1502’de Altın Orda (Ulu Orda)

Prof. Dr. Leslie COLLINS

Bu makale bir Avrupa devletinin yok edilmesi hakkındadır. Bu devletin sonu gayet kayda değer olmuştur. Bu devlet fetih, salgın hastalık, isyan veya referandum yoluyla ortadan kalkmış değildir. Aksine o, tarihçiler tarafından yok edilmiştir. Masalarında oturan tarihçilerin işlerine öyle gelmesiyle söz konusu devletin “mevcudiyeti sona ermiştir”. Tarihçiler bunu yaparlarken geçmişi baştan düzenlediler ve kimse de bunu fark etmedi. Ne var ki, bunu yaparlarken pek de dikkatli davranmadılar. Zira “yok edildiği” sırada bu devletin arazisi bugünkü Fransa’nın yüzölçümüne yakındı.

[ihc-hide-content ihc_mb_type=”show” ihc_mb_who=”1,2,3″ ihc_mb_template=”1″ ]

Bu ülkenin halkı Müslüman’dı ve Türkçe konuşmaktaydı. Bu devletin uzun bir ömrü olmuş ve 250 yılı aşkın bu süre içinde hiç bir zaman önemsiz olmamıştı. Sonunda ortadan kalktığında bile bugünkü Avusturya veya Macaristan’dan daha küçük olmayan bir genişlikteydi. Onun halkından bahsettim. Bir devlet yok edildiği zaman bunun daima neticeleri olur. Bu devletin tarihçiler tarafından “ortadan kaldırılması”nın temel neticesi neydi? Bu netice şu olmuştur: Bir millet geçmişi hakkında bilgi sahibi olmaktan mahrum kalmış, tarihî namı elinden alınmış, kimliğini kaybetmiş ve yeni bir isim almıştır. Bu milletin fertlerine, tarihteki aslî başarılarının bir devleti “yok etmek”ten ibaret olduğu anlatıldı. Onlar bunu tarih kitaplarından öğreniyorlar. Bu demek oluyor ki, onlar bizzat kendi atalarını imha etmişlerdir!

XV. asırda Tatarlar sözünü ede geldiğimiz devleti “Ulu Orda” olarak adlandırıyorlardı. Ona “Taht İli” dedikleri de oluyordu. Rus tarihçileri ise bu devleti “Altın Ordu” şeklinde anıyorlardı. Ruslar böyle isimlendirdikleri için Rus olmayanlar da bu ismi kullanmaktadırlar. Ben onu burada bazen “Ulu Orda” bazen de “Altın Orda” adıyla anacağım. Zira, yalnızca “Ulu Orda” ismini kullanmam halinde bazı okuyucular alışkın oldukları “Altın Orda”dan başka bir şeyden söz ettiğimi düşünebilirler (Esasen onların âşinâ oldukları devlet, 1835’de basılan çocuklar için yazılmış etkili bir tarih kitabının yazarı ve başkaları tarafından 1502’de “yok edilmiş”ti 1).

XIII. asrın ortalarından 1480 yılına kadar Rus knyazları (prensleri) “Altın Orda”nın Ulu Hanlarının vasalları idiler. Ulu Hanların Rus knyazlarını bu tâbi vaziyette tutmaya karar vermeleri tamamıyla kendi iradeleriyle olmuştu. Ulu Hanlar buna muktedirdiler. Bugüne bakınca, bana öyle geliyor ki Ulu Hanlar böyle yapmakla halkla ilişkiler açısından ciddî bir gaf yapmışlardır!

1773’de bir Rus yazarı şöyle yazıyordu: “Rusya’da insanlar sık sık Altın Orda’dan söz ediyorlar, ne var ki hiç kimse onun ne olduğunu bilmiyor.” Bu doğruydu. Onun ne olduğunu, nerede olduğunu veya onu XV. ve XVI. yüzyıllarda kimin idare ettiğini bilmiyorlardı. Öyleyse bu Ruslar neden söz ediyorlardı? Anlaşıldığına göre, Ruslar onun mevcudiyetinin ne zaman sona erdiğini merak ediyorlardı. Onlar Altın Orda’nın uzun zaman önce sona ermiş olması gerektiğini düşünüyorlardı. Bu tartışmaları yapan Rusların elçilerine danışmayı akıl etmediklerine emin olabiliriz. 2 
 

XVIII. yüzyıl sonlarından itibaren yalnızca Ruslar ve diğer yabancılar bu devlet hakkında yazmışlardır (Ulu Orda halkının soyundan gelen ve bunun şuurunda olan hiç kimse XVIII. asır sonlarından beri Ulu Orda’nın geçmişine dair bir şey kaleme almamıştır). XV. yüzyılda bir Avrupalı filozof Ulu Orda halkını “embesil” olarak tarif ediyordu. Onun böyle tasvir etmesinin sebebi, zannederim ki, onların Müslüman olmaları, garip isimler taşımaları, alışılmamış bir hayat tarzına sahip olmaları ve bu filozofu, yani Messer Buonacorsi’yi dehşete düşürmüş olmalarıdır. Ulu Orda’nın yabancı tarihçilerinin Buonacorsi’nin fikrine katıldıkları anlaşılmaktadır. Tarih bu tarihçileri nasıl değerlendirecektir? Korkarım, Tatarların hissedeceğinden daha fazla eğlenerek! 3

