Kırım’ın İşgaline Dünyadan Tepkiler:
DGAPkompakt
Liana FIX ve Eleanor KNOTT**
Çeviren: Didem Buhari GÜLMEZ
Almanya’da Kırım’ın Rusya tarafından 2014 yılında ilhakının sessiz bir şekilde onaylanması ve hatta yasal kabul edilmesine yönelik çağrılar insanları yanlış yönlendirmekte ve Kırım’da olan bitene karşı dikkatleri başka yöne çekmektedir. Kırım Tatarlarına Rusların verdiği sözleri hiçe sayan otoriteler şimdi Tatar siyasi ve medya organizasyonlarına karşı “siyasi aşırılıkla mücadele” bahanesini kullanarak savaş açmış durumdalar. Sonuç olarak Kırım Tatarları bugün anayurtları olarak gördükleri tek yer olan Kırım yarımadasında Rus yönetimi altında zor durumda kalan bir azınlık konumuna düşmüş durumdalar. O halde, Almanya ve uluslararası toplum Moskova’ya bölgedeki Rusça konuşan nüfus için istediği temel insan hakları ve azınlık haklarını Kırım Tatarlarına da vermesi yönünde baskı yapmalı.
[ihc-hide-content ihc_mb_type=”show” ihc_mb_who=”1,2,3″ ihc_mb_template=”1″ ]
1783 yılında Rus imparatorluğunun Kırım’ı Osmanlı imparatorluğundan almasından sonra Kırım Tatar toplumu sayıca çok azalmışsa da, Kırım Tatarları yarımadada yaşadıkları en büyük mezalime Stalin zamanında maruz kalmışlardır. Stalin 1944 yılında Kırım’ı Nazi ve Romanyalı işgalci kuvvetlerden temizledikten sonra Kırım Tatarlarını Nazilerle işbirliği yaptıkları bahanesiyle sürgüne gönderme emrini verdi. 240 bin Kırım Tatarı Sovyetler Birliği’nin uzak doğu bölgelerine sürüldü. Sürülenlerin sadece yarıya yakını hayatta kalabildi.
[/ihc-hide-content]
Kırım’ın Ukrayna’dan ayrılmasına ilişkin Mart “referandumu”ndan sadece 8 ay sonra iki tanınmış Alman Sosyal Demokrat politikacının yarımadanın Rusya tarafından ilhakının Almanya tarafından tanınmasını önermesi büyük tartışma yarattı. Alman-Rus Forumu başkanı ve Brandenburg’un eski başbakanı olan Matthias Platzeck de, Willy Brandt’ın eski ortağı ve Almanya’nın Doğu Politikasının mucidi olan Egon Bahr da bu tartışmalı konuya “çözümler” önerdiler. Bahr, Batı Almanya’nın 1970’li yıllarda Doğu Almanya’yı resmi olarak tanımadan ilişkilerini normalleştirmesine benzer şekilde Kırım’ın ilhakını kabullenmeyi öneriyordu. Ancak Bahr bu tarihsel karşılaştırmasını yaparken şunu gözden kaçırıyordu: Batı Almanya’nın yeni “Doğu politikası”nı kabul etmesi aylar değil, uzun yıllar almıştı. Ayrıca Kırım’ın Doğu Almanya’dan farklı olarak sadece Sovyet etkisinde olan bir bölge olmadığını unutmuş görünüyordu. Kırım sözde “Potemkin referandumu” ile Rusya Federasyonuna askeri zorlamayla eklemlendi.[1]
Platzeck ve Bahr’ın tutumu siyasi arenada marjinal olarak düşünülse de aslında Alman kamuoyunu yansıtmaktaydılar. Genel olarak Alman kamuoyunda Kırım’ın ilhakının jeopolitik sebeplerden meydana gelen bir emrivaki olduğu ve ilhakı resmi olarak tanımaya varmayan bir kabullenme anlayışı yaygın. Son dönemde yapılan bir ankete göre Almanların yüzde 39’u Kırım’ı Rusya’nın bir parçası olarak tanımayı isterken yüzde 48’i buna karşı çıkmakta.[2] Tanıma taraftarlarına göre eğer Kırım’ı Rusya’dan geri almak için bir şey yapılamıyorsa neden durumu kabullenip işimize bakmayalım? Bu bakış açısına göre, Kırım nüfusunun çoğunluğu ilhakı destekliyor; ayrıca, Rusya’nın Kırım’daki tarihi varlığını ve Karadeniz Filosunu da anımsamak gerekir. Üstelik Rusların Kırım’da yaptıkları esasen bir şekilde “anlaşılır” değil midir? Rusya’nın düşünce biçimini yansıtan bu görüşe göre, ilhak sonrası Kırım’ın durumu ve Rusya’nın yaptıkları açık veya dolaylı şekilde tanınmalı ve meşru görülmelidir.
