Bugünkü Sovyetler Birliği Dış politikasında Türkistan’ın Ehemmiyeti
Baymirza HAYİT.
Rusya Komünist Hükûmet’i, kurulduğu zamandan itibaren, Türkistan’a ayrı bir önem vermişti. Çünkü bu Türk ülkesi Asya’nın kalbinde, Sovyetler’in Asyadaki hareketleri için köprü vazifesi görecek imkânlar ortaya koyabilecekti. Sovyet rejiminin istediğine göre, Türkistan’ın Sovyet Rusya’nın Doğu ülkelerindeki dışpolitikası için temel bir unsur olarak kullanılması gerekti. [ihc-hide-content ihc_mb_type=”show” ihc_mb_who=”2,3″ ihc_mb_template=”1″ ]
[/ihc-hide-content]
Bunun için ilk talimatı Lenin vermişti. Lenin, 22 Kasım 1919 da Doğu Halkları Komünist Teşkilâtlan’nın ikinci kurultayında yaptığı konuşmada, Doğu Ülkeleri komünistlerinden, doğu halklarını tanımalarını talebetmişti. Lenin’e göre şark komünistleri önce millî burjuvaziye istinad etmeye mecburdular, sonra da onlara doğu halklarının «tek kurtuluş umudunun milletlerarası (Enternasyonal) ihtilâlin başarısına bağlı olduğu» telkin edilmeliydi1).
Bir Amerikalı gazeteci 1919 da Lenin’e Sovyet-Rusya hükümetinin Afganistan, Hindistan ve diğer memleketlerdeki faaliyetlerini sorduğunda, Lenin 20 Haziran 1919 da aşağıdaki cevabı vermiştir:
«Bizim sovyet cumhuriyetimizin Afganistan, Hindistan ve Rusya dışında diğer müslüman memleketlerdeki faaliyeti Rusya içindeki müslüman ve gayrirus halklar arasındaki faaliyetinin aynıdır»2).
Lenin 4 Kasım 1919 da Türkistan komünistleri’ne yazdığı mektubunda:
«Türkistan halkları nezdindeki hakiki münasebetleri teşkil etmek, Rusya Federatif Sosyalist Sovyet Cumhuriyeti için zamanımızda, mübalâğa etmeden söylenebileceğimiz gibi, büyük, dünyayı kapsayan tarihi ehemmiyeti haizdir»3) der.
Lenin 13 Eylül 1921 de Sovyet Hükûmeti’nin Türkistan’daki temsilcisi Yoppe’ye yazdığı mektupta:
«Türkistan’da cereyan eden hadiseler Hindistan ve bütün doğuda konuşulacaktır. Bu ülkede şakaya mahal yoktur. Burada bin defa daha dikkatli olmak gereklidir»4)
diyerek onun dikkatini çekmişti. Lenin’e göre sovyet politikası Türkistan’da bir dünya problemi olarak kabul edilmelidir. Çünkü Türkistan vasıtasıyla Asya’yı etkilemek mümkündür5).
Lenin’in yukarıdaki beyanlarından görüyoruz ki, Türkistan’dan Sovyet Rusya dışpolitikasında istifade etme fikrinin temelleri ilk olarak Lenin tarafından ortaya atılmıştır.
Lenin zamanında Sovyet liderleri Türkistan’ın Sovyet Rusya dışpolitikasındaki rolü meselesinde ideolojik esasları hazırlamışlardır. Sovyet liderleri aşağıdaki fikirleri ileri sürmüşlerdi:
«Türkistan dünya tarihinde Asya’nın Avrupa’ya kapısı rolünü oynamıştır. Şimdi Türkistan, Avrupanın (Rusya’nın denmek isteniyor – Hayit) Asya’ya kapısı görevini yapmalıdır».
«Türkistan komünizmin Asya’daki ileri karakoludur».
«Türkistan (Sovyet) Cumhuriyeti Asya’nın başka ülkelerinde ihtilâl fikirlerinin yerleştirilmesi için temel olmuştur ve bu halde kalacaktır. Bundan başka bir kanaat sahibi olmak esaslı bir tarihî hata olacaktır.
«Türkistan bizim ideolojimizi doğuya yaymak için merkezdir.
«Çarlık hariciye bakam Gorçakov şöyle demişti:
Rusya’nın geleceği Asya’dadır. Rusya halkları ve mazlum Asya halkları siyasî ve İktisadî müşterek menfaatlara sahiptirler. Bundan Sovyet Rusya Doğu – Politikasının hatları ortaya çıktı.»
