Kırım Tatarları

Yazar:

 
Ann SHEEHY.
 
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun, 10 Aralık 1948’de kabul ettiği İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nden:
 
Madde 2 — Herkes, ırk, renk, cins, dil, din, siyasî veya diğer herhangi bir akide, milli ve İçtimaî menşe, servet, doğuş veya herhangi diğer bir fark gözetilmeksizin işbu beyannamede ilân olunan haklardan ve bütün hürriyetlerden istifade eder.
 
Bundan başka, bağımsız memleket uyruğu olsun, vesayet altında, gayrimuhtar veya sair bir egemenlik kayıtlamasına tabî ülke uyruğu olsun, bir şahıs hakkında, uyruğu bulunduğu memleket veya ülkenin siyasî, hukukî veya milletlerarası statüsü bakımından hiçbir ayrılık gözetilmeyecektir.
 
Madde 13 — 1) Herkes herhangi bir devletin arazisi dahilinde serbestçe seyrüsefer ve ikamet eylemek hakkını haizdir.
 
2) Herkes, kendi memleketi dahil, herhangi bir memleketi terketmek ve memleketine tekrar dönmek hakkını haizdir.
 
1950 yılında yürürlüğe giren ve Sovyetler Birliği tarafından da 1954 de tasdik olunan. 9 Aralık 1948 de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından kabul edilen Génocide Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Hakkında Sözleşme’den :
 
Madde 1 — Sözleşen Taraflar, Jenosit’in ister barış ister savaş zamanında işlenmiş olsun bir Devletler hukuku suçu olduğunu tasdik ederler ve bu suçu önlemeyi ve cezalandırmayı taahhüt ederler.
 
Madde 2 — İşbu sözleşmede, Jenosit, millî, etnik, ırkî veya dinî bir grubu kısmen veya tamamen imha etmek maksadiyle aşağıdaki fiillerden her hangi birinin irtikâp olunması demektir :
 
a) Grup azalarının katli,
 
b) Grup azalarının bedenî ve aklî melekelerinin ciddî surette haleldar edilmesi
 
c) Grubun, bedenî varlığının kısmen veya tamamen imhasına müncer olacak hayat şartlarına kasden tabî tutulması,
 
d) Grup içinde doğumları sekteye uğratacak tedbirler alınması,
 
e) Bir grup çocuklarının diğer bir grupa zorla nakledilmesi.
 
Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği Anayasasından:
 
Madde 123 — Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri vatandaşlarına, milliyet ve ırkları arasında fark gözetilmeden, İktisadî, İdarî, kültürel, siyasî ve diğer âmme faaliyetlerinde tanınan hakların eşit olması değişmez bir yasadır.
Vatandaşların haklarının milliyet ve ırkları dolayısiyle doğrudan doğruya veya vasıtalı olarak kısıtlanması veya bunun tam aksine milliyet ve ırkları dolayısiyle kendilerine müstesna hak ve imtiyazlar tanınması; yine ırk ve milliyetleri dolayısiyle istihza ve hakarete maruz bırakılmaları kanunen cezalandırmalarına yol açar.
Büyük Sovyet Ansiklopedisi’nin ikinci baskısı Genocide’i «Dejenere olan emperyalizmin bir sonucudur» diye tarif eder.
«Bugün memleketimizde bilhassa milliyet sorunları üzerinde durulmamaktadır. Ben Stalin tarafından başlatılan, ve halen sürdürülmekte olan, küçük milletleri parçalama ve yoketme politikasını düşünüyorum. Stalin tarafından kendi öz vatanlarından sürülerek, uçsuz bucaksız Sibirya ve Orta Asya’da dağılmış, küçük gruplar halinde, zor tabiat şartlarında yaşamaya mahkûm edilmiş Volga Almanlarının ve Kırım Tatarlarının, bugün bile Atalarının topraklarına dönme hakları yoktur. Bu durum, nefretle anılmaya lâyıktır».
 
(*) Aleksey Kosterin, Şubat 1968
 
GİRİŞ
 
İkinci Dünya Harbi sıralarında Stalin, 1.5 milyon insanı, küçük milletleri, büyük kitle halinde Urallara Sibiryaya, Kazakistana ve Sovyet Orta Asyasındaki Cumhuriyetlere sürgüne göndermişti. Millî Muhtariyetlerinden, Sovyet ordusunda veya Partizanlarla beraber çarpıştıkları halde Almanlarla işbirliği yaptıkları gerekçesiyle, mahrum edilen bu milletlerden 7 tanesi şunlardır : Ön tedbir olarak 1941 yılında sürgün edilen Volga Almanları, Ekim 1943 Mayıs 1944 yıllarında sürgün edilen Kırım tatarları ile Kalmikler ve 4 Kafkas milletidir. (Çeçenler, İnguş’lar, Karaçaylar ve Balkarlar). Kruşçef 1956 yılının Şubat ayında XX. Parti Kongresinde yapmış olduğu gizli konuşmasında, yalnız Kalmikler ve 4 Kafkas milletinden bahsederek, sürgün edilen bütün milletleri Stalinin cürüm dosyasının kapsamına sokmuştur. 1957 yılında alman bir kararla bu 5 millet için muhtariyet bölgeleri verilmiş ve vatanlarına dönmeleri için yardım edilmiştir. Fakat Volga Almanları ve Kırım Tatarları için bu durum yaratılmamıştır. Nihayet 1964 yılında Volga Almanlarına ve 1967 Eylülünde Kırım Tatarlarına hakları iade edilmiş, fakat alman bir kararla, milli bir muhtariyet kurmaları veya eski vatanlarına dönme imkânları ortadan kaldırılmıştır.
 
Kırım Tatarlarının haklarının iadesi hususunda alınmış bu kararla Sovyet Rusyanın, Tatarların Türkler ile olan tarihsel, kültürel ve ırkî bağlantılarından faydalanarak, Türkiye ile olan ilişkilerini geliştirmeyi düşündüğü zannedilmektedir. Halbuki 1968 yılında Sovyet Rusyada yayınlanan Samizdat dokümanlarına göre genellikle Özbekistanda yaşıyan 250-350.000 insan hakkında verilen bu karar, Kırım tatarlarının haklarını alabilmek için yapmış oldukları 10 senelik bir mücadelenin ürünüdür. Aynı paraleldeki mücadeleler daha sonra Sovyet Rusya’da yaşıyan Mesketliler (Türkiye sınırlarına komşu Gürcistan Sovyet Rusyasından Kasım 1944 yılında sürgün edilmiş kozmopolit bir millet) ve Baptistler tarafından sürdürülmüştür.
 
Dokümanlar şunu da göstermektedir ki, Kırım Tatarlarının milli bir muhtariyet kurmalarını ve tekrar eski ata topraklarına dönmelerini önlemek için yapılan yerleştirme çalışmalarının (bugün halâ devam etmektedir) başarısızlığı, Kırım tatarlarının Sovyet Rusyadaki diğer milletlerle eşit haklara sahip olma mücadelesini şiddetlendirmiştir. Kırım Tatarları Sovyet Rusya otoritelerini kendilerini yalnız parçalamakla değil aynı zamanda yoketmek istemeleri ile de itham ederek, ne şartlar altında sürgün edildiklerini, sürgün yerinde ve yolda nüfuslarının % 46 sının öldüklerini belirtmektedirler. Kırım Tatarlarının iddiası şudur ki: Sovyet Rusyanın bugünkü politikası ile Kırım Tatarlarının muhtariyetini inkâr etmeleri (ileri giderek bir millet olarak gelişmelerini mümkün kılmak istememeleri) ve bunun yanısıra yerleştirme kararnamesinde onları «Kırımda yaşamış Tatar Milletinin vatandaşları» olarak tanımlamaları, bir milleti yoketme amacından başka bir şey değildir.
 
Kırım Tatarları üzerine yapılan yayınlar gayrı resmî Samizdat dokümanlarından öteye gidememektedir. Çünkü bugüne kadar Sovyet Rusya’da Kırım tatarlarının sürgün edilme sebepleri ve halihazırda İnsanî hakları için yaptıkları mücadele üzerine hiçbir şey yazılmamıştır. Sovyet Rusya da bu konu üzerine yapılan bütün yayınlara Samizdat dokümanlarına uymaları veya geniş çapta onu temel olarak kullanmaları zorlanmıştır. Sayıları 50 yi ve 250.000 kelimeyi bulan bu yayınlar çok kapalı olarak Kırım Tatarları sorunu üzerinde durmuştur. Bu yayınlar arasında Moskova’daki Kırım Tatarları derneğinden Orta Asyadaki merkezlerine yazılan bültenler, Sovyet Partisine, Hükümetine ve aynı zamanda diğer memleketlere gönderilen müracaat ve protestolar, 10 Kırım Tatar liderinin 1969 yılında 5 hafta süren muhakemelerinin çok kısa bir özeti Moskovanın gayrı resmi yayını «Kronolojik Olaylar» ve bazı yazılarda referans olarak verilen bir kaç doküman yer almaktadır.
 
Bu rapor Kırım Tatarlarının, sürgün edilişlerine kadar olan geçmişlerinin, kısa bir tarihçesiyle başlar. Daha sonra sürgün edilişlerinin sebeplerini, politik olarak yerleştirilmelerini sağlıyan olaylar üzerinde durarak bugünkü durumlarını yansıtmaya çalışacaktır.
 
1941 YILINA KADAR OLAN TARİHSEL GELİŞİM
 
Sovyet Rusya ile Kırım Tatarlarının yüzyüze gelmeleri, Moğol Tatarlarının Avrupa’yı istilasından sonra, 15. yüzyıl başlarında Kırım Tatarlarının bağımsız bir devlet kurmalarıyla başlar. Kırım Tatarları müslüman Türk halkındandır. Özgür bir kavim olarakta, 13. yüzyıldan beri Kırım yarımadasının orta steplerinde yaşıyan Moğol Tatarları ve sonra Altınordu’dan önce buralara gelip Gotları, Yunanlıları ve Cenovaları buralardan sürüp yerleşmiş Türk kavimlerinden ayrılan, göçebe kolların birleşmesiyle oluşmuştur. Altınordu aşiretinin 15. yüzyılın ilk yarısında parçalanması ve Karadeniz kıyılarına yakın steplerde yaşıyan Tatarların birleşmesile, Giray sülâlesi ile Kırım Hanlığı kurulmuştur. Türklerin Kırım kıyılarını zaptetmelerinden üç sene sonra, 1478 de, Türk Sultanlığının hakimiyetini kabul ederek, Rusyanın 18. yüzyıl sonlarında başlattıkları imha politikalarına kadar, Osmanlı imparatorluğuna tâbi olarak kalmıştır.
 
