmamız icap ediyordu. Hazırlanan kanunu esasi projesinin esasları hakkında da malumat vermek lazım geliyordu. Günün heyecanı, mevzuun ehemmiyeti, halkımızın da kar altında en yüksek alâka ile sözlerimi dinlemesi ve şiddetli alkışlarla duygularını ifade etmesi nutkumu bir saat kadar uzatmama sebep oldu.
Hansaray’ın avlusunda, ben, bundan evvel de birkaç defa uzun ve heyecanlı nutuk söylemiştim. Fakat onlardan hiçbiri, bugünkü kadar beni, arkadaşlarımızı ve halkımızı memnun etmemişti. Sözümü bitirir bitirmez masadan atladığım zaman, en hisli arkadaşımız olan Dr. Halil Çapçakçı ellerime sarılarak beni heyecanla tebrik ediyordu. Sabri, Çelebi Cihan ve diğer arkadaşlar, halkımızdan etrafımızda bulunanlar da heyecanla tebriklerini bildirdiler.
Bu sırada babam gelerek beni kucakladı ve gözlerimden öptü ve: “Acele bir çay içseydin boğazın ağrımazdı...” dedi. Babamın sevgisini daima en büyük saadet olarak duyardım... Fakat onun bu anda bana bakışı, beni düşünüşü o kadar ruhumu sarsmıştı ki, gözlerimde saadet yaşların belirdiğini duydum ve candan gelen hürmet ve muhabbetle eline sarılarak öptüm. Bu unutulmaz mesut anı, daima en büyük zevkle hatırlıyorum.
Bu nutuktan sonra bütün halkımız Ant Etkemen marşını söylemeğe başladılar. Askerlerimiz de bu marşı çalarak şehre ve oradan kışlalarına gittiler... Halk da onları takip etti. Biz de, bütün mebuslar, gelen heyetler, Bağçesaray belediyesi tarafından tertiplenen çay ziyafetine gittik. Bu çay esnasında, akşam yemeğinde ve gece geç vakte kadar oturuşlarımızda Rusya vaziyeti, Ukrayna’da millî hareketin kuvvetlenmesi yolunda yapılanlar görüşüldü. Yurdumuzda Bolşeviklerin, bilhassa Akyar (Sivastopol)’da Beyaz Rus zabitlerine karşı giriştikleri canavarlıklar ve memleketin her tarafında yaptıkları menfî faaliyetler hakkında konuşuldu. Hepimiz Kurultay toplantısının kabil olduğu kadar acele bitirilmesini zarurî buluyorduk. Buna rağmen Kurultay 13 Aralık (26 Aralık) tarihine kadar devam etti.
Kurultay müzakerelerini incelemeden önce, bugünlerde Bağçesaray gençlerinin Kurultay âzaları şerefine, Osman Akçokraklı arkadaşımızın yazdığı “Kırım Giray” piyesini başarı ile oynamış olmalarını kaydetmek isterim. Belediye salonunda oynanmış olan ve gençlerin bütün heyecanları ile canlandırdıkları bu piyes, hepimize çok iyi tesir etmiş, hepimiz kendilerini ve eserin kıymetli yazarını yürekten ve en hararetli bir surette alkışlamıştık.

 



* 100 yıl önce atalarımızın biz Kırım Türklerine bıraktığı şanlı mirasın en önde gelen şahsiyetlerinden biri olan, Kırım Halk Cumhuriyeti’nin Hariciye ve Savunma Bakanı Cafer Seydahmet Kırımer’in hatıraları o döneme ışık tutan en mühim kaynakların başında gelmektedir. İstanbul’da Kırım Tatar Talebe Cemiyeti, bilahare Millî Fırka kuruluşu ile başlayıp 13 Aralık 1917’de Kırım Tatar Millî Kurultayı’nın toplanması ve 26 Aralık 1917’de Kırım Halk Cumhuriyeti’nin ilanı ile zirve noktasına çıkmış bir kutsal davanın, kutlu mücadelenin fiilî olarak içinde olmuş, önderlik etmiş Cafer Seydahmet Kırımer’in (1889-1960) kaleminden Kurultay’ı ve o dönemdeki mücadeleyi okumak, anlamak, idrak etmek ve kendimize örnek almak her bir Kırım Tatarının sorumluluğudur. Bugün bizlere yol gösteren, ilham veren Kırım İstiklal Davasının hangi şartlarda, hangi fikirler ışığında ve nasıl gerçekleştiğini herkesin bilmesi ve öğrenmesi için Cafer Seydahmet Kırımer’in Bazı Hatıralar adlı eserinin 226-229, 239, 240-244. sayfalarından derlenmiştir. Cafer Seydahmet Kırımer’in Emel Dergisinde yayınlanan hatıraları, muhterem Emelci büyüğümüz Sabri Arıkan tarafından yayına hazırlanarak Emel Kırım Vakfı neşriyatı olarak yayınlanmıştır. Cafer Seydahmet Kırımer, Bazı Hatıralar, Emel Türk Kültürünü Araştırma ve Tanıtma Vakfı yayınları, İstanbul, 1993.
[1] Hansaray'ın bu toplantının yapılmasına müsait olup olmadığı hususunu fennî bir surette tetkik için Mimarlık Akademisi azasından (muhtemelen Fomin’in) birinin de iştirakiyle Hüseyin Badaninski, Abiyef ve Hattatof'tan müteşekkil bir komisyon kuruldu ve bunların kararı ile bir tek içtima Hansaray'da yapıldı.

 
Emel 258/261, sf.6-13.


Sayı : 258 | Ocak-Aralık (2017)
26.06.2018 06:03:09 - 147

Özet

Mürettiplerin sözlerinden ve göz attığım gazetelerden, işlerimizin pek iyi gitmekte olduğunu, anarşiye karşı Kırım’ı korumak maksadıyla, 30 Ekim’de “Erkânı Harbiye Heyeti” kurulduğunu, 2 veya 3 Kasım’da Bahçesaray’da Gaspıralı İsmail Bey Dârülmuallimini, Hüner ve Sanayi Mektebi ve Hansaray’da kurulan millî müzenin açıldığını, Hansaray’a Gök bayrağın çekildiğini, bu münasebetle Bahçesaray’da Hansaray avlusunda pek büyük bir toplantı yapıldığını, Çelebi Cihan’ın en kuvvetli nutuklarından birisini söylediğini öğrendim.

Anahtar Kelimeler

İlgili Bölümler

Yazar hakkında