XV. asrın ikinci yarısında Ulu Orda’nın halkı göçebeydi. Bu göçebeler, Ukrayna’nın sınırlarıyla kuzey Kafkasya arasındaki muazzam bir arazi kuşağı üzerinde hareket ederlerdi. Ekonomik hayatları tamamıyla pastoral olmayıp, toprağı da ekiyorlar ve hayvanlarını besleyecek tahılları yetiştiriyorlardı. Ulu Orda, Tatarların Doğu Avrupa’da en büyük sayıda bulunduğu ülkeyi teşkil etmekteydi. Ulu Orda’nın nüfusu komşusu olan bütün Müslüman devletlerdeki Tatar nüfusunun toplamından fazlaydı. Çağdaşı olan Rusların bazen onu Büyük Orda olarak adlandırmalarının sebebi budur. Ulu Orda’nı batısında Kırım Hanlığı bulunmaktaydı. 1501’de Kırım hükümdarının irsî arazisinde yalnızca 25.000 yetişkin erkek yaşıyordu. Ulu Orda’nın kuzey doğusunda ise Kazan Hanlığı vardı. 1520’de orada sadece 20.000 yetişkin erkek Tatar bulunuyordu (“Babalar ve oğullar olarak biz 20.000 kişiyiz.”). Fakat 1501’de bu rakam herhalde 30.000-40.000 olmalıdır, zira 1504’de binlerce Tatar (1437’de bir hanedan mücadelesi esnasında terketmiş oldukları) Ulu Orda’ya katılmak için Kazan’dan hicrete başladı. Ulu Orda’nın doğusunda tarihçilerin genellikle Astrahan olarak adlandırdıkları İdil Ardı Ordası yer almaktaydı. Orada Kırım Hanı’nın ülkesinde olduğundan daha az sayıda Tatar bulunduğu anlaşılmaktadır (XVI. yüzyılın ortalarında bu orda sadece 10.500 aileden oluşmaktaydı). Ulu Orda’da ise, 1501’de Orda’nın hükûmet merkezinde toplanan, han ailesinin ve zâdegânın topraklarındaki askerlerin sayısı 20.000’di 4 . Ayrıca, bu rakama ilâveten Ulu Han -prenslerinin rızasıyla- tebasının alt gruplarından (“ulus”lardan) 60.000 ilâ 80.000 yetişkin erkeği de kısa zamanda bir araya getirebilirdi. Bu insanlar dayanıklı olup, iyi ata binerler, yüzerler ve silâhlarından iyi anlarlardı.

Bunların bazen bir kaç gün içinde silâh başına çağırıldıkları ve toplandıkları da olurdu. Bu, iç meselelerde Ulu Han’ın otoritesinin kaynağıydı. Ünlü Rus tarihçi Karamzin o dönemde Ulu Orda’da bu kadar çok insan olduğuna inanmadığını ifade etmiştir. Bu, Karamzin’in elinin altında bulunan devlet belgelerini yeteri kadar dikkatli okumamış olmasından kaynaklanmaktadır. 1501’de 100.000 Ulu Orda Tatarının Moskova’ya bağlı bir çok şehri ele geçirdiğini ve geniş bir Rus vilâyetini işgal ettiklerini yazan ve XVI. asırda kaleme alınmış Leh eserlerini okuduğunda, Karamzin o Lehlerin “yanlış” olduğunu ifade etmişti. Karamzin böyle derken, söz konusu Lehlerin o dönemde Ulu Orda’da bulunan Litvanya elçilerinin raporlarını okuduklarını göz önünde bulundurmuyordu. Eğer kimin yanlış yazmış olduğunu öğrenmek istiyorsak, 1501’de Ulu Orda’nın Ulu Hanı’ndan (İdil Ardı’ndan ?eyhahmed) Lehistan Kralı’na yazılmış bu harekâta ilişkin aşağıdaki mektubu okumak yeterlidir:

 

“Mengli Geray’ı geri attım. Rılsk’ı ve Novgorodok’u senin için aldım. Mojayskiy kaçtı. Elçi Haletski bütün bunları gördü. Hiç bir yağma yapılmaması hususunda emirler verdim. Bu şehirlerin senin için birer siper ve sığınak olabilmesi için onlara zarar getirmedim.” 5

  Bu mektup 1796’dan beri Rus arşivlerinde muhafaza edilmektedir. Ruslar bunu hiç bir zaman basmadılar. Hiç bir Rus tarih kitabı söz konusu vilâyetin Tatarlar tarafından işgal edildiğini zikretmez. Komşularının tarihlerini tahrif eden milliyetçi tarihçiler bunu yapmakla esasında kendi tarihlerini de tahrif etmiş olurlar. Mektupta bahsi geçen Mengli Geray o zaman Kırım’ın hükümdarıydı. Şeyhahmed’in 1501’de onu “geri attığı” ortam, Ulu Orda’yı 1380’den 1502’ye kadar meşgul eden hanedân mücadelesinin mahiyetini ortaya koymaktadır. Bu ortamın tetkikiyle, Tatar devletlerinin nüfus rakamlarına ışık tutulmakta ve yabancı tarihçilerin Tatar tarihini nasıl gülünç bir hale getirdikleri de âşikâr bir şekilde görülmektedir.

 1501’de Mengli Geray tahtı üzerinde güçlü iddia sahibi olduğu Ulu Orda’nın idaresini ele geçirmeye teşebbüs etti. Ulu Orda zâdegânının pek çoğunun tekrar kendi sülâlesine biat etmeye hazır olduğunun idrakindeydi ve “Pek çok insanın bana gelmesini bekliyorum” diyordu. Çoğunlukla düzensiz birliklerden oluşan 25.000 kişilik bir güçle Ulu Orda üzerine yürüdü. Ulu Orda, 20.000 kişilik ordusuyla (ki bu o dönemde belki de Avrupa’daki en büyük daimî orduydu) ve muhtemelen üç çeyrek milyon insanı kapsayan ahalinin bütün alt dağılımlarıyla yani “ulus”larla, Rus sınırı yakınlarında toplu halde bulunmakta ve geçici olarak yüzlerce kilometrekare araziyi işgal etmekteydi. Mengli Geray’ın harekâtı aslında göstermelikti. Maksadı Ulu Orda’nın ahalisi ile savaşmak değil, onların kendi hakimiyetini kabul etmelerini temindi. Mengli Geray’ın Moskova’daki müttefiki yani Knyaz III. İvan da akılsız değildi ve sınırlarına yaklaştıklarının haberini aylarca öncesinden almış olmasına rağmen Ulu Orda üzerine asker yollamamıştı. Her iki ordunun altı gün süreyle karşı karşıya gelmelerinden sonra (bu karşılaşma sırasındaki ikili döğüşlerde otuz kadar insan ölmüştü), Mengli Geray Kırım’a çekildi. Müttefiki III. İvan’ın onun Ulu Orda Hanı olmasına yardım etmeye hiç niyeti yoktu; zira bu Ulu Orda’yı ciddî şekilde güçlendirirdi (Mengli Geray halen bilfiil Kırım’ı hakimiyeti altında bulundurmaktaydı. Halbuki hasmı olan Şeyhahmed ise İdil Ardı Ordası’nı idare etmiyordu; burası kendisini kıskanan akrabalarına aitti).