Onbinlerce atlıları sayesinde korkulur bir ordu kurmuş olan Kırım Hanlığı 16. ve 17. yüzyıllarda Moskovanın genişleyen nüfuzuna karşı büyük zaferler kazanmıştır. Moğol kavmini Moskova Prenslerinin hakimiyetinden kurtarmış, Rusları ve diğer kavimleri kuzeye sürerek, köle olarak çalıştırmak üzere binlerce insanı esareti altına almıştır. Birçok defalar Moskova kapılarına kadar sefer yaparak 1571 yılında şehri kuşatmış ve kasabalarını yakıp yıkmıştır. Fakat bu zaferler 17. Yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı İmparatorluğu ile beraber 1711 yılında Prut’ta Çar Büyük Petroyu bozguna uğratmalarından sonra, 1735-39 ve 1768-74 Türk-Rus harblerinde Rusya’nın Kırım’ı işgal edip yakıp yıkmasına kadar devam etmiştir. İkinci harbin sonunda Osmanlı İmparatorluğun Kuzey Karadeniz sahilleri üzerindeki hakimiyetini kaybetmiş ve Kırım Hanlığının bağımsızlığını tanımıştır. Bu bağımsızlığın Rusya’ya ilhakın ilk adımı olduğundan korkan Kırım Tatarlarının bu korkusu uzun sürmemiş, 1783 yılında Çariçe Katerina Kırım Rusyasını ilân etmişir.
 
Bu tarihle kurtuluşu Osmanlı İmparatorluğuna sığınmakta bulan Kırım Tatarları, yollarda binlerce şehit vererek, guruplar halinde Çarlık Rusya’sından kaçmaya başlamışlar, geride kalanların ise mal ve mülkü ellerinden alınmıştır. Çariçe Katerina’nın Müslümanlara karşı liberal bir politika izlemesinin ve Tatar Asilzadelerini Rus asilzadeleri ile eşit tutmasının yanı sıra bölgedeki bütün isimler Yunan isimleri ile değiştirilmiştir. 1784 yılından itibaren de en zengin Tatar toprakları müsadere edilerek ilk önce yüksek kademedeki idarecilere ve daha sonra 1789 yılında topluluklar halinde buralara getirilerek yerleştirilen kavimlere dağıtılmıştır. Rusyanın bu zayıflatma politikasına Türkiyenin hiç bir şey yapamaması karşısında, tüm bağımsızlık ümitlerini yitiren Kırım Tatarları, 1792 de de başlamak üzere 1860 ve 1870 lerde ve 1891 – 1902 yıllarında topluluklar halinde Türkiye’ye göç etmeye başlamışlardır. 1856 Kırım Harbi neticesinde Çara sunulan bir rapor, bu bölgenin, 1792 Hükümeti arzularına uygun bir şekilde, 10 yıl içinde Tatarlardan tamamen temizleneceğini belirtiyordu. Kırım Harbine katılmamış olan Tatarlar, Türkiye’ye beslemiş oldukları sempatiden dolayı Rusların misilleme hareketine girişeceklerinden korkarak topluca köylerini terkettiler. (Çünkü rapor bölgede yaşıyan tatarların Kazakistan’a sürülmelerini öngörüyordu.) 1860-63 yıllarında onbinlerce insan göçe başladı. Böylece 1897 yılında bu bölgede yaşıyan Kırım Tatarlarının nüfusu 188.000 e düşmüş oluyor ve nüfusun % 45 ini Ruslar ve Ukraynalılar teşkil ediyordu. Bu geride kalanların da çoğu köylü olup, Rus ihtilali başlangıcında da % 40 inin toprağı yoktu. Tatar asilzadelerinin gelecekleri ise tamamen karanlıktı.
 
19. yüzyılın ikinci yarısında, her haktan yoksun ve geri bırakılmış bu toplumdan, liberal reformist görüşlü, İsmail Gaspıralı bir ümit ışığı olarak ortaya çıktı. Gaspıralı’nın amacı İslâmiyetin modernizasyonu ile birlikte kendine bağlı olan insanları, «Yeni Eğitim Metodu» adı altında, devrimler yaparak toplamaktı. Pan – Türk birliğini kurarak 1883 ten itibaren Bahçesaray’da yayınladığı «Tercüman» gazetesi vasıtası ile de sesini bütün İslâm Dünyasına duyurmayı başarmıştı. Bunun yanı sıra Kırım Tatar münevverleri arasında bulunan daha dar ve radikal fikirli gençler 1917 yılında Tatar politik partisi «Millî Fıkrayı» kurmuşlardır. Parti programında Rusyanın muhtar federasyonlara ayrılması, azınlıklar kültürel muhtariyetinin kazanılması ve toprak sorununa bir çözüm yolunun bulunabilmesi için gerekli çalışmaların yapılması meseleleri yer almıştır.
 
Sivil Harbin ve ihtilalin kargaşalıkları esnasında Milli Fırka Tatarların politik görüşlerini yansıtmış, fakat kuvvetsiz bir azınlık gurubunu temsil ettiği için amaçlarını gerçekleştirememiştir. Ekim 1917 de Akmescit şehrinde Milli Fıkra tarafından kurulan Muhtar Hükümet, Sivastopol’dan 1918 yılında gelen Bolşevik denizciler tarafından devrilmiştir. 1919-29 General Denikinin düşmancıl Beyaz Rejimi zamanında Milli Fırka (Sol cephesi ve Merkezi komitesi Bolşeviklerle teşriki-mesai yaptığı halde) karşıt devrimci bir organizasyon olarak nitelendirilmiştir.
 
Bütün azınlık bölgelerinde olduğu gibi Kırımda’da Bolşevik rejimi yöneticileri selâhiyetlerini hiçbir şekilde buralarda yaşıyan halkla paylaşmadığı gibi, politik yoldan kendi çıkarları için halk arasında zıtlıklar yaratmaya çalışmıştır. Fakat ihtilâlden sonra Lenin, Rusya İmparatorluğunun bütünlüğünü sağlamak amacıyla milli azınlıklara bazı imtiyazlar verilmesinin gerekliliğine inanmıştır. «Kendi İstikbalini Kendin Tayin Et» adı altında milli hislerin milli kültürü yükseltmesi yolunda kullanmak Rus dilini geliştirip yayabilmek ve faaliyetlerini ahenk içinde yürütebilmek için sözde bağımsız veya muhtar cumhuriyetlerin kurulmasına taraftar görünmüştür.
 
Kırımdaki Tatarların feragatli çalışmalarını nazarı itibara alan Sovyet Hükümeti sorunun çözümünü Muhtar bir cumhuriyetin kurulmasında bulmuştur. Tatarların bölgede küçük bir azınlık teşkil ettiklerini ve memleketin bütünlüğü bakımdan tehlikeli olduğunu öne sürerek alınan bu kararlara itiraz eden Bolşeviklere rağmen, 18 Ekim 1921 tarihinde, PSFSR’in bir parçası olarak, Muhtar Kırım Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti kurulmuştur. 25 Ekim 1921 tarihli Zhizn Natsionalnotsey gazetesi (Milliyetçi sorunlar halkla ilişkiler dairesinin yayınorganı) Muhtar Cumhuriyetin kuruluşunu ilân ederken :
 
Çarlık rejiminin bugüne kadar yapmış olduğu hataların tazminatı olarak bu hak verilmiştir. Fakat ana gayemiz yerli halkın ihtiyaçlarını karşılamak üzere seri halde yapılacak sosyal reformlara halkın tepki göstermemesini sağlamaktır» demektedir.
 
Cumhuriyetin kurulması ile de :
 
“Az gelişmişlikten kurtulmak için azimle çalışan yerli nüfusa, kültür ve iktisaden kalkınması için gerekli hak ve inisyatif verilmiş olacaktır».
 
Gazete ayni zamanda Kırımın milletler arası politikadaki önemine değinerek Kırım  Tatarlarının bütün yakın doğu ülkeleri ile olan ilişkilerine işaret etmiş :
 
Bu cumhuriyet kurma hakkı bugün milletlerarası emperyalist köle boyunduruğu altında yaşayan milyonlarca Doğu halkı için hasretini çektikleri ve gaye edindikleri bağımsızlığın bir meşalesi olacaktır» denilmiştir.
 
Kırım Muhtar Sovyet Sosyalist Cumhuriyetinin ilk yılları, Sovyet idaresi altında senelerce ezilen, Kırım Tatarlarının «Altın Yılları» olarak nitelendirilmektedir. Daha önceleri Milli Fırkanın sol kanadına mensup Veli İbrahimof, İcra Komitesi başkanlığına atanmış ve bir çok soylu Tatar önemli politik mevkilere seçilmişlerdir. (1926 nufus sayımına göre toplam 714.000 olan Kırım nufusunun % 25ini Teşkil eden Tatarlardan seçimlerde büyük başarılar elde etmeleri tahmin edilmiyordu). Tatarca, Rusçanın yanında resmi dil olarak kabul edilmiş; Tatar okul ve Tiyatroları açılmış, Tatar Edebiyatı ve Sanatı teşvik edilmiş ve Kırım Hanlığının eriştiği yüksek Medeniyet seviyesi yapılan arkeolojik kazılarla ortaya çıkarılmıştır.
 
Bu «Altın Yıllar» 1927 yılının sonlarına doğru Müslüman Cumhuriyetlerinde başlatılan «Burjuva Milliyetçilerinin» tasfiye hareketi ile son bulmuştur. Özellikle Kırım’da çok kanlı olan bu olay Veli İbrahimof’un yakalanıp asılmasile başlamış ve devrimci Tatar münevverlerinin öldürülmeleri ile son bulmuştur. 1930 yıllarının başlarında başlatılan Kollektifleştirme çalışmaları nedeniyle 50.000-40.000 Kırım Tatar köylüsü Ural veya Sibirya’ya sürülmüş ve din aleyhine yapılan kampanya Müslüman halkın çoğunun ölmesine sebep olmuştur. Bunların akabinde, 1936 – 38 yıllarında, bütün halklar üzerinde kitle terör hareketi başlatılmıştır.
 