«Bizim düşmanlarımız bizi eski tipdeki ve eski zamandaki Rus emperyalistleri şeklinde göstermek için gayret edeceklerdir. Doğu halkları arasına girmenin tek yolu, doğu halkları komünistleri veya müslümanları adına hareket etmekle mümkün olabilir.»
«Türkistan komünist ihtilâli mikroplarının doğuda taşıyıcısı olmalıdır» 6).
Bugüne kadar Sovyetlerin bunun gibi fikirlerinde değişiklik olmamıştır. Yalnız bu fikirlere, Türkistan’ın doğu halklarına kapitalizm devrini görmeden sosyalizm dönemine geçebilecekleri konusunda örnek olabileceği hakkındaki iddialar eklenmiştir. Bunun gibi teorik esaslarla Sovyetler Türkistan’ı kendi dışpolitikaları için kullanmağa gayret etmişler ve bundan bugüne kadar vazgeçmemişlerdir.
Sovyet Rusya, Türkistan’ı dışpolitikasında bir alet olarak kullanmağa başlamadan önce, Türkistan’da kendi hâkimiyetini kuvvetlendirmek zorunda kalmıştı. Türkistan’ı sovyetleştirmek, komünizm rejimi altında yaşamaya zorlamak, islamiyetin buradaki tesirini zayıflatmak, Buhara ve Harezm halk cumhuriyetlerinin bağımsızlıklarına son vermek, Türkistan’ı 5 sovyet cumhuriyeti perdesi altında parçalamak, basmacılık olarak adlandırılan Türkistan millî mücadelesine 1935 yılına kadar son vermek ve Türkistan yerli halkı arasında komünist kadrolar hazırlamak gibi tedbirler sovyetlerin Türkistan’dan dışpolitikada bir alet olarak faydalanması için esaslar ortaya koydu.
1919 -1923 yılları arasında Türkistan’da, Komünist Enternasyonal’inin Doğu Halkları Propaganda Meclisi faaliyet göstermişti. Bu meclisin başkanı, o zaman Türkiye Komünist Partisi’nin birinci sekreteri olan Mustafa Suphi idi. Şurası da gözden uzak tutulmamalıdır ki, Hindistan ve İran Komünist Partileri Türkistan’da kurulmuştu. Sovyetler Rusya hakimiyetinde bulunan Doğu hakları vasıtasıyla, Batı Avrupa devletleri hakimiyet altında bulunan Doğu halklarını kendi lehlerine kazanmayı ümid ediyorlardı. Bunun için Eylül 1920 de Doğu Halkları Kurultayı’nı teşkil ettiler. Sovyetler bu kurultaya büyük ümit bağlamışlardı. Lâkin, meydana gelen olaylar bu kurultayın Sovyetler için zararlı olduğunu ortaya çıkarmıştı. Kurultaya iştirak eden Türkistanlı delegelerden avukat Narbutabek Sovyet Rusların Türkistan’daki politikasına hücûm etmiş ve konuşmasıyla Doğu halkları nezdinde sovyet parolalarına şüphe meydana getirmişti. Sovyetler bu kurultaydan sonra ikinci bir Doğu Halklar Kurultayı toplamaya cesaret edemediler. Fakat müslüman doğu halkları arasında çalışmak ve komünizm propagandasını yürütmek için Mekke şehrinde faaliyet göstermek taktiğini kullandılar. Nazir Törekul adlı bir Türk 1928 -1931 yıllarında Sovyetler Birliği’nin Suudi Arabistan büyükelçisi olarak vazife görmüştür. O, Türk ve müslüman sovyet büyükelçisi Mekke’de hacılar arasında komünizm propagandası yapmıştır. İslâm perdesi altına gizlenmek isteyen komünizm hareketini Suudi Arabistan hükümeti, aradan birkaç yıl geçtikten sonra, farketmiş ve Sovyetler Birliği ile diplomatik münasebetlerini kesmiştir. Sovyetler Birliği ile bu güne kadar diplomatik münasebetlerde bulunmayan tek müslüman devleti Suudi Arabistan’dır.
Stalin devrinde Türkistan, Doğu memleketlerinde yürütülen komünizm propagandasının merkezi haline getirilmiştir. Fakat, Türkistan kapıları yabancılara açılmamıştır. Doğu memleketlerinden Türkistan’a talebeler getirilmiş ve bunlar sovyet ruhunda eğitildikten sonra memleketlerine gönderilmişlerdir. Stalin devrinde, Sovyet Rusya’nın Türkistan politikası’nı «adil» olarak yürüttüğü ve millî meseleleri «doğru yoldan halletdiği» doğu memleketlerinde birer örnek olarak propaganda ediliyordu. İkinci dünya harbi sonuna kadar istiklâli olmayan Asya halklarına Türkistan’ı bir misâl okul olarak göstermişlerdi. Asya halkları da buna inanıyordu.
