Esir Milletler ve Jenosid

Müstecib ÜLKÜSAL.

EMEL dergisinin 1969 Temmuz • Ağustos (53.) sayısında DOBRUCALI imzası ile yazdığımız (Esir Milletler Haftası ve Türkler) başlıklı yazımızda : «Hangi Milletler Esirdir?» sorusuna şu cevabı vermiştik : «Sınırları belli memleketlerde kurdukları devlet teşkilâtı içinde hür ve egemen yaşamakta iken, emperyalist gayelere ve sömürülmek maksadına hedef tutularak, silâh kuvveti ile cebren istilâ ve ilhak edilen memleketlerin halkları mütecaviz müstevli tarafından esir edilmiş sayılır. Saldırgan devlet, istilâ ve ilhak ettiği memleketi kendi sınırları içine alır ; halkını temel insan haklarından mahrum eder ; topraklarını yağma ve mevcut medeniyet ve kültür eserlerini tahrib eder; esir halkı, millliyetini ve dinini değiştirmeye zorlayacak veya buna götürecek tedbirleri uygular ve bu tedbirler arasında halkı dağıtmak, sürmek, eritmek ve yok etmek tedbirleri de mevcut ise, mütecaviz ve müstevli devlet, esirliğin bütün sistem ve metodlarını barbarca tatbik ediyor ve böylece İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra kabul ve izah edilmiş bulunan Génocide (Jenosid) suçunu işliyor demektir».
 
Bu tarifimize göre, memleketi istilâ, ilhak ve halkı esir edilen devletlerden birisi Kırım Hanlığı ve Kırım Türkleri, mütecaviz ve müstevli devlet te Rus Çarlığıdır.
 
1783 tarihinde Kırım Hanlığını istilâ ve Rusya imparatorluğuna ilhak etmiş olan Rus Çarlığı, o günden bu yana, jenosid suçunu işlemiştir. Bugünkü Rus Komünistliği bunu devam ettirmektedir. Rus Çarlığı, Hanlık ve vakıf topraklarını tam anlamı ile yağma etmiştir. Bunları Rus generallerine, asilzadelerine, subay ve askerlerine dağıtmıştır. Kişilere ait olan özel mülklere de, çeşitli hileler ve sahteliklerle, el koymuştur. Topraksız kalan köylüler, geçinemez olmuşlar, yeni toprak sahihlerinin tarlalarında ve çiftliklerinde esir gibi çalışmaya zorlanmışlardır.
Bir taraftan geçim sıkıntısı çeken Türkler, diğer taraftan malî ve siyasî baskılar altında ezilmişlerdir. Her gün biraz daha arttırılan İktisadî, malî, siyasî baskılara dini ve kültürel baskılar da eklenince Kırım Türkleri kurtuluşu kitle halinde göçte bulmuşlardır. Yüz otuzbeş yıl sürmüş olan bu göçler sonunda beş milyon Türk nüfusu yarım milyondan aşağı düşmüştür. Boşalan Kırım Yarımadasına Ruslar, Ukrainler, Almanlar ve diğer Hıristiyan milletler yerleştirilmişlerdir.
 
Çarlık idaresi bu süre içinde Kırım Türkü’nün medeniyet ve kültür eserlerini de tahribe ve imhaya girişmiş ve büyük kısmını yek etmiştir. Türkçe ve Arabça yazılmış değerli kitablarla dolu kütüphaneleri yakmış; medreseleri, camileri, sarayları yıkmıştır.
 
Kırım Hanlığının ortadan kaldırılması, memleketin Rusya’ya eklenmesi; halkının hapis ve sürgün edilmesi, göçmeye mecbur bırakılması; medeniyet ve kültür eserlerinin yok edilmesi Rus Çarlığının cinayetleridir. Bugünkü ıstılahı ile jenosid suçu (İnsanlığa karşı işlenmiş suç) dur. Çarlığın bu câniyane tutumu sonunda, tarihte 360 yıl yaşamış ve önemli roller oynamış olan Kırım Hanlığı haritadan silinmiş, beş milyonluk muazzam bir topluluk barbarca dağıtılmış ve eritilmiştir. Bu tarihî barbarlığa ve faciaya Kırım Türklerinden, Osmanlı İmparatorluğunun bâzı devlet adamlarından ve birkaç batılı (Avrupalı) vicdanlı yazardan başka üzülen ve ağlayan kimse çıkmamıştır. O zaman Hıristiyan dünyası menfaat ve taassub içinde, Türk ve Müslüman âlemi cehalet ve gaflet uykusunda idiler.
 