SÜRGÜN:
 
İkinci Dünya Harbinin yaklaşmasile Stalin’in Rus olmıyan milletlerden beklediği sadakatsizlik korkusu kuvvetlenmeye başlamıştır. Kuzey Çeçen ve Kırım Tatarlarının sürgün sorunu bu sıralarda müzakere edilerek karar altına alınmış fakat yalnız, Kırım Tatarlarının sürülmesi, Alman istilasının başlaması üzerine, ileri bir zamana bırakılmıştır. Harb yıllarında değişik milletlere mensup -Ruslar da dahil- binlerce Sovyet halkı, bir çok sebeplerden dolayı, Alman ordusunda çarpışmıştır, ve şu da gerçektir ki, bir kaç bin Tatar da 6 Alman subayı tarafından idare edilen müfrezelere katılarak Sovyet Partizan çetecilerine karşı savaşmış ve 1944 yılında Alman kuvvetleriyle beraber geri püskürtülmüştür. Bunların gönüllü asker oldukları Ruslar tarafından iddia edilmiş ise de bunlar aslında Alman kamplarında açlık ve ölümden kurtulmak istiyen mahkûmlardır. Alman raporları sarih olarak Partizanların mahalli halkın desteğini görmediklerine değinmektedir. Partizanların dağdaki mücadelelerinin tabii bir neticesi olarak, buralarda kurulmuş Tatar köylüsü, hem Partizanların hem de Almanların saldırılarına karşı gelmek zorunda bırakılmıştır. Diğer yandan Kırım Tatarlarının büyük bir kısmı Kızıl Orduda sadakatle harbetmiş ve hatta Partizanlarla beraber çarpışanların başlarına Alman komutanlarınca mükâfat konmuştur. Zamanın Sovyet yayınları Tatar halkının kahramanlıklarından bahsetmiş ve Tatarların kendi iddialarına göre aralarından 13 veya 14 ü, Sovyet Birleşik devletlerinin en büyük nişanı olan, kahramanlık madalyası ile taltif edilmiştir.
 
Kızıl Ordu hücumu Kırıma 8 Nisan 1944 te başlamış ve 18 Nisan 1944 te yalnız Sivastopol Alman işgali altında kalmıştır. Almanlarla işbirliği yaptıkları tesbit edilen tatarlar ordu komutanlarınca ölüme mahkûm edilmiştir, (raporlar cadde ortasında yapılan toplu kurşuna dizmelerden bahsetmektedir.) Kırım topraklarının Alman istilasından tamamen kurtarılmasından 6 gün sonra, 8 Mayıs 1944 sabahı, kuşluk vaktinde, NKVD bölüklerinin makineli tüfek ateşi ve süngüsü ile yataklarından kaldırılan Tatarların ata topraklarından sürgün edilmeleri başlamıştır. Kırım Tatarlarının ve Çeçenlerin sürgün edilişleri ve sebepleri ancak iki yıl sonra İzvestiya da yayınlanan 25 Haziran 1946 tarihli kararname ile açıklanmıştır. Kararnamede sürgün ve sebepleri hakkında:
 
«Büyük Vatan harbi esnasında birçok Çeçen ve Kırım Tatarı Alman ajanlarının teşviki ile onlar tarafından organize edilmiş gönüllü taburlarda Alman birlikleri ile Kızıl Orduya karşı silâhlı taarruzda bulunmuş veya Alman teklifi üzerine cephe gerisinde Sovyet otoritelerini oyalama birlikleri kurmuş, ve Çeçen ile Kırım halkının büyük çoğunluğu bu vatan hainlerine karşı koymamış hatta onları korumuşlardır. Bu nedenle Çeçen ve Kırım Tatar halkı USSRın diğer bölgelerine yerleştirilecekler ve yerleşme için kendilerine gerekli yardım ve toprak verilecektir», denilmektedir.
 
Kırım Tatarlarının bu yerleştirilmelerindeki korkunç gerçekleri son Samizdat dokümanlarında bulmak mümkündür. 1968 te veya 1969 yılı başlarında «Kırım Tatarlarının Rus dostlarından alınan Açık Mektupta» bazı Kırım Tatarlarına hazırlanmaları ve taşıyabilecekleri eşyalarını toplıyabilmeleri için 15 dakika mühlet tanınmıştır. Bazılarına ise 5 dakikadan fazla zaman verilmediği gibi yanlarına eşyalarını almaları yasaklanmış ve bu insanlar kendilerinin idama götürüldüklerini zannetmişlerdir. Açık mektup devam ederek :
 
“Bu kurşuna dizilmek üzere götürülme değildi. Bu sığır vagonları için tıka basa doldurulmuş insanların ölüm yolculuğuydu ve bu yolculuk Kazakistanın kızgın steplerinde üç dört hafta sürdü. Bunların arasında Kırım kızıl partizanları, Bolşevik yeraltı teşkilâtının muharipleri ve Parti aktivistleri de vardı. Aynı zamanda harp malûlleri ve yaşlılar da. Geride kalan insanlar ise cephede halâ savaşanlardı. Fakat onları da harbin sonunda sürgün bekliyordu. Onlar cephede savaşırken vagonlara doldurulanların büyük çoğunluğu onların aileleriydi. Ölüm yaşlıları ve zayıfları kırıp geçirdi. Susuzluk, havasızlık ve pis koku vagonlarda ölüm saçıyordu».
 
Su ve yiyeceğin dağıtıldığı kısa duruşlarda, gömülmelerine izin verilmeyip tren yolunun kenarına atılan ölüler, tıka basa doldurulan vagonların içinde çürüyordu», demektedir.
 
Kırım Tatarları Ural, Sibirya, Kazakistan ve Orta Asyanın binlerce kilometre içerlerine nakledilmişlerdir. Sovyet mahkemelerindeki tutanaklara göre Özbekistana sürülen 200.000-250.000 nüfustan büyük çoğunluğu ancak 11 günde ve geri kalanlar 8 Haziran 1944 tarihinde yerleştirilecekleri bölgelere ulaşabilmişlerdir. 1 Temmuz 1944 de ancak 151.424 nufuslu 35.750 aile Özbekistana varabilmiştir. Sene sonuna kadar 818 aile daha gelmiştir. 1945 yılında da ordudan tard edilen 2000 kadar Kırım Tatarı daha Özbekistana ulaşabilmiştir.
 
Özbekistan’a ulaşabilenler bu bölgede yaşayan ve Sovyet hükümeti tarafından kışkırtılan mahallî halkın nefret ve düşmanlığıyla karşı karşıya gelmiş ve hatta taşlanmışlardır. Kırım’da temiz hava, bol su ve gıdaya, alışmış olan bu insanlar yolda içmeye mecbur bırakıldıkları pis sulardan dolayı malarya, bulaşıcı hastalık, açlık ve yorgunluktan bitap bir halde, bir ailenin barınamıyacağı kulübelerde üç-dört aile bir arada yaşamaya zorlanmışlar ve bu durum kendilerinin toprağı ekip biçebildikleri 1945 yılına kadar sürmüştür. Temmuz ve Ağustos 1969 yılında Taşkent’te muhakemeleri yapılan 10 Kırım Tatarından Yusuf Süleymanof sürgün edilişlerini şöyle anlatmıştır :
 
Bizleri mezbahaya götürülen hayvanlar gibi alıp götürdüler ve Orta-Aul da bıraktılar. Kimse bizimle meşgul olmuyordu. Aç, kirli ve hastaydık. Hastalar açlıktan şişmeye ve aileler toptan ölmeye başladılar. Şunu söyliyeyim ki 206 kişilik köyümüzden 100 kişi öldü. En az 18 ini kendi ellerimle gömdüm. Akrabam olan 7 aileden kimse kalmadı».
 
Diğer bütün Tatarlar da, insanı dehşete düşüren, kendi aileleri içindeki ölüm nisbetini belirtmişlerdir. Genç bir Tatar fizikçisi olan Yusuf Osmanofun belirttiğine göre:
 
«Evet, Kırım Tatarlarına kendilerini gömmeleri için mezarlıkta 1,5 metre kare toprak verilmiştir.»
 
Yukarda da belirtildiği gibi, Kırım Tatarlarının 1966 yılında yaptıkları istatistiklere göre sürgün sırasında ve ondan sonraki 18 ay içinde nüfuslarının % 46’sı olan 110.000 insan ölmüştür. Sovyet otoriteleri bu açıklamayı yalanlıyarak, 1 Ocak 1946 ya kadar Özbekistan’a sürülen Kırım Tatarının % 22 sinin öldüğünü (33.000 insanın) iddia etmiştir. Bu rakam doğru olsa bile, sürgün sırasında yolda ölen insanları kapsamamaktadır. Bunun yanısıra Kırım Tatarları bazı bölgelerde bu ölüm nisbetinin -meselâ Urallarda- % 100e ulaştığını belirtmişlerdir.
 
Bu «özel yerleştirme» günlerini yaşamış olan Kırım Tatarları, 1956 ya kadar olan yılları acı bir hatıra olarak anmaktadırlar. Yerleştirildikleri bölgenin dışına çıkmaları yasaklanmış olan Kırım Tatarlarının hayatları her ay rapor verdikleri mahalli MVD kumandanlarının sadist insaflarına bırakılmış ve bölgeden izinsiz ayrılışın cezası 25 sene mahkûmiyete çıkarılmıştır. Kırım Tatarlarının destekleyicisi ve sivil haklarının savunucusu olan General Peter Grigeronko, onların durumlarını toprak kölesi serflerle karşılaştırmış ve serflerin çok daha iyi yaşama şartlarında bulundukları belirtmiştir. 1969 yılında sorguya çekilen Kırım Tatarı Rıza Ömerof : «1956 yılına kadar hayvanlar gibi çalıştırıldık ve insanların en tabii haklarından yoksun bırakıldık» demiştir. Verilen topraklara yerleşebilmeleri için yapılan 5.000 ruble tutarındaki yardım, 1947 yılında çıkarılan mali reform kanunuyla 5.000 yeni ruble olarak geri alınmıştır. (1 yeni ruble 10 eski rubledir) Seyahat hürriyetleri de kısıtlanan bu insanlar, kalkınmaları için zaruri olan, yüksek tahsillerini yapamamışlar veya Enstitülerin bulunduğu yerlere sevkedilenlerin ise milliyetleri nedeniyle okullara kayıtları yapılmamıştır.
 
