ROMANYA KIRIM TATAR GÜNÜ GEZİSİNİN ARDINDAN

Melek MAKSUDOĞLU

Dil, o milletin kültürünü yansıtır. Kelimelerin ise tarihi vardır. Bazı kelimeler zamanla değişime uğrayarak manası bambaşka hale gelir. Mesela İngilizce seyahat olan travel, sürgün demekti. İngiltere’de idam mahkûmuna iki seçenek verilirdi. Ya idam edilecek, ya Avustralya’ya sürülecek. Tarihçilerin açıkladığına göre mahkûmların yarısından çoğu idamı seçmiş. [ihc-hide-content ihc_mb_type=”show” ihc_mb_who=”2,3″ ihc_mb_template=”1″ ]

Gerek okuduğumuz tarih kitaplarından gerekse İngiltere’deki çeşitli müzelerde gördüğümüz, edindiğimiz bilgilere göre Avustralya’ya ‘travel’ yani seyahat hiç hoş koşullarda olmuyordu. En az üç ay süren gemi yolculuğu günümüz koşullarındaki ultra lüks gemiyle kruvaziyer seyahati değildi. Gemi sağlam bir şekilde yol alsa dahi ya vebadan ölürlerdi, ya başka hastalıklardan. Sağ salim karaya çıktıklarında ise kendilerini ne beklediklerini bilmezlerdi. Bu konular o kadar çok romanlara ve filmlere konu olmuştur ki, Avustralya’nın yerlilerini insanı ateşte canlı pişirerek yiyen yamyamlar olarak bildik uzun süre. Günümüzde travel yani seyahat ise bambaşka anlamda ve gezerek, dostlukları pekiştirmek için severek yaptığımız bir aktivite oldu. 13 Aralık Romanya Kırım Tatar Günü’nü sevgili soydaşlarımız, köydeşlerimizle beraber olmak, sayın ve çok değerli liderimiz Mustafa A. Kırımoğlu’na takdim edilecek Mehmet Niyazi Ödülü için, bu tarihî anıya şahit olmak için biz de Türkiye’den karayolu ile Romanya’ya doğru, Mecidiye ve Köstence’ye yola çıktık. Romanya’da Romanya Kırım Tatar Günü ve Mehmet Niyazi Anma günü etkinlikleri çerçevesinde Mehmet Niyazi Kültür Derneği Başkanı Erol Murad ve Ekrem Gaffar çok başarılı etkinlikler düzenlemişlerdi biz Vatan Kırım’dan uzak yaşayan Kırım Tatarları için. Romanya’ya daha önce de gitmiştim elbette, ama benim atalarım da Romanya üzerinden Eskişehir’e gelip yerleştikleri için özellikle karayolu ile geçiş benim için daha manidardı. Otobüslerde 9-10 saat süren, yoldaşlarımızla yaptığımız bu yolculukta, savaş zamanı, haydutların kafilelere saldırdığı zamanları, atalarımızın at arabaları üzerinde, çoluk çocuk, kadın, ihtiyar yaptıkları uzun ve meşakkatli yolculuğu hatırlayıp içim ürperdi. Çok duygusal ve çok heyecanlı bir yolculuktu yaptığımız. Hem geriye dönük hem de zamanımızın durumunu değerlendirme açısından. Türkiye sınırını geçip Bulgaristan topraklarına girince bir hüzün çöktü nedeni tarifsiz. Otobüslerimizin dezenfekte edilmesine, pasaport kontrolünde gereksiz bekletilmemize içerlesek de Bulgaristan topraklarındaydık artık. Avrupa Birliği tabelası karşılıyordu