 Dahası, binlerce Tatara hükmeden ve Mengli Geray’a biat etmeye söz vermiş olan, başka bir devletten gelen bir asilzâde, ona değil Şeyhahmed’e biat etti (Bu Üdem Mangıt idi). Şeyhahmed Mengli Geray’ın küçük kuvvetine hücum etti. Bunun sebebi belki de Ulu Orda asilzâdelerinin buna istekli olmamalarıydı. 6

 Tarihçiler bu vak’ayı nasıl ele almışlardır? III. İvan’ın biyografisini yazan iki yazar Mengli Geray’ın harekâtını şöyle değerlendirmektedirler: “Nankörce” (J. Fennel, 1961) ve “korkakça” (I. Grey, 1964). Yazarların bu Tatar’ı bir ahmak olarak gördükleri açıktır. Onlara kalırsa, [ahmak olmamak için] Mengli Geray (çoğunlukla düzensizlerden oluşan) 25.000 kişilik kuvvetine yüz binlerce kişilik güce sahip olan kendi akrabalarına hücum etme emrini vermeli ve bunu da (kendisine Ulu Orda tahtını kazanmak için değil, fakat Rusya’nın büyümesini sağlamak için yapmalıydı!

 Bu hadise, Ulu Orda tahtı üzerinde hanedan kavgaları döneminde Tatar siyasetinin ve Tatar güçleri arasındaki “savaş hali”nin mahiyetini açıkça ortaya koymaktadır (Aynı zamanda, “Kırım Tatarları”nın Ulu Orda’yı “yok etmelerinin” nasıl imkânsız olduğunu da göstermektedir). Ulu Orda tahtı üzerindeki hanedan kavgaları, bu devletin tarihi üzerinde büyük tesiri haiz olmuştur. Ulu Orda’yı kuran adamın kardeşlerinin ahfâdı arasında süre gelen bu kavgalar XIV. yüzyılda başlamıştır. 1380’den 1502’ye kadar iki hanlık sülâlesi bu kavgada en büyük rolü oynamıştır. Bunlardan birisi batıda, Kırım’a ve Dnyeper’in aşağı kesiminin her iki tarafındaki bozkırlara hakimdi. Diğeri ise, doğuda, İdil Ardı Ordası’nda üslenmişti. Mengli Geray’ın mensup olduğu batı hanedânı Künçek adında bir adamın iki oğlunun ahfâdıdır. 7

 Mengli Geray’ın “onlar daima İdil’in öbür tarafında göçebelik yapagelmişlerdir” diye yazdığı aslî rakip sülâle, Tatarlar tarafından Namagan’ın ahfâdı olarak adlandırılıyordu. Onlara İdil Ardı’ndakiler de deniyordu. Rakip sülâlelerden hiç birisi Ulu Orda’nın tamamını ele geçirecek ve bunu muhafaza edecek güce sahip değildi. Bu durum ise, Ulu Orda’daki asilzadelere vaziyeti kendi menfaatleri doğrultusunda istismar etmek imkânını veriyordu. 1380 ile 1502 arasında Ulu Orda bazen şu, bazen de bu sülâle tarafından yönetilmiştir. Bu hanedan değişikliklerinin komşu devletler açısından büyük önemi vardı. Hanedan değişikliklerine bağlı olarak, bu tehlikeli göçebeler devletinin ağırlık merkezi sürekli olarak İdil’den Dnyeper’e, Dnyeper’den İdil’e taşınıyordu. Bu bakımdan, Mengli Geray III. İvan’a “Babam Hacı Geray [akrabası I. Seyyid Ahmed’den 1456’da] Orda’yı aldığı zaman, annemin sarayında bir tacir vardı. … Uluslar Astrahan’a göçtükten [1467-1470 arasında İdil Ordası hanedanına tâbi olduktan] sonra o tacir Astrahan’da yaşadı.” 8

 Son iki yüz yıl içinde her hangi bir yerde, her hangi bir dilde yazılmış her hangi bir ansiklopedide veya ilgili kitap yahut makalelerde “Altın Orda” bahsine bakan birisi, bu büyük Avrupa devletinin 1480’de (!) veya 1502’de “ortadan kalktığını” keşfedecektir – bunu zaten “bilmiyorsa” tabiî!

 Ancak bu yayınları dikkatle okursanız başka bir şeyin farkına varırsınız. Bu devletin “yok edilişi” hakkında yazmış yahut fikir beyan etmiş binlerce âlim ve hocalardan biri dahi, Altın Orda’nın dedikleri gibi “yok edilmesi”nin hiç bir delilini göstermemişlerdir. Bunun delili de zaten yoktur, çünkü Ulu Orda yahut Altın Orda ne 1480’de, ne de 1502’de ortadan kalkmış değildir. Onun yok edilmemiş olduğunu kolayca ispatlamak mümkündür. Bu gûyâ “ortadan kaldırılış”tan öncesine, bizzat o döneme ve sonrasına ait, Ulu Orda (ve başka devletler) tarafından yazılmış bir çok devlet belgesi günümüze kadar ulaşmıştır. Kaldı ki, bu belgelerden pek çoğu bundan yüz yılı aşkın bir süre öncesinde neşredilmiştir.