Sovyetler Birliği, Türkistan vasıtasıyla doğu halklarına hürriyet kazanmak ve onlara hürriyet getirmek konusunda çok konuştu. İkinci Dünya Savaşından sonra birçok halklar millî hürriyetlerine kavuştular. Sovyetler bu durumun Sovyetler Birliğindeki komünizm rejiminin tesiri ile meydana geldiğini göstermek için gayret ettiler ve bu sahtekârlıklarına halâ devam etmektedirler. Dünya biliyor ki, Sovyetler halklara hürriyet getireceğiz demişler ve şimdi de diyorlar, lâkin dünyanın hiçbir halkına hürriyet getirmemişlerdir. Bu durumu istiklâlini yeni elde etmiş devletlerin idarecileri biliyorlardı. Sovyetler hemen taktik değiştirmek zorunda kaldılar. Yeni devletleri kazanmak maksadıyla sovyet dışpolitikası komünist olmayan devletlerin burjuvazisi aleyhinde cephe açmaktan vazgeçerek «Millî demokratik devletler teorisini» ortaya attı. Bu memleketlerde Sovyet tesirini yaymak için Türkistan’ı örnek olarak gösteriyorlardı ki, bu konudan yazımızın sonunda bahsedeceğiz.
Sovyetler Birliği dışpolitikası diplomatik münasebetler içinde yalnız devlet menfaatlarının temsilini değil aynı zamanda komünizm propagandasını da ihtiva etmektedir. Komünizm ideolojisinin propagandası sovyet dışpolitikasının ana meselesidir. Sovyet dışpolitikası, umumiyetle komünizm prensiplerinin tanıtılması meselesinde devletlerin dahili durumunu nazarı dikkate almaz, çünkü asıl gayenin bu memleketlere komünizm ideolojisini sokmak olduğunu sovyet kaynakları açıkça bildirmektedir. Komünist rejimin hakim olmadığı devletlerin dahili hayatını bozmak ve bu devletler vatandaşlarında komünizme samimi bir inanç hasıl etmek Sovyet dışpolitikasının devamlı bir vazifesi olmuştur. Sovyetler propagandanın kuru sözlerle yapılmaması gerektiğini iyi bilirler. İnsanlarda inanç hasıl edecek propaganda vasıtalarına ihtiyaç vardır. İşte Türkistan sovyetlerin bu konuda seçtiği propaganda vasıtalarındandır. Türkistan, komünist olmayan halklar için bir vitrin haline getirilmiştir. Bunun için komünistler Türkistan’da bazı meselelere önem verdiler. Sovyetler Birliği’nin her tarafında olduğu gibi Türkistanda da işsiz yoktur. Ziraat işleri makineleştirilmiştir. Türkistan, sanayi ocakları sayısı noktai nazarından Asya kıtasında Japonya’dan sonra en kuvvetli bölge olarak hesaplanmaktadır. Çeşitli okullar vardır. Üniversiteler, yüksek okullar, akademiler, tiyatrolar, sinemalar, Türkçe neşredilen gazete ve dergiler oldukça fazladır. Sovyet propagandasına göre Türkistan’daki Özbekistan, Türkmenistan, Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan devletleri bağımsız devletlerdir. Bunu isbat etmek için bu sovyet cumhuriyetlerinin anayasaları, parlamentoları, bakanlar kurulları, hattâ dışişleri bakanlığı gibi teşekküller meydana getirilmiştir. Dışardan gelen herhangibir insan Türkistan İktisadî ve kültür hayatım gördükten sonra bunların ne şekilde meydana getirildiğini düşünecektir. Sovyet propagandası ise bütün kuvvetiyle bugünkü Türkistan hayatının komünizm mahsulü olduğunu bütün gücüyle propaganda etmektedir. Asya ve Afrika’dan Türkistan’a gelen birçok insanlar da buna inanmaktadırlar. Türkistan’a gelen yabancılar sovyet oyunlarını bilmedikleri için büyük «kominizin mucizesi»ne inanmak zorunda kalıyorlar. Lâkin Türkistan’da bir mazlum halkın yaşadığından, bu ülkede Rus emperyalizminin hakim olduğundan habersiz kalıyorlar. Sovyet propagandası da halkları uyutma yolunu iyi bilir. Şayet, eski Doğunun «bir yalandan kırk yalan» çıkarmak hikâyesinin Sovyetler Birliğinde bir pratik üslub olduğu öğrenilmek istenirse, o zaman bunu seyretmek için Türkistan’a gelinmelidir. Fakat, sovyetler bunu dış dünyadan gizlemeyi iyi bilirler.
