Diapora’daki Köylerimizden : Ayrancı Bucağı

Ayrancı bucağı, doğusunda Ereğli ilçesi, batısında Karaman ili, kuzeyinde Karapınar ilçesi, güneyinde ise Mersin ili ile sınır teşkil etmekte olup, üç tarafı dağ, bir tarafı ovaya doğru kurulmuştur.

[ihc-hide-content ihc_mb_type=”show” ihc_mb_who=”2,3″ ihc_mb_template=”1″ ]

Osmanlı Padişahı II. Abdülhamid ve Rus Çarı II. Nikolay arasında yapılan anlaşmaya göre Kırım’dan Osmanlı topraklarına göç etmek üzere 210 hanelik bir grup Kırım Tatarı, 1903 tarihinde İstanbul’a geldi. Kırım Tatarcası’nda dağ, orman manâsına da geldiği için, zamanın görevli memurlarına “Bizi dağa yerleştirin” demeleri üzerine, Marmara Bölgesine yerleştirilecekken, İç Anadolu Bölgesinin güneyine yerleştirildiler. Ayrancı’nın toprakları o zamanlar Divle nahiyesi halkının çiftliği olarak kullanılmaktaydı. Kırım Tatarları geldiğinde bu araziler, sahipleri tarafından her aileye ev yeri ve 40 dekar ekim alanı olacak şekilde bağlanmıştır. Evlerin yapılmasına kadar halk çadırlarda ve kayaların altındaki inlere sığınmışlardır. Ev yapımında Divle ve çevresinin halkı yardımlarını esirgememişlerdir.

Ayrancı köyünün kurucuları, Hacı Süleyman oğullarından Vahti ve Esad Baş, Halil Ağa, Hasan Ağa, Ayserezli Ali Ağa, Necmettin Yılmazlar, Molla Mehmet, Muhammed Ağa, Kurtmırza, Molla Halil, Hurşit Raşit gibi Kırım Tatarları’dır.

Ayrancı’nın adı, Yavuz Sultan Selim zamanında, bu bölgeden geçip savaşa giden askere ayran dağıtan ermişin kabrinin burada olmasından kaynaklanmaktadır. Ermiş dedeye “Ayran Dede” denmesinden dolayı o yörenin ismi de Ayrancı olarak kalmıştır.

Bölgenin toprağının az bir bölümünün verimli, büyük bir bölümünün de verimsiz olduğu görülmekteydi. Hattâ Kırım’dan gelirken yanlarında getirdikleri ekin biçmede kullanılan demir tekerlekli arabaya Ayrancı’da hâlâ “Tatar Arabası” denmektedir. Son zamanlarda modern tarımcılık sonucunda özellikle sebze yönünden randıman alınmaya başlanmıştır.

Kırım’dan Ayrancı’ya gelip yerleşen Kırım Tatarları, İç Anadolu Bölgesi’nin kara iklimine alışamamış, çok hastalanmışlardır. İklimi biraz yumuşatmak amacıyla bölgeyi ağaçlandırmak isterler. O sırada Kırım’daki gayri menkullerini satmak üzere Kırım’a giden Bakkal Hasan Ağa ile Muhammed Ağa mallarını satamayınca geri dönerken meyvelerini çekirdek ve fidelerinden getirmişler, daha sonra Çullu Kadir ve Halil Ağalarla birlikte Kırım meyvelerinden burada yetiştirmeye başlamışlardır. Bunların arasında Beyaz Kiraz, Vişne, Safran, Kumpanya, Sinap, Daldabir armudu, Starking elması, Ferginant armudu, Bozdur! gan armudu, Tokaloğlu, Şekerpare bulunmaktadır. Yetiştirilen bu ürünler Türkiye çapında ün yapmış, ayrıca ihracat da yapılmıştır.

Kırım Tatarları’nın 1903 yılında Ayrancı’ya iskân edilmesinden sonra iki yıl zarfında medrese öğrenimi başlamıştır. Ayrıca Kırım’daki medreselerden hoca olarak yetişen Gaffar Totaysalgır Ayrancı’ya yerleşmiş ve bu yörede ilk mektep açmıştır. Gaffar Hoca, yetiştirdiği talebelerden başka, çevreye de önder olan, bölgenin ilk fotoğrafçısı, ilk arkeologu ve Konya çevresi hakkında kitap yazan bir aydındır. Burada medrese hocalarından Zehir Hoca, Zülfikâr Hoca’yı anmadan geçmek olmaz. Ayrancı’da okuma-yazma oranı oldukça yüksektir.

Ayrancı’ya yerleşen Kırım Tatarları âdetlerini korumaya çalışsalar da Konya ve Ereğli’den çok etkilenmişlerdir. Eskiden dünürlüğe gidildiğinde müsbet cevap, çına verdik sözüyle alınır, söz için gidildiğinde kesenek kesilir, yani başlık parası ayarlanır, anlaşmaya varılırdı. Nişan merasiminde ise şerbet dağıtılır, sini içinde gelen çerez misafirlere ikram edilir. Düğünlerde ise yemek olarak çorba, bamya yemeği, kuru fasulye patates yemeği (kartop), sarma, köfte, pilav, hoşaf ve tahin helvası verilmektedir. Eskiden gelin süslenmiş atla götürülürdü, oysa şimdi otomobille evine getirilmektedir. Eğlence, saz ekibiyle birlikte olurken söylenen türküler (Kırım yırları unutulduğu için) hep Konya yöresinindir.

Kırım Tatarları son zamanlarda büyük şehirlere taşındığı için Ayrancı’da eskiye nazaran biraz azalmışlardır. Bununla birlikte köyün yaşlıları arasında Kırım Tatarcası konuşulmaya devam ermektedir.

[/ihc-hide-content]

Emel Dergisi , Sayı:204 Eylül – Ekim 1994 , Sf. 27

Bakınız

18  MAYIS 1944 KIRIM SÜRGÜNÜ -2014 RUSYA İŞGALİ VE ZULÜMLERİ

                      BİLDİRİ          …