Kırım Tatarlarının anavatanları Kırım Yarımadası olmasına rağmen Kırım dışındaki nüfusları çok daha fazladır. Bu durum sözkonusu Kırım Tatar milletinin karmaşık, hatta bazen varoluşunu bile tehdit eden tarihinden kaynaklanıyor. Elimizde oldukça kesin veriler bulunan Kırım ve Dobruca hariç, dünyadaki Kırım Tatarı sayısı konusunda çok tahmin var.[ihc-hide-content ihc_mb_type=”show” ihc_mb_who=”1,2,3″ ihc_mb_template=”1″ ]
Kırım’da yaklaşık 300-400.000, Romanya’da 2011 resmî nüfus sayımına göre 20.282 (çoğu Dobruca’da yerleşik), farklı görüşlere göre 30.000’den fazla Kırım Tatarı var. En büyük Kırım Tatar toplumunu oluşan Türkiye’de de tahminler 5.000.000 civarında bir sayıyı gösteriyor. Batı Avrupa, ABD, Kanada, Avustralya ve hatta Brezilya’da Kırım Tatar toplumları var. Bütün dünyaya yayılmış olmakla birlikte Kırım Tatarları birkaç ortak sorun ile karşılaşıyor: Dillerinin, geleneklerinin ve kültürlerinin korunması. Son üç yüz yılda bizi oldukça düşmanca bir tarihten kurtaran kimlik dokusu bayağı seyrekleşti. Bunun sebebi XX. yy’da ve XXI. yy’ın başında içinde bulunduğumuz aşırı siyasî ve askerî durumlardır. Çok tuhaf bir şekilde hedeflerine ulaşma konusunda en büyük engellerle karşılaşanlar, “Anavatan” Kırım’daki Tatarlar’dır.
Sahne I: Kırım
Bugün Kırım’da yaşayan Kırım Tatarları, 1783 yılında Kırım Hanlığı’nın ilhak edilmesinden sonra yarımadayı terketmemeyi tercih eden ve iki yüz yıldan uzun bir süre önce Çarlık, sonra da Sovyet baskılarına dayananların çocuklarıdır. Aynı zamanda 18 Mayıs 1944 tarihinde Stalin’in emriyle sürgün edilen ve anavatanları Kırım’a dönme hakları için savaşmayı tercih edenler ev bunu da Sovyetler Birliğinin son yıllarda başaranlardır.
Sürgünden dönmekle sorunları bitmedi. Onları vatanlarında müttefik olarak görmek yerine tehlike olarak gören otoritelerle karşılaştılar. Sorunlarını çözmek için, Ukrayna devletinden destek alamadıkları ve/veya kendi kaynakları olmadığı için ellerindeki en iyi çözüme başvurdular: BİRLİK OLMAK. 1991 yılında Kırım Tatarları Kırım’da tarihî bir kurumu yeniden oluşturdular: Kırım Tatar Millî Meclisi. Kısa bir süre öncesine kadar Kyiv’deki Ukrayna makamları tarafından resmî şekilde tanınmamış olmasına rağmen Meclis, etrafında bütün Kırım Tatarlarının birleştiği en üsttemsil organı olmuştur. Mecliste muhalif görüşler savunulmuş, fikirler tartışılmış, çözümler önerilmiştir. Demokrasi ve insan hakları değerlerine saygı duyulması konusunda net bir çizgi belirleyen iki liderin – Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu ve Refat Çubarov – yönetiminde, Meclis her defasında Kırım Tatarlarını seferber etmeyi, Akmescit’teki Kırım Özerk Cumhuriyeti Parlamentosu ve Kyiv’deki Merkezî Parlamento’ya temsilci göndermeyi başarmıştır.