Kırımda Tatarların bıraktıkları mal mülk bu bölgelere yerleştirilen Ukraynalılara dağıtılmıştır ve «Kırım Tatarlarının Rus dostlarından alınan Açık Mektup» ta: «Kırım Tatarlarının milli hayat izlerini ve onları yansıtacak her şeyin yakılıp yıkılması için eldeki bütün imkânlar kullanıldı. Evler yakılıp yıkılırken, meyva bahçeleri ve bağlar otlaklık haline getirildi. Mezarlıklar sürüldü ve atalarının kalıntıları topraktan çıkarılıp atıldi. Tatarca eserler ve yayınlar -Eski tarihi el yazmaları ve Klasik Marksizm – Leninizm de dahil olmak üzere- yakıldı» denmektedir. Kırımdaki Tatarca bölge isimleri bile değiştirilmiştir.
 
Aynı zamanda Kırım tarihi yeniden düzenlenmiştir. 1937 yılında ilk baskısı yapılan Büyük Sovyet Ansiklopedisinde, Kırım Hanlığı ve Kırım Tatarlarının eriştiği yüksek medeniyet seviyesine ve Çarlık rejiminden çektikleri ıstıraplara geniş yer verilmiş ancak 1953 yılında yapılan ikinci baskısında Kırım Tatarları akıncı ve barbar bir millet olarak tanıtılmış ve birinci baskıdaki bölümler tamamen kaldırılmıştır. İkinci baskı Kırımın çok eskiden beri Rusyaya ait olduğunu iddia ederek, bu toprakların 13. yüzyılda Altınordu’nun istilâsına uğradığını belirtmektedir. Kırım Muhtar Sovyet Sosyalist Cumhuriyetinden hiç bir şekilde bahsedilmemektedir. Halbuki İkinci Dünya Harbi sırasındaki Kırım Tatarlarının hainliklerine geniş yer verilmiş olan Ansiklopedide, sürgün ve sebepleri, yerleştirme bölgelerindeki kötü şartlar hakkında tam bir sessizlik hüküm sürmektedir.
 
POLİTİK YERLEŞTİRME KARARNAMESİ
 
Bu sessizlik Stalin’in ölümünden sonra da devam etmiş, fakat daha sonra Kırım Tatarlarının durumlarında önemli değişiklikler olmuştur. 28 Nisan 1956 tarihli bir kararname ile Kızıl Ordu ve Partizanlarla beraber harbetmiş olanlar için 1954 yılında yapılan «Özel yerleştirme» plânı ile çıkarılan yasakların kaldırıldığı bildirilmiştir. Fakat ayni kararname sürgün sırasında müsadere edilen malların geri verilmiyeceğini ve kimsenin Kırıma dönemiyeceğini de belirtmiştir. Ancak Kırım Tatarları bugün Sovyet Birleşik Devletleri içinde, Kırım hariç, istedikleri yere serbestçe yerleşebilmekte ve Kırımı ziyaret edebilmektedir. Bunun yanısıra bazı kültürel faaliyette de bulunabilmektedirler. «Lenin Bayrağı» gazetesi 1957 yılında Taşkentte yayınlanmaya başlamış, Kırım Tatar folklar cemiyeti kurulmuş ve bu yıldan itibaren bazı kitapların Tatarca basılmasına müsaade edilmiştir. Bunların yanı sıra Kırımda -ki bu bölge, 19 Şubat 1954 tarihinde tertiplenen Ukraynanın Sovyetler Birliğine katılışının 300. yıldönümünde, Ukrayna idaresine verilmiştir- hâlâ tatarca bölge isimleri değiştirilmekte ve tarihî Kırım eserleri tahrip edilmektedir. Ocak 1957 de Milli muhtariyetleri tanınan Kalmık ve 4 Kafkas halkına nazaran tatarlara iade edilen bu haklar çok azdır. Bu tarihten itibaren Kırım Tatarları öz topraklarına dönmek ve Kırım Muhtar Sovyet Sosyalist Cumhuriyetlerini kurabilmek ve gerekli bütün haklarını elde edebilmek için faaliyete başlamışlardır. Bu faaliyetlerinden dolayı tutuklanmalarından, sorguya çekilmelerinden, Partiden ihraç edilip çeşitli şekilde cezalandırılmalarından ve tamamen kanunlar ve Anayasa çerçevesinde 10 yıl faaliyet gösterdikten sonradır ki Kırım Tatarları bazı eski haklarına kavuşmuşlardır.
 
Kırım Tatarlarının faaliyetleri başlangıçta dileklerini Moskova otoritelerine iletme üzerine yoğunlaşmıştı; fakat daha sonra bunlar oturum ve nümayişlere dönüştü. 1957 Temmuz ve 1961 Mart ayları arasında Ana Parti ve Hükümet otoritelerine 6.000 ve 18.000 arasında değişen imzalı 5 dilekçe ve 1961 Ekim ayında XXII. Parti Kongresine de 25.000 imzalı protesto mektubu gönderilmişti. Bu gibi faaliyetlerle aktif rol oynıyanların tutuklanmasına 1959 yılında başlanmıştı. Fakat mahkemelerin ilki 1961 yılında Chirchik, Namangan, Fergana, Leninabad ve Sukhumi’deki vatandaşlarına yapılan muameleyi protesto mahiyetinde yazılar basıp dağıtan 2 Kırım Tatarının sorgularını müteakip «Katı rejimli» çalışma kamplarında 5 ila 7 sene hapse mahkûm edilmeleriyle sonuçlanmıştır. Faaliyetleri ise, Özbekistan ceza kanunu 60/1 ve 64 maddelerine göre, anti – komünist propaganda ve sosyal düren bozucu olarak nitelendirilmiştir. Diğer bir mahkemede Taşkentte Anavatana dönmek için «Kırım Tatarları Gençlik Birliğini» kurmaya teşebbüs eden 25 gençten. Sait Hamza Ömerof (Üniversite öğrencisi) ve Murat Ömerof (Fabrika ustabaşısı) anti-sovyet propagandada ve Sovyet Rusyaya karşı bir organizasyon kurma teşebbüsünde bulundukları gerekçesiyle, 1962 Ağustosunda (Özbekistan ceza Kanunu 60. ve 62. maddelerine göre) yargılanmalarını müteakip 3 ilâ 5 sene Katı rejimli «çalışma kamplarında» çalışmaya mahkûm edilmişlerdir. Aslında kurulması düşünülen, fakat yaşlı bir üyenin ikazları üzerine kurulmasından vazgeçilen bu Gençlik birliği tamamen Leninist bir örgüttü. Bu iki kişinin dışında kalanlar ya işlerinden çıkarıldılar veya Üniversiteden uzaklaştırıldılar ama bu ve buna benzer cezalar bu faaliyetlerin önüne geçemediği gibi bilâkis daha da şiddetlendirmiştir.
 
1964 yılında Moskovada merkezi bir dernek kuran Kırım Tatarları çalışmalarını daha da hızlandırdılar. Yaşadıkları şehir veya bölgenin vatandaşları tarafından seçilip Moskovaya gönderilen bu derneğin üyeleri devamlı olarak değiştirilir ve yanlarında, merkezdeki toplantı sonunda toplanan, tanıtma kartları taşırlardı. 1968 yılının Eylül ayına kadar Moskovaya gönderilen 4.000 üzerindeki bu temsilciler, mektup ve dilekçelerini Parti liderleri ve Hükümet yetkililerine iletmiş, Sovyet halkına Kırım Tatar sorununu anlatmış, ayda iki defa kendi vatandaşlarına çalışmalar ve gelişmeler hakkında bilgi vermek üzere bültenler yayınlayıp dağıtmışlardır.
 
Bu çalışmaların yanısıra 1965 yılında Kırım Tatarlarının yerleşme bölgelerinin hepsinde «Kırım Tatar Halkının Milliyet Problemini Çözme Konusunda Parti ve Hükümete Yardımcı İcra Grupları» adı altında bir örgüt kurmuşlardı. Bu guruplaşmaların belirli bir organizasyonu olmayıp, -toplam 5000 kişi olan- üyeleri mahalli Kırım Tatarları tarafından seçilir ve isimleri Sovyet Merkezi Komitesine bildirilirdi. Bu kuruluşun 1969 yılında Merkezi komiteye ve ilgili mercilere gönderdiği programlarında şunlar da yer almaktaydı:
 
«Kurulmuş olan bu icra gruplarının amacı, kanun dışına çıkmadan, Kırım Tatar halkının gaye ve eğilimlerini Parti ve Hükümet otoritelerine bildirmektir. Bunu da gerçekleştirebilmek için grup üyeleri vatandaşlardan protestolar için imza, delegelerin Moskovaya gönderilebilmeleri ve hapiste olan delegelerin ailelerine verilmek üzere para toplayabileceklerdir.»
 
İcra grupları onbinlerce Kırım Tatarının katıldığı ve Moskovadaki temsilcilerin gönderdiği beyanatlarının okunduğu, problemlerin tartışıldığı muntazam toplantılar ve kanuni mitingler tertiplemiştir. Bu toplantılar bazen mahallî, bazen Cumhuriyetler ve bazen de milletlerarası seviyede olmuştur.
 