 Bu devletin “tasfiyesi”ne ilişkin hiç bir delilin okuyuculara gösterilmemiş olmasının bir başka sebebi de vardır.Ulu Orda’nın “yok edilmiş” olduğu o kadar iyi biliniyordu ki, böyle bir delil göstermeye gerek duyulmamıştı! Meşhur bir tarihçi olan W. Barthold, 1502’de Ulu veya Altın Orda’nın “yok edilişi”nden söz ederken esasen bu sihirli ibareyi kullanmış ve “iyi bilindiği üzere” diye yazmıştı (1899’da). 9

 Bu “yok ediliş” nasıl böyle “iyi bilinir” olmuştur? XIX. yüzyılın başlarında nüfuzlu ve romantik bir Rus milliyetçisi olan Nikolay Mihayloviç Karamzin kendisinin ve okuyucularının öteden beri inanmak istedikleri bir yalanı söylemiştir. Karamzin meşhur Rusya tarihinin 1817’de neşrettiği cildinde “Kırım Tatarlarının” 1502’de Ulu Orda’yı ortadan kaldırdıklarını yazdı. Bu yalanı desteklemek üzere de Rus arşivlerinde muhafaza edilen bir mektubu okuduğunu söylüyordu. Söz konusu mektup Mengli Geray tarafından 6 Haziran 1502’de Moskova hükümdarı III. İvan’a yazılmıştı. Karamzin’e göre, Mengli Geray III. İvan’a “Eski Ulu Orda’nın artık mevcut olmadığını” bildiriyordu. Bu mektubun III. İvan için hazırlanan Rusça tercümesi 1884’de neşredilmiş bulunmaktadır. Mektupta “Eski Ulu Orda’nın artık mevcut olmadığı” yazılmış değildir. Söylenen Mengli Geray’ın Ulu Orda’nın hükümdarı olduğudur!

 Mengli Geray ve Rus diplomatları tarafından 1502 yazı başlarında Moskova’ya gönderilen diğer raporlar, Mengli Geray’ın nasıl Ulu Orda ahalisini ve hükûmet merkezini hakimiyeti altına aldığını ve bu ülkedeki büyük asilzadelerin ne zaman Mengli Geray’a biat ettiklerini geniş teferruatla ortaya koymaktadır (Karamzin bu belgeleri görmüş olmalıdır). Bu mektuplar arasında Lehistan Kralı Aleksandr tarafından Mengli Geray’a gönderilmiş bir tanesi vardır ki, bunun bir kopyası yeni Ulu Han tarafından o yaz Moskova’ya yollanmıştır. Mektup şöyle başlamaktadır:

“Tanrı’nın rahmetiyle, babanızın Ulu Orda’sını ve onun halkını almış bulunuyorsunuz” 10

“Babanızın Ulu Orda’sı” ne demektir? Mengli Geray’ın babası Hacı Geray 1456’dan ölümüne kadar Ulu Orda’ya hükmetmiştir. Hacı Geray’ın ölümünü müteakip taht kavgası patlak vermiş ve Ulu Orda Tatarları rakip hanlık hanedanı olan Namagan sülâlesine biat etmiştir (Mengli Geray, “göçebeler kargaşa olan yerden uzaklaşırlar” diye yazıyordu). Gururu kırılmış olan genç Mengli Geray -kendi ifadesiyle- “babasının payitahtında utanç içinde yaşamaya” mecbur kalmıştı. Lehistan kralları ve Moskova knyazları bütün bunlardan haberdarlardı. Ulu Orda’nın nerede ve hangi hanedanın idaresinde olduğunu bilmek onlar için çok önemliydi. 1502’de ise bu hususta çok kötü bir haber aldılar. Ne var ki, Karamzin (ve bugüne kadar onun yazdıklarını iktibas eden bütün diğerleri) bu haberin “iyi” haber olduğuna kendilerini ikna etmişlerdir. 11

 Temmuz 1502’de Ulu Han Mengli Geray’dan gelen bir elçi (Novogrodek’de) Lehistan Kralı’na şunları bildiriyordu:

“İmparator Mengli Geray rakibi olan İdil Ardı İmparatoru’nu yenmiş olup, onun halkına, bütün çadırları, istihkâmları, kadınları, oğlanları, aileleri, atları ve hayvanlarıyla birlikte, sahip olmuştur” ve Mengli Geray “İki Orda’nın İmparatoru olmuştur”. 12

 Ya Mengli Geray 6 Haziran 1502’de, “horoz yılı”nda, İvan’a ne yazıyordu:

“Allahu Ekber! Şeyhahmed’i geri sürdükten sonra Allah bana onun hükûmet merkezini ve bütün ahalisini ele geçirmeyi nasip etti” 13

 Karamzin bunu kitabında zikretmemektedir. Bunun yerine, Mengli Geray’ın “Ulu Orda artık mevcut değildir” diye yazdığını kaydeder. 14

 Şimdi size, çoğu ilgili devlet belgelerini (1884 öncesi) aslından veya (1884 sonrasında) neşredilmiş şeklinden “okumuş” bir grup önde gelen tarihçilerden bazı seçilmiş iktibaslar sunmak istiyorum. Bunlardan yalnızca biri (ve içlerinde en büyük tarihçi olanı, yani Velyaminov-Zernov), Karamzin’in söz ettiği “iyi bilinen” hadisenin gerçek içyüzünü sunmaktadır: “Sonunda, III. İvan’ın ölümünden üç yıl önce tahttaki Geray Orda’yı tamamıyla ortadan kaldırdı.” (V. Ustryalov, 1837); “Altın Orda ismi o zamandan beri bir daha zikredilmedi.” (N. Polevoy, 1835); “Mengli Geray Şeyhahmed’in Orda’sına ağır,nihaî darbeyi vurdu. … Böylelikle, meşhur Altın Orda’nın varlığı sona erdi.” (S. M. Solovyov); “Adı tamamen ortadan kayboldu.” (V. Velyaminov-Zernov, 1864); “Daha sonra Mengli Geray Orda’nın kalıntılarını tamamen ortadan kaldırdı.” (Ekzemplyarskiy, 1889); “Altın Orda’nın sonu işte böyle geldi. O, 1502’de Rusya tarafından yutuldu [!]” (Stanley Lane-Poole, 1899); “Hanlık Kırımlılar tarafından yok edildi.” (V. Barthold, 1899); “… mevcudiyeti sona erdi.” (G. Stahlin, 1946); “Mengli geray onun varlığına son verdi.” (Puşkaryov, 1953); “Mengli Geray’ın dikkati Altın Orda tarafından celb edildi, ki onu 1502’de ezmiştir.” (G. Vernadsky, 1959); “Rusya’nın dünyevî düşmanına karşı nihaî darbe, Altın Orda’yı yenerek onu haritadan silen Kırım Tatarları tarafından vuruldu.” (G. Florinsky, 1961); “1502’de Ulu Orda nihaî olarak yenildi. Kırım ve Moskova onun hakkından geldiler.” (B. Spuler, 1960); “… ortadan kaldırıldı.” (İ. V. Grekov, 1963); “Kırım Tatarları tarafından tamamen bozguna uğratıldı … sadece bir avuç insan kaçmayı başarabildi.” (J. Fennel, 1961); “… mevcudiyeti sona erdi.” (V. D. Nazarov, 1980), ve ilh. ilh, ilh. 15

