RUSYA KIRIM’I NEDEN BU KADAR ÇOK İSTİYOR?

Prof. Dr. Rory Finnin ile söyleşi:

RUSYA KIRIM’I NEDEN BU KADAR ÇOK İSTİYOR?*

 

Vlada TOPOROVKA**

Çeviren: Özgür KARAHAN

 

Cambridge Üniversitesi Profesörü Rory Finnin “Kırım Bizimdir” zihniyetini açıklıyor.

 

Rus askerlerinin Kırım’a girmesinden on yıldan fazla bir süre sonra, şu soru hâlâ geçerliliğini koruyor: Ruslar neden Kırım’ın kendilerine ait olduğu konusunda bu kadar ısrarcı? Cambridge Üniversitesi Ukrayna Çalışmaları Profesörü Rory Finnin, cevabın sadece strateji veya sınırlar meselesi değil, aynı zamanda köklü bir ulusal mite dayandığını açıklıyor.

Başlangıçta, Profesör Finnin’e sorulabilecek en basit soruyu yöneltiyorum: Kırım nedir?

Finnin, bu soruyu aynı basitlikte yanıtlıyor:

“Kırım, Ukrayna’nın güney bozkırlarının bir uzantısıdır. Coğrafî olarak Ukrayna topraklarının doğal bir devamı niteliğindedir; Karadeniz’e doğru uzanan ve Avrupa ile Avrasya’nın güvenliği için stratejik açıdan çok önemli olan bir yarımadadır.”

Rory Finnin, Cambridge Üniversitesi Ukrayna Çalışmaları profesörü.

Fotoğraf: Bundeszentrale für politische Bildung/bpb.

Finnin, bu toprak parçası hakkında oldukça bilgili. Aslen Ohiolu olan Finnin, 1995 yılında ABD Barış Gönüllüsü olarak ilk kez Ukrayna’ya gelmiş. Kırım’ı ziyaret ettiğinde, beklentileriyle uyuşmayan deneyimler yaşamış. Kırım’ın dünya çapında ne kadar yanlış anlaşıldığını fark etmeye başlamış. Takip eden yıllarını Kırım’ı ve Ukrayna’nın geri kalanını, dillerini ve topluluklarını inceleyerek geçirmiş. Yayımladığı Blood of Others: Stalin’s Crimean Atrocity and the Poetics of Solidarity (Başkalarının Kanı: Stalin’in Kırım Vahşeti ve Dayanışmanın Poetikası) adlı kitap, Kırım ve Karadeniz bölgesinin yeni bir kültürel tarihini sunuyor ve Rus-Sovyet yerleşimci (colonialist) sömürgeciliğinin uzun süredir göz ardı edilen mirasıyla yüzleşiyor.

Finnin, “Kırım tarihsel olarak bir menteşe veya pivot noktası olarak adlandırabileceğimiz bir yer olmuştur” diyor.

Rusya’nın yarımadaya olan takıntısını anlamaya çalışırken “menteşe” veya ‘pivot’ kelimeleri sık sık karşımıza çıkacaktır. Finnin, “Kırım hakkında düşünmenin birçok yolu var” diyor, bu yüzden bir adım geri atalım: Rusya nedir? Ukrayna nedir? Ve Kırım her biri için neden ve nasıl önemlidir?

“Kırım, Rus İmparatorluğu’nun, daha sonra Sovyet Rusya’nın ve şimdi de çağdaş Putinist Rusya’nın bir sömürgesidir. Ruslar, etnik temizlik ve yerinden etme olaylarının yaşandığı bölgelere yerleşmişlerdir. Sömürgeyi geri almak, Rusya için büyük bir sembolik ve imgesel anlama sahiptir. Bu, imparatorluğun geri döndüğünü ve karşı saldırıya geçtiğini ilan eder; bu da Kırım’ın bugün tüm bu şiddet için bir alan ve sıçrama tahtası olmasının nedenini açıklar.”

Kırım hiçbir zaman gönüllü olarak Rusya’nın bir parçası oldu mu?