1957 yılında Mikoyanla olduğu gibi 1965 ve 1966 yıllarında Kırım Tatar temsilcileri Sovyet Yüksek Şûrası ile görüşmüşler, fakat bir sonuç alamamışlardır. 1966 yılında XXIII Parti kongresinin hemen arifesinde yapılan toplantı ve nümayişler bu zamandaki çalışmaların bir ölçüsü olmuştur. Kongre yaklaştıkça Moskovadaki Tatar temsilcilerinin sayısı 125 e yükselmiştir. 14284 adet mektup ve telgraf Parti ve Hükümet yetkililerine gönderilmiştir. 120.000 imzalı bir dilekçe ve, 1944 – 45 yıllarında % 46 olan ölüm oranını ispatlayan, 7 ciltlik bir eser Parti kongresinde okunmak üzere Merkezi Komiteye teslim edilmiştir. Bunun üzerine Sovyet Yüksek Şûrası Genel Sekreteri Georgadze 28 Mart 1966 tarihinde 10 temsilciyi kabul ederek sorunlarının en kısa zamanda ele alınacağına dair söz vermiştir. Fakat yine de sonuç alınamayınca gönderilen 115.000 imzalı dilekçe ve 17.000 mektubun yanı sıra Moskovadaki temsilcilerin sayıları yeniden yükselmeye başlamıştır. 25 Haziran günü otellere alınmayan bu temsilciler Merkezi Komite binasında yakalanarak zorla şehir dışına çıkarılmışlardır. Bunun üzerine Özbekistan ve diğer bölgelerde temsilcilerin organizasyonlarına ve yayım organlarına yapılan muameleyi anlatmalarıyla, protesto toplantıları ve nümayişler birbirini takib etmiştir. Yakalanan 4 temsilci 9 aylık bir mahkûmiyetten sonra yargılanmışlar ve sosyal düzeni bozucu faaliyette bulundukları gerekçesiyle, şartlı, idama mahkûm edilmişlerdir.
 
Bu toplantı ve mitinglerde Hükümet kuvvetlerini haklı çıkarmak gayesiyle Eylül 1966 tarihinde Özbekistan ve diğer Cumhuriyetlerin Ceza Kanunlarına 3 kanun maddesi daha ilâve edilmiştir. En önemli 191-4. (Sovyet devlet ve sosyal sistemini yeren yayınlar) ve 191-6. (Halk nizamını tehdit eden organize edilmiş veya edilmemiş toplantı ve mitingler) iki maddenin cezası en az 3 sene ağır hapis idi. Bu kanunlar ve müeyyideleri Kırım Tatarlarının hepsine tebliğ edilmiş ve en faal liderler mahallî polis ve KGB bürolarına çağrılarak kanunların kendilerine tebliğ edildiğine dair resmi kâğıtları imzalamaları istenmiştir. Bu kanunların Kırım Muhtar Sovyet Sosyalist Cumhuriyetinin kuruluşunun 45. Yıldönümü münasebetiyle tertiplenen toplantıların ertesi günü, 9 Ekimde, uygulanmasına başlanmıştır. Toplantılar kanunî olup sükûnet içinde geçmesine rağmen hepsi polis kuvvetlerince dağıtılmış ve yüzlerce Kırım Tatarı sebepsiz yere, aralarında 3 temsilci bulunan 17 kişi de 191-6 ve 192 sayılı maddeleri ihlâl suçundan, yargılanmışlardır.
 
Yıldırılmak istenen Kırım Tatar liderleri günlerce sorguya çekilip işkence edilmiştir. Kırım Tatarları Gençlik Birliğine katıldığı için Taşkent Uçak Fabrikasındaki işinden çıkarılan 18 yaşındaki Mustafa Cemilev 13 -18 yüzyıllardaki Kırım Türk Medeniyeti üzerine 1963 yılında yazmış olduğu eser ile siyasi faaliyette bulunduğu gerekçesiyle Mart 1965 tarihinde Taşkent Sulama Mühendisliği Enstitüsünden uzaklaştırılmış ve Eylül 1965 te kaydı tamamen silinerek sokaklarda dövülmüştür. yılın sonuna doğru verilen cezaların kanunsuz olduğuna dair Moskova Mahkemelerindeki temyizi kazandığı halde geri döndüğü zaman asker kaçağı olduğu ileri sürülmüştür. Kısa bir müddet sonra başarısızlıkla sonuçlanan (cebine saat koyma) suikastten de kurtulunca, asker kaçağı olmasından dolayı 18 ay hapse mahkûm edişmiştir. Askerliğin hitamında da Cemilev iş bulmakta büyük zorluklarla karşı– ve Enstitü de kaydını yenilememiştir. Bir KGB binbaşısı diğer bir Kırım Lideri Reşat Cemilev’e samimi olarak 22 Ocak 1968 tarihinde şunları söylemiştir:
 
Eger Mustafa ve Server gibi insanlar yüksek tahsil yapmazlarsa bizim için daha iyi olacaktır. Bizim için münevver insanlarla karşı karşıya gelmek işçilerle karşı karşıya gelmekten çok daha zordur. Öyleyse onların da işçi olmalarını sağlayalım.»
 
Resmi ve kamu kuruluşlarına yazdığı mektuplarla, Gaspıralı hakkında çıkan makaleleriyle ve belli başlı gazete ve Enstitütü dergilerinde tefrika edilen «Kırım Tatarlarının Tarihçesi» adlı eseriyle Sovyet Hükümeti nüfuzunu sarsan, fakat uzun bir yıldırma politikasına maruz bırakılan diğer bir Kırım Tatar lideri de, Moskova yakınlarındaki Serpukhow Yüksek Fizik Enerjisi Enstitütüsünün genç fizikçilerinden Yusuf Osmanoftur. İlim adamı iki arkadaşı ve bir kaynakçı ustası ile birlikte Sovyet devletini küçük düşürücü ve sosyal düzeni bozucu eser yayınlayıp dağıttıkları gerekçesiyle, Mayıs 1968 tarihinde çalışma kamplarında çalışmaya mahkûm  edilmişlerdir. Yusuf Osmanof ve Mustafa Cemilev günlerce sorguya çekilen ve işkence edilen Kırım Tatar liderlerinden yalnız iki tanesidir.
 
Temmuz 1967 yılında Moskovada toplanan Kırım Tatar temsilcilerinin sayıları 400 ün üstüne çıkmıştır. Temsilciler ata topraklarına dönüp siyasi haklarıyla beraber Muhtar Sovyet Sosyalist Kırım Cumhuriyetini kurma hakkı kendilerine tanınmadığı takdirde Kızıl Meydanda bir miting tertipliyeceklerini bildirmişlerdir. Fakat 22 Temmuz günü aralarından 200 kişi KGB başkanı Andropof, USSR generalleri Rudenko, Georgadze ve Kamu düzenini koruma dairesi başkanı Çelokov tarafından Kremlinde kabul edilmiştir. Andropof Kırım tatar sorunun bir kaç gün içinde Merkezi Komite tarafından ele alınacağını ve Muhtar Cumhuriyet kurmalarına izin verileceğini kesin olarak belirtmiş, fakat ata topraklarına dönme sorununun biraz daha çalışmalar gerektirdiğini ileri sürmüştür. Hatta bu haberi müjdelemeleri için yapılacak toplantılara izin verilmesi hususunda Özbekistan birinci sekreteri Raasidof’a emir vereceğine dair söz vermiş, fakat temsilcilerin Özbekistan’a dönmelerinden sonra izin vermediği gibi, 27 Ağustos pazar günü bu temsilcileri karşılamaya gelen 2000 kadar Kırım Halkı polis ve ordu kuvvetleri tarafından dağıtılmıştır. Eresi hafta Cumartesi günü toplanan halk yine zorla dağıtılmış ve iki gün içerisinde hükümet kuvvetlerine karşı gelmek ve toplumu kışkırtmak, suçundan, toplam olarak 130 kişi tutuklanmış ve 12 si 3 sene hapis cezasına çarptırılmıştır.
 
Nihayet 9 Eylül 1967 tarihli Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan gazetelerinin tümünde, Kırım Tatarlarına eski haklarını veren, 5 Eylül 1967 tarihli, Kararname yayınlamıştır. Kararname Şöyle başlamaktadır.
 
«Kırımın 1944 yılında Alman istilâsından kurtarıldıktan sonra, kimlerin Almanlarla işbirliği yaptıkları araştırılıp bulunmadan, bu ihanet tüm Kırım Tatar halkına mal edilmiştir. Fakat yeni siyasi fikirli çalışkan Kırım neslinin doğması nedeniyle, o zamanlar tüm Tatar halkına uygulanan cezai müeyyidelerin kaldırılması gerekmektedir»
Kararname şöyle devam etmektedir: «Evvelce Kırımda yaşamış Tatarlar şimdi Özbekistan’a ve diğer cumhuriyetlere yerleştirildiler ve buralarda Sovyet vatandaşlarına tanınan bütün haklar kendilerine tanındı, tatar gazetelerine ve radyo istasyonlarına sahiptirler». Kararname daha sonra alman bir kararla takviye edilmiş ve 28 Nisan 1956 tarihli kararname yürürlükten kaldırılmıştır. Bu kararda «Evvelce Kırım’da yaşamış Tatar milleti vatandaşları yürürlükte bulunan pasaport nizamlarına ve istihdam kanunlarına uygun olarak Sovyet Rusyanın istedikleri her bölgesine serbestçe yerleşebilirler» denilmektedir. (Pasaport nizamlarına göre herhangi bir vatandaşın bir bölgeye yerleşebilmesi için, yerleşme izni alarak, o bölgenin kayıtlarına geçirilmesi gerekmektedir).
 
Hain bir millet olmadıkları böylece kabul edilen Kırım Tatarlarının büyük sevinci Kararnamenin gerçek yüzü kendilerine açıklandığı zaman son bulmuştur. Kararname aslında Orta Asyanın bazı gazetelerinde yayınlanmış böylece kararnameden çok az Sovyet vatandaşının haberi olmuştur. 1969 protesto mektubunda da belirtildiği gibi:
 
«Kararnamedeki bazı maddeler Kırım Tatarlarının sürgün edildikleri bölgelere yerleşmeye zorlamaktadır. İlk bakışta açık olarak görülmektedir ki Kararname Kırım Tatarlarından değil daha evvel Kırımda yaşamış Tatarlardan bahsetmektedir. (Yani kasıtlı olarak Kırım Tatarlarını «ırkî» olarak bölmeye çalışmaktadır») Bu da Sovyet Hükümetinin Kırım Tatar milletini tanımadığını ve ata topraklarına dönmelerine izin vermiyeceğini göstermektedir.
 
