Abdullah Zihni SOYSAL.
(8. sayıdan devam)
Cengiz Han sülâlesinin Osmanlı sülâlesi kadar temiz ve mukaddes olduğuna kanidiler. Sultanların bir şeyde üstünlüğü varsa o da hilâfetin kendilerinde olması idi. Hanlar Türkiye’ye geldiği zaman bir Padişah gibi karşılanır, Sultanla beraber başbaşa kahve içer, Sultanın başına taktığı mücevheratı onlar da takardı.” dedikten sonra (kaydettiğimiz gibi başta dirayetli, akıllı ve kuvvetli idare ve iradeye malik ve müstait bir Han bulunuyorsa bunlar tamamıyla müstekilâne hareket ederlerdi) diyor (44).
[ihc-hide-content ihc_mb_type=”show” ihc_mb_who=”2,3″ ihc_mb_template=”1″ ]
Her ne kadar Kırım yalılarının bâzı kale ve şehirlerinde Osmanlı müfrezeleri bulunuyor, Sultanlar fermanları ile Kırım’ın dahilî işlerine karışıyorsa da, Hanlar Kırım’da serbest ve müstakil bir idare başında kendi adlarına para basıyor, askere malik bulunuyor, ecnebi devletlere elçiler gönderiyor tamamıyla müstakil siyaset takip ediyordu (45).
Hanların müstakil olduklarını, onların Osmanlı hükümetinin müttefikleri ile her zaman müttefik olmadıkları, bazı zamanlarda onlara karşı harp yaptıkları da göstermektedir (46).
O devrin Padişahları da Kırım’ı, Osmanlı idaresinde değil, bilâkis bir müttefik olarak tanıyorlardı. Padişahların Kırım hanlarına nasıl baktıklarını o devirde yazılmış olan Sahip Giray Han tarihinde çok açık olarak görüyoruz. Bu eserde Osmanlı Sultanlarından en mühimlerinden biri olan Kanunu Sultan Süleyman’ın Kırım hanları hakkında: (Kırım hanları mâzul olmaz, ebben an ced sahibi saltanat, sahibi hutbe ve sahibi sikke padişahlardır) demesi, bize o devirde Osmanlı Sultanlarının Kırım ile münasebetine bakışlarını ve Kırım hanları hakkında düşündüklerini açık olarak göstermektedir.
Yine Lehistan kütüphanelerinden birinde bulunan ve Künhül-ahbar müellifi tarafından yazıldığına dair bir kaydı ihtiva eden Ali Cengiz tarihinin Kırım faslında ilk dokuz handan bahsetmektedir. Burada kısaca şöyle denilmektedir: (Kırım Hanı Mengli Giray Han, Sultan Fatih ile siyasî, askerî ittifak yaparak kendi istiklâlini sağlamıştı. Bu iki Türk devleti arasında yapılan ittifak her iki devlet için büyük istifadeler temin edecek mahiyette idi. Bu muahede ile (Kırım hanı Karadeniz tarafından gelmesi melhuz olan her hangi bir tehlikeyi önlemiş, diğer düşmanlarına karşı serbest mücadele etmek imkânını bulmuştu. Osmanlı devleti ise şimalden gelecek tehlikeleri bertaraf etmiş Karadeniz’in bir Türk denizi olarak kalmasını temin etmiş ve en mühimi de Kırım süvarileri gibi en mükemmel orduyu kazanmıştı (47). Kırım ile Osmanlı devleti arasındaki münasebeti ecnebiler de bir ittifak şeklinde tanıyorlardı. Leh müverrihlerinden Buçatski şöyle diyor:
“Kırım hanı İslâm Giray ile yapılan ZBROV muahedesi Lehistan’ı müşkül vaziyetten kurtarmıştı. Bu defa İslâm Giray hanın müttefiki olan Osmanlı devleti de Kırım hanının tavassutu ile bizimle bir anlaşma imzalamayı kabul etmişti. Bu anlaşmadan sonra Kırım hânı ile Rusya üzerine müessir hareketlerde bulunulmuş, Moskoflar tarafından zaptedilen birçok Leh arazisi geri alınmıştır” demektedir (48).
Eflâk voyvodası Mihal tarafından 3. ikinci kânun 1600 tarihinde İmparator Rodolf’a yazılan bir mektupta da: (Tatar hanı ile o kadar şerefli ve Hıristiyan âleminin o derece nef’ine olan geçen seneki anlaşmayı, Majestelerinin murahhası tarafından tebligat vuku bulduktan sonra öğrenmiştim.
“Majestelerinin bundan daha evvel haberdar olduğunu, biliyordum. Ve aynı mesele hakkında Majestelerine bizzat ve defalarca yazdığımı hatırlıyorum. O zaman han Osmanlılarla ittifakını bozarak Sırbistan hükümdarlarının ve bilhassa Majestelerinin müşterek düşmanına karşı bir ittifak yapmağa hazırdı…” diyor (49).
Bunlardan başka Lehistan Krallarına ve devlet adamlarına yazılan, bir çok han yarlıklarında (müttefikimiz Osmanlı devleti) cümlelerine sik sık rastlanmaktadır (50).
