E.B.
18. asrın 1. yarısında Osmanlılar gerileme devrinde iken Poltova’da yenilen İsveç Kralı Demirbaş Şarl hadisesi ile 1710’da Rusya’ya harp ilan edildi. Ancak bu hâdise ile harbe taraftar olmayan Çorlulu Ali Paşa azledilip yerine Baltacı Mehmet Paşa Sadrazam ve Serdarı Ekrem yapılmıştı.
[ihc-hide-content ihc_mb_type=”show” ihc_mb_who=”2,3″ ihc_mb_template=”1″ ]
1711’in ilkbaharında 100.000 kişilik Osmanlı ordusu şimale doğru hareket etmiş bu arada her zaman olduğu gibi Kırım Ordusu da Devlet Giray Han’ın kumandasında olduğu halde Osmanlılara katılmıştı. Kırım ordusunun bu kısmı 40.000 kişi olup bunların 28.000’i süvari 12.000 ise yaya (Hassa) askerlerinden mürekkepti.
18 Temmuz 1711 gecesi Prut nehri kıyısında konaklamış ve Divan kurulmuştu. Ancak gündüz Rus ordusu öncüleri de Sipahilerle karşılaştığından Rus ordusunun yaklaştığı sebebiyle harp edilip edilmemesi mevzuu görüşüldü.
Gerek Veziriazamın ve gerekse diğer azalan harbi pek düşünmemelerine rağmen Devlet Giray harbin hemen olmasının bulunmaz bir fırsat teşkil ettiğini bildirmişti (1).
Devlet Giray’ın fikrini sadece yaşlı bir Serhat beyi desteklemiş ve “Tereddüt, inhizama sebep olur. Hemen vakit zayi etmeden görünen kâfir üzerine varıp ayağımızın tozu ile elleşiverelim” demişti. Bu halde Sadrazam kararı düşmanı kovalamak şeklinde vermişti.
20 Temmuz 1711’ de Rus orduları Falcı köyü yakınında çepçevre muhasara edildi. Ancak muhasaranın başlangıcında yalın kılıç şiddetli bir savaş oluyordu. Fakat düşman da ateşli ve modern silâhların bulunuşu Rus ordusunun hemen oracıkta imhasına mani olmaktaydı. 21 Temmuz akşamı son hazırlıklar yapılmıştı. Bu arada Rus Çarı Petro’nun Moskova’ya gönderdiği mektup vaziyetin vahameti için bir delildi.
“Orduma dört misli faik bir kuvvetle muhasara edilmiş bulunuyorum, Tanrı imdada yetişmezse ya parça parça edileceğiz, ya da esir olacağız.” diyordu (2).
21 Temmuz sabahı Sadrazam Baltacı Mehmet Paşa dizi üzerine koyduğu Rus ordusunun idam fermanı olan son taarruz kararını imza ediyordu ki – iki Rus Subayının ellerinde beyaz bayrak olduğu halde sulh için gelişi belki bir tesadüf olabilirdi, aslında tam mânasıyla tarihin seyrini değiştiren acı bir hadiseden başka bir şey değildi.
Sadrazam Baltacı Mehmet Paşa belki de gerçek şahsiyetini anlatan ilk sözleri şöyle sıralamış ve “Bu kâfir-i bi-din allak kâfirdir. Böyle bir hileye kurban olursak kıyamete dek reaya ve boraya bizi lanetle anar. Bu kâfirleri söyletmeden hapsediniz” diye bağırmıştı.
Fakat elçilerin arkası kesilmemiş ve ikinci elçilerde gelerek Rus Başkumandanı Sermetev’in cevap isteyen mektubunu getirmeleri üzerine müzakere etmeyi kabul etti.
Bu mülayimce hareket üzerine Devlet Giray, Sadrazamla münakaşa derecesine varan bir müzakere yapmış ve hiç olmasa şartların ağır olmasını istemişti.
Çar, Başvekil Yahudi Şafirov’u bu müzakereye memur etmişti. O da 150.000 altın ve mücevherat Sadrazama 60.000 Sadrazam Kethüdası Osman Ağa’ya ve 10.000 Rublede Yeniçeri Ağası Yusuf Paşa’ya hediye getirerek Sadrazamın o gün “ateş kes” emri vermesine sebep oldu.
Bu arada bazı müverrihlerin belirttikleri gibi I. Katerina’nın bazı Rus Generalleri ile Baltacının çadırına geldiği ve onu sulh müzakeresine iknaya çalıştığı (3) söylenir. Fakat bu gerçeğe uygun değildir.
