KİTAP TANITIMI : Sovyet Milliyetler Politikasının Kıskacında Kırım Tatarları

KİTAP TANITIMI : Sovyet Milliyetler Politikasının Kıskacında Kırım Tatarları

Bülent TANATAR

Grégory Dufaud, Les Tatars de Crimée et la politique soviétique des nationalités, Editions Non Lieu, Paris, 2011, 439 s.

 

Sovyet Rusya’da 1917 Ekim Devrimi’nin en sonunda muzaffer oluşuyla birlikte devrimciler kucaklarında nasıl çözeceklerini pek de bilmedikleri kocaman bir “millî mesele” buldular. Aslında bu konudaki tetkik ve tartışmalar II. Enternasyonal dönemindeki deneyim ve pratiklere (Avusturo-Marksizm etiketi altında anılan, daha çok Orta ve Doğu Avrupa merkezli) dek geri gitse ve çok-milletli bir dünyadan gelen Rusya kökenli devrimciler (başta Lenin ve Stalin olmak üzere) de kısmen bunun içinde yer alsalar bile, çok geçmeden, elde hazırlop reçetelerin olmadığı bir ortamda millî nitelikteki meselelerin çözümlerinin ne denli zor olduğu daha iç savaş devrindeki muazzam (söz gelişi Çarlık Rusyası’nın en büyük millî parçası Ukrayna’da yaşanan iç ve ulusaşırı savaş) hadiselerle anlaşılmıştı. O zamana dek millî grup ve azınlıklar özgürce fikir beyan edebildikleri her ortamda daha ziyade bağımsızlıkçı ve federalist yaklaşımları (başta Finler, Lehler, Baltık ülkelerinden gelenler, ama aynı zamanda Ukraynalılar, Azerbaycanlılar, Gürcüler, vb.) ileri sürmüşlerdi. Kültürel otonomi ve ekstra-teritorialite gibi ilkeler etrafındaki kümelenmeler ise ya azınlıktaydı ya da olumsuz sfesifik şartları haiz bir ortamda yaşadıklarının bilincindeki grupların (daha çok İdil boyu Tatarları, Kafkasya’daki kimi dağınık ve küçük dağlı milletler, büyük ölçüde asimile olmuş bazı Kuzey ve Sibirya halkları, vb.) kazanıla-mayacak bir mücadele yerine kerhen tercih ettikleri yollardı. İşte Sovyet devrimcileri eski Çarlık toprakları üzerinde kaybetmedikleri bölgelerde başat olarak proleter sınıf ilkesine dayalı olarak inşa etmeyi umdukları birlik ülkesini illâ düşman olmasa bile dost da olmayan millî gruplarca çevrili bir vaziyette kurmaya giriştiler; üstelik devasa bir köylü okyanusunda. Bu bakımdan 1922’de Sovyetler Birliği kurulurken millî ilke de, her ne kadar eklektik bir yapı içinde de olsa, kurucu unsur olarak oradaydı ve 1991’deki dağılışa dek yaşanan onca altüst oluşa (çok çeşitli etnik/millî temizlikler ve sürgünler, kolektivizasyon, Büyük Terör, II. Dünya Savaşı, Stalinsizleştirme, vb.) ve kimi zigzaglara rağmen (korenizatsiya/yerlileştirme ilkesinin lağvı gibi) hep birliğin sacayak-larından biri olmaya devam etti.

Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra toplumsal ve beşerî bilimsel araştırmalar bakımından ortaya çıkan en önemli imkânlardan biri olan belge erişimindeki açıklığın sunduğu belge bolluğu içinde 1970’li yılların ortalarından bu yana gerileme trendindeki (Vietnam savaşının parlak olmayan sonunun peşi sıra patlak veren petrol krizi ve stagflasyon şeklindeki resesyonlar dizisiyle açığa çıkan, 1980’li yıllardan itibaren esen neo-liberal fırtınaların bile geri çeviremediği Amerikan ekonomisindeki uzun dönemli buhran çerçevesinde azalan fonların belirlediği) ve o zamana dek söz konusu bilim kolunda otorite mevkiindeki “totaliter” denen ekolün (A. Dallin, R. Pipes, R. Conquest, A. Ulam, M. Malia, vb.) tıknefesine (nesnesi “barış içinde birarada yaşama” doktrini bağlamında artık stabil ve donuk bir imgeyle karakterize olduğundan ve değişmediği için de daha ileri araştırmaya da ihtiyaç olmadığından) karşı yeni gelişen, 68 kuşağına ön gelen ve 68’li bir kuşağın başını çektiği “revizyonist” namlı, Sovyetler Birliği’ne ve özelde Stalin fenomenine en nötr ifadeyle belirtmek gerekirse, daha kayıtsız bakan paradigmanın (S.F. Cohen, R.G. Suny, R. Manning, S. Fitzpatrick, vb. ve bilahare onları izleyen öğrencileri) çeperlerini zorladığı bilhassa öncü Amerikan sovyetolojisi kıymetli Sovyet (müteveffa V. Danilov, O. Hlevnyuk, vb.) ve diğer memleketlerden (Fransa’dan A. Berelowitch ve N. Werth, Kanada’dan L. Viola, vb.) meslektaşlarıyla ortak projeler kapsamında vakit kaybetmeden işe koyuldu. Araştırmaların nirengi noktaları anlaşılacağı üzere kolektivizasyon ve kulaksızlaştırma süreçleri, köylü mukavemeti; Stalin ve yakın çevresi ile stalinizmin yerleşmesi; etnik temizlik ve sürgünler; millî cumhuriyet ve bölgelerin statüsü, vb. oldu. Bu alanlarda bugüne kadar ufkumuzu genişleten sayısız saygıdeğer monografiler yayınlandı, belge koleksiyonları yayına hazırlandı.