Lehistan Kralı ve Moskova Knyazı 1502’de Ulu Orda’nın son dönemlerde olduğundan daha güçlü bir hale geldiğini anlamışlardı. Yeni Ulu Han Lehistan, Litvanya, Moskova, Kazan, Boğdan, Yayık Ardı Tatarları ve başkaları tarafından tanındı. Onlardan hiç birisi bilemezdi ki, 1502’de Ulu Orda tahtı (ya da bazen söylendiği şekilde Batu’nun tahtı) üzerindeki hanedan mücadelesi sona ermişti. (Batu’nun kardeşi Orda’nın soyundan gelen, İdil Ardı’ndan Şeyhahmed kendi mensup olduğu sülâle içinde Ulu Orda’ya hükümdarlık yapan son kişidir. Bu sülâle İdil Ardı Ordası’nı Ruslara kaybettiği zaman, o toprakları terkederek Buhara’ya yerleşti. Mengli Geray ise Batu’nun kardeşi Togay Timur’un soyundan gelen sülâlenin Ulu Orda’ya hükümdar olan on birinci üyesidir. 1502’den sonra ise ta 1783’e kadar bütün Ulu Han’lar Mengli Geray’ın sülâlesine mensup olacaktır. 16

Hanedan kavgasının sona ermesiyle Altın Orda’nın ağırlık merkezi sağlam bir şekilde Batı’ya, Dnyeper yakınlarında yerleşti. 1502’deki ihtilâlin neticesinde, (diğer taraftan Osmanlı Türkleri de Güney-Doğu Avrupa’ya hâkim olduklarından) Merkezî ve Doğu Avrupa bir İslâm duvarıyla kilitlenmiş oldu. Ne var ki, tarihçiler bu gelişmeyi göz ardı etmişlerdir. Aynı 1502 sonrasında Ulu Orda gücünün gelişmesini görmemezlikten geldikleri gibi. 1504’de binlerce Tatar Kazan’dan hicret ederek tekrar Ulu Orda’ya katıldılar. O sıralarda Mengli Geray şöyle yazıyordu: “Agış Şırın Bey geldi. Ona bağlı beş ulus var.” (1884’de neşredilen 1500 tarihli iki mektupta, bir Ulu Orda “ulus”unun 3000 kişiden oluştuğu ve üç asilzâdenin idaresinde bulunduğu belirtilmiştir.)

 1503’de Avrupa’daki en güçlü Tatar asilzâdesi Mengli Geray’a biat etti. Bu, Mayıs 1502 öncesinde Ulu Orda’da başvezirlik yapmış olan Prens Tevkel Mangıt idi.

“Prens Tevkel geldi. … Ona babasının yerini ve hazinesini ve topraklarını verdim … bana sadakat yemini ettiğinden ve beni hükümdarı olarak tanıdığından … bizim aramızda hiç bir kötülük yoktur. Aramızdaki kötülükleri bir tarafa bıraktık.”

 (1501’de Mengli Geray’a ihanet eden Üdem Mangıt, 1502 yılında ona biat etti. Yeni Ulu Han, “Üdem bana gücünü verdi ve şimdi bana tâbi oldu” diye yazıyordu.17 )

Daha 1502’de, (Nogaylar olarak bilinen) Yayık Ardı Tatarlarından pek çoğu zayıf İdil Ardı Ordası’nın topraklarından geçerek hayvanlarını İdil’in (Volga) batısında otlatmaya başlamışlardı. 1508’de Moskova Knyazı, “Bütün Nogaylar Volga’nın bu tarafında mı değil mi?” diye sormaktaydı. Sonunda İdil’in batı yakasında yerleşen Yayık Ardı Tatarları Ulu Orda’nın Ulu Hanlarına biat ettiler. 18

Mengli Geray, “Ben Toktamış gibi olacağım” diyordu. Hatırlamak gerekir ki, (Mengli Geray’ın akrabası olan) Toktamış 1380’de “Mamay’dan Ulu Orda’yı alıp bütün ulusları ele geçirdiğinde” Ulu Orda ortadan kalkmamıştı. Nitekim, Ulu Orda tahtı Ocak 1481’de (Ulu Orda’nın kurucusunun kardeşi) Şeyban’ın ahfâdından olan İbrahim’in (İbak) eline geçtiğinde de “sona ermemiş” veya Sibirya Hanlığı haline dönüşmemişti. Bu hususta Mengli Geray Lehistan Kralı’na şunları yazıyordu:

“21 Ocak’da Şeybânî Hanı İbak ve Prens Mahmud geldiler, [İdil Ardı hanedanından] Ahmed’in payitahtını ezip geçtiler, onun bütün hizmetkârlarını ve uluslarını topladılar ve çekip gittiler. Maiyetlerindekilerle birlikte bana gelen Prens Temir Mangıt’a ve Ahmed’in oğullarına pek çok atlar ve başka şeyler verdim.” 19