Bu düşünce şekli Rus ilhakına karşı çıkan ve şimdi Rusya Federasyonu altında yaşamaya zorlananları göz ardı etmektedir. En gözle görülür vaka da, zor durumdaki Kırım Tatar azınlığının anayurtlarında yirmi yıldır içinde bulunduğu göreli barışçı ortamın yeniden baskı altına alınmış olmasıdır. Rusya’nın Kırım Tatarlarına verdiği sözlerin aksine, şu anda Tatar siyasi ve medya örgütlerine karşı (siyasi aşırılıkla mücadele bahanesiyle) büyük baskı yapılmakta ve Kırım Tatarlarına yönelik tacizler artmaktadır. 1783 Rus işgali ve 1944 sürgününden sonra, 2014 yılındaki Rus ilhakı Kırım Tatar toplumunun yaşadığı “üçüncü trajedi” olabilir.[3]
Ezilmişlik tarihi
1783 yılında Rus imparatorluğunun Kırım’ı Osmanlı imparatorluğundan almasından sonra Kırım Tatar toplumu sayıca çok azalmışsa da, Kırım Tatarları yarımadada yaşadıkları en büyük mezalime Stalin zamanında maruz kalmışlardır. Stalin 1944 yılında Kırım’ı Nazi ve Romanyalı işgalci kuvvetlerden temizledikten sonra Kırım Tatarlarını Nazilerle işbirliği yaptıkları bahanesiyle sürgüne gönderme emrini verdi. 240 bin Kırım Tatarı Sovyetler Birliği’nin uzak doğu bölgelerine sürüldü. Sürülenlerin sadece yarıya yakını hayatta kalabildi.
|
Şekil
|
Kaynak: Gwendolyn Sasse, The Crimea Question: Identity, Transition, and Conflict (Cambridge, Mass., 2007), s. 275.
Şiddetsiz direniş stratejilerine rağmen Kırım Tatarları Sovyet rejimi tarafından baskı görmeye devam ediyordu. Kırım Tatarlarının karizmatik lideri Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu (doğum yılı 1943) Sovyet aleyhtarı olmakla suçlanarak birçok defa hapse atıldı ve en uzun açlık grevini yapma rekoruna sahiptir (grevi tam 303 gün sürmüştür). Ancak glasnost sırasında Sovyetler son yıllarını yaşarken Kırım Tatarları Kırım’a nihayet dönebilme iznini aldılar, ama ne yurda dönüş ve yeniden yerleşmeleri esnasında herhangi bir destek gördüler ne de sürgüne uğramaları karşılığında bir tazminat aldılar.
