Millî Günler, Millî Kahramanlar, Vatanına Hizmet Edenler

Yazar:

Vatan Kırım’da son yıllarda başlatılan ve 26 Haziran’da yapılan Millî Bayrak Günü bayramı önemli. Çünkü bizim yakın senelerde anmalarımız hep sürgün faciası ve tarihimizin kötü anlarını hatırlamak üzerine oluyordu. Daha doğrusu anmalarımızda doğal olarak tarihimizin hüzünlü ve acı sayfaları hep öne çıkıyordu.

Tarihimizin bu acı sayfaları unutulmamalı elbette. Ama insanoğlunun yapısında acıları unutma eğilimi ağır basar. Bizim de genç nesillere tarihimizin acı dolu sayfaları olduğunu göstermenin yanı sıra tarihimizin altın sayfalarını, atalarımızın kahramanlıklarını, başarılarını da anlatmak, onlara kendi geçmişlerinde övünülecek pek çok olayın ve tarihî şahsiyetin olduğunu göstermemiz de gerekir.

Bu açıdan Millî Bayrak günü bayramı önemli bir adımdır. Bu yaygınlaştırılmalı ve halkın bütününün katıldığı bir bayram olmalıdır. Millî Bayrak Günü, 18 Mayıs 1944 sürgün faciasına uğratılan, yok edilmek istenen bir halkın vatanları Kırım’da yeniden doğuşunun, yeniden var oluşunun bir sembolüdür. 1783 yılında Çarlık Rusyası tarafından işgal ve ilhak edildikten sonra başlatılan, Sovyetler Birliği rejimince aynen sürdürülen Kırım’ı Kırım Tatarlarından temizleme, buradaki Türk İslam varlığını yok etme politikasına karşı Kırım Tatar Türklerinin bir direniş sembolüdür Millî Bayrak Günü ve bugüne ilham veren Kırım Tatar Millî Kurultayı’nın toplanışı.

Millî Bayrak Günü bayramı olarak belirlenen 26 Haziran 1991 Kırım Türklerinin Vatan Kırım’da seneler sonra II. Kırım Tatar Millî Kurultay’larını topladığı gündür. Sovyetler Birliği dağılmadan, Kırım Tatarları toplum olarak yaşadıkları SSCB’nin her yerinde seçimler yaparak delegelerini belirlemişler ve seçilmiş delegelerin iştirakiyle Kırım Tatar Millî Kurultayı Vatan Kırım’da, Akmescit’te toplanmıştı. Bu Vatan yolunda çekilen onca eziyetler, ölümler, işkencelere rağmen, tarihî bir başarı, kahramanlık, fedakârlık destanıdır. Bu Kurultay Kırım Tatarlarının Millî Egemenlik Bildirisi’ni kabul etmiş, Kırım Tatar halkını temsile yetkili en üst organ olarak da Kırım Tatar Millî Meclisi’ni belirleyerek onun üyelerini seçmişti*.

Bu Kurultay’ın esin kaynağı, halkımızın ruh ve ilham aldığı ilk Kırım Tatar Millî Kurultayı da 1917 yılında tarihî başşehir Bahçesaray’da toplanmıştı. 2017 senesi bizim I. Kırım Tatar Millî Kurultayımızın toplanması ve millî devletimizin kurulmasının 100. senesi. Tarihimizin bu çok çok önemli dönemi gereği gibi kutlanmalı. Gereği gibi bu dönem anlatılmalı. Her iki Kurultayımızın toplanmasına emeği geçen kahramanlar, dönemin insanlarının mücadelesi araştırılmalı, aydınlatılmalı, bu insanlar unutturulmamalıdır. Onların mücadelesi gelecek nesillere örnektir.

Kırım Hanlığı döneminde de birçok övünülecek, gurur verecek başarılar, kahramanlıklar vardır. Sürgünde yaşayan totaliter rejim altında yıllarca baskı altında kalan halkımızın bu dönemlerle ilgili bilgisi doğal olarak yetersizdir.