“Hayır. Rusya’nın Kırım’a doğal bir kara bağlantısı yok. Yarımada üzerinde hak iddia etmesinin tek yolu, bir fetih tarihinden geçiyor.

Kırım, uzun süre Osmanlı İmparatorluğu ile ittifak halindeki Sünnî Müslüman bir devlet olan Kırım Hanlığı’nın egemenliğindeydi. II. Katerina, 1783’te Kırım’ı istila etti ve yarımada Rus İmparatorluğu’na dahil edildi. Bölgenin yerli halkları yavaş yavaş silindi, öldürüldü ve yerinden edildi. 1944’te Stalin, çarların başlattığı işi tamamladı: Kırım Tatarları ile birlikte Kırımçaklar ve Karaylar gibi diğer yerli grupların kitlesel olarak sürgünü ve etnik temizliği.

1954’te Sovyet Rusya, Kırım’ı Sovyet Ukrayna’sına yanlışlıkla ya da hediye olarak değil, II. Dünya Savaşı’ndan sonra Kırım ekonomisi çok kötü durumda olduğu için devretti. Ekonomisi ve sanayisi için hayatî önem taşıyan 200.000 insanın yerinden edilmesi yıkıcı sonuçlar doğurabilir.

Ukrayna Kırım Yarımadası’nın sorumluluğunu üstlendiğinde, onu yeniden hayata döndüren Ukraynalı Sovyet elitler oldu. Sovyet-Rus yönetimi altında başarılı olamayan birçok altyapı projesi, Ukrayna yönetimi altında başarıya ulaştı.

O dönemde Sovyet elitleri Kırım’dan ‘Ukrayna’nın doğal bir uzantısı’ olarak bahsediyordu. Hem belgelerde hem de arşivlerde, Ukrayna’nın ihtiyaçlarını daha verimli bir şekilde karşılayacağını kabul ettiklerini görüyoruz. Bizden hiçbir şeyi saklamıyorlar; bu konuda çok açıklar.

Kırım, nihayet Sovyet Ukrayna’sına dahil edildiğinde, tüm farklı sanatoryumlar ve turistik destinasyonlar gerçekten gelişti. Bu, coğrafî, ekonomik ve tarihsel olarak tam bir mantık ifade ediyordu. Bu yüzden Kırım, II. Dünya Savaşı’ndan sonra bir nevi ‘Sovyet cenneti’ haline geldi. Ukraynalılar ekonomisini diriltti.”

2014’e hızlıca ilerleyelim: Rusya Kırım’ı ilhak etmeye çalışıyor. Ne oldu?

“Şunu söyleyeyim ki, 2008’den beri açıkça görülüyor ki Rusya saldırgan, yayılmacı bir kara imparatorluğudur. Yayılmacı bir kara imparatorluğunun mantığına uygun olarak, askerî, siyasî ve ekonomik kapasitesini geliştirdiğinde Kırım’ı işgal etti ve ele geçirdi. Rusya, 2014’te Kyiv’de yaşanan kargaşa ve ayaklanma anını kullandı ki bu kargaşa, Rusya’nın bizzat kendisinin yaratılmasına dahil olduğu bir durumdur; zira Ukrayna’nın eski cumhurbaşkanı Viktor Yanukoviç, Rus askerî desteğiyle gizlice Kyiv’den kaçmıştır.

O dönemde CNN veya BBC’de gerçek zamanlı olarak göremediğimiz şey, hem düzenli Rus kuvvetlerinin hem de “Spetsnaz” adı verilen özel kuvvetlerin yürüttüğü bir operasyondu. Operasyon, Ukrayna’nın Kırım Yarımadası’nı silah zoruyla işgal etmekti. Şubat 2014’te, çoğunlukla hem Kırım Tatarı hem de etnik Ukraynalı Ukrayna vatandaşlarının kendi devletlerini desteklemesiyle çok dramatik bir çatışma yaşanır.