Sovyet rejiminin sonlarına doğru anavatanlarına dönen Kırım Tatarlarının sayısı düzenli bir şekilde artış gösterdi (Bkz. Şekil 2). Daha sonra, yeni bağımsızlığını kazanan Ukrayna devleti içinde Kırım Tatarları zaman içinde daha çok haklar kazandılar ve kendi toplumsal kurumlarını ve özyönetimlerini güçlendirme yolunda yardım gördüler. En önemlisi, 1999 yılında bir Kırım Tatar Temsilcileri Kurulu –Meclis– tanındı.[4]
Ancak Kırım Tatarlarının ayrımcılığa uğramalarına yönelik risk devam etmekteydi. Elbette Kırım Tatarları ve Rus taraftarı gruplar arasındaki gerilim Kırım’ın işgalinden önce de vardı.[5] Kırım’daki Rus yanlısı gruplar, Kırım Tatarlarını hastalık derecesinde aşırı milliyetçilik yapan İslamcılar olarak görmekte ve Nazilerle işbirliği yaptıkları suçlamalarına devam etmekteydiler.[6] Arazi paylaşımı konusu da gerilimlere yol açtı: 2000’li yılların ortalarından itibaren Kırım Tatarları resmi makamların kendilerine adil bir toprak paylaşımı yapma konusundaki başarısızlıklarını protesto ederek makamlardan izin almadan yerleşmeye başladılar. Buna karşılık olarak Rus yanlısı gruplar da Kırım Tatarlarının yasadışı olarak bu toprakların işgalcisi olduğunu iddia ederek arazilerin başında beklemeye, protesto etmeye başladılar.[7] Kırım Tatarlarına yönelik husumetleri 2014 yılından önce de açık olan bu Rus yanlısı gruplar Mart ayında yarımadanın Rusya tarafından ilhakını kolaylaştırıcı rol oynayan gruplardı.[8]
Şekil [9] Yani ilhaktan önce bile Kırım Tatarları sadece Ukrayna’nın hayatlarını kolaylaştırmaya yönelik isteksizliğinden değil, aynı zamanda kendilerine husumet güden Rus yanlısı gruplarla karşı karşıya gelmelerinden dolayı da gergindi.[10]
Tutulmayan Sözler
Kırım Tatarları kendilerine öncesinde yapılan tüm baskılara rağmen, hem Mart’taki referandumu hem de Eylül’deki Parlamento seçimlerini kitlesel olarak boykot eden, Kırım’ın ilhakına karşı çıkan en aktif direnişçilerdi. Medyanın bildirdiğine göre, Kırım Tatarlarının evlerinin dış kapıları referandumdan önce X ile işaretlenmiş ve bu 1944 sürgününden önce Kırım Tatarlarına yönelik yapılan benzer eylemleri hatırlatmıştı.[11]
İlhakın ardından Moskova önce Kırım Tatarlarını baskı altındaki etnik grupların rehabilitasyonuna ilişkin Rus yasasına dahil ederek Kırım Tatarlarının endişelerini azaltmaya çalıştı. Ne var ki siyasi özerklik ve hükümet kurumlarında kota gibi verdikleri birçok söz gerçekleşmedi. İlhakın ardından ortaya çıkan olaylar Rusya’nın Kırım Tatarlarına yaklaşımının gerçek doğasını gösterdi. Rus taraftarı olan Milli Fırka partisi gibi marjinal grupları destekleyerek ve en güçlü muhalifleri olarak gördüklerini sindirerek (özellikle Kırım Tatar Millî Meclisi’nin ve Kırım Tatar İşleriyle İlgili Danışma Kurulu’nun eski başkanı Mustafa Kırımoğlu hedeftedir) Kırım ve Rus makamları Kırım Tatar direnişini kırmaya çalıştılar. Bu Nisan ayında Kırımoğlu Kırım’a girmesi yasaklanan ilk kişi oldu (5 yıllığına). Meclis’in bugünkü lideri olan Rıfat Çubarov’un Kırım’a girişine yönelik yasak da Temmuz ayında getirildi. Eylül ayında Meclis ve işletmekte olduğu vakıf talan edildi ve daha önce “hiç düzgün bir şekilde kayıt ettirilmediği” gerekçesiyle kapatılması emri verildi.[12]
Camiler ve Kırım Tatarlarının evleri “silah, uyuşturucu ve yasaklanmış yayınlar” arama bahanesiyle baskına uğradı ve Rus yanlısı kutlama törenlerine izin verilirken Kırım Tatarlarının Sürgün Gününü anma törenleri (18 Mayıs) etkinlikten birkaç gün önce yasaklandı.[13] Üstelik, Rus yanlısı paramiliter grupların içinde olduğu vakalarda Kırım Tatar aktivistlerinden kaybolanlar ve kaçırılanlar oldu. Bazıları daha sonra ölü olarak bulundu ve soruşturmalar sonuçsuz kaldı.[14]
Kırım Tatarlarına ait medya platformları, örneğin ATR TV kanalı, resmi ve resmi olmayan kanallardan uyarılar aldı. Bu uyarıları yapanlar bu medya platformlarını Mart’taki olayları “işgal” ve “ilhak” olarak adlandırdıkları ve zor kullanma vakalarını gündeme getirdikleri için “aşırıcılıkla” suçlamaktaydı.[15] Bunun sonucunda, Kırım Tatar gazeteciler Kırım gazetesi Avdet gibi kapatılmamak veya hapse atılmamak için otosansür uygulamaya başladılar.