Türkistan gibi istiklâli olmayan bir ülkenin, hür memleketlere nisbeten süistimal edilmekte olduğu konusunda bugüne kadar imkânlarımız dairesinde beyanlarda bulunduk. Lâkin, Sovyet Rusya imparatorluğunun kuvvetli mekanizması hakikatları tahrif etme konusunda büyük imkânlara sahiptir. Bunun için mazlumların sesi dinlenmemekte, zalimlerin sesi ise her yerde ayyuka çıkmaktadır. Türkistan, zamanımızda sovyet dış münasebetlerinin bir «nümune okulu» olarak sovyetlerce kullanılmaktadır. Bunun için bu konudaki bazı sovyet fikirleri açıklanmalıdır. Bunlardan birisi aşağıdaki gibidir:
«Sovyet doğu halklarının, SSCB’ndeki diğer halkların ve demokratik halk cumhuriyetlerinin başarıları gösterdi ki, şayet hakimiyet büyük komünist partisinin rehberliği altında emekçilerin elinde olursa, İktisadî ve kültür rel sahada büyük gelişmeleri gerçekleştiremeyecek hiçbir halk yoktur ve olamaz» 7).
Kuruşçov New York’da Birleşmiş Milletler Toplantısmda 1960 da şöyle demişti :
«Biz Rusya’nın sabık hudut ülkeleri tecrübesinden gurur duyuyoruz, çünkü isbat edildi ki, bir neslin hayatı esnasında Doğu memleketlerinde de geriliği, cehaleti, açlığı tamamen yok etmek ve bu ülkeleri iktisaden gelişmiş memleketler safına sokmak mümkündür»8).
Kruşçev 1964 yılında Pişbek (= Frunze) şehrinde şunu demişti:
«Sizler (Türkistanlılar demek istiyor – Hayit) şarkın bütün halkları için meşale olan, Orta Asya cumhuriyetlerinde Asya’nın hakiki merkezinde yaşamaktasınız. Komünizm temeli üzerine yeni hayatın nasıl inşa edildiği, burada ortaya koyuldu»9).
Bu tip beyanlardan öğreniyoruz ki Türkistan Sovyetler Birliği dışpolitikası İçin kullanılmaktadır.
Kuruşçev Sovyetlerin Türkistan’dan dış memleketlerde ne şekilde faydalanması gerektiği konusundaki fikirlere daha da açıklık kazandırdı. Onun zamanında Türkistan’ın kapılan Asya ve Afrika halkları temsilcilerine ardına kadar açıldı. 1956 dan günümüze kadar Türkistan’a 200 000 den fazla Asyalı ve Afrikalı resmi şahıs davet edilerek bunlara «komünizm okulu» gösterilmiştir. Sovyetlerin ideolojik cephedeki büyük oyunu 1958 yılındaki Asya ve Afrika yazarlar konferansı ile başlamıştır. Bu konferans yoluyla sovyetler «Taşkent Ruhu» adlı parolayı propaganda etmeye başladılar. Taşkent ruhu dendiğinde Sovyet ideolojisinin tesiri görünmekteydi. «Taşkent ruhu» 1955 de başlayan «Bandung ruhu» adlı şiara karşı koyulmuştur.
1959 dan 1969 a kadar Türkistan’da Asya ve Afrika halklarının 25 den fazla beynelmilel seminerleri ve konferansları toplanmıştır. Bu toplantılarda Sovyetlerin çeşitli problemlerle ilgili fikirleri konferansa iştirak edenlere bildirilmiştir10).
Sovyet dışpolitikası Sovyetler Birliği dışında yaşamakta olan halkların fikrî hayatına tesir etmek için her yola başvurmaktan çekinmedi. Sovyetler, Türkistan’ın tarihi kültürel hayatına karşı samimiyetlerini isbat etmek için, Türkistan’ın geçmiş problemleri ile meşgul olan beynelmilel konferanslar da tertibettiler. Bunlardan biri 27 Eylülden 5 Ekim 1968 e kadar Düşembe şehrinde devam ettirilen «Orta Asya Kuşan İmparatorluğunu Araştırma için Beynelmilel İlmi Konferans» idi. 11).
İkincisi ise Eylül 1969 da Semerkant’da toplanan «Timur devri sanati hakkında beynelmilel symposium» dır. 12).