1917 Rusya İhtilâlinde, Rus olmayan diğer milletler arasında ve bunlar gibi, kendi mukadderatını tâyin etmek hakkını kendi eline alan üçyüz bin Kırım Türkü, 26.000 K.M2. den ibaret Kırım Yarımadası üstünde millî Kurultay’ını açtı ve hükümetini kurdu. Burada incelenmesi uzun süreceğinden üzerinde durmak istemediğimiz nedenler yüzünden, Kurultay hükümeti Bolşeviklerle yaptığı savaşta yenildi; esir düşen hükümet başkanı Çelebi Cihan, Bolşevikler tarafından canavarca şehid edildi.
 
1921 in sonbaharında Komünist rejimli bir Muhtar Cumhuriyet haline getirilen Kırım Yarımadası’ndaki Kırım Türkleri, yıllar boyu, açlık, sürgün, hapis ve idamlarla en şeni haksızlık ve zulümlere uğratıldılar. Kırım Muhtar Sovyet Cumhuriyeti Türk başkanlarından üçü kurşuna dizildi.
 
İkinci Dünya Savaşı içinde Nazi Almanyasının saldırısına uğrayan Sovyetler Birliği’nin birçok bölgeleri gibi Kırım Yarımadası da Alman askerlerince işgal edildi; üç yıl sıkıntılı, tehlikeli günler geçirdi. 1944 ilkbaharında Kırım Kızılordu tarafından işgal edildi. Bütün Kırım Türkleri, Stalin’in caniyane bir emri ile, 24 saat içinde, yalnız üstlerindeki elbiseleri ve birkaç parça çamaşırları ile, kapalı yük vagonlarında istif halinde, azıksız, aç, hasta, iklimleri sert uzak diyarlara götürülüb atıldılar. Kapıları açılmayan bu penceresiz vagonlarda on gün devam eden yolculuk sırasında binlerce kurban verdiler. Kadın, erkek, çocuk, ihtiyar bir arada, yemeksiz, susuz, havasız, vagon içinde yapılan bu yolculuğun verdiği sıkıntının, bunalımın, pisliğin bu insan yaratıklarını nasıl çıldırttığını, hasta ettiğini; ölenlerin kokmuş leşleri arasında nasıl vakit geçirdiklerini tasavvur etmek ve hayallenmek çok güçtür.
 
Moskova bu cinayetini yıllarca gizledi. Kırım Türkleri, vahşice tatbik edilen bu sürgünü bütün acıları, yoksullukları, hakaretleri ve ölümleri ile tam 23 (yirmiüç) yıl çektiler. Bu facia ve felâkete insan üstü bir sabır, metanet ve bahadırlıkla göğüs gerdiler. Uğradıkları haksızlık, gaddarlık ve vahşetin sona erdirilmesini, alman haklarının geri verilmesini Moskova idarecilerinden ölçüye sığmayan bir cesaret ve azimle istediler. Hak yolundaki bu savaşı yıllarca sürdürdüler. Kırımlıların bu haklı dileklerine, yürek parçalayıcı feryatlarına, nihayet, vicdanları ve merhamet duyguları harekete gelen emekli general Piyetor Grigorenko gibi, hak ve adaletsever Ruslar ve Ukraynalılar da katıldılar. Bunların da yardımı ile bu dilek Sovyet Kamuoyunun sorunu haline geldi. Bunun manevî baskısı altında, Sovyet Komünist Partisi, 5 Eylül 1967 de bir Prezidyum kararnamesi ile, Kırımlıların suçsuz ve mağdur olduklarını kabul ve ilân etti ve bütün vatandaşlık haklarının kendilerine iade edildiğini bildirdi.
 
Kırım Türkleri bu Kararname üzerine, ilân tarihinden beri, vatanları Kırıma dönmeye çalışmakta, fakat Sovyet polisi tarafından bırakılmamaktadırlar. Gizlice Kırıma girmiş olanlar dövülerek, çadırları ve kulübeleri yıkılarak, kadınlar ve çocuklar yerlerde sürüklenerek, Kırım'dan tekrar çıkarılmaktadırlar. Bu mücadelenin eşit olmayan kuvvetler ve şartlar altında nasıl yapıldığını tahmin etmek mümkündür.
 