Kırımoğlu, bu tutumu “tarihin kendini tekrarı” olarak açıkladı. Eski Sovyet muhalifi lidere göre, yetkili merciler bugün Sovyetlerin Kırım Tatarlarını damgalamak için kullandıkları “Sovyet karşıtı” ve “aşırı/radikal” retoriğine dönüş yapmış durumdalar.[16] Rus ve Kırım yönetimlerine göre çok iyi organize olmuş, sesini çıkarabilen ve otoriter rejimlere karşı protesto geçmişi olan Kırım Tatarları Kırım’ın ilhakına karşı en etkin biçimde seferber olabilecek gruptur. Bu nedenle Kırım Tatarlarına yönelik baskı kampanyasının gelecekte de devam edeceği öngörülebilir.
Kırım’da zaman baskı uygulama zamanıdır, kabullenme değil
Batı Avrupa’da belki şu merak ediliyor olabilir: Neden küçük bir yarımada için bu kadar tantana yapılıyor? İlhakı kabullenmek, AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini’nin de çağrıda bulunduğu gibi, “Rusya ile ilişkilerde yeni bir başlangıç yapılmasına” ve Rus ekonomisine zarar veren yaptırımların son bulmasına yol açabilir. Ancak bu yol Rusya’nın Kırım’da ve Doğu Ukrayna’da yaptığı adaletsizlikleri ve yasadışı eylemleri kabullenmek anlamına gelir. Aksine ilişkilerde gerçekten “yeni bir başlangıç yapılması” Rusya’nın uluslararası hukuka yönelik Darwinci yaklaşımından vazgeçmesiyle olabilir ki bu da yakın gelecekte hiç mümkün görünmüyor.
İlhakı kabullenmek veya kabullenmemekle ilgili yüzeysel ve sonuçsuz kalan tartışmaları beslemek yerine Almanya ve uluslararası toplumun yapması gereken, Kırım Tatarlarına yönelik tutumundan dolayı Rusya’ya daha fazla baskı yapmaktır.
Rusya nasıl Ukrayna’dan Kırım ve Doğu Ukrayna’da yerleşik Rusça konuşan nüfusun haklarına saygı göstermesini talep ediyorsa (bu halkların tehdit altında olup olmadıkları bu yazının konusu değildir), aynı sorumluluğu Kırım’da işgalci güç olan Rusya da Kırım Tatarlarına karşı duymalıdır. Sadece Kırım’daki fiili yönetimin Kırım Tatarlarına yönelik kötü muamelesini eleştirmek yeterli olmaz. Rus yasalarının Kırım’a da uygulanmaya başlanması ev baskınları ve zorbalıklara gerekli bahaneleri sağlarken Rus savcıları ve FSB ajanları Kırım Tatarlarına yapılan eziyette rol oynamaktadır. Rusya Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi gibi onadığı tüm uluslararası anlaşmalar da dahil olmak üzere, uluslararası insan hakları hukukuna uymak zorundadır.
Kırım’ın Ukrayna’ya geri verilmesi öngörülebilir gelecekte mümkün görünmese de, bu durum uluslararası toplumun yarımadada olup bitenle yakından ilgilenme sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.
O halde, Almanya ve uluslararası toplum öncelikle Rusya’ya baskı yaparak AGİT Özel İzleme Misyonu’nun Kırım’a girişine ve durum hakkında rapor verecek sürekli bir varlık göstermesine izin verilmesini sağlamalıdır.
İkinci olarak, AGİT üyesi olan devletler Kırım’daki gelişmeleri rapor etmek ve uluslararası tepkileri tartışmak üzere, sivil toplum ve diğer uluslararası örgütlerin temsilcilerinin de katıldığı gayrıresmi ve açık bir Kırım Brifingleri Sürekli Konseyi kurmalıdır.