Kırım parlamentosunun dışında Rus yanlısı gruplar ve topluluklarla karşı karşıya gelirler. Bu sırada Rus askerleri, Ukrayna’daki Belbek hava üssünü kuşatır. Üzerlerinde hiçbir rütbe işareti yoktur. Bu, yaptıklarının yasadışı olduğunun zımnî bir kabulüdür; zira yasal bir şey yapıyorsanız rütbe işareti takarsınız.

Rusya’nın 2014’teki Kırım işgali, II. Dünya Savaşı’nın sona ermesinden bu yana bir Avrupa ülkesinin, başka bir Avrupa ülkesinin topraklarını zorla ele geçirdiği ilk olaydı. Bu, Avrupa’nın [yüzölçümü olarak] en büyük ülkesinin, Avrupa’nın ikinci en büyük ülkesinin topraklarını ele geçirmesiydi. Bu, bir imparatorluğun eski bir sömürgesini geri almasıydı.

Rus kuvvetleri 28 Şubat’ta Simferopol [Akmescit] Havalimanı’nı ele geçirir ve Kırım’a havadan takviye birlikler indirir. Bu arada, sahada, Kırım Tatarları, Ukraynalılar ve sivil toplum aktivistleri, üslerinde mahsur kalmış ve Rus birlikleri tarafından kuşatılmış Ukrayna kuvvetlerine yiyecek ve malzeme getiriyorlardı.

KrymSOS adlı bir sivil toplum kuruluşu, Moskova’dan paraşütle inen ve Ukrayna’yı, özellikle de Kırım’ı pek iyi tanımayan yabancı gazetecilere, sahadaki bağımsız ve gerçek zamanlı bilgilere erişim sağlamak için gönüllüleri seferber etti.

Sahada yaşananlar, televizyonda görmediğimiz, çok şiddetli, dramatik anları olan, yavaş ilerleyen bir işgaldir. Rus tankları Belbek Hava Üssü’nün duvarlarını delip geçer. Bunu gece, helikopterler Feodosiya [Kefe] gibi yerlerdeki Ukrayna Donanması personeline ateş açarken yaparlar. Ukraynalı askerleri kışlalarından çıkarıp kelepçelerler ve aşağılarlar. İki Ukraynalı asker öldürülür. Bu, dikkatlice planlanmış, şiddet dolu ve cinayet içeren bir ele geçirmedir.

Herhangi bir kan dökülmediği yönündeki iddia tamamen yanlıştır.”

Rusya’nın Kırım’ı ele geçirmesi sırasında ortaya çıkan sloganlardan biri de “Krımnaş” yani “Kırım Bizimdir”. Ruslar neden aniden Kırım’ın kendilerine ait olduğunu iddia etmeye başladılar? Kırım’ı her zaman Rus olarak mı gördüler?

“Bu ‘yeşil adamcıklar’ veya ‘kibar insanlar’ (2014’te yaşanan şiddet göz önüne alındığında yanlış bir tabir) Kırım’ı işgal ettikçe, bu Krımnaş sloganı Rusya genelinde viral hale geldi. İmparatorluklar kendi meşruiyetleri konusunda tedirgin olduklarında, fethettikleri topraklara yönelik bu ısrarlı iddiaları pekiştirirler.

Teorisyen Edward Said bunu en iyi şekilde ifade etmiştir: Eğer bir yere aitseniz, bunu söylemeye ve göstermeye devam etmenize gerek yoktur.’ Bulunduğunuz yer hakkında kendinizi rahat hissedersiniz.

Kırım Tatar Hanları, Kırım’ı 340 yıl boyunca yönetti. Rus çarları ise bunun yarısı kadar bir süre. Rusların dediği gibi, Kırım’ın iskonno russkaya zemlya -orijinal Rus toprağı- olduğu iddiası, iç kamuoyunu ve Batı’yı Kırım’ın haklı olarak Rusya’ya ait olduğuna ikna etmek için tasarlanmış çaresiz bir iddiadır.

Daha yakından baktığımızda bu iddia çöküyor.