SSCB döneminde ve sonrasında, Kırım Tatarlarının sürgün edilmesinin gerekçesi olarak Almanlarla işbirliği yapılması gösterilmesi sebebiyle, doğal olarak Kızıl Ordu’da savaşan Kırım Tatarlarının fedakârlıkları ve kahramanlıkları, gazetelerde dergilerde, hatıralarda ve anmalarda ön plana çıkarıldı. Totaliter bir rejim altında devlet eliyle aşağılanan, yok sayılan, sürekli aleyhte propagandalara, apaçık ayırımcılığa uğratılan bir halkın dönemin şartları içerisinde geliştirdiği bir savunma refleksidir. Bunun sürdürülmesinin ve destanlaştırılmasının genel Kırım Tatar tarihi açısından çok fazla kıymetinin olmadığı ortadadır. Kırım Tatar Türklerinin Kırım’da tarihî emelleri olan Moskova’ya, Kremlin’e ve şovenist Ruslara kendilerini şirin göstermeleri için çaba harcamalarına gerek yoktur. II. Dünya Savaşı’nı anlatan Sovyetler Birliği sinema filmleri, belgesel eserlerin kahramanları Ruslardır. Bu savaşın sona erdiği 9 Mayıs bayramlarında Berlin’e ön saflarda giren Kazak, Özbek Kırgız Türklerinden, Rus olmayan diğer halklardan fazla bahsedilmez. Bu zafer varsa yoksa Rus halkının zaferi gibi gösterilir. Bütün dünyada da böyle bilinir böyle algılanır.

Kırım Tatarları Sovyetler Birliği’nin efendileri Ruslar tarafından zaten sahiplenilmiş, asla başkalarıyla paylaşmaya niyetli olmadıkları bu zaferde hisselerinin olduğunu göstermeye çalışmak yerine sürgünden dönme mücadelesi veren binlerce insanımızın yaptığı cesaret ve fedakârlıkları, kendi gerçek kahramanlıklarını anlatmalıdır.

Vatan Kırım’a dönmek için defalarca yer değiştiren, sürülen, evlerini yeniden, yeniden kuran insanlarımızın mücadelesi anlatılmalıdır.

Günümüzün modern dünyasında bu fedakârlıkları, modern dünyada yaşayan insanlar yapabilirler mi? Yaşadıkları yerlerdeki rahat, konforlu evlerini gözlerini kırpmadan geride bırakıp, çadırlarda, barakalarda, elektriksiz, susuz yerlerde yaşayabilirler mi?

Kahramanlarımız sovyetik kuralların ve değerlerin belirlediği kahramanlar değil, gerçek kahramanlar olmalıdır. Fedakâr insan tarifinde, örnek insan tarifinde sovyetik insanlar değil, Vatan Kırım için mücadele etmiş, fedakârlıklar yapmış binlerce insanımız yer tutmalıdır.

Kırım’daki yazarlarımızın, şairlerimizin, aydınlarımızın genç gazetecilerin meseleye bu yönüyle bakmaları, bu mücadeleyi yaparak Vatan Kırım’da var olmamızı sağlayan insanlara karşı sorumluluklarının gereğidir. Artık 5-10 tane sovyet emek madalyası kazanmış insanlarımızın değil, Vatan Kırım’a dönüş yolunda hayatı çileler, fedakârlıklarla, dayaklarla, hapislerle KGB ve polis tehditleriyle geçmiş ailelerin, ömrü yollarda insanca olmayan şartlarda geçmiş Kırım Tatar çocuklarının hikâyelerini anlatsınlar halkımıza. Kırım’ın çöl bölgelerinde yerleşmeye çalışan, defalarca sürgün edilen çok çocuklu aileleri, fedakâr anneleri, cesur çocukları, yılmaz babaları, gözü yaşlı, dualar eden ama vatan vatan diye her türlü çileyi çeken ninelerimizi anlatsınlar.

2010 yılında çekimlerine başladığımız ve 2011 yılı boyunca çalışmalarını sürdürdüğümüz Kırımoğlu, Bir Halkın Mücadelesi belgeseli esnasında, özellikle 1967–1987 yılları arasında yerleşme mücadelesi veren o kadar çok kahraman insanımızla karşılaştık ve onlarla röportaj yaptık ki, bizi bu kahraman insanlarımızın mücadelesine belgeselin kısıtlı süresi içerisinde yer verememe sıkıntısı bastı. Bu insanlarımız hepsi birer belgesel konusu. Hepsi hakkında ayrı bir roman yazılabilir, her birinin Vatan Kırım mücadelesi bir sinema filminin konusu olur. Bu insanlarımızın birçoğunu, gizli Samizdat belgelerinde okumuştuk. Kimi Samizdatlar Emel dergisinde basılmıştı. Ama bu insanları, artık hayatta olmayanların eşleri ve çocuklarını tanımak onuruna nail olmak bambaşka bir duygu.