Sovyetler 1 – 7 Ekim 1969 da Alma – Ata şehrinde 50 devletin mümessillerinin iştirak ettiği beynelmilel bir konferans topladılar. Bu konferansda «Lenin ve halkların millî bağımsızlık hareketleri» konusu tartışıldı13). Kazakistan KP birinci sekreteri Kunayev’e göre Asya, Afrika ve Lâtin Amerika devletleri hür devletler değil, emperyalizm tesiri altında olan devletlerdir. Ona göre bu devletlerin halklarının Leninizm esasında millî bağımsızlık için mücadele etmeleri gerekmektedir 14). Ocak 1970 de Moskova’da toplanan «Zamanımızda Leninizmin ehemmiyeti ve antikomünizmin tenkidi» adlı beynelmilel konferansda Sovyetler Birliği içindeki ve dışındaki halkların «millî hürriyetleri» ayrıca tartışılmıştır. Sovyetler Birliği Bilimler Akademisi Asya Halkları Enstitüsünün müdürü Babacan Gafurov (Türkistan’lı) ve Suriye KP başkanı Bağdaş, Asya ve Afrika halklarının devam etmekte olan millî istiklâl mücadelesinden bahsetmişlerdir. Sovyetler ortaya iki doğulu çıkararak bunlara halkların hürriyetinden bahsetmişlerdir. Onların anladığı manâdaki hürriyet tabiatiyle komünizm hakimiyetinin yerleştirilmesi anlamını taşır. Bunu Moskova çok iyi bilmektedir, lâkin batı dünyası bundan gelecek facialardan habersiz kendi havatını sürdürmektedir.
Türkistan Sovyet Cumhuriyetlerinin sovyet diplomasisinde ayrıca bir ehemmiyeti yoktur. Türkistanlılardan yalnız iki kişi: Nurettin Muhitdinov Suriyede ve Seıver Azimov Lübnanda Sovyetler Birliği’nin büyükelçiliklerini yapmaktadırlar. Bunların dışında bir gurup Türkistanlı doğu memleketlerinde SB sefaretlerinde küçük hizmetlerle görevlidirler. Türkistanda 5 hariciye bakanlığı olduğu halde, Türkistan’da yabancı ülkelerin diplomatik temsilcilikleri yoktur. Türkistan’daki bu sovyet hariciye bakanlıklarının da dışarda temsilcilikleri yoktur. Türkistan sovyet diplomasisinin yardımcısı olarak kullanılmaktadır. Sovyetler Birliği dışpolitikasında propaganda çok önemli yer tuttuğundan bu konuda Türkistan’dan yeteri kadar istifade edilmektedir. Türkistan’da sovyetlerin harici memleketlerle temaslar yaratan teşekkülleri ciddiyetle çalışmaktadır. Bu teşekküller aşağıdakilerden ibarettir.
1) Türkistanlı Mirza Tursun – Zade başkanlığındaki Asya ve Afrika ülkeleri sovyet dayanışma komitesi. Merkezi Moskova’da. Türkistanda bu tip komitelerin sayısı 5 dir. Bunların vazifesi ideoloji meselelerinde Sovyetler Birliği ile Asya – Afrika halklarının işbirliğini temin etmekdir.
2) Türkistan’lı Ziyaeddin Babahanov başkanlığındaki Orta Asya ve Kazakistan Müslümanlar idaresi. Merkezi Taşkent’de. Bu dini idare sovyet propagandasını İslâmiyet yoluyla müslüman memleketlerde, bilhassa Yakın -Şark’da yürütmektedir. Müslüman doğu memleketlerinde rolü büyüktür. Çünkü din adamları sovyetlerin İslâm aleyhindeki politikasından habersiz: kalmışlardır.
3) Türkistan’lı Kâmil Noman Yaşin başkanlığındaki merkezi Taşkent’de olan Asya ve Afrika Yazarları ile ilgi kurmak için Sovyet Bürosu. Bu idare, yazarları sovyet ideolojisi yoluna sokmak için gayrettedir. Bu büro vasıtasıyla 1967 den bu yana Türkistan’a 300 den fazla Asya ve Afrika yazarları davet edilmiş ve Türkistan’dan dış ülkelere 189 sovyet yazarı gönderilmiştir 15).
4) Yabancı memleketlerle dostluk ve kültürel münasebetler için Özbek, Kırgız, Türkmen, Kazak ve Tacik demekleri mevcuttur. Bu dernekler dostluk perdesi altında sovyet propagandasını yürütmektedirler. Bunlar arasında en aktif çalışan Özbek Derneğidir. Bunun Asya ve Afrika halkları nezdinde 700 den fazla muhabir vardır 16).