Ulu Orda, Ahmed’in oğulları 1483-1484’de onu tekrar ele geçirdiklerinde de “ortadan kalkmadı” veya “İdil Ardı Devleti”ne dönüşmedi. Ve yine aynı şekilde, 1502’de Mengli Geray onu ele geçirdiğinde “sona ermedi” ve halkı da “Kırım Tatarları” haline gelmedi. Ulu Orda’nın güyâ 1502’de “ortadan kalkmasının” sebebi Rus tarihçilerin onun Büyük İvan yani III. İvan zamanında ortadan kalkmasına inanmak istemiş olmalarıdır! Ulu Orda kendisi için kazılan bu kâğıttan mezarından hiç bir zaman kalkamadı, zira onu gömen milliyetçi Rus tarihçiler herkesin saygı duyduğu kimselerdi. Halbuki, Ulu Orda Tatarlarına ise saygı duyulmuyordu ve bunun için de onların kayıtları kaale alınmadı. Ne var ki, Tatarlara yönelik bu saygı yokluğu bizzat Rus tarihinin de tahrif edilmesine yol açmıştır. Meselâ, 1952’de (konuya ilişkin neşredilmiş belgeleri okuduğunu iddia eden) K. V. Bazileviç, “III. İvan büyük bir ustalıkla Mengli Geray’ı en kötü düşmanının imhasına sevk etti. Ulu Orda’nın ortadan kaldırılması Moskova’nın büyük bir dış politika başarısıdır” diye ilân edebiliyordu. 20  Ne kadar boş bir iddia! 1502’de Ulu Orda’daki iktidar değişikliği Moskova ve bütün Hristiyan doğu Avrupa devletleri için bir felâket mânâsına geliyordu. Bu gelişme III. İvan’ın hatası olmamakla birlikte, olayı duyması onun ölümünü çabuklaştırmış olabilir. İvan’ın Ulu Orda’daki elçisinden Mengli Geray’ın hakikaten bu devletin bütün ahalisini ele geçirip geçirmediğini araştırması, onun Şeyhahmed’e Ulu Orda’yı tekrar elde edebileceği yeni bir hareket üssü bulma teşebbüsleri, onun 1502 sonrasında Şeyhahmed ile olan münasebetlerini Mengli Geray’a çok gülünç bir şekilde izah etmesi, bütün bunlar ve daha başka deliller III. İvan’ın Ulu Orda’ya yönelik politikasının “müttefiki” Mengli Geray tarafından mahvedildiğini göstermektedir. Bazileviç’in milliyetçi saçmalığı aslında XVIII. yüzyılda tahayyül edilmiş eski bir düşüncenin yeniden ortaya konmasından başka bir şey değildir.

Bu düşünceyi ilk defa 1793’de Malinovskiy serdetmiştir. Malinovskiy, Rusya arşivlerindeki Ulu Orda’ya dair mevcut belgeleri tetkik eden ilk “tarihçi”ydi. Malinovskiy bu vesikaları dikkatle okudu ve hattâ bazılarını kopya ettiyse de, bunların hiç birisini anlamadı. Anlayamazdı da, çünkü vatanperverâne duyguları onun düşünme sürecini olumsuz etkiliyordu. Bu sebepten, Malinovskiy Ulu Orda’nın ortadan kaldırılmasını “millîleştirdi”. O, Mengli Geray’ın 1502’den sonra Moskova’ya karşı tavır almasını sert bir şekilde takbih etmekteydi. III. İvan’ın Ulu Orda’yı “yok etmesi” için yaptığı o kadar yardım karşısında Mengli Geray’ın kadirbilmezliğini Malinovskiy bir türlü anlayamamaktaydı! Malinovskiy Altın Orda tarihçiliğindeki anahtar şahsiyettir. Bu devletin 1481 sonrasında “kalıntılar”dan ibaret kaldığını iddia eden de odur. Aynı şekilde, bir kaç sayfa içinde Altın Orda’yı küçültüp ahalisini ortadan kaybeden ve onu neredeyse tebası olmayan bir hükûmet derekesine indiren de yine Malinovskiy’dir. Onun kaleminden çıkan elyazmasını okuyan Karamzin’in Malinovskiy’nin tarih metodunu benimsediği anlaşılmaktadır (Bu şöyle ifade edilebilir: Rus milliyetçilerinin düşmanları küçültülmeli ve onların “her yöne kaçtıkları” veya “yok edildikleri” yazılmalıdır). Polevoy’un çocuklar için yazdığı Rus tarihi (1835) Tatar tarihine yeni bir yaklaşım getirmiştir. Bu kitap gayet tesirli olmuş ve Polevoy’un bazı görüşleri her yerde gerçekler olarak kabul görmüştür. “Tatarlar Kırım’da ve Kazan’da kaldılarsa da, onların Altın Orda’ları artık sona erdi.”  21 (Böylelikle Polevoy Doğu Avrupa tarihinde büyük bir boşluk meydana getirmiş oldu.) Bundan sonra, Ruslar kolaylıkla Kazan’ı ve az nüfuslu İdil Ardı Ordası’nı aldılar. Pekiyi, 1502 sonrasında “Kırım Tatarları”nın hakkından gelmeleri için neden 281 yıl beklemeleri gerekmiştir? Çünkü “Kırım Hanlığı” modern tarihçilerin yok saydıkları çok sayıdaki Ulu Orda Tatarları tarafından savunulmaktaydı.

Ulu Orda’nın “yok edilmesi”ne dair (Bir Rus knyazı istediği için bir Tatar hükümdarının Altın Orda’yı “imha etttiği” gibi) pek çok uydurma hikâyeyi burada zikretmenin gereği yoktur. Ancak üç gerçekdışı hikâyeden söz etmek lâzımdır. Bu hikâyeler, 1480’de Ulu Orda’nın “sonu”, 1505’de “son hükümdarı”nın “idam edilmesi” ve Altın Orda’nın “payitahtı”nın 1502’de “tahrip edilmesi” hakkındadırlar. 
 