Millî günler ve millî kahramanlarımız gerçekten millî olmalı. Benim de kendisinden çok şey öğrendiğim, feyz aldığım, örnek aldığım büyük dava adamı, gerçek bir vatansever olan Müstecib Ülküsal’ın dediği gibi “Milletine hizmet edenler unutulmazlar, unutulmamalıdırlar!”

2011 yılı İsmail Gaspıralı’nın doğumunun 160. yılıdır. 2011 yılı aynı zamanda son dönemde Kırım’a çok büyük hizmetler yapan değerlerimizi ebedi yolculuklarına uğurladığımız bir yıl oldu. Önce Türkiye’ye Türk Dünyasına Kırım’ı sevdiren yazar Cengiz Dağcı’yı kaybettik. TRT için hazırladığımız Cengiz Dağcı Belgeseli Nisan ayında TRT kanallarında yayınlandıktan sonra 22 Eylül 2011’de Londra’da vefat etti. Kendisiyle hem Emel Dergisi hem de TRT için yaptığımız görüşme ve ziyaretlerimizde vefatından sonra nasıl defnedileceğini soruyorduk. Bir Müslüman olarak defnedilmesi için gayret sarfediyorduk. Allah, onun hizmetlerinin karşılığı olarak hiç beklenmeyen, hiç tahmin edilmeyen adeta bir mucize nasip etti ve Vatan Kırım toprağına defnedildi. Burada yaptığımız çalışmaları, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun rolü ve tafsilatlı bilgiyi geniş bir şekilde yazmak boynumuzun borcu.

Cengiz Dağcı’dan kısa bir süre sonra kıymetli büyüğümüz Dr. Ahmet İhsan Kırımlı’yı kaybetmenin derin acısını yaşadık. Kırım Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği Genel Başkanı olarak gece gündüz mücadele ederek Kırım millî mücadelesine yaptığı hizmetler çok büyüktür. Türkiye’ye, Kırım’a yaptığı hizmetlerle unutulmazlar arasında yerini almıştır.

Emel Dergisinin bu sayısında milletimize, medeniyetimize, kültürümüze büyük hizmetleri geçmiş, yaptığı araştırmalarla bize altın bir miras bırakmış olan Osman Akçokraklı üzerine yapılmış araştırma ve onun bazı çalışmalarından örneklere yer verdik. Osman Akçokraklı kendisi ve faaliyetleri hakkında doktora tezleri yapılması gereken çok kıymetli bir kültür insanımız. Ne yazık ki o da Stalin kurbanı olmuş, şehit edilmiştir.

Kırım’da karanlıklar içinden parlayarak doğan ve sadece Kırım’ı değil bütün Türk Dünyasına ışık veren İsmail Gaspıralı’nın doğumunun 160. yılı vesilesiyle, onun ardından yetişen Noman Çelebi Cihan, Cafer Seydahmet Kırımer, Osman Akçokraklı, Hasan Sabri Ayvaz, Ahmet Özenbaşlı, Osman Derenyarlı, Yahya Bayburtlu, Odabaşlar, Seyit Celil Hattat, Veli İbrahim, Abdürreşit Mehdi, Badaninskiyler, Eşref Şemizade, Bekir Çobanzade, Asan Refat, Ömer İpçi, Amdi Geraybay, Şefika Gaspıralı, Dobruca’dan Mehmet Niyazi, Müstecib Ülküsal ve daha birçokları hem Kırım’da hem Türkiye’de hem de Türk Dünyasında daha iyi tanıtılmayı hak ediyorlar.


* Bu Kurultay ile ilgili geniş bilgiyi Emel Dergisi No 184, Mayıs–Haziran 1991 nolu sayısında ve takip eden nüshalarında geniş olarak bulabilirsiniz (Z.K.)
Emel 226-237. Temmuz-Aralık 2011. Zafer Karatay.

TAVSİYELER

EMEL KIRIM KÜLTÜR MERKEZİ için desteğinize ihtiyaç var

  Değerli üyelerimiz ve Emelci dostlarımız, Sizi Emel’in 90. yaşında sizi Emel Kırım Kültür Merkezi’ne …