Sovyetler Birliği’ndeki millî mesele üzerine o güne dek temel başvuru kitabı Richard Pipes’ın 1950’lerin başlarında kaleme alınmış The Formation of the Soviet Union: Communism and Nationalism, 1917-1923 adlı çok kapsamlı ve ayrıntılı monografisiydi. Bazı bakımlardan eskidiği düşünülse bile 1997 gibi yakın bir tarihte yeni baskısının yayınlanması bile ne kadar güncel olduğunun kanıtıydı. Fransızların sovyetoloji dünyasına armağanları académicienne Hélène Carrère d’Encausse’un perestroyka ve glasnost çağının tam ortasında yayınlanan Le Grand défi. Bolchéviks et Nations, 1917-1930 adlı daha geniş bir dönemi ele alan çalışmasında “Rus Devrimi”nin ikilemi, çeşitlilik içinde birliğin sağlanmasındaki aşılmaz çelişki millî mesele düzleminde başarıyla sergilenmişti. 1999’da İngiltere’de Jeremy Smith The Bolsheviks and the National Question, 1917-1923 ile kuruluş döneminde eski Bolşeviklerin millî ilkeyi hangi esaslar üzerine oturttuklarını yeni  bir dille tekrarlarken, son olarak, Yuri Slezkine’in kommunalka (salonu olmayan ve yatak odaları haricinde ortaklaşa kullanılan daire) imgesiyle teorileştirdiği SSCB’nin milliyetçilerce vaz edilen millî ilkeye dayanarak kurulduğu iddiasını (“The USSR as a Communal Apartment, or How a Socialist State Promoted Ethnic Particularism”, Slavic Review, Vol. 53, No. 2, 1994), s. 414-452) izleyen Terry D. Martin’in Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra yapılan ve 2001 yılında yayınlanan çığır açıcı eseri The Affirmative Action Empire: Nations and Nationalism in the Soviet Union, 1923-1939 sorunsalı daha da geniş bir zaman diliminde ve milliyetler politikası eksenindeki kuruluş sürecini bölgelere (derinliğine işlenen iki temel örnek olarak Ukrayna ve kültür bazlı tanımlanan Sovyet Doğusu) ve evrelere (korenizatsiya, millî komünizm, ruslaştırma, halkların dostluğu, vb.) ayırarak işliyor ve millî meselede ana vurguyu o zamana dek çoklukla ideolojik sebeplerle gözardı edilen veya savsak-lanan “pozitif ayrımcılık” üzerine yapıyordu.

Sovyetler Birliği’nin çöküş ve dağılış sürecinde ayrılıkçı hareketlenmelerin ivmesiyle artan millî veçhelere ışık tutan incelemeler Sovyet sonrası dönemde de artarak sürdü.  Adrienne L. Edgar’ın Tribal Nation: The Making of Soviet Turkmenistan, Francine Hirsch’in Empire of Nations: Ethnographic Knowledge and the Making of the Soviet Union adlı kitapları bu tür çalışmalardan bazılarıdır. İşte Grégory Dufaud’nun, merkezine, bir zamanlar Doğu Avrupa ve Yukarı Karadeniz havzasında (Deşt-i Kıpçak) Polonya-Litvanya Krallığı, Moskof Knezliği/bilahare Çarlığı ve Osmanlı devleti (Devlet-i Aliyye) arasındaki çetrefil ilişkiler matrisinde kilit bir rol oynayan Kırım (Tatar) Hanlığı’nın II. Yekaterina Rusyası’nın militarist emperyalizmine boyun eğerek yıkılması ve yutulmasını müteakip hızla eriyerek zaman içinde yarımadada dahi  azınlık konumuna düşen tarihsiz bir halka dönüşen talihsiz Kırım Tatarlarını aldığı ve Paris I (Panthéon-Sorbonne) Üniversitesi’nde 2010 yılında başarıyla savunduğu doktora tezine dayanan Kırım Tatarları ve Sovyet Milliyetler Politikası adlı kitabı Kırım Tatarlarının modern çağdaki tarihsel serüvenlerinin izini sürmenin ötesinde böyle bir zemine oturuyor. Dufaud Kırım Tatarlarının modern zamanlardaki milletleşme serüvenlerinin tarihsel aşamalarını uzun dönem perspektifinde irdelerken temel meselesini de ilk olarak, Bolşeviklerin 1920 sonrasında Kırım’da kurdukları düzende Kırım Tatarların rolü ile bunun Kırım Tatarlarının hüviyetleri üzerindeki etkisinin ne olduğu; ikinci olarak, Sovyetlerin milliyetler politikasının uygulamada ortaya çıkan kimi gerilim ve çatışmaları hangi kurumsal yöntemlerle regüle ettiği; üçüncü olarak da, özellikle 1944 yılındaki topyekûn sürgün sonrası dönemde neredeyse kendini yoktan var eden Kırım Tatar millî hareketinin geri dönüş hedefine kilitlenen kitlesel angajmanı nasıl yeşerttiği şeklinde özetleyebileceğimiz açılımlarla ortaya seriyor.