5) Arap Halkları ile Dostluk için Sovyet Derneği. Merkezi Moskovada. Türkistanda 5 şubesi vardır.
6) Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan, Türkmenistan ve Tacikistan ilimler akademileri. Bu akademiler Asya ve Afrikada bulunan ilim adamları ile münasebetler kurmuşlardır. Sovyetler ilim yoluyla komünist olmayan ilim adamlarını kendi tesirleri altına almak arzusundadırlar.
7) Özbekistan, Kırgızistan, Kazakistan, Türkmenistan ve Tacikistan cumhuriyetlerinin hariciye bakanlıkları, komşu ülkeler hakkında enformasyon toplamakla meşguldürler. Bu bakanlıklar diplomasi işleri ile meşgul olmadıklarından, sovyetlerin doğu halkları meselesi ile uğraşan derneklerin faaliyetlerini koordine etmektedirler. Bu bakanlıklar aynı zamanda Türkistana dış memleketlerden gelen delegelere Türkistan cumhuriyetlerinin bağımsızlığını anlatmak zorundadırlar.
8) Merkezi Taşkent’de bulunan Türkistan Askeri Bölgesi komşu ülkelerde sovyet silâhlarının kuvvetini nümayiş etmekle görevlidirler. 1969 yılı sonunda merkezi Alma-Ata’da olan Orta Asya Askeri Bölgesi teşkil edilmiştir. Bu komutanlık Sovyetler Birliği ile Çin arasındaki sınır meseleleri ve diğer anlaşmazlıklarla ilgilenmektedir.
Yukarıda zikredilen sovyet organlarından başka, Türkistan Sovyetlerin yazı ve konuşma propagandasının merkezi haline getirilmiştir. Türkistandan her yıl Asya ve Afrika memleketlerine 35 milyon nüshadan daha fazla propaganda yayınlan gönderilmektedir. Bunların arasında «Bugünkü Özbekistan» dergisi Rus, İngiliz, Fransız, Arap, Ordu ve İran dillerinde neşredilmektedir. 50 den fazla dokümantasyon filmi Asya ve Afrika ülkelerinde gösterilmektedir. Taşkent radyosu Ordu, Hindu, Peştu, ve İran dillerinde neşriyat yapmaktadır. Asya ve Afrika ülkelerinde Sovyetler tarafından kurulan sanayi tesislerinde 7000 e yakın Türkistanlı çalışmaktadır. Bunlar ideolojik cihetten iyi terbiye edilmiş insanlardır. Hariçdeki Sovyet kontrol organlarının baskısı altında bunlar iyi çalışmaktadırlar.
Asya ve Afrika ülkelerine tiyatrocular göndermek, sovyetlere sempati temin ■ettiği gerekçesiyle büyük önem kazanmıştır. «Bahar» adlı tiyatro gurubunun Kahire’den Jakarta’ya, Madras’dan Tehran ve Kabil’e kadar uzanan yerlerde meydana getirdiği etkiden sözetmeye lüzum yoktur.
Sovyetler’in Türkistan yoluyla yürüttüğü dışpolitika insanların kalplerini kazanmaktan ibarettir. Bu meselede sovyetler başarı kazanmışlardır. Asya ve Afrika’da öyle ülkeler varki bu ülkelerde Amerika ve Batı Avrupa aleyhinde açıkça istenildiği kadar konuşulabilir, lâkin Sovyet Rusya aleyhinde konuşmak isteyenler çeşitli engellerle karşılaşırlar.
Sovyetler Türkistan’a komşu olan İran, Afganistan, Pakistan ve Hindistan gibi memleketlerde komünizm ideolojisinin tesirini yaymak için ciddiyetle çalışmaktadırlar. Aynı zamanda İran ve Afganistan’da yaşayan Türkleri kazanmak için de çeşitli taktiklerle hareket etmektedirler. Sovyet Dışpolitikası Türkistan Türklerine kardeş olan Türkiye Türkleri nezdinde ayrı özelliklere sahiptir. Türkistan’da Türkiye ye karşı güvensizlik uyandırmak, Türkiye’yi sömürge olarak göstermek, Türkistan Türklerini Türkiye Türklerinden ayırmak hususlarında ayrıca dikkat göstermekteler. Türkiye meseleleri Türkistan’da iyice araştırılmaktadır. Fakat sovyetler Türkistan Türk’lerinden Türkiye Türkleri arasında komünizm propagandası için istifade etmekle meşgul olmuyorlar. Türkiye’de sovyet tesirini yayma işiyle doğrudan doğruya Moskova meşgul olduğundan, Türkistan Türkiye’de sovyet diplomasisinin hizmetine sokulmamıştır. Buna rağmen Türkiyede dahi Türkistan’daki «komünizm mucizeleri» hakkında yürütülen propaganda az değildir.