Otoriteler bu kasıtlı kısıtlamaların farkında olduklarından, Kararnamenin «açıklığa» kavuşturulması konusunda, büyük selâhiyetler verilmiş CPSU Merkez Komitesi üyelerini vazifelendirmişlerdir. Fakat yapılan açıklamalar Tatarları hiçbir zaman tatmin etmemiştir. Kararnamenin yayınlandığı gün Semerkant Üniversitesinde yapılan bir toplantıda CPSU Merkez Komite Üyesi Vishnevsky, Tatarları hain bir millet olarak niteleyen 28 Nisan 1956 tarihli kararnamenin Stalinci bir yazar tarafından kaleme alındığını belirterek, Tatarların Muhtar Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti kurduklarını inkâr etmiştir. Vishnevsky’nin bu fikirlerine itiraz eden Teorik Fizik öğretim üyesi Rollan Kadıyev’e fikirlerini değiştirmesi için baskıda bulunulmuş bilâhare Üniversitedeki çalışmaları ve bunlarla ilgili geziler reddetilmiştir. Kararnamenin Tatarlar tarafından kabul edilmesinden çok endişeli olan otoriteler, Tatarları işyerlerinde bürolara çağırarak Parti ve Hükümet hakkındaki fikirlerini beyan etmelerini istemiştir.
 
KARARNAMEDEN SONRAKİ DURUM
Kararname ile iade edilen bazı haklardan sonra Kırım Tatarları çalışmalarını şu üç ana faaliyet üzerine yoğunlaştırmışlardır : Kırıma yerleşebilmek için başarısız bile olsa sebat ve inatla göç teşebbüslerinde bulunmak, Sovyet Birleşik devletlerinde sürdürülen genel Demokratik Hareketler ile ilişki kurmak, ata topraklarına dönüp Kırım Muhtar Sovyet Sosyalist Cumhuriyetini kurabilmek için Moskova ve Özbekistanda başlattıkları kampanyalarını devam ettirmek.
 
Kararnamenin boşluklarından istifade ederek Kırıma dönüp yerleşme hakkının da kendilerine tanındığını iddia eden Tatarlar, gruplar halinde göçe başladılar. Kırımda iş bulmaları ve yerleşme izni almaları mümkün olan bu aileler polis kuvvetlerince geri çevrildiler. Bu teşebbüsten kısa bir müddet sonra Kırımda şahıs başına 13,65 metre karelik toprak bulabilen Tatarların Kırıma dönebilecekleri ilân edilirken, bu bölgelerde yaşayanlara da Tatarlara yerleşme bölgesi satanların veya edenlerin tesbit edilmesi halinde en ağır şekilde cezalandırılacakları bildiriliyordu. Bu karar ile o zamana kadar yapılmış bütün alım-satım anlaşmaları da geçersiz sayıldı. Aralık 1967 yılına kadar 6.000 Kırım tatarlarından yalnız 3 kişi ve iki aileye yerleşme izni verildi. Bunların dışındakiler ya zorla geri gönderildi veya yerleşme izni alabilmek için ellerindeki bütün imkânı kullanan aileler kendiliklerinden geri dönmek zorunda kaldı.
 
Kırım Tatarlarının yenilgiyi kabul etmemeleri üzerine, yaz aylarında Tatarların ata topraklarına yerleştirileceklerini öne süren Sovyet otoriteleri Mart 1968 tarihinde birbirine tamamen zıt iki faaliyete başlamıştır. Birinci faaliyete göre Kırım Eyaleti idari memurları Özbekistan’a gönderilecek ve hiç bir milliyetçi faaliyette bulunmamış Tatarlara KGB nin de tasdikinden sonra yerleşme izni vereceklerdi. 1970 yılı sonuna kadar parmakla sayılabilecek kadar az aile bu karar sayesinde Kırıma dönebildi bunun yanısıra binlerce Ukrain ve Rus ailesi Kırıma getirilerek yerleştirildi. İkinci faaliyet ile Özbekistan otoriteleri tarafından Kırım Tatarlarının arasında imzalamaları için kendilerinin bir avuç milliyetçi tarafından kışkırtıldıklarına dair ve Kırıma dönmek istemediklerini belirten resmî evrak dolaştırılıyordu. Milli hareket liderlerinin Tatarları göç etme fikrinden vazgeçirmeleri için her şey yapılıyordu. Fakat bütün bunlara rağmen ancak 262 imza toplayabilmişlerdir.
 
Bütün bu baskılardan yılmayan Tatarlar ikinci ve üçüncü göç teşebbüsünde de bulunmuşlardır. Bunların Kırıma yerleşmeleri otoritelerce reddedilmiş ve gizli olarak iş bulabilen Tatarlar milliyetleri tesbit edilir edilmez işten çıkarılmış ve yerleşme izni de verilmemiştir. 27 Mayıs 1968 tarihinde 250 KGB görevlisi ve polisi Akmescit şehri yakınında kurulmuş 98 Kırım Tatar çadırını parçalayıp yıktıktan sonra içlerinden 38 kişiyi tutuklamışlardır. Tutuklananlar 4 günlük aç ve susuz otobüs yolculuğundan sonra Bakûdan Orta Asyanın içlerine sürülmek üzere Feribota bindirilmişlerdir. 26 Haziran günü Eyâlet İcra Komitesi Başkanının (Şemodurov) Tatarlara karşı tutumunu şikâyet eden 25 Kırım Tatarından 11 i 15 gün hapis cezasına ve 10 kişi de uçak masrafları kendilerine ait olmak üzere, hiçbirinin yaşayamadığı, Düşenbe’ye sürülmüştür. 15 Temmuz günü kendilerine yerleşmeleri için 5 gün önce verilen çiftlik evlerinden gece yarısı zorla çıkarılan 11 aile ve diğer çiftliklerden 4 aile Kırımı terkeden bir trene bildirilmiştir. Bu son hareketi protesto eden 17 Ukrayna ve Rus ailesi bir daha evlerine ve çiftliklerine dönmemiştir. Böylece kararnamenin yayınlanmasından sonraki 1 senelik müddet zarfında yalnız 18 aile ve 13 kişiye yerleşme izni verilmiş, 12.000 Kırım Tatarı ikinci defa sürgün edilmiş ve 17 kişi çeşitli hapis cezalarına çarptırılmıştır.
 
Kırımdaki bu sıkıntılı günler 1969 yılında da devam etmiştir. 1969 yılı başlarında Belogorsk bölgesine yerleşen 11 ailenin Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonuna yazmış oldukları imzalı protesto mektubu yüzünden yargılanmalarını müteakip yerleşme izinleri kaldırılmış ve edindikleri mal mülk ellerinden alınmıştır. Bu 11 aileden Yarımada’yı terkeden bir terene bindirilen 8 aile, mahalli halkın yardımıyla geriye döndükleri zaman evlerini ve mallarını talan edilmiş yakılıp tıkılmış olarak bulmuştur. Samizdat Dokümanlarının «Kronolojik Olaylar» bölümündeki 14 nolu 30 Haziran 1970 tarih ve 456 Kırım Tatarının imzası bulunan protestoya göre bu zulümler 1970 yılının sonlarına kadar devam etmiştir.
Tatarların işbirliği yapmak istedikleri Genel Demokratik Hareketler Birliği ile olan ilişkileri 1968 yılının başlarında başlamıştır. Bu bağlantı küçük milletlerin haklarının savunucusu komünist yazarlardan Aleksey Kosterinin sayesinde gerçekleşmiştir ve yine onun sayesinde Rus ileri gelenlerinden Grigeronko’da Kırım Tatar halklarının savunucusu olmuştur. Kosterin ve Grigeronko Kırım Tatar liderlerinden Dr. Zampira Hasanova ile beraber Şubat – Mart 1968 aylarında Budapeşte’de toplanan Komünist Partileri Danışma Kuruluna açık bir mektup yazarak Kırım Tatar halkına yapılan zulmü anlatmışlardır. 17 Mart 1968 tarihinde Moskova’da bulunan 60 Tatar Temsilcisi Kosterinin Tatar halkı için yapmış olduğu mücadeleye karşılık şükranlarını belirtmek üzere 72. doğum günü partisini tertiplemiştir. Fakat yazar ciddi bir şekilde rahatsız olduğu için Grikeronko tarafından temsil edilmiştir. Grigeronko bu toplantıda bir konuşma yaparak Kırım Tatar halkı için çıkarılan kararnameyi eleştirmiş, boşluklarını belirtmiş ve Kırım Muhtar Sovyet Sosyalist Cumhuriyetinin en kısa zamanda kurulmasını temenni etmiştir.
 
Partiden ihraç edilmesinden 1 ay sonra 10 Kasım 1968 tarihinde Kosterinin ölümü Kırım Tatarları için büyük kayıp olmuştur. 23 kişinin tutuklandığı cenaze töreninden sonra Grigeronko, Kosterinin varlığını Tatarlara bıraktığını ve bunların Kırım Cumhuriyeti kurulur kurulmaz Kırıma götürülmesini vasiyet ettiğini açıklamıştır.
 
Grigeronko’nun Mart 1968 daki toplantıda yapmış olduğu konuşmadan sonra Kırım Tatarları ile kurmuş olduğu dostluk Sovyet otoritelerini endişeye sevketmiş ve Kırım Tatar liderlerine, kendilerini Grigeronko’ya karşı uyarıcı, bir mektup gönderilmiştir. Mayıs 1969 ayında 2.000 Kırım Tatarının çağrısı üzerine Taşkentteki mahkemede 10 Tatarın müdafasını üzerine alan Grigeronko, Mustafa Cemilef tarafından gönderildiği zannedilen bir mektupla, kendisinin de Moskovaya dönmeden tutuklanacağı bildirilmiştir. Bu sıralarda Tatar faaliyetlerine ait 137 ciltlik eser Moskovada Genel Demokratik Hareketler lideri İlya Gabay’ın evinde bulunmuş ve kendisi mahkeme edilmek üzere Taşkent’e sevkedilmiştir. Grigeronkonun da tutuklanması Tatarlar için büyük bir darbe olmuştur. Sovyet otoriteleri Gabay ve Grigeronkonun Tatarlarla olan ilişkilerini mahkemelerinin başkentin dışında yapılması içini bir bahane olarak kullanmıştır. 1969 yılında Mustafa Cemilef ve 15 arkadaşı tarafından Sovyet Rusya Cumhuriyetlerinde Sivil hakları Korumak için İcra gurupları kurulmuş ve bu guruplar Tatar liderlerinden Zampira Hasanova, Reşat Cemilev ve diğerleri tarafından da desteklenmiştir.
 