Bu tutum ve durum karşısında Kırımlılar, Sovyet Komünist Partisi Genel sekreterliğine, Sovyetler Birliği Prezidyumuna, hükümetine birçok dilekçe vermişlerse de hiç birisi kabul edilmemiş ve edilmemektedir. Böylece Moskova, feryatlara kulağını tıkamakta, adalete gözünü kapamakta; Birleşmiş Milletler Teşkilâtının ve medenî dünyanın tel’in ettiği jenosidi işlemeğe devam etmektedir.
 
Kırımlıların çeşitli yollardan New York’taki Birleşmiş Milletler Teşkilâtına ve İnsan Hakları Komisyonuna ulaştırılan feryatları, şikâyetleri de bir mâkes bulamamaktadır.
 
Hür dünyada yaşayan Kırımlıların Millî Merkezi’nin bu yolda Birleşmiş Milletler Genel sekreterliğine, İnsan Hakları Komisyonuna, B. M. Genelkurul Başkanlığına ve üyelerine gönderdiği dilekçeler ya kuru cevablarla veya sükûtla karşılanmaktadır.
 
Dünya barışını korumaya, insan hak ve hürriyetlerini sıyanet ve himayeye; haksızlık, zulüm ve işkenceleri ortadan kaldırmaya çalışan veya çalıştığını iddia eden Milletler Teşkilâtının kayıtsızlığı; milletler üzerinden esirliği kaldırmayı ve bunları hürriyete kavuşturmayı gaye edinen veya edindiğini ileri süren demokrat devletlerin umursamazlığı Moskova'nın jenosid suçuna göz yummak ve bunu zımnen tasvib değil midir ? Sükût ikrar sayılmaz mı ?
 
İsrail'in işgali altındaki Arab topraklarında ahaliye baskı yapılıyor diye, B. M. T. İnsan Haklan Komisyonu defalarca harekete geçirilir; Nijerya’da Biyafralılar sürgün ve imha ediliyor diye kıyametler koparılır; Kongo’da, Uganda’da, Rodezya’da insanlara zulüm ve işkence ediliyor diye dünya basını yaygara koparır ; Güney Afrika’da, Sudan’da yerlilere ırk ayrımı yapılıyor diye devletlerin delegeleri birbirine girerler ; Orta - Doğu’da Arab - İsrail kavgası, Kıbrıs’ta Türk -Rum anlaşmazlığı dünya barışını tehlikeye sokuyor diye Doğu ve Batı blokları birbirlerini itham ederler; devlet adamları günlerce müzakereler yaparlar; gazeteler, dergiler sütunlar ve sahifelerle yazılar yayımlarlar... ama yurdundan uzak, mağdur yarım milyona yakın Kırım insanının, bahtsız Kırım Türkünün feryadına kulak veren kimse çıkmaz. Sovyet cehenneminde hepsi ve hattâ ölümü göze alan, dinimiz ve ırkımız ile hiç ilgisi bulunmayan Grigorenko adında bir emekli Rus generalinin insanlık vicdanı ve şuuru harekete geçer de hür ve müstakil Türk, Müslüman ve Demokrasi dünyalarında hemen hemen kimsenin kılı kıpırdamaz.
 
Türklük, Müslümanlık ve İnsanlık için ne hazin! ne acı!!..
 
Ey Türk ve Müslüman!
 
Bir yılda 52 hafta var. Bunlardan hiç olmazsa bir tanesinde, 19-26 Temmuz arasındaki «Esir Milletler Haftası»nda, sen de bahtsız ve mağdur kan ve din kardeşlerin olan Kırım Türkünün kendi yurduna dönüb yerleşmek ve yaşamak uğrunda yaptığı savaşı yazılarınla, konuşmalarınla, müracaatlarınla destekle!, onlara yardımcı ol!.. Onların uğradıkları felâkete, musibete, faciaya düşme! Tanrı seni korusun!..

 
Emel 65 - sf. 1-4


Sayı : 65 | Temmuz-Ağustos (1971)
20.08.2017 22:45:14 - 422

Özet

1783 tarihinde Kırım Hanlığını istilâ ve Rusya imparatorluğuna ilhak etmiş olan Rus Çarlığı, o günden bu yana, jenosid suçunu işlemiştir. Bugünkü Rus Komünistliği bunu devam ettirmektedir

Anahtar Kelimeler

İlgili Bölümler

Yazar hakkında