Kırım Tatarları, Kırım’ın neden ‘orijinal Rus’ olmadığını ve asla Rus olmadığını gösteren harika bir örnektir. Kırım Tatarları, yüzyıllar boyunca tamamen farklı bir kültürel alanda yaşamışlardır. Katerina’nın fethinden sonra bile yarımada büyük ölçüde Kırım Tatarları tarafından meskundu. Hatta 19. yüzyılın ortalarında bile nüfusun %80 ila %85’ini oluşturuyorlardı.

Kırım’a Bolşevik iktidar geldiğinde, Sovyetler bu kültürel kökenleri kabul etti. Bu yüzden Kırım Tatar dili yarımada genelindeki tabelalarda yer alıyordu ve Veli İbrahimov gibi bir Kırım Tatarı yerel Sovyet yetkilisi olarak atanmıştı.

Ancak 1944’ten sonra, canice bir etnik temizlik sayesinde, bu büyük demografik değişimi görüyoruz. Rus olduğu iddiası, gerçek insan hayatlarının bedeli ile gerçekleşiyor.”

Ruslar “Kırım bizimdir” derken, Kırım Tatarlarının “Kırım biziz” dediğini belirtmiştiniz. Bu ayrım, Kırım’ın tarihini nasıl şekillendiriyor?

“Kırım Tatarları, genellikle Kırım ve Karadeniz bölgesi üzerindeki jeopolitik satranç oyununda piyon olarak resmedilirler. Oysa onlar aslında birincil itici güçtürler.

Ağırlıklı olarak Sünnî Müslüman ve Türkçe konuşan Kırım Tatarları, Kırımçaklar ve Karaylar ile birlikte Ukrayna’nın yerli halklarından biri olarak kabul edilmektedir.

Onlar için Kırım, Krımnaş’ın dediği gibi, alabilecekleri ve sahip olabilecekleri bir toprak değildir. O, onların kolektif bilincinin bir parçasıdır. Toprak ve kimlik, birbiriyle derinden bağlantılıdır. Kültürel, manevî ve siyasî mirasları yarımadaya köklü bir şekilde bağlıdır; burası İslâm dünyası ve Osmanlı siyasî tarihi ile bağlantılı bir yerdir.

18. yüzyılda olduğu gibi, Kırım Tatarları Rus emperyal gücüne aktif olarak direndiler. Araştırmamda karşılaştığım en çarpıcı anlardan biri, Kırım Tatarlarının 1787’de Katerina’nın Kırım’a seyahatindeki meşhur tören alayına sırtlarını döndüklerini okumaktı. Sömürgeleştirilmiş halkların, kendilerini fethedenlerin otoritesini meydan okurcasına reddettiği bu tür anları belgelenmiş olarak sıkça görmeyiz.

Çarlık başarılarına karşı istikrarlı bir direniş olmasına rağmen, Kırım Tatarlarının yarımadanın yaşamı için önemini anlayan çarlar da vardı.

Bağlar ve tütün tarlaları, yarımada ekonomisi için kilit öneme sahipti. Kuşaklar boyunca Kırım Tatarları, bu mahsulleri yetiştirmek ve ekonomiyi canlı tutmak konusunda uzmanlaşmışlardı. 19. yüzyıldaki Kırım Savaşı’na kadar çarlar için faydalıydılar, bu savaştan sonra ise çarlar onları zorla yerinden etmeye başladı.

Ancak 20. yüzyıl, Kırım Tatarlarının direnişinin en olağanüstü bölümü olmuştur. Stalin’in 1944’te tüm nüfusu bir etnik temizlik eylemiyle yerinden etmesi sonrasında, Sovyet tarihinde en sürekli ve iyi organize edilmiş muhalif hareketi başlattılar.