Bağımsız Ukrayna Cumhuriyetiyle çoğu defa demokratik polemikte olan ve oldukça çok rahatsız durumda olan Kırım Tatar millî kimliği, Kırım’ın Şubat 2014’te Rusya Federasyonu tarafından işgal ve ilhak edilmesi sonrasında, daha önceden hiç yaşanmamış bir kötüleşme yaşamıştır. Kırım Yarımadası’nın Rusya sınırlarına alınması, Kremlin’in durumu demokratik şekilde normalleştirme gayretleri de olmayınca, Kırım Tatarlarının tarihî toplumunu tam anlamıyla varoluşunu tehdit ediyor. Aralarında siyasî liderlerin de bulunduğu 20’den fazla Kırım Tatarı, fikir ve ifade özgürlüğü ile ilgili konulardan dolayı hapiste bulunuyor. Bugüne kadar birçok kişi kayboldu. Bu çerçevede birkaç aydır kayıp olan Dünya Kırım Tatar Kongresi Yönetim Kurulu üyesi Ervin İbragimov’un durumunu hatırlatmak istiyorum. Rusya Federasyonu tarafından ilhak edildikten sonra Kırım’da Kırım Tatarca gazeteler, radyolar ve televizyonlar kapatıldı. Moskova propagandası bazı Kırım Tatar medya yayınları olduğunu ısrarla söylüyor, ancak bunlar toplumun büyük çoğunluğunun ruhunu ve çıkarlarını temsil etmiyorlar.
Kısa bir süre önce Kırım Tatar Millî Meclisi, aşırı bir orgüt olduğu iddiasıyla yasaklandı. Aralarında Mustafa Abdulcemil Kırımoğlu ve Refat Çubarov’un da bulunduğu birçok Kırım Tatar liderinin Kırım’a giriş yapmaları yasaklandı. Buna rağmen yarımadadaki Kırım Tatarları, onları temsil eden, yıllar boyunca toplumun tüm seslerine kulak veren, gitmeleri gereken yönü net olarak belirleyen Meclis’e inanmaya devam ediyorlar. Meclis Kırım’ın demokratik değerlere bağlı, etnik azınlıkların haklarına saygı duyan bir Ukrayna’nın parçası olması gerektiği görüşündedir.
Sahne II: Dobruca
Bu topraklarda XIII. yy’dan beri bulunan Kırım Tatarlarının çoğu 1783 yılında Kırım Hanlığı’nın ilhak edilmesinden sonra Çarlık otoritelerinin baskısı nedeniyle başka yerlere sığınmak zorunda kalan Kırım Tatarlarının torunlarıdır. 1878 sonrasında Romanya vatandaşı olan Dobruca’daki Kırım Tatarları, Kırım’da kalan kardeşlerinden farklı olarak ve komünist dönemi hariç, kimliklerini koruma konusundaki gayretlerinde destek gördüler.
Aralık 1989’dan hemen sonra, bütün millî azınlıklarda olduğu gibi Romanya’daki Tatarlar da kendilerini temsil edecek bir organizasyon kurdular: Romanya Müslüman Tatar Türkleri Demokrat Birliği (RMTTDB).
Kurucu üyeleri başlangıçtaki, kuruluş süreci ve ilk yıllardaki zor şartları halen hatırlıyorlar. Organizasyonun geliştirilmesi için çaba sarfedildi. Birlik, kurulduğundan beri Romanya’daki Kırım Tatarlarını Romen devleti ve Kırım dahil, dünyanın çeşitli bölgelerinde yaşayan Kırım Tatarlarıyla olan ilişkilerinde temsil eden en önemli organizasyon olmuştur. RMTTDB’nin başlıca görevi Kırım Tatarlarının dili, gelenekleri ve kültürünün korunması olmuştur. Avrupa’da neredeyse benzersiz olan bir davranışla Romanya devleti Kırım Tatarlarına ve diğer etnik azınlıklara Parlamentoda birer milletvekili bulundurma hakkını verdi ve kurumsal, kültürel, sosyal faaliyetler ve yayın faaliyetleri için yıllık bütçe tahsis etti. Kuruluşundan itibaren RMTTDB kitap bastı, dergi çıkardı, konferans düzenledi, ulusal ve uluslararası çapta önemli kültür ve eğitim kurumlarıyla ortaklıklar kurdu; Romen halkı ve diğer etnik azınlıkların sempatisini kazandı. Dahası, yönetime de bazı temsilciler göndermeyi başardı: yerel meclis üyeleri, vali yardımcıları, devlet sekreter yardımcıları, devlet sekreteri gibi. Dobruca’daki millî azınlıkları temsil eden kuruluşlar arasında RMTTDB bu açıdan Romen devletinin idari ve siyasi yapılarında en önemli ve görünür pozisyonu aldı. Bütün bunlar, kimliği koruma gayretlerinde dev fırsatlar yaratmıştır.