Kırım Tatarları Özbekistanda İcra gurpları toplantılarını devam ettirirken dilekçe ve protesto mahiyetindeki mektuplarını Moskovaya gönderiyorlar, buna karşılık hükümet kuvvetleri de toplantı ve nümayişleri sindirmeye ve kırmaya çalışıyordu. 21 Mayıs 1968 günü geleneksel bahar bayramları «Derviza» yı kutlayan Kırım Tatarlarının bu toplantısında, Grigorenko’nun Mart 1968 günkü konuşmasını okumalarından korkan Sovyet polis kuvveti toplantıyı, basıp dağıttıktan sonra gece 300 kişiyi tutuklamıştır. 1968 – 1969 yıllarında olağanüstü tedbirlerle Tatarların geleneksel ve dini toplantılarını yasaklama yoluna gidilmiştir. 19 Mayıs 1969 günü Bekabad şehrinde mahalli bir Tatar liderin cenaze merasiminde polislerin tabutu açarak ölüyü kontrol etmeleriyle galeyana gelen halkı Tatar ileri gelenleri zorlukla yatıştırabilmişlerdir. Sovyet otoriteleri Tatarların, Leninin doğum yıldönümünde çelenk koymalarını önlemiş ve konulan çelenkleri de kaldırtmıştır.
 
 Kırım Tatarları dilekçe ve protesto mektuplarını Moskovadaki Komünist partisi liderlerine ve hükümet yetkililerine genellikle Parti kongresinin yapıldığı veya sürgünlerinin yıldönümü gibi önemli günlerde gönderiyorlardı. 1968 yılı sürgün yıldönümü yaklaştıkça Moskovadaki Tatar temsilcilerinin sayısı 800 e yükselmişti. Fakat milliyetleri nedeniyle bütün otellerin kapıları kendilerine kapatılmış, 16 -17 Mayıs günlerinde hepsi tevkif edilerek, mahkeme edilmek üzere Taşkent’e sevkedilmişlerdir. Yapılan insan dışı davranışlar karşısında bir çok temsilci kriz geçirirken Rüstem İlyasof adındaki temsilci de aklını kaybetmiştir. Taşkent’ten veya yolda kaçarak gelen temsilcilerin faaliyet göstermelerine mani olunmamıştır. Bu temsilciler 50.000 imzalı 22984 protesto mektubunu Mayıs sonuna kadar parti yetkililerine teslim etmiştir. Bu tarihe kadar şahsi ve kollektif olarak verilen dilekçe ve protestocudaki imza sayısı 3 milyonu aşmıştır.
 
Temmuz 1969 da Moskovada toplanacak Milletlerarası Komünist ve İşçi Partileri konferansına 12.000 imzalı bir dilekçe gönderilmiştir. Konferansın ikinci gününde aralarında Zampira Hasanaova ve Reşat Cemilef’in de bulunduğu 5 Kırım Tatarı öğle vakti Moskovanın merkezindeki Mayokosvki meydanında tevkif edilmiştir. Karışıklıklardan faydalanarak kaçabilmişler, fakat yerleşme bölgelerinden kovuldukları için Kırıma yerleşme izni alamıyan Tatarların geçici olarak yerleştikleri Krasnodar’a yerleşmişlerdir.
 
1970 Nisan ayında Leninin 100. doğum yıldönümünde İkinci Dünya Harbi mâlu-.. 3.000 Kırım Tatarı ve 350 Kırım Tatar komünistinden bir çok dilekçe Parti ve Hükümet yetkilisine gönderilmiştir. 1967 kararnamesinin uygulanmadığını ve mahalli polis kuvvetinin Tatarların Kırıma dönmelerini önlemek için baskı yapmalarını Moskovadaki Sovyet Yüksek Şurasına şikâyete gelen 137 temsilci zorla Moskova’dan çıkarılmıştır. 30 Mart 1971 tarihinde Moskovada toplanan XXIV. Parti kongresine de karanamenin yayınlanmasından beri Tatarlara yapılan zulmü anlatan 60.000 imzalı bir protesto mektubu gönderilmiştir. Bu protesto mektubunun sonuna adam öldüren, halkı intihara teşvik eden, kanunsuz tutuklamalar yapan ve Tatarların malı – mülkünü talan eden polislerin, parti yetkililerinin ve idarecilerin isimleri açık olarak yazılmıştır.
 
Kararnamenin yayınlanmasından beri bir çok Kırım Tatarı hakkında mitinglere katılmaktan, organize etmekten veya devleti küçük düşürücü beyanlarda bulunmaktan dolayı açılan davalar devam etmekteydi. Bunların içinde en önemlisi 1969 Temmuz – Ağustos aylarında yapılan ve bir sene önce Ağustos ayında tutuklanan 10 Kırım Tatarının mahkemesiydi. Savunulanlar sürgün günlerini ancak hatırlıyabilen, işçi ve münevver sınıftan, genç ve ihtiyar kimselerden meydana geldiği için Kırım Tatar neslinin tipik bir örneğini teşkil ediyordu. İçlerinde Ruslarla Almanlara karşı omuz omuza harbetmiş 3 harb malulü ve önceleri öğretmen şair ve daha sonra ceza olarak tuğla fabrikasında çalışmaya maruz bırakılan Yazıcıyef vardır. Yazıcıyef 1942 deki Sovyet Birleşik devletlerinin kahramanlarını övücü şiirlerinden dolayı taltif edilmiştir). Daha önce kendisinden bahsetmiş olduğumuz fizikçi Rollan Kadiyef ve mühendis parti üyesi İzzet Hayirof ta tutuklananlar arasında genç nesli temsil ediyorlardı. Hepsi Sovyet Rusya için bilfiil çalışmış ve en iyi araştırmaları yapmışlardı. Bazıları milli sorunları için senelerce faaliyetlerde aktif rol oynamış bazıları ise ancak birkaç faaliyette bulunmuştu. Bütün tutuklular Özbekistan ceza Kanununun 191 – 4 maddesi veya RSFSR ve Ukrayna ceza Kanunlarının buna eşit maddeleriyle yargılanmışlardır. Mahkeme edilenlerden Reşat Bayramof tarafından yazılıp, bastırılan eser – Kosterinin mektuplarından, Grigoronko’nun 17 Mart 1968 konuşmasından Rus ihtilâli ve ikinci Dünya harbi sırasındaki Tatar Kahramanlıklarından başka hiç bir şeyi ihtiva etmemesine rağmen, bu genç elektrik teknisyeni, Sovyet hükümetini ve sosyal düzenini yermekten mahkûm edilmiştir.
 
Bu 10 Kırım Tatarından 4 ünün kimliği gazetelerden çıkarılmıştı. Bunlar 1968 Mayıs – Haziran aylarında Moskova’da temsilci olarak bulunuyorlardı ve büyük gayretlerle yayınlanan yazıları elden veya posta ile organizasyonlara veya Tatar halkına gönderiyorlardı. Savunmalarını hazırlamak için istemiş oldukları kanuni kitaplar, müteaddit defalar yaptıkları müracaata rağmen, kendilerine verilmemişti. 26 kişilik (ki bunlar arasında caniler ve kaatiller vardır) hücrelerden başka hücrelere nakledilmeleri, duruşmaların halka açık olması ve gazetelere verilmesi ve televizyonda yayınlanması için yapmış oldukları istekleri yargıç tarafından reddedilmiş ve duruşmaya 1 Temmuz günü başlanmıştı.
 
Böyle durumlarda tatbik edilen Sovyet Politikası, duruşma salonunu KGB görevlileriyle doldurmak, aynen bu duruşmada da tatbika konmuştur. Özbekistan yazarlar birliğine gönderilen bir protesto mektubunun Sovyet otoritelerine iletilmesi üzerine açılan bu davada da yargıç mektuptaki fikir ve anlatılan olayları bir iftira olarak telakki ettiğini belirtmiştir. Bu yüzden mahkeme edilenlerin devleti küçük düşürücü faaliyette bulundukları iddia edilmiştir. Sanıklar mektuptaki olayların gerçekliğini ispata hazır olduklarını öne sürerek devleti küçük düşürmediklerini belirtmişlerdir. Yargıçın duruşmada dinlettiği bazı şahitler de istemiyerek itham edilenler lehine şahadette bulunmuştur. Fakat şahit olarak dinletilenlerden Rus kadını Rozaliya Zorina açık olarak sanıkların suçsuz olduğunu belirterek, Stalinin Tatarlara vurduğu damganın kaldırılmasını ve haklarının iadesini istemiştir. Mahkeme 5 Ağustos 1969 tarihinde sonuçlanmış, Bayramof ve Kadıyef alelade çalışma kamplarında çalışmaya ve diğerleri de 1 ile 2 sene arasında değişen hapis cezasına çarptırılmıştır. Bu 5 hafta süren muhakeme esnasında Kırım Tatarları birbirine olan bağlılıklarını göstermek için günlerce Adliye sarayının önünde beklemiş ve son iki gün içinde bir çok kişinin tutuklanması protestolara ve yargıcın evi önündeki nümayişlere sebep olmuştur.
 
1969 Eylül ayında ikinci defa tutuklanan ve İlya Gabay ile 1970 Ocak ayında, Sovyet devletini ve sosyal düzenini küçük düşürücü beyanda bulunmaktan yargılanan Mustafa Cemilef 3 yıl hapse mahkûm olmuştur. 1970 sürgün yıldönümünde mahallî polis merkezi ve İcra Konseyi binasının kapılarına siyah bayrak asmaktan sanık 18 yaşındaki Tatar kızı 1970 Eylül ayında 3 yıl çalışma kamplarında çalışmaya mahkûm edilmiştir. Bu son olayla beraber iki sene içindeki dava sayısı, ki bunlarla ilgili detaylar arşivlerde halen mevcuttur, 30 unun iki kere cezalandırıldığı sanıkların sayısı 86 yı bulmuştur. 1968 yılında Kırım Tatarları 1959 yılından beri 200 kişinin cezalandırıldığını iddia etmişlerdir ki bu rakama KGB yetkililerinin verebildikleri 15 günlük hapis cezası alanlar dahil değildir. Bunların yanı sıra tamamlanmamış 1969 Nisan istatistiklerine göre Milliyetçi faaliyetlere katıldıkları gerekçesiyle Kırım Tatarlarından 40 kişi Komünist Partisinden, 12 kişi Taşkent Enstitüsündeki görev veya yüksek öğrenimlerinden uzaklaştırılmış ve 60 kişi hakkında şüphe üzerine soruşturma açılmıştır.
 