Daha ziyade şeytani bir zekâya sahip olan Rus Başvekili Şafirov Sadrazamı zayıf noktasından yakalamış ve ona “Siz Müslüman değil misiniz ? Böyle aman dileyip, boynumuza ip takıp ayağınıza yüz sürmeye geldik. Merhamet etmek şeriata riayet etmek sizin elinizdedir” demişti. Kur’anda “Aman dileyene kılıç çekilmez” şeklindeki maddenin bulunuşu bu yalvarışın kabulüne destek oluyordu.
Fakat buna rağmen Sadrazam, Çarı çadırına getirdiği takdirde anlaşacağını ifade ederek Şafirov’u kovar. O esnada Viyana’dan gelen elçi Seyfullah Ağa Sadrazam’a bir elçiye böyle muamele edilmemesini hiç olmazsa misafir gibi kabul edilip kahve içirterek yollamasını söyleyince Baltacı “Varsın Osman Ağanın çadırında içsin sonra da defolsun” demişti, işte ne olmuşsa o zaman olmuş ve Şafirov, Osman Ağa’yı sulha kandırarak Baltacı’ya göndermişti.
Baltacı’da 180 derecelik bir dönüş olmuş ve toplanan divanda “Çar Sulh istiyor, ne dersiniz?” demiştir. Bu duruma Divan azaları “mademki her teklifimizi vermeye amadedirler, o halde harbe devam lüzumsuzdur, sulh edelim” demişlerse de Kırım Hanı Devlet Giray hemen itirazda bulunarak, “Çar allak adamdır. Sözüne inanmayın, şimdi vereceğim der, sulh eder. Kurtulunca vermez, başımıza iş açar.” diyerek (4) ısrar etmişse de sözü azınlıkta kalarak sulh muahedesi imzalanmıştı, istikbalde cereyan etmiş olan hadiseler Kırım Hanı’nın bu ısrarında haklı olduğunu göstermiştir. Nitekim 200 yıl önce Deylet Giray’ın bu gerçek teşhisini 200 yıl sonra Süleyman Nazif aşağıdaki cümlelerle tasrih etmektedir (5).
“Moskof’un sulhu iğfal edicidir. Sükûtu kinci ve yıkıcıdır. Müdafaası haindir. Yardımı ihanet edicidir.”
Neticede Rus orduları Moskova’ya doğru şamata ile yollandıkları bir sırada muhasarayı haber alan İsveç Kralı Demirbaş Şarl da Bender kalesinden kalkarak buraya gelmiş ve vaziyeti görünce hayretle “Eyvah!.. Türklerin İsveçlilerin ezeli düşmanı olan Rusları neden bıraktın Paşa” diye Sadrazama sorunca “Aman dileyene kılıç çekmeyiz!” demişti.
Daha sonra Petro müzakere için Şafirov’u gönderirken ona en güç şartları dahi kabul etmesini söylemiştir (Meselâ Petersbug’un verilmesi gibi).
Halbuki Baltacı o kadar ağır şartları düşünmüyordu dahi.
1711 Temmuzunda imzalanan çok hafif maddeleri ihtiva eden Prut muahedesi Kırım Hanı Devlet Giray olduğu kadar XII. Şarl da itiraz ettiği halde imzalandı.
Halbuki Osmanlı Padişahı III. Ahmet daha, Sadrazam Baltacı Mehmet Paşa İstanbul’da Padişahı son ziyaretinde ona “Tatar Hanın emriyle amel eyle. Sözünden tâşra asla çıkmayasın!” diye tembihte bulunmuştu. Vaziyet böyle cereyan etmemiş ve Baltacı muharebede galip gelmesine rağmen söz dinlememesi yüzünden diplomaside mağlûp olmuştu. Halbuki gerçeği verilecek vaatlerin tutulmayacağını ona bütün çıplaklığıyla Devlet Giray Han anlatmıştı (6).
Neticede Sadrazam Baltacı Mehmet Paşa’nın Prut Muahedesini imzalamasında Ruslar’dan rüşvet alan Devlet ricalinin tesirleri olmuştur…
(1) Akdes N. Kurat; XII. Karlın hayatı ve faaliyetleri s.185
(2) Türk siyasî tarihi, Tahsin Ünal, 1958, Ankara, s. 21.
(3) Ahmet Refik, Lale Devri, s. 57.
(4) Türk siyasi tarihi. Tahsin Ünal, 1958 Ankara, s. 23.
(5) Batarya ile ateş… Süleyman Nazif s. 10.
(6) Türk Siyasi Tarih. Tahsin Ünal, 1958, Ankara s. 25.
[/ihc-hide-content]Emel 12. Eylül 1962. Sayfa 24-25.
Emel KIRIM VAKFI