1480 yılı Rus tarihi açısından kaydadeğer bir tarih olmakla birlikte, Ulu Orda tarihi açısından aynı ölçüde önemli bir tarih değildir. 1480’de III. İvan haraç ödemeyi veya Ulu Han’ın kendisinden istediğini yapmayı reddetti (Söz konusu Han, Namagan sülâlesinden olan İdil Ardı’ndan Ahmed idi). Diğer bir ifadeyle, İvan, 1501’de Ahmed’in oğlu Şeyhahmed için yapmayı taahhüt ettiği şeyi (“Ben onun sâdık bendesi (holop) ve hizmetkârı (ratay) olacağım.”) 1480’de Ahmed için yapmayı reddetmişti. İşte bunun içindir ki, Rus âlimlerinin Ulu Orda meselelerine olan ilgisi 1480 sonrasında kaybolup gitmiştir. Moskova 1480’de bağımsızlığını kazandığı için, bu noktadan sonra Ulu Orda işleri Rus tarihçileri için önemini kaybetmişti. 22

İlginç, fakat gerçektir ki, beş büyük Altın Orda tarihinden dördü bu devletin bilfiil ömrünü 1480’de sona erdirmektedirler. Pek çok âlimin de bu kitapların yazarlarının fikirlerine katılmaları ayrıca ilgi çekicidir. Evet ama, vasallarından biri bağımsız hale geldi diye nasıl olur da bir devlet otomatikman ortadan kalkabilir? Lâkin öyle anlaşılıyor ki, eğer o vasallar Rus ise, tâbi oldukları hükümdarlar Moğol asıllı ise ve o hükümdarlar tarafından yönetilen halklar Müslüman ve Türkçe konuşurlar ise pekâlâ bu olabilmektedir! Bu mantığa göre, Osmanlı İmparatorluğu da Erdel’i (yani Transilvanya’yı) kaybettiği 1699 yılında ortadan kalkmış olmalıdır! 23

Ancak 1480’de bu devletin “sonu”nun gelmesi başka bir mantık yürütmenin neticesinde olmuştur. Bu 1944’de bir Tatar milletinin başına gelenlerle ilgilidir. 1930’larda A. Yakubovskiy Altın Orda tarihini araştırmaya başladı (Onun Altın Orda ve Çöküşü adlı kitabı 1950’de yayınlandı). 1937’de Yakubovskiy bu devletin XV. yüzyıldaki tarihini incelemeye başladı. Onun konuya ilişkin devlet belgelerini gördüğüne şüphe yoktur. Bundan emin olabiliriz, zira onun bibliyografyasında yer alan eserler arasında bu belgeleri zikreden bir çok yazarın çalışmaları mevcuttur. XIX. yüzyılda Rusya’da neşredilen belgelerin 1502 sonrasında, 1502 öncesinde ve 1480 öncesinde Ulu Orda ile ilgili oldukları Yakubovskiy’nin dikkatinden kaçmış olamaz. Fakat onun kitabının ne asıl metninde, ne dipnotlarında, ne de bibliyografyasında bu belgeler zikredilmemektedir. Neden? 24

1884 kolleksiyonunun 419. sayfasında 28 Haziran 1502’de Ulu Orda’daki hanedân değişikliğinin şahidi olan Kiselyov adlı bir Rus diplomatının Moskova’dan şu dehşet verici haberi verdiğini okuyoruz: “Mengli Geray Şeyhahmed’i bozguna uğrattı ve onun hükûmetini ve halkını ele geçirdi”. Bu demek oluyor ki, Ulu Orda uzun yıllardır olduğundan çok daha güçlü bir hale gelmiştir. 28 Haziran 1946’da ise Moskova’dan duyurulan bir haberde (İzvestiya, sayfa 5) bir Tatar milletinin mevcudiyetinin resmen sona erdiği ilân ediliyordu. Bu tarihten iki yıl öncesinde pek çok Kırım Tatarları öldürülmüş, bu milletin geri kalanları vatanlarından sürülmüş, demiryolu vagonlarına tıkılmış ve darmadağın edilmişlerdi. 25 Bu insanlar, bir zamanlar Cengiz Han’ın torunu Orda’nın soyundan gelen Namagan sülâlesinin, yani “İdil Ardılı” Cânî hanedânının irsî toprakları olan arazilere [bugünkü Özbekistan toprakları] dağıtıldılar.

Acaba Yakusovskiy neler okumuş olduğunu her hangi bir kimseye söylemiş midir? Acaba Stalin “Kırım Tatarları”nın Ulu Orda halkının tamamının doğrudan torunları olduğunu idrak etmiş miydi? Yoksa Stalin “tarihteki bir çelişkiyi düzeltmiş” ve 28 Haziran 1946’da, basılmış belgeleri okumadıkları için Altın Orda’yı 1502’de yanlışlıkla “yok eden” tarihçilerle alay mı etmişti? (Stalin tabîi ki Altın Orda’dan hoşlanmıyordu.)

Yakubovskiy yazdığı Altın Orda tarihini 1480’de bitirir. Onun kitabı bir çok dile tercüme edilmiştir. Onun muğlak son paragrafını okuyalım. İşin gerçeği ne olursa olsun, Yakubovskiy’nin devlete yaptığı hizmeti, güyâ “Kırım Tatarları”nın Rusya’nın kadim düşmanı Altın Orda’yı 1502’de “yok ettikleri”ni okuyucuya hatırlatmamak idi. Aynı kitabın diğer yazarı olan B. D. Grekov 1952’de Pravda’da şunları yazıyordu: “Rus tarih bilimi, Rus Sovyet tarihçileri, Kırım’ın tarihini tahrif eden yabancılarla mücadele etmelidirler”. Safargaliyev kendi kitabını yazdığında (1960) bu mesajı kulağına küpe etmiş olmalıdır. Nitekim, onun yazdığı kitap Altın Orda tarihini başından itibaren ele almaktaysa da “Altın Orda’nın Çöküşü” şeklinde garip bir başlığı vardır. O da Ulu Orda’nın tarihini 1480’de sona erdirmektedir. Bu yazar da belgelerde yazılı olanları biliyor olmalıdır; onlara atıf yapacak, hattâ onlardan alıntılar yapacak cesarete sahiptir. Yine de Safargaliyev 1502’yi zikretmez. 26

