GAMALI HAÇ İLE KIZILYILDIZ ARASINDA

Televizyon öyle bir değirmen ki, yüzlerce program türü, müthiş bir yarış… ve her kanalın seyirci sayısında diğerini geçmek için sürüklendiği acımasız rekabet içinde öğütülen programlar. Popüler kültürün bir unsuru, egemen-bağımlı ilişkisinin bir parçası olarak televizyonu düşündüğümüzde naif izleyiciden farklı bir algı geliştirebiliriz belki. Egemenlerin yarattığı bu tümel algıda daha çok diziler, çok kazandıran yarışmalar ya da dramatik hayat hikâyelerinin didik didik edildiği programlar başı çekiyor. Yapılan röportajlarda halkımız daha ziyade belgesel izlediğini söyler. Ama olmasını istediği şeyle gerçeğin pek örtüşmediği gibi burada da ölçümlemeler bize belgesellerin şanslı olmadığını gösteriyor. Yani aslında pek belgesel izlemeyi sevmiyoruz. Ama izlemiş olmayı istiyoruz.
[ihc-hide-content ihc_mb_type=”show” ihc_mb_who=”1,2,3″ ihc_mb_template=”1″ ]
Popüler kültürün bir uzantısı olan televizyon program türleri içinde belgesellerin ayrı bir yeri var. Çünkü bu türde daha ziyade belge ve kişisel tanıklıklar üzerinden unuttuğumuz, bilmediğimiz bir dünyanın veya olayın bize anlatılması söz konusu. Bu yapılırken, mutlak izleyiciyi yakalama hırsı yerine belgelerin konuştuğu bir tür söz konusu olan. Elimde sihirli bir değnek olsa, bu coğrafyada yaşayan herkesin izlemesini sağlamak istediğim bir belgesel var. Adı: Gamalı Haç İle Kızıl Yıldız Arasında. Yönetmeni, yapımcısı ve metin yazarı Neşe Sarısoy Karatay, Genel Danışmanı Zafer Karatay.
Şayet bu belgesel izleyici açısından ne kadar büyük sayılara ulaşırsa tarihten bugüne ülkemizi ve coğrafyamızı daha iyi anlama imkânımız da o kadar artacaktır. İdrakimiz başka bir veche bürünecektir. Belki bu sözleri iddialı bulabilirsiniz ama izlemediyseniz TRT marketlerden lütfen bu belgeseli alarak izleyiniz. Hatta izlediyseniz bir daha izleyiniz. Demlendirerek, duyumsayarak ve anlayarak…
Bu belgeselde ne anlatılıyor derseniz, kısaca bu soruya: “bizim hikâyemiz” diye cevap verebiliriz. İki acımasız diktatör arasında sıkışan Türklerin müthiş acıları. Hitler ve Stalin adı verilen iki vampirin zulümlerinden, insanlık dışı uygulamalarından bu kadar kötü etkilendiği halde, neredeyse bu büyük savaşta hak ettiği ilgiyi hiç görememiş bir millet. Bu büyük mağduriyetten tüm dünyayı haberdar etmek, medya alanında program üretenlerin, aydınlarımızın ortak sorumluluğu olmalı.
Gamalı Haç ile Kızıl Yıldız Arasında belgeseli her bölümü otuz dakika olan ve sekiz bölümden oluşan, yani toplam süresi dört saat olan bir belgesel. Bugün dünyanın dört bir tarafına dağılmış halde yaşayan, o korkunç yılları bugün gibi hatırlayan tanıklıklar çok başarılı bir şekilde programa yansıtılmış. Ulaşılan resmî belgeler, yazışmalar o dönemin bütün gerçekliğini gözler önüne seriyor.  Orijinal belgelere ulaşmak bile başlı başına bir iş. Ama bizdeki belgesel yapımcıları yaptıkları işin zorluk sürecini programlarında ifade etmekten pek hoşlanmazlar. Aslında bu belgeselin de belgeseli yapılabilir bu manada. Çünkü birkaç saniyede gördüğümüz belgelere ulaşmak, belki haftalar süren gayretler sonucu elde edilmiş olabilir.
Belgeselde beni en çok iki sahne etkiledi. İlki 1922 Kırım doğumlu Prof. Dr. Turgut Teberdar’ın anlattıklarıydı. Küçücük yaşında ailesinden zorla alınan ve Rus-Sovyet asimilasyonu ile özünden kopartılmaya çalışılan bir çocuğun, yıllar sonra annesiyle karşılaştığında ona “Defol” diye bağırması üzerine annesinin bayılması ve o anda kalbinde, ruhunda muazzam bir çekim gücüyle annesine: “Anneciğim” diyerek sarılması olayıdır. Diyor ki Turgut Bey: “Allah hidayet verdi mi onu hiçbir güç söküp atamaz.”