bizi, artık Avrupa’dasınız der gibi. Romanya sınırına gelindiğinde pasaport kontrolü dışında zaten Bulgaristan’da kontrol edilmiş olan otobüsümüz gene kontrol edildi. Görevlinin, otobüsün altını cihazlarla eğilerek aramasını anlamlandırabilmek için ne aradıklarını sorduğumda tek kelimelik bir cevap aldım ‘Suriyeli’’!!! Sınırı geçip Mecidiye’ye yol alırken, şu pasaport denilen defterlerin insanlara yaptığı ayrımcılığı düşünemeden, içim sızlamadan edemedim. Türkiye’de yaşayan birçoğumuzun kartbabaları Kırım’dan Romanya üzerinden Türkiye’ye göç etmişlerdi. Benim babaannemin kartbabası da Kırım’dan 2. Katerina zamanında ayrılmak zorunda kalan bir hocaymış. Romanya’ya gelerek Köstence’nin Bayramdede köyünde Kırım Tatar okulu kurar. Osmanlı bu toprakları kaybettiğinde ise Osmanlı topraklarına göç etmek gerektiğini anlar ve bir kafile halinde Türkiye’ye doğru yol alır. Babaannemin annesi henüz dört yaşında bir çocukmuş. Biz çocukluğumuzda babaannem rahmetli anlatırdı, onun çocukluğunda da kadınlar anlatırmış, eşkiyaların yol kestiğini. Heybetli, koca bıyıklı, baltalı, at üzerindeki eşkiyalar kafilelere saldırır ne var ne yok herşeyi yağmalar, erkekleri öldürür, çocukların bazılarını kaçırır bazılarını orada öldürürmüş. Öyle haydutlar sıralanmışlar yolda. Ve büyüklerimizin Aktoprak diye andıkları Osmanlı toprağı olan Türkiye’ye bu bin bir meşakkatli yolculuklarıyla bize gelecek hazırlamak için gelmişler. Eşkiyalara kolay teslim olmayacağının mesajını vermek için babaannemin dedesi kafileden bir gence kalın bir sesle ‘Cebbar! Baltayı hazırla!’ demiş, bunun üzerine eşkiyaların başı olan haydut, başını önüne eğerek, eliyle selam vermiş ve ‘sabah şerifleriniz hayır olsun Şeyh baba!’ diyerek geçmelerine izin vermiş. Sıra sıra at üzerinde duruyorlardı biz geçerken diye anlatırlarmış büyükannelerimiz çocuklarına. At arabalarında, kucaklarında küçük çocuklarla, kıtlık zamanı, yemek sınırlı, yollar meşakkatli, bir iki atın çektiği at arabaları üzerinde selamete çıkacağız, vatana gidiyoruz diye o yollardan geçerken Kırım’dan getirdikleri vatan ateşini de beraberlerinde yeni vatanlarına getiriyorlardı. Bulgaristan sınırından geçip, bazı yerlerde düzgün, bazılarında ise oldukça kötü olan bu yolları geçerken, nerede duracağız, bir çay içsek kendimize gelsek diye kendi aramızda konuşurken bir yandan da ruhumuz atalarımızla beraberdi. Yolları inceliyorduk, havayı soluyorduk, bize güzel, özgür bir gelecek sunan büyüklerimizi anarak onların ruhlarına fatihalar okuyarak Romanya’ya vardık. Mecidiye’ye geldiğimizde ve Erol Murad bey’in bizi karşılamasında yılların ayırdığı, ama kalplerimizin tek