Son zamanlarda Kırım Tatar faaliyetlerinde bir azalmanın olduğu göze çarpmaktadır 1969 Nisan ve 1971 şubat ayları arasında Moskovadaki temsilcileri tarafından yalnız 15 bildiri yayınlanmıştır. Bu kadar çalışmadan sonra hiçbir hak elde edemiyen Kırım Tatarlarının ümidsizliğe düşmemelerini beklemek insafsızlık olur. Bu dönem zarfında temsilcilerin Parti ve Hükümet yetkilileri ile konuşma istekleri reddedilmiş, yaptıkları müracaatlar ve protestoları ise geri çevrilmiştir. 1968-69 yıllarında gözle görülebilir en büyük kazançları organize edilmiş işbulma kurumları, Kırımda Kırım Tatar çocukları için açılan ilk okullar, 1970 yılında Tatarca olarak yayınlanmış 8 kitap ile Lenin Bayrağı gazetesinde yayınlanan Kırım Tatarlarının ihtilal ve II. Dünya harbindeki kahramanlık hikâyeleridir. Fakat Lenin Bayrağı gazetesi yalnız Tatarlar tarafından okunmaktadır. Bunun yanısıra Sovyet Büyük Ansiklopedisinde Kırım Tatarlarının hainliklerine geniş yer verilmekte, fakat göstermiş oldukları feragat ve bağlılık hakkında tamamen sükût edilmektedir. İş bulma kurumları ise Kırıma gelmiş tatarlara ancak sabit olarak yerleşecekleri çiftliklerde iş bulabilmektedir. Çocuklara ise yüksek veya orta seviyede tahsil hakkı da tanınmamaktadır
Kırım Tatarları kendilerini yoketme politikasına delil olarak yalnız sürgün esnasındaki tüyler ürpertici ölüm nisbetini değil, aynı zamanda Rusların millî birlik-bilhassa milli dil ve kültürlerini inkâr etmelerini de göstermektedirler. Dil birliklerini korumak için, Sovyet Anayasasının 121. maddesine göre, Kırım Tatar ilk okullarında verilen dil dersleri çok yetersiz olduğu gibi azınlıkların yerleştiği bölgelerde muhtar cumhuriyetlerde ilk okulların bile Rusça eğitim yapmaları yönündeki eğilim gün geçtikçe artmaktadır. Bunun sebebi de Sovyet Birleşik Devletlerinde yalnız Rusçanın resmi dil olması değil,aynı zamanda azınlıkların kendi dillerinde eğitim yapan Yüksek Okul kurması yasak edildiğinden, Rusçanın öğrenilmesi zaruri olmaktadır.
 
Fakat diğer azınlıkların yaptığı gibi, Kırım Tatarlarının da Orta öğretim seviyesinde  özel ders olarak kendi ana dil ve edebiyatı üzerine ders vermemeleri için edilebilir bir sebep yoktur. Kırım Tatarlarının Kültürel alanda bir faaliyet göstermeleri -meselâ tiyatro kurmaları- yasaktır. Kırım Tatarlarına millî muhtariyet kurma hakları verildiği takdirde küçük milletler üzerine yapılan baskılar ne kadar büyük olursa olsun, Kırım Tatarlarının diğer milletlerden apayrı olan kültürlerini yaşatabilmeleri zor olmıyacaktır. Bugün çok az olan bu kültürel faaliyetler bile makaleleri Lenin Bayrağı gazetesinde yayınlanan, yeni fikirli Kırım Tatar yazarlarının yetişmesine ön ayak olmuştur.
Bir yargıç «109 nolu duruşmada» Kırım Tatarlarının Birleşmiş Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Yüksek Şurasında milletvekilleri olduğunu, bir çok Kırım Tatarının Parti üyesi olup Mahalli Sovyet İdari merkezlerine çok iyi vazifelerle atandığını kendi gazeteleri olduğunu ve bir çok azınlık grubuna nazaran daha iyi muamele gördüklerini iddia ederek, parçalama ve yoketme politikasının mevcudiyetini kimsenin iddia edemiyeceğini belirtmiştir. Kırım Tatarları bu iddiaları reddederek hiç birinin doğru olmadığını açıklamışlardır. Gerçek olan bir şey varsa Tatarlar zekâlarıyla, Endüstri ve Tarım alanındaki maharetleriyle kendilerini diğer azınlıklara nazaran daha da zenginleştirmişler ve Sovyet yetkililerine karşı yürüttükleri kampanyanın ağır mâli külfetini karşılıyabilmişlerdir. Özbekistanda özel mülkiyet ve yüksek tahsil konusunda kendilerine bir ayırım yapılmayan Tatarlar, kamu teşekküllerinde ve devlet emniyet teşkilâtında kendilerine iş verilmemesinden şikayetçi olmuşlardır. Bu şekildeki beyanlarından dolayı tutuklanan Yazıciyef duruşmasında bu hislerini:
 
 «Hiç kimseye Tatarları, karnını doyuracak bir otlak bulduktan sonra artık hiç bir şeyi umursamayan, bir koyun sürüsü olarak düşünme fırsatını vermeyeceğiz» sözleriyle ifade etmiştir.
 
Kırım Tatarlarına millî muhtariyet kurma haklarının verilmemesinin gayri resmî bir sebebi de, bunun Özbekistan’a yapacağı İktisadî zararlardır. Bu konuda Parti ileri gelenlerinden G. Ya. Denisof 30 Temmuz 1969 günü Altunyan’a şunları söylemiştir :
 
«Kırım Tatarları hiçbir yere gitmek istememektedir. Eğer böyle birşey gerçekleşirse Özbekistan ekonomisi altüst olur ve Kırımda da yeni problemler ortaya çıkar.»
 
Böylece maharet ve çalışkanlıkları kabul edilmiş olan Kırım Tatarlarının, bütün bu problemleri asgari seviye de tutacak plânların yapılmasına, Kırımda Rus ve Ukrayna halkını tatmin edici tedbirlerin alınmasına da razı olmalarına rağmen, guruplar halinde Kırıma dönmelerine izin verilmemiştir. Tatarların Rusları Kırımdan çıkarmak istediklerine dair Ruslar tarafından çıkarılan şayialar asılsızdı, çünkü vatanlarına hepsi dönse bile 1970 sayımına göre 1.8000.000 olan bölge nufusuna göre, azınlıkta kalacaklardır. 1970 Nisan ayında Lenin’in 100. doğum yıldönümünde iki Ukrayna ilim adamı, memleketteki işgücü azlığını ortadan kaldırmak üzere 500.000 insanın – yani Kırım Tatarının – Kırıma yerleştirilmesi gerektiği konusundaki plânlarını Sovyet Preziduyumuna sunmuşlar fakat bundan da bir netice alınamamıştır.
 
O halde Sovyet yetkililerini ihtilâfta bu kadar inat etmelerine mecbur eden sebep nedir? Tarihin kökeninde vatan ve belki de tek olan bu sebep : Tatarların bu kadar bağlı kaldığı Muhtar Sovyet Sosyalist cumhuriyeti kurmak istedikleri Kırımı Rusların stratejik bir bölge olarak kabul etmeleridir. Bunun yanı sıra hiçbir aksiyon gurubuna ve bilhassa milliyetçi aksiyon gurublarına böyle bir hakkın verilmesi istenmemektedir. 1964 Nisan ayında milliyetçi sorunlar üzerine yapılan bir konferansta yabancı gazetecilere verilen raporlarda, SSCB Yüksek Milletler Şurası başkanı Paleckis (Kırım Tatarlarına göre sorunlarına diğer Sovyet liderlerine nazaran daha çok antipati besleyenlerden biri) Tatarlara Kırıma dönme imkânının verildiğini fakat çok az Kırım Tatarı döndüğü için Kırım Muhtar Sovyet Sosyalist Cumhuriyetinin kurulmamasında kendilerini haklı çıkartmıştır. Fakat bu eğer Kırım Tatarlarının tamamının Kırıma dönmesinden sonra verilecek bir hak ise, ki hepsi ata topraklarına dönmek için can atmaktadırlar, tamamen sözde kalacak ve gerçekleşmemesi için her türlü yola başvurulacaktır. Bunun yanı sıra eğer böyle bir ortamda herhangi bir azınlığa milli muhtariyet kurma hakkı tanındığı takdirde, şunu da itiraf edelimki, azınlıklarca Sovyet hükümetinden talep edilecek hakların sonu gelmiyecektir. Bu durumda hakların sovyetler tarafından verileceğini ümit etmek iyimserlikten başka bir şey değildir ve Kırım Tatarlarının lağvedilen Kırım Muhtar Sovyet Sosyalist Cumhuriyetinin kuruluşunun 50. yıldönümünü de 18 Ekim 1971 tarihinde sürgünde kutlamaları muhadderdir. Eğer Kırım Tatarları, Sovyet Yahudileri gibi batıda çok iyi organize edilmiş, seslerini hür dünyaya duyurabilecek bir dernek kurabilirlerse, bazı hakları elde etme şansları daha yüksek olacaktır. Fakat, Türkiye hükümetinin Türkiye dışındaki herhangi bir millî hareketten endişe duyması gereketiği haklı görülebilir.
 

 
Bu yazı, Ann Sheehy’nin Ağustos 1971 de Londra’da yayınlanan «THE CRIMEAN TATARS AND VOLGA GERMANS : Soviet treatment of two national minorities» adlı raporundan dilimize çevrildi. Ann Sheehy, 1957 den 1959 yılına kadar Moskova’daki Britanya büyükelçiliğinde çalışmıştır ve 1960 dan beri de Londra’da Orta Asya Araştırma Merkezinde araştırma asistanıdır. EMEL
 
(*) A. Kosterin, Sovyet Rusya Komünist Partisi üyesi iken de, küçük milletlerin haklarının savunucusu olarak mücadele eden bir yazardır. Partiden ihracından bir ay sonra, 72 yaşında iken, 10.11.1968 de Moskova’da ölmüştür. EMEL
 

TAVSİYELER

EMEL KIRIM KÜLTÜR MERKEZİ için desteğinize ihtiyaç var

  Değerli üyelerimiz ve Emelci dostlarımız, Sizi Emel’in 90. yaşında sizi Emel Kırım Kültür Merkezi’ne …