Türkistan’daki sovyet cumhuriyetleri Moskova – Pekin çatışması meselesinde önemli stratejik ehemmiyet kazanmışlardır. Çinliler Sovyetler Birliğinden, Türkistan hudutları içinde bulunan topraklardan (bugünkü Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan Sovyet cumhuriyetlerinden) tahminen 2 milyon 600 000 kilometre kare kadarının Çine verilmesini istemektedir17). Buna karşı Sovyet Ruslar Doğu-Türkistan’daki Kazak ve Kırgızların bu adlan taşıyan Kırgızistan ve Kazakistan’la birleşin ilmesini talebetmektedir. Şayet buna Çin hükümeti razı olmazsa, o zaman Kazak, Kırgızlar için Uygurlarla birlikde bağımsız bir Doğu – Türkistan cumhuriyetinin kurulabileceğini bildirmektedirler. Ruslar Çinlilerle olan çatışmalarında Millî mesele ile ortaya atılıyorlar. Çinliler ise millî meseleye bilhassa Türkistan meselesine dokunmaksızın, toprak istemekle yetiniyorlar. Ruslar, Alma-Ata şehrinde sabık Çin generali Zünnun Taipov öncülüğünde «Doğu Türkistan Hürriyet Komitesi» kurdular. Ruslar bu komite vasıtasıyla Doğu – Türkistan’da anti-Çin propagandasını devam ettiriyorlar. Bu komite Doğu Türkistanlı mülteciler arasında da çalışmalara başlamıştır. Rusya ile Çin arasındaki toprak meselesinde olan maceralar Türkistan’ın dünya politikasındaki rolünü ve stratejik ehemmiyetini göstermektedir. Şurası da gözden uzak tutulmamalıdır ki, Doğu – Türkistan Çin atom bombalarının, Batı Türkistan Rus atom bombalarının merkezi durumundadır. Şayet. Rusya ile Çin arasında bir harp çıkacak olursa Türkistan kanlı bir mezar haline gelecektir. Hâdiseler Rusya ve Çinin Türkistan’da kendi hâkimiyetlerini kurmak için çalıştıklarını göstermektedir.
Sovyet Ruslar Türkistan’da Türk ve Müslüman ahaliden kendi rejimlerini dış memleketlerde anlatabilecek kadrolar hazırladılar. Lenin’in arzusuna göre, Türkistan’daki okullar yalnız sovyetler için değil, «doğudaki milyonlarca insanın kalbinin kazanılması için»18) gereklidir. Sovyetler bu isteği yerine getirdiler. Sovyetlerin Türkistan’daki kontrol idareleri birleştirilmiştir. Bu sebepden doğu ülkelerini kazanmak için hazırlanan Türkistan’lı kadrolar da sovyet propagandasının, sovyet dışpolitikasının bir aleti sıfatında hizmet etmektedirler.
Sovyet dışpolitikası mazlum Türkistan’dan kendisinin sahte Anti – Koloniyalizm politikası için bu güne kadar ustalıkla istifade etmiştir. Batı dünyası sovyetlerin Türkistan yoluyla Asya ve Afrika ülkelerine sokulan Anti – Koloniyalizm hakkındaki fikirlerini pek iyi öğrendi. Lâkin o, sovyet propagandasına sovyet koloniyalizmi ile cevap vermek akıllılığım gösteremedi. Türkistan’ı sovyet dışpolitikasının aleti olarak gören Batı-Dünyası Türkistan’daki bugünkü vaziyeti, aynı zamanda millî hareket duygusunu idrak edemedi. Sovyetler kendi tesir daireleri içinde özellikle ideolojik meselelerde sınır ve devletlerin dahili hususlarını tanımıyorlar. Batıda ise genellikle Türkistan meselesinin Sovyetler Birliğinin dahili bir problemi olduğu fikri ileri sürülmektedir. Sovyetlere göre her sovyet cumhuriyeti bağımsızdır ve Sovyetler Birliğinden ayrılma hakkına sahipdir. Bundan Türkistan’ın Sovyetler Birliği’nin bir dahili problemi olmadığı ortaya çıkıyor. Sovyetler, Birleşmiş Milletlerde Kanada ve İngiltere mümessillerinin Rusya koloniyalizmi hakkındaki sorularım da cevapsız bırakmışlardır. Cesaretsizlik öyle bir dereceye ulaşmış ki, Birleşmiş Milletler Toplantısında Biritanya mümessili Sir Patric Dean tarafından ortaya koyulan «Orta Asya için istiklâl ne zaman verilecektir» sualine Sovyetlerin cevap vermesini ciddiyetle talebeden bir devlet mümessili ortaya çıkmamıştır.