Kırım’ın 2014 yılında Rusya Federasyonu tarafından ilhak edilmesinden sonra Dobruca’daki Kırım Tatar toplumu Kırım’daki kardeşlerini koruyabilecek en iyi durumdaki toplum olmuştur. Dobruca’daki Kırım Tatarları, Avrupa-Atlantik değerler sistemine bağlı, yarımadanın ilhak edilmesini tanımayan ve Moskova aleyhindeki yaptırımlara baştan beri katılan bir ülkenin vatandaşlarıdır. Ve bu jeopolitik avantaj dışında, önceden tanınmış elde edilmiş haklar da var. Bu nedenle Kırım’daki kardeşlerinin yanında olmak Dobruca’daki Kırım Tatarları için bir borçtur.
Ancak yukarıdaki çok güzel manzaraya rağmen Dobruca’daki Kırım Tatar toplumu mücadele etmesi gereken hedefleri unutmuş gibi görünüyor. Toplum içinde, dil, kültür ve geleneklerin korunmasına yönelik projelerden çok, bütçenin (yaklaşık bir milyon Avro) paylaşılması konuşuluyor. Rahat bir durumda olan, dinî veya etnik kriterlere göre ayrımcılık yaşamayan, kaçırılma veya tehdit gibi durumlarla karşılaşmayan Dobruca’daki Tatarlar Kırım’daki kardeşlerinin durumu ile gerektiği kadar ilgilenmiyor gibiler. RMTTDB’nin içerisindeki bazı yapıların girişimlerine rağmen, yapılan dayanışma eylemleri zayıf kaldı. Birliğin temsilcileri Kırım’daki durum ile ilgili olarak Romanya’nın idarî ve siyasî yapıları nezdinde çok az girişimde bulundular, ne temsil ettikleri toplumunun millî kimlik çıkarlarına, ne de Rusya Federasyonu’nun yaptığı ilhakı kınama ve tanımama konusunda çok net olan Romen devletinin resmî politikasına ayak uydurdular.
Kritik bir zaman diliminde yaşayan Kırım’daki Tatar toplumu Dobruca’daki kardeşlerinin desteğine güveniyor. Ancak, bu kadar rahat yaşamasına rağmen Dobruca’daki Kırım Tatar toplumu bir krize girmeyi başardı. Bir yıldan uzun bir süredir toplum içerisinde, Romanya Parlamentosu’ndaki temsilci koltuğu için savaş veriliyor. Görünüşe göre bu savaşın sonucu kısa bir süre önce mahkeme tarafından kararlaştırıldı. Merkez Seçim Bürosu’na gönderilen dosyada bazı hatalar tespit edildi ve sunulan her iki adaylık da reddedildi. Sonuç itibariyla şu anki duruma göre RMTTDB 2016-2020 dönemi Parlamento seçimlerine katılamayacak ve milletvekili olmayacak. Romanya’nın 1918 Büyük Birleşmesi’nin 100. yılını kutlayacağı dönemde, bu ülkedeki en eski toplumlardan biri olan Kırım Tatarları Parlamento’daki müzakerelerde resmî olarak temsil edilemeyecekler. Tatar toplumunun tüm talepleri, teklifleri, programları, RMTTDB’nin kendi temsilcisi tarafından değil, siyasî partilerin listelerinden seçilmiş olan temsilciler tarafından sunulacaktır.