Diğer olay da, vatanından getirdiği iki litre suyu damla damla tüketen teyzenin,  vatan sevgisi ve hasreti.
Bu belgesel bizleri iki temel kavram etrafında sarsıyor. Vatan ve değerlerimiz. Vatanın ne büyük nimet, kendi vatanında değerleriyle yaşamanın nasıl bir mutluluk ve Türk yurdunun nasıl mukaddes bir yurt olduğunu bize çok açık biçimde anlatıyor. Bize bu değerleri hiçbir zaman unutmamamız gerektiğini 1914 Kazakistan doğumlu Ata Bek’in anlattıkları ifade ediyor. Ata Bek ellidört yıl sonra Türkistan’a gittiğinde yaşadıklarını anlattığında gençler O’na gülüyorlar. Yani çok acı bir bilinçsizlik hali. O açıdan tarihimizi, yaşadığımız acı tecrübeleri hiçbir zaman unutmamalıyız. Aksi halde aynı felaketleri, aktörleri değişmiş biçimde tekrar yaşayabiliriz. Çünkü düşmanın ne kadar zalim ve acımasız olduğunu bu belgesel çok güzel anlatıyor bizlere.
Elbette bütün program üreten yapımcılar, programlarını izletmek isterler. Günümüzde belki de, reklamcılığın da etkisiyle gözün görüntüye doyma süresi oldukça kısalmış durumda. Yani daha hızlı bir anlatım, bol tekrar ve abartıya kaçan anlatım biçimi söz konusu. Tabiî kamera açıları, geçişler, müzik ve dramatik unsurlar da bir o kadar önemli belgesel açısından. Teknik açıdan birçok şey söylenebilir. Daha etkileyici ve yalıtılmış bir ortamda tanıkların anlatımından yararlanılabileceği, kurgu biçimlerinin anlatılan konu içeriğiyle bağlantılı olarak değiştirilebileceği gibi… Görgü tanıklıklarının yaşadıkları ortamlarda olayı anlatmaları, halin lisanı anlamını da katarak ilave bir anlatı gücü ortaya çıkarıyor.
Aslında bu belgeselde takdire şayan önemli hususlardan biri de, “Ancak bu kadar olur”  dedirten, Cengiz Dağcı’nın Korkunç Yıllar ve Yurdunu Kaybeden Adam romanlarından yararlanılarak kullanılan dramatik unsurlar. Buradaki görüntülerin kurmaca mı, yoksa gerçek mi olduğu izleyici tarafından ancak sonradan algılanabiliyor. Bu bir sorun gibi görülebilir. Ama o kadar doğru yerde ve etkili kullanılıyor ki, izleyeni kalbinden vuruyor. Küçük bir eleştiri; eğer illa dramatik unsur kullanacaksak bunu daha profesyonel biçimde yapsaydık diyorum. Çünkü zaten anlatılan konunun dramatizasyonu o kadar güçlü ki, ilave bir anlatıya yer bırakmıyor. Fakat yine de anlam öznelleştirilerek izleyene farklı bir pencere açılıyor. Böylece bir anlatı tekniği olarak yönetmen Neşe Sarısoy Karatay bize farklı bir tarz sunuyor.
Belgeseli seslendirenin sevgili spikerimiz Emin Baykırkık’ın koşuşturan seslendirmesi olduğunu görüyoruz. Daha demlendiren, daha rahat ve baskın bir seslendirme yapımı güçlendirirdi.
Gamalı Haç İle Kızıl yıldız Arasında belgeseli, bizim başucu kültür ürünlerimizden olmalı. Bu konuda çığır açan belgeselleriyle -ki şimdi Kırımoğlu, Bir Halkın Mücadelesi belgeselini izliyoruz- Neşe ve Zafer Karatay çifti her türlü övgüyü hak ediyorlar. Onlardan küçük bir istirhamda bulunsak ve dört saatlik bu belgeseli kırk-kırkbeş dakikalık etkileyici bir formatta biz izleyenlere sunsalar ve muhtelif etkinliklerde bunu izlesek güzel olur diyorum. Yaptıkları çalışmalardan dolayı her iki yapımcıya da sonsuz teşekkürler…
[/ihc-hide-content]

 
Emel 242/245 . Sf.41-43.

Bakınız

18  MAYIS 1944 KIRIM SÜRGÜNÜ -2014 RUSYA İŞGALİ VE ZULÜMLERİ

                      BİLDİRİ          …