Üçüncü olarak, BM Güvenlik Konseyi 4. Bölüm tahtında bir karar alarak Kırım fiili yönetimine ve Rusya’ya BM’nin Ukrayna İnsan Hakları İzleme Misyonu’nun ve Avrupa Konseyi’nin insan hakları komiserinin raporlarındaki tavsiyeleri Kırım’da uygulamaları yönünde acil çağrı yapmalıdır.[17]
Kırım’ı ve Kırım Tatarlarının geleceğini umursamamak, Rusya’nın bölge üzerindeki hak iddiasını açıktan olmasa da kabullenmek anlamına gelir. Bunun yerine, uluslararası toplum Rusya’ya Kırım’la ilgili olarak uluslararası hukuku keyfi bir şekilde yorumlamasının uzun vadeli sonuçları olacağını göstermelidir. Henüz Kırım-sonrası olarak adlandırılan bir aşamaya geçmedik. Aksine Kırım’ın ilhakıyla birlikte şimdi yeni bir dönem başlamış oldu.
* Bu makale Alman Dış İlişkiler Konseyi DGAP’ın Aralık 2014’teki 16. sayısı olarak yayımlamıştır.
** Liana Fix Alman Dış İlişkiler Konseyi (DGAP) bünyesindeki Robert Bosch Orta ve Doğu Avrupa, Rusya ve Orta Asya Merkezinde araştırmacıdır.
Eleanor Knott Londra Ekonomi Üniversitesi (LSE) bünyesindeki Siyaset Bilimi bölümünde doktora öğrencisidir. Tezi Romanya’nın Moldova’daki Romanya kökenlilere yönelik etkinlikleri ve Rusya’nın Kırım’daki Rus kökenlilere yönelik siyasalarını incelemektedir ve Kırım ile Moldova’da 2012 ve 2013 yıllarında yaptığı saha araştırması sonuçlarına dayanmaktadır.
[1] Rory Finnin, “The Crimean Tatar Sürgün: Past and Present,” University of Cambridge website, 20 Mayıs 2014 <http://www.cam.ac.uk/research/discussion/thecrimean-tatar-surgun-past-and-present> (erişim tarihi 1 Aralık 2014).
[2] Anket, Infratest dimap tarafından Kasım ayında yapılmıştır. Bkz. “39 Prozent der Deutschen für Anerkennung der Krim-Annexion,” ZEIT Online, 24 Kasım 2014 <http://www.zeit.de/politik/deutschland/2014-11/deutsche-umfrage-krim-annexion> (erişim tarihi 2 Aralık 2014).
[3] Idil Izmirli, “For Crimea’s Tatars, Russia’s Occupation is a ‘Third Tragedy’,” Atlantic Council, 20 Mayıs 2014
<http://www.atlanticcouncil.org/blogs/new-atlanticist/for-crimeas-tatars-life-under-russia-s-occupation-is-a-third-tragedy> (erişim tarihi 2 Aralık 2014).
[4] Robert Coalson, “Explainer: What Is The Crimean Tatar Mejlis?” RFERL, 5 Mayıs 2014,
<http://www.rferl.org/content/ukraine-crimea-tatars-explainer/25373796.html> (erişim tarihi 2 Aralık 2014). [Aslında söz konusu kurul başkan Kuçma nezdinde kurulan bir Kırım Tatar İşleriyle İlgili Danışma Kurulu’ydu, ama başta Kırımoğlu olmak üzere, bütün KTMM üyeleri bu kurulun üyesi olarak seçilmiş olduğundan fiilen KTMM tanınmış zannı yaratıyordu. Oysa anayasa ve yasalarda KTMM tanınmış değildi. EMEL]
[5] Simferopol’deki Rus konsolos Vladimir Andreyev, ilk Kırım Tatar filmi olan Haytarma filmine boykot çağrısı yaptığı için 2013 yılında geri çağrılmıştı. Andreyev’e göre film “tarihi çarpıtmakta” ve Kırım Tatarlarının “Sovyet ordusuna, Sovyet halkına ve Sovyetler Birliğine” “kitlesel ihanetini” göz ardı etmekteydi. Bkz. Idil Izmirli, “Russian Consul General to Crimea Resigns Following Offensive Comments About Crimean Tatar Deportation,” 5 Haziran 2013,
<http://www.jamestown.org/single/?no_cache=1&tx_ttnews%5Btt_news%5D=40985%20-%20.UbhC9OdHKj9#.VH2RqjGsXTp> (erişim tarihi 2 Aralık 2014).