Ulu Orda’nın “son” hükümdarı Şeyhahmed’in 1505’de öldürüldüğü, 1835’den beri pek çok tarihçiler tarafından zikredilegelmiştir. Bunun sebebi, bu vakanın Altın Orda’nın tabutu üzerine çakılan son çivi olarak düşünülmesi olmalıdır. 1971’de B. Spuler adamcağızın 1505’de kellesinin uçurulduğunu keşfetti. Gayet uygun bir durum! Lâkin Moskova’nın bu “amansız düşmanı” gerçekten de III. İvan’dan bir kaç ay önce mi ölmüştür? 1517’de bir Habsburg elçisi Şeyhahmed ile birlikte yemek yemişti (Elçi Herberstein kitabında bizlere Şeyhahmed’in nasıl yemek yediğini anlatmaktan kaçınmaktadır). Yoksa Litvanya hükûmeti mensupları da eksantrik kimseler miydi? Ne de olsa, bu hükûmetin mesul bir memuru (Zamboczki), 1527’de Şeyhahmed’in 1527’de Vilnius’dan bozkır sınırlarına kadar “5000 Litvanyalı süvari” eşliğinde gönderildiğini kaydetmektedir. 27

Ulu Orda’nın “payitahtı”nın 1502’de “yerle bir edilmesi” dünya tarihinin en olağanüstü hadiselerinden biri olmalıdır. Böyle olmalıdır, zira bu şehir, kendisi de ordusu da aynı anda çok uzak iki ayrı yerde birden olabilen bir adam tarafından “yerle bir edilmiştir”!

Bu şehrin Saray olduğu ve Volga üzerinde yer aldığı söylenmektedir. Ancak, Ulu Orda’nın 1502’de Volga (İdil) üzerinde bir “başşehri” yoktu ki! Bu Saray’ın 1480 sonrası belgelerde adı bile geçmemektedir. İdilboyu’ndaki Saray’ın 1502’de meskûn olduğuna dair her hangi bir devlet belgesi mevcut değildir. Profesör Fisher’a göre, burası 1502’de Mengli Geray tarafından “kısmen” tahrip edilmiştir. Halbuki Mengli Geray 1502’de Volga’nın yanına bile yaklaşmış değildi. Onun ve ona gönderilen pek çok elçinin 1502’ye ait mektupları neşredilmiştir. Mengli Geray’ın gerçekten de 15 Eylül 1502’de Saray adını taşıyan bir yerde yazdığı bir mektup mevcuttur. Ne var ki, onun maiyyetindeki yabancı elçilerin hareketlerini inceleyecek olursanız, bu Saray’ın Kefe’ye çok yakın bir yerde olduğunu anlarsınız. Kefe ise, malûm ki, Kırım’dadır. Yoksa Kırım 1502’de Volga kıyısında mı yer almaktaydı? Eğer öyleyse bile, belli ki Kırım o zamandan bugüne kadar yer değiştirmiş olmalıdır! 28

Halil İnalcık, Alexandre Bennigsen ve diğerlerine göre, Mengli Geray’ın “Volga üzerindeki başşehir Saray’ı” 1502’de “yerle bir etmesi” Altın Orda’ya “öldürücü bir darbe” vurmuştu (Kim bilir belki de o Tatarlar kalp krizi geçirmişlerdir!). Mengli Geray 15 Eylül 1502’de III. İvan’a yazdığı mektupta yakınlarda “atına binemediğini” yazıyordu. 29 Kadim payitahtları yerle bir etmek, imparatorlukları yok etmek veya milletleri yeryüzünden silmek tarihçilerin iş değildir.

Netice olarak, asil bir millet olan “Kırım Tatarları” Ulu Orda Tatarlarıdır, ya da diğer bir deyimle Altın Orda’nın halkıdır. Bu sadece benim görüşüm değil, aynı zamanda da basit bir hakikattir. Kırım Tatarları, tarihi XV. ve XVI. yüzyıl belgelerinde hakkıyla tasvir edilmiş olan Ulu Orda’nın halkının bir kısmının ahfâdı değillerdir. Onlar, yöneticileri 1502’de Ulu Han Mengli Geray’a biat etmiş olan Ulu Orda halkının tamamının ahfâdıdırlar. Söz konusu olan Ulu Orda yöneticileri Ulu Ulus’a mensup olan asiller, yani Kıyat, Kıtay, Kongırat, Kıpçak ve Mangıt (sonradan Mansur adını aldı) sülâlelerinin üyeleriydi. 1502’de bunlar ve bunların idaresindeki pek çok uluslar, Cengiz Han’ın torunu ve Namagan’ın atası olan Orda’dan inen sülâlenin ve Şeyhahmed’in Batu’nun tahtı (bu “taht” aslında halk idi) üzerindeki hak iddialarını ebediyyen reddettiler. Bunlar 1502’den 1783’e kadar Togay Timur (Cengiz Han’ın torunu ve Batu’nun kardeşi) hanedânına mensup Ulu Hanları desteklediler. 1502 öncesinde (1501’de) Mengli Geray’ın hizmetindeki 25.000 yetişkin Tatar erkeğin ailelerinin ailelerine ne olmuştu? Onlar kimlerdi? Neşredilmiş vesikalara ve asil Şırın sülâlesinin soykütüğüne göre, bunların çoğu hanedân kavgaları esnasında Kırım’a yerleşmiş olan Ulu Orda Tatarlarıydı. 30 Eğer benim burada takdim ettiğim iktibasların gücünü ve mânâsını kabul etmiyorsanız, o zaman Moskova, Litvanya, Lehistan ve Ulu Orda hükûmetlerinin, o zaman henüz dünyaya bile gelmemiş olan on nesillik tarihçi grubunun şanına leke sürmek üzere ortaklaşa bir komplo hazırlamış olduklarına inanmanız gerekir! 31 
 Verbum oris est verbum mentis 

[/ihc-hide-content]

Emel Dergisi 224, Ocak – Şubat 1998 

Bakınız

18  MAYIS 1944 KIRIM SÜRGÜNÜ -2014 RUSYA İŞGALİ VE ZULÜMLERİ

                      BİLDİRİ          …