Neden hangisidir? Merkez Seçim Bürosu internet sitesinde, red kararının teknik nedenlerini yayınladı ve ilgilenen herkes görebilir. Kaybedenler kim? Kırım Tatar toplumunun tümü! Suçlular kim? Sanırım bu kriz anı ile ilgili sorumluluğu Romanya’da yaşayan Kırım Tatarlarının hepsi üstlenmeli: Bazıları kendi çıkarlarını ön plana koydukları için, bazıları görevlerini anlamadıkları için, bazıları sustukları için… Kırım’daki kardeşlerinin kimliklerinin korunmasına ve yardım almalarına ön ayak olabilecek durumda iken, Dobruca’daki Kırım Tatarları kendi geleceklerini tehlikeye attılar.
Son (muhtemel)
Dobruca’daki Kırım Tatarları bu zor anın üstesinden gelemeyecekler mi? Cevap kesinlikle “hayır” değil. Ama kolay da değil. Dobruca’daki Kırım Tatar toplumu bu kriz anının bir reform başlangıcına dönüştülmesi gerektiğini anlamalıdırlar. Karşılaşılan sorunları ele alış zihniyetini değiştirecek, diğerlerinin görüşlerini kabul edecek, yenilgileri üstlenecek bir reform. Parlamentoda temsil edilmemek – ve belki de merkezî ve yerel yönetim yapılarından çıkmak – RMTTDB’yi diğer azınlık birlikleriyle olan ilişkilerde yalnız bırakacaktır. Ve bu nedenle hem birlik olmak hem de reforma ihtiyaç var.
Aynı çerçevede Romanya’daki Kırım Tatarları, Kırım Tatarcanın gelecek nesiller tarafından da konuşulması için gayret sarfetmenin herkesin borcu olduğunu anlamalı, kendi örf ve adetlerini tanımalı ve devam ettirmelidir. Kendi kimliğini koruma gayretlerini destekleyen bir ülkede yaşadıkları için sevinmek herkesin hakkıdır, ancak Kırım’dakilerin durumunu unutmamak ve onlarla dayanışma içerisinde olmak ahlak borcudur.
Bütün bunlar Romanya’daki Kırım Tatarları için olağanüstü, yeni birşey mi olur? Kesinlikle hayır. Aslında 1918’den sonra İkinci Dünya Savaşı’na kadar Kırım Tatar Millî Hareketinin merkezinin Romanya’da olduğunu unutmamız gerekir. Kırım Tatar millî kimliğinin şekillenmesine
Avukat Müstecib Ülküsal ve şair Mehmet Niyazi
|
önemli katkıları olan Mehmet Niyazi Romanya’da yaşamıştır. Onun yazılarından etkilenerek Müstecib Hacı Fazıl (Ülküsal) Emel dergisini yine Dobruca’da (yani Romanya’da yayımlamıştır). Emel bugün bile Kırım Tatar Millî Hareketine yön veren önemli bir yayındır. Tabii ki bütün bunlar sadece birkaç kişinin girişimiyle mümkün olan şeyler değil. Emel dergisinin çıkması ve Mehmet Niyazi, Müstecib Ülküsal gibi önde gelen isimlerin faaliyetlerinin gerçekleşmesi için toplumun desteği lâzımdı. Bütün bunları göz önünde tutarsak aslında Romanya’daki Kırım Tatar toplumunun yapması gereken iş normale dönüştür.
Modern tarihlerinde, yaklaşık 100 yılda bir Kırım Tatarlarının bir kurtarıcı liderleri oldu. 1783 yılında Kırım Hanlığı ilhak edildi ve İsmail Gaspıralı’nın “Tercüman” gazetesini çıkararak Kırım Tatarları içerisinde reform akımını başlatması için 100 yıl geçmesi gerekti. Yine yaklaşık 100 yıl sonra Mustafa Abdulcemil Kırımoğlu, Tatarların Kırım’a dönmeleriyle sonuçlanan Sovyetler’e karşı direniş hareketini yönetti. Kurtarıcı bir liderin çıkması için Kırım Tatarların 100 yıl daha beklemeleri kesinlikle çözüm değil. Beklerlerse, yüz yıl sonra belki hiç Kırım Tatarı kalmayacak. Bu kriz anında Dobruca’daki Kırım Tatarları birlik olmalı!
[/ihc-hide-content]