[6] Eleanor Knott tarafından 2012 ve 2013 yılları arasında yapılan görüşmeler.
[7] AGİT, “The Integration of Formerly Deported People in Crimea, Ukraine: Needs Assessment,” Ağustos 2013
<http://www.osce.org/hcnm/104309?download=true> (erişim tarihi 2 Aralık 2014).
[8] Örneğin, ilhaktan önce majinal ulusalcı “Rusya Birliği” partisinin Kırım Tatar mekânlarına düzenlenen şiddet saldırılarında parmağı vardı (<http://qha.com.ua/crimean-tatar-structures-in-molodizhneunder-threat-again-127508en.html>). Partinin lideri Sergey Aksyonov şu anda Kırım hükümetinin başkanıdır ve “seçilmesi” 27 Şubat 2014 tarihinde Parlamento kimliği belirsiz askeri güçlerce işgal altındayken verilen ve sayısı denetlenemeyen oylara dayanmaktadır.
</http://www.jamestown.org/programs/edm/single/?tx_ttnews%5Btt_news%5D=42027&tx_ttnews%5BbackPid%5D=756&no_cache=1#.VIHunjGG9yQ> (erişim tarihi 2 Aralık 2014).
[9] Oxana Shevel, “Who are the Crimean Tatars, and Why are They Important?” Monkey Cage, 1 Mart 2014
<http://www.washingtonpost.com/blogs/monkey-cage/wp/2014/03/01/who-are-the-crimean-tatars-and-why-arethey-important/> (erişim tarihi 1Aralık 2014).
[10] Bkz. Gwendolyn Sasse, The Crimea Question: Identity, Transition, and Conflict (Cambridge, Mass., 2007).
[11] Natalia Antelava, “Who Will Protect the Crimean Tatars?” The New Yorker, 6 Mart 2014.
<http://www.newyorker.com/news/news-desk/who-will-protect-the-crimeantatars>
(erişim tarihi 17 Aralık 2014); Ron Synovitz ve diğerleri, “Fear Rife Among Crimea’s Minority Tatar Population,” RFERL, 7 Mart 2014 <http://www.rferl.org/content/fear-among-crimeas-minority-tatar-population/25289577.html> (erişim tarihi 2 Aralık 2014).
[12] “Crimean Leader Says Mejlis Does Not Exist,” RFERL, 22 Eylül 2014 <http://www.rferl.org/content/aksyonov- crimea-rights-mejlis-tatars-russia-ukraine/ 26599565.html > (erişim tarihi 2 Aralık 2014).
[13] “Crimean Tatars Mark 70th Anniversary of Deportation,” RFERL, 18 Mayıs 2014,
<http://www.rferl.org/content/ukraine-crimea-tatars-deportation/ 25389125.html >
(erişim tarihi 2 Aralık 2014).
[14] Human Rights Watch, “Rights in Retreat, Abuses in Crimea,” Kasım 2014, s. 1 <http://www.hrw.org/sites/default/files/reports/crimea1114web_0.pdf >
(erişim tarihi 2 Aralık 2014).
[15] A.g.e., s. 25–26.
[16] “Interview: Mustafa Dzhemilev: ‘There Is A Certain Tension In The Air,’” RFERL, 16 Mayıs 2014
<http://www.rferl.org/content/ukraine-crimea-dzhemilev-interview/25387012.html>
(erişim tarihi 1 Aralık 2014).
[17] Bu tavsiyeler İnsan Hakları İzleme (Human Rights Watch) örgütünün “Rights in Retreat” başlıklı raporuna binaen yapılmıştır (Bkz. dipnot 16).
Emel 246-249. Ocak-Aralık 2014. Sf.67-75.
Emel KIRIM VAKFI