Bugün Türkistan’da yaşayan insanlar, Amerika Kongresinin 1959 da ilân ettiği «Esir Milletler Haftası» hakkında iyi bilgilere sahiptirler. Bu kanun Moskova’yı sinirlendirmişti. Maalesef Amerikanın «Esir Milletler Haftası» kanunu gibi bir kanun çıkararak Türkistan gibi esir milletlerin meselesini kendi hürriyet meselelerinden biri kabul eden başka bir devlet de ortaya çıkmadı. Bugün Amerikada bu kanunun ilgasını isteyenler de vardır.
Türkistan millî meselesine yeteri kadar dikkat edilmediğinden, günümüzde Sovyetler Birliği dışpolitikası Türkistan’dan istediği şekilde istifade etmektedir. Bunun önemini de görmekteyiz. Hür Dünya için ortada, sovyetlerin mütecaviz dış-politikasından Asya’da ve Afrika’da kendimizi ne şekilde koruyabiliriz? suali durmaktadır. Şayet Hür-Dünya Türkistan gibi Esir milletlerin hayatlarını mânevi cihetden muhafaza etme, ideolojik konularda sovyetler aleyhinde Türkistan’ı misal alarak mücadeleye devam etme ve Türkistan gibi esir milletlerin hürriyeti meselesini Batı’mn savunma konsepsiyonu içinde mütalâa etme gibi hususlarda müsbet adımlar atmağa başladığı takdirde yukardaki sorunun cevabının bulunmuş olacağı kanaatindeyim. Şayet, Sovyet Rusyanın Türkistan meselesindeki yalanlarına karşı hakikatlar ortaya koyularak hareket edilirse sovyet dışpolitikasındaki Türkistan aleti tesirsiz hale getirilebilecektir.
1) Daha geniş bilgi edinmek için bakınız : V. I Lenin drung rarodov Vostoka (V. İ. Lenin Doğu Halklarının Dostu), 1. Cilt, Bakû 1967, 228.
2) Lenin o Sredney Azii Kazahstan (Lenin Orta Asya ve Kazakistan hakkında), Taşkent 1960, s. 451.
3) Lenin (2), s. 461.
4) Hayit, Sowjetrussischer Kolonialismus und Imperialismus in Turkestan (Türkistan’da Sovyet Rus Koloniyalizmi ve Emperyalizmi), Oosterhaut 1965, s. 34.
5) Daha geniş bkn : Hayit, Turkestan in der sowjetischen Aussenpolitik (Sovyet Dışpolitikasında Türkistan)
7) Minuya kapitalizma (kapitalizmi değiştirerek), Moskova 1961, s. 245-246.
8) «Kızıl Özbekistan» 25.IX.1960, s. 3.
9) «Sovetskaya Kırgıziya» 18.VIII.1964.
10) 1968 e kadar Türkistanda teşkil edilen beynelmilel konferanslar ve bunların konuları hakkında bakınız: Hayit, Die Wirtschaftsprobleme Türkestans (Türkistan İktisadî problemleri), TKAE., Ankara 1968, s. 22-23.«Osteuropa», 1960, No. 10, s. 671 – 679.
11) «Özbekistan’da İçtimaî fenler» (Dergi). 1968, Nr. 11, s. 72-74
12) «Istoriya SSSR» (Dergi), Moskova, 1970, Nr. 1, s. 145
13) «Kazakistan kommunisi» (Dergi), 1969, Nr. 11, s. 3-4
14) Geniş bilgi için bk: «Kazakistan kommunisi», (13), s. 5-23.
15 ) «Özbekistan Medeniyeti», 13.III.1970, s. 1.
16 ) «Özbekistan Kommünisti» (Dergi), 1964, Nr. 8, s. 79-82.
17) Harrison ET Salisbury, Krieg Zwischen Russland und China (Rusya ve Çin arasında savaş), Frankfurt, 1920, s. 114.
18) N. Kerbala Nacepolu Narimanov, Lenin i Vostok (Lenin ve Doğu), «Sovetskaya Kırgıziya», 11 Şubat 1970, s. 2.
Emel KIRIM VAKFI