Sovyetler Birliği’ndeki ‘muhaliflerin’ eserlerini okumak, Kırım Tatarlarından öğrendiklerini ve çabalarını birçok yönden tekrarladıklarını açıkça ortaya koyuyor. Kırım Tatarları sadece Kremlin’de çıkarlarını temsil etmek için farklı toplulukları harekete geçirmekle kalmadılar, aynı zamanda 1944’ten sonra başlarına gelenleri de yaydılar. ‘Sovyet muhalefeti’ olarak adlandırdığımız şeyin çoğu, onlar olmadan düşünülemezdi.

1944 ile 1980’lerin sonları arasında Kırım Tatarları direnişlerini hiç durdurmadılar. Neredeyse 50 yıl sonra, Gorbaçov yönetimindeki Kremlin’i atalarının anavatanına dönmek için ikna etmeyi başardılar ki bu dikkat çekici bir başarıdır. Atalarının anavatanına yeniden yerleşmeye başladılar ve yarımadayı yeni yollarla dirilttiler.”

Kırım Tatarları, Rusya’nın Kırım hakkındaki iddiasını nasıl bozuyor?

“Eyleme geçebilen bir halk olarak, onların varlığı bile bu hikâyeyi bozuyor.

Rus güvenlik servislerinin Kırım Tatarlarını her gün hedef alması da bunun bir kanıtıdır. Kırım Tatar evlerine yapılan düzenli baskınlar, geceleri yataklarından kaldırılan aileler, en hafif suçlamalarla bile aranan evler. Kırım Tatarları bugün aşırılık yanlısı ve terörist olarak muamele görüyorlar. Temsilci organları olan Kırım Tatar Millî Meclisi’ne de bunun yapıldığını görüyoruz.

2022’den beri süren Rus işgali altında bile, Kırım Tatarları düğünlerde Ukrayna halk şarkıları çalıyor, evlerinde veya işyerlerinde Ukrayna’yı destekleyen bazı eşyalar sergiliyorlar. Bu yüzden tutuklanıyor, para cezasına çarptırılıyor veya hapse atılıyorlar. Rus mahkeme kayıtları, 2022 sonrası yeni yasalara göre, sözde ‘Rus devletini itibarsızlaştırma’ suçlamaları da dahil olmak üzere, bu davaları belgeliyor.”

Rusya neden hâlâ Kırım’a bu kadar sıkı sarılıyor?

“Belirttiğim gibi, Kırım hakkında iki şekilde düşünebiliriz: birincisi bir menteşe olarak. İkincisi ise bir ekran olarak.

İlk anlamda, Kırım uzun zamandır Rusya’nın Avrupa ve Doğu Akdeniz’deki yayılmacılığının bir menteşesi olmuştur.

19. yüzyıldaki Kırım Savaşı sırasında yarımada, Batı’nın -Birleşik Krallık, Fransa, Osmanlı İmparatorluğu- Rusya’nın emperyal ilerleyişini durdurduğu bir savaş alanı haline geldi. Bu, Rusya için askerî bir yenilgiydi. Ancak bugünkü Rusya’da bir tür zafer olarak sunuluyor.

Bu yenilgi daha sonra Kremlin’in Rus kültürel ve tarihsel söyleminde tarihsel mağduriyet ve şehitlik anlatıları için malzeme haline gelir. Şimdi bile, mağduriyetlerin belirli siyaset türlerini nasıl güçlendirip insanların dikkatini çekebileceğini görebiliriz. Bu, Kırım’ı, Rusya’nın emperyalist fantezilerini yansıttığı bir tür ekrana dönüştürür.

Rusya’nın emperyalist fantezileri sadece büyük bir güç olmakla ilgili değildir. Büyük bir şehit olmakla da ilgilidir.

Rus hayal gücüne göre Kırım bir cennettir: kayalık plajlar, kokulu meyve bahçeleri ve nefes kesici dağlar. Ancak hem bu menteşe hem de bu ekran, şiddet ve karartma üzerine inşa edilmiştir: yalanlar, Rus yerleşimci sömürgeciliğinin, yerli nüfusun yerinden edilmesi ve yerine başkalarının yerleştirilmesi gerçeğine dayanmaktadır.