Bu karmaşık süreci ele alırken birbirinin içine geçmiş halde hem kronolojik hem de tematik bir seyir izliyor yazar. Bir yandan XIX. yüzyılın son çeyreğinden başlayarak gelişen adadaki islamî toplumun içerden reforme edilme çabaları ve buna paralel olarak yeşeren millî bilinçlenme sürecinin daha geniş Rusya imparatorluğunun müteakip yüzyılın başlarındaki sosyo-politik evrimi çerçevesinde büründüğü ardışık haller gayet ayrıntılı biçimde hikâye edilirken, diğer yandan Kırım’da bir muhtar sosyalist cumhuriyet kurulması, korenizatsiya (yerli hakların kayırılması politikası) uygulamalarının ölçeği ve derinliği, yeniden yeniden tanımlanan gelenekselle mücadele ile modernizasyonun mecz edilmesi, kırsal dönüşüm ve sosyalist kalkınma modellerinin ihdası, veliibraimovşçina (bilahare şeytanlaştırılan, 1923-1928 yılları arasındaki Veli İbrahimov dönemini anlatan pejoratif terim) ve Millî Fırka’nın tasfiyesi, sürgün badiresi ve bunun etkilerinin atlatılması süreci, avdet yolundaki değişik mücadele ve perspektifler, vb. gibi dönemin çağdaş tartışma ve meseleleri dolu dolu masaya yatırılıyor. Dufaud ele aldığı dönemleri ruhuna vasıl olup inceleyebilmek için zamanın gazete ve dergilerine müracaat etmenin yanısıra kendisinin de itiraf ettiği üzere ne kadar yetersiz de olsa Refat Kurtiyev’in derlediği bir tanıklıklar kitabını (Deportatsiya krımskih tatar 18 maya 1944 goda. Kak eta bılo) referans almayı da ihmal etmemiş. Ama asıl kitabın güçlü yanı geniş çapta kullandığı arşiv malzemeleri. Yazar başlıca Moskova’daki GARF (Rusya Federasyonu Devlet Arşivi), RGASPİ (Rusya Devlet Sosyo-Politik Tarih Arşivi) ve Akmescit’teki GAARK (Kırım Muhtar Cumhuriyeti Devlet Arşivi) arşiv kaynaklarından başarıyla yararlanmış. Ayrıca kitabın sonuna hayli geniş bir sözlük ve kısaltmalar bölümü, KSSMC dönemine (1921-1944) ait TsİK (Merkezî Yürütme Komitesi) başkanları, Sovnarkom (Halk Komiserleri Konseyi) başkanları, Komünist Parti Kırım şubesinin birinci ve ikinci sekreterleri, bölge Kontrol Komisyonu başkanları listesi ile değişik kaynaklardan hareketle meydana getirilen bir Kırım Tatar nüfusu tablosu eklenmiş. Bunu kitabı okurken eşzamanlı olarak başvurulacak, 1883-1967 arasını kapsayan çok yararlı bir kronoloji izliyor.

Özetle, Kırım Tatarları ve Sovyet Milliyetler Politikası adlı bu kitabında Grégory Dufaud Kırım Tatarlarının çok az işlenmekle beraber çok önemli bir devirlerini, 1920’lerin başında Sovyet himmetiyle kurulan muhtar cumhuriyetin dönemin milliyetler politikasının özünü oluşturan korenizatsiya (yerlileşirme) tedbirleri bağlamında Kırım Tatarlarının millet oluşturma süreçlerini olumlu etkileyen uygulamaları ile Stalin’in rengini verdiği millî elitlerin bertaraf edilmesi, kulaksızlaştırma, millî komünistlerin tasfiyesi ve Büyük Terör’ün yansımaları gibi yönelimlerle belirlenen çelişik yapısının 2. Dünya Savaşına ve Kırım’ın Alman işgaline nasıl savrularak geldiğini ve ardından gelen meşum sürgünle bulunan sözde “nihaî çözüme” rağmen bir milletin Sovyet diasporasında hangi şeraitte küllerinden yeniden doğduğunu yetkinlikle anlatıyor.

Emel 238-241. Ocak-Aralık 2012. Sayfa 99-103.

Bakınız

FİNALİSTLER BELLİ OLDU

BELGESEL FİLM YARIŞMASI FİNALİSTLERİ Kırım Tatar Sinemasının 100. Yılında Büyük Buluşma: 1. Uluslararası Kırım Film …