Millî şair Mehmet Niyazi’nin kabri başında.

bir şey için, Kırım aşkı ile çarptığı bu aydınlık yüzde bir huzur bulduk. Mehmet Niyazi büyüğümüzü, liderimizi kabri başında soydaşlarımızla hep beraber andık, dualar ettik. Daha sonra Kırım Tatar halkının millî lideri Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu, KTMM Başkanı Refat Çubar, Türkiye’nin Bükreş Büyükelçisi Füsun Aramaz, KTMM Türkiye Temsilcisi, Emel Kırım Vakfı Başkanı Zafer Karatay, Kırım Tatar Teşkilatları Platformu ve Kırım Gelişim Vakfı Başkanı Ümit Şilit, KTMM Türkiye Danışmanı İsmet Yüksel, Kırım Derneği Genel Merkezi Şefika Gaspıralı Kadın İnisiyatifi’nden Oya Deniz Çongar Şahin, Mehmet Niyazi ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün büstlerine çelenk bıraktılar. Göğsümüz gururla, sevinçle, hüzün ve ümitle doluydu.

Millî yolbaşcımız Mustafa Abdülcemil KIRIMOĞLU’na Romanya’da MEHMET NİYAZİ Ödülü

Mecidiye şehrinde Mehmet Niyazi Kültür Derneğince düzenlenen törenle yolbaşçımız Kırımoğlu’na Mehmet Niyazi ödülü Başkan Erol Murad tarafından takdim edildi. Bu tarihî ana şahit olmak ise tarif edilemez bir coşkuydu.

Elbette başka ayrı bir coşku ise TURKSİD’in Romanya açılış töreni idi. Kırım Tatar sanayici ve işadamlarının girişimiyle kurulan bir oluşum. Her birinin gönlünde Kırım ateşi, Türkiye, Romanya ve Ukrayna’da yaşayan değerli girişimci, başarılı işadamlarımızın sınır tanımayan, birlikten kuvvet doğar düsturu ve bu oluşumu en başından beri destekleyen liderimiz Mustafa A. Kırımoğlu. Açılış konuşmasında işadamlarına bakarak “siz kapitalistlerin omuzlarında çok sorumluluklar var!’ diyen liderimiz Mustafa A. Kırımoğlu’nun gözleri gülüyor, tebessüm ediyordu. TURKSİD açılış toplantısından sonra sunulan ikramlar esnasında farkettik ki sürgünlerin, esaretlerin, çalışma kamplarının, vatanın yeniden işgalinin yorgunu, bizim millî ilelebet liderimiz, Romanya’da Romanya Kırım Tatar Günü’nde hem Romanya’da yaşayan soydaşları, hem de onları yalnız bırakmayarak Türkiye’den gelen soydaşları ile bir arada olmaktan mutlu, geleceğe dair umutlu olarak bizimle kaytarma oynuyor! Bu hepimize birer ışık oldu.

Türkiye’ye dönerken yaşadığımız tatlı ve umut dolu iki günü değerlendiriyordum. Biz Kırım Tatarlarına çok görevler düşüyor. Vatanımızı, milletimizi, dilimizi, kültürümüzü, daima yaşatmamız gerektiğini bir kez daha çok iyi anlıyoruz. Romanya’da bulunduğumuz sırada Negiat Sali beyin, Erol Murad beyin, Ekrem Gaffar beylerin sohbetlerine, tecrübelerine ve Romanya komünizmine dair anlattıkları hatıralara doyum imkânsızdı. Köstence’nin Kral Camii’ne gidip minaresine çıkıp o manevî havayı almak da başka bir hazdı. Romanya’dan çıkıp Bulgaristan’a girerken aynı gümrük memuru ile karşılaştık. Hemen gidiyor musunuz? dedi Gidiyoruz da kalbimizin bir kısmı da burada desem ne kadar anlayacaktı. Bulgaristan’ı hızlıca geçmek istiyorduk, Türkiye sınırına geldiğimizde ise bir derin OHHHH çekerek dalgalanan Al Bayrağımıza bakarken, ‘Sana şükürler olsun Ya Rabbim, büyüklerimiz o zorlukları çekerek bu cennet vatana gelmişler, bu cennet vatanda doğmuş, büyümüşüz. Allah’ım bir de Vatan Kırım’ın özgür olduğunu en yakın zaman da görebilsek, en yakın zaman içerisinde bir de `Kırım Vatan topraklarında liderimiz Mustafa Ağamız ve gençlerimizle kaytarma oynasak’ diye için için dua ettim Dereköy sınır kapımızda.

[/ihc-hide-content]
Emel Dergisi 269, Ekim-Kasım-Aralık 2019. Sayfa .

Bakınız

18  MAYIS 1944 KIRIM SÜRGÜNÜ -2014 RUSYA İŞGALİ VE ZULÜMLERİ

                      BİLDİRİ          …