Kırım neden bu kadar önemli? Bu, bir bozgun hikâyesiyle bağlantılı. 1854-55’teki Sivastopol kuşatması, II. Dünya Savaşı’ndaki 1941-42 Sivastopol kuşatmasında tekrarlanır. Bunlar büyük acı ve yenilgi anlarıdır. Bu, Putinist şürekanın çok uzun zamandır Rus halkına aşıladığı bir şehitlik anlatısını besler. Bu onların saldırganlığını besler. Mağduriyetlerini besler.

Bugün Kırım iki amaca hizmet ediyor: o bir acı ve şehitlik alanı, ama aynı zamanda Rusya’nın getirebileceği bir cennet imajının yansımasıdır.

Rus devletinin, ‘büyük’ olduğu dışında gerçekten başka bir anlatısı yoktur. Kullandıkları kelime veliç’tir -büyüklük. Ukrayna için volya- özgürlük- önemli bir kavramdır. Kırım Tatarları için ise bu vatan’dır.

Rusya için büyüklük, bir şekilde intikam almaya çalıştıkları şehitlik, acı ve mağduriyetle bağlantılıdır. Kötü adam genellikle Batı’dır, genellikle sömürgeleştirilmiş halklar, Ukraynalılar, Gürcüler, Kırım Tatarları ve benzerleridir. Bunun Kırım’la gerçek bir tarihsel bağlantısı yoktur, daha ziyade Rusların kendileri hakkında sahip oldukları imajla ilgilidir.”

Kırım genellikle “karmaşık” veya “kayıp” bir dava olarak görülüyor. Bir keresinde “Batı zihninde Kırım’ı işgalden kurtarmamız gerekiyor” demiştiniz. Bu ne anlama geliyor?

“Rusya’nın 2014’teki ilhak operasyonundan sonra, ‘uzmanlardan’ biri -John Mearsheimer- New York Times’ın sayfalarında Kırım’ın ‘kesinlikle sonsuza dek kaybedildiğini’ ilan etti. Neden mi? Akademik kötü niyet. Bu ‘uzmanlar’ tembeldi ve hâlâ tembeller. Birçoğu Rusça bilmiyor. Ukraince veya Kırım Tatarcası kesinlikle bilmiyorlar.

Bu ‘Kırım kesinlikle sonsuza dek kaybedildi’ yenilgiciliğini gerçekçilik olarak sunuyorlar. Ancak onların ‘gerçekçiliği’, her devletin, boyutu veya konumu ne olursa olsun, kendi uluslararası kabul görmüş topraklarını kontrol etme hakkına sahip olduğunu savunan Vestfalya egemenliği kavramına yönelik temel bir saygısızlıktan kaynaklanıyor.

Eğer her devletin önemi varsa, o zaman her devletin ciddiye alınması ve incelenmesi gerekir. Dilleri öğrenilmelidir. Bu zor bir iştir. Ukrayna gibi karmaşık bir ülkeyi incelemek zor bir iştir.

Birçok analist bundan kaçındı, Kırım Yarımadası’ndaki yüzyıllarca süren Rus yerleşimci sömürgeciliğini görmezden geldi ve bu yerleşimci sömürgeciliğe rağmen 1991’de Kırım’daki sakinlerin çoğunluğunun Ukrayna’nın bağımsızlığına oy verdiğini göz ardı etti. Ayrıca, ilhak operasyonundan önce Rus ayrılıkçılığı gibi bir şeye ilginin olmadığını ortaya koyan yıllarca süren çalışmaları ve anketleri de görmezden geldiler.

Biz de bu oyuna çok sık katılıyoruz. Birleşik Krallık ve ABD’deki editörler ve gazeteciler akademisyen ve analistlerden tahminler yapmalarını isterler. Ne olması gerektiği değil, ne olacağı konusunda konuşmalarını isterler. Bizi fikirlerin koruyucusu olmaktan ziyade falcı olmaya davet ederler. Bilgi ekosistemimiz bu tahminlere deli oluyor