Leh müverrihlerinden Kolankovski eserinde Kırım hanları ile Osmanlı münasebetinden bahsederken: (Aynı millete mensup olup asırlarca düşmanlarına karşı yan yana harp eden bu iki kardeş millet henüz Kırım hanlığı teşekkül ettiği devirlerde birbirleriyle siyasî mukadderatını bağlamışlardı.
Kırım’ın büyük hanı ve müessisi Hacı Giray Altınordu’nun bir parçası olan Kırım’da müstakil hanlığını kurduğu zaman ilk iş olarak memleketinin müverrihlerinden birkaç kişiyi Osmanlıların payitahtı olan Bursa’ya gönderip siyasî ve kültürel bir münasebet tutmak yolunu aramıştı (51).
1453 senesi Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u zaptetmesi üzerine Kırım’dan Türkiye’ye giden âlimler II. Mehmet’le temas ederek bu iki memleket arasında ilk siyasî anlaşmanın temelini kurmuşlardı. Bu anlaşma neticesindedir ki aynı yıllarda Osmanlı donanması Kırım sahillerine kadar gelmiş ve Kırım’da yaşayan Cenevizlileri tazyik etmişti. Hacı Giray hanın vefatı üzerine Kırım tahtını işgal eden Mengli Giray Han, bu anlaşmayı daha esaslı şartlarla tahakkuk ettirdi ve Sultan Mehmet’le siyasî askerî ve kültürel sahalarda memleketine muazzam faydalar temin eden anlaşmayı yaptı. Bu. anlaşma her iki memleketi birbirine sıkı sıkı bağladı. Asırlarca Avrupa ve Asya’da büyük ve muvaffakiyetli seferler yapmalarını sağladı.) demektedir (52).
Bugünkü Türk müverrihlerinin de kaydettikleri gibi, Osmanlı sultanlarının Kırım hanlarına karşı kullandığı siyaset “ekseriyetle mantık ve muhakemeden uzak bir şekilde cereyan etmişti. Profesör Necip Asım Bey, (Kırım kendi istiklâlini yalnız Osmanlı devletinin yaptığı siyasî hatalar yüzünden kaybetti) diyor (53). Rıza Nur Bey de büyük (Türk tarihi) eserinde, Osmanlıların Kırım’ın ehemmiyetini takdir etmediğini, onu mütemadiyen kendi menfaati için kullandığını yazmaktadır (54).
Babıâli’nin böyle bir siyaset takip etmesinin sebebi, siyasî menfaatini yanlış ve hatalı anlamasından ileri geliyordu. Bir taraftan Karadeniz’e hâkim olmak, siyasî ve ticarî bakımdan çok mühim olan Kırım limanlarını can noktası gibi korumak istiyor, diğer taraftan da Kırım hanları kuvvetlenirse, hakimiyetini kendi topraklarına uzatır endişesiyle Kırım’daki mühim noktaları tahkim edecek hiç bir harekette- bulunmuyor, Kırım’ın dahi böyle bir harekette bulunmasına engel oluyordu. Sultanlar Kırım’ın tam teçhiz edilmesine ve bilhassa büyük çapta; toplar kullanmasına mani oluyorlardı (55). Kırım ordusu yalnız düşmandan aldığı silâhla kendi vatanını ve dolayısıyla Osmanlı devletini müdafaa ediyordu. Buna rağmen XV-XVII. asırlarda Kırım ordusu Babıâli için çok mühim hizmetler görüyor, hattâ zaman zaman yeniçerilerden daha mühim ve daha esaslı iş yapıyordu (56).
Kırım hanlığının Osmanlılara ilk yardımı, Sultan II. Mehmet’in oğlu Sultan Bayazıt’ın Besarabya’daki KÎL, ve AKKERMAN kalelerini zaptetmek için açtığı seferde olmuş, bu muharebeye Mengli Giray Han 50.000 kişilik süvari ordusuyla iştirak ederek büyük yararlıklar göstermiş ve zaferler kazanmıştır. Bu işe mükâfaten Beyazit, kendisine bir ak börk, altın üsküf ve daha bir çok hediyelerle Torla nehri üzerindeki Balta, Tûmbasar ve Koşan ve civarını hediye etmiştir (57).
(Sonu gelecek sayıda)
_____________________
(44) Y. Bartoşeviç, Yuk. Eser. S.58-75.
(45) Sahip Giray Tarihi Paris Millî kütüphanesinde No. 164. El yazma
(46) Y. Bartoşeviç, Yuk. Eser. S.65-69.
______________________
(47) Varşova Üniversite kütüphanesi No. 1769.
(48) Büçatski: Yük. eser, s. 201-203.
(49) Monomenta: Hongaria Histrica, seri III. C. IV. s. 464.
(50) Varşova Univ. Kutup. Krallara ait vesikalar arasında No. 319, 601, 762, 783.
(51) Pulaski: Yuk. eser, 1135.
___________________________
(52) Kolankovski: Yuk. eser, s. 314-316.
(53) Necib Asım: Umdetut-tavarihe yazdığı mukaddeme.
(54) Rıza Nur: Türk Tarihi, İstanbul 1925, C. V. s. 58.
(55) Y. Bartoşeviç: Yük. Eser, s 79-86.
(56) Büçatski: Yük. eser, 236-243.
(57) Pulaski: Yük. eser, s. 161-168.
[/ihc-hide-content]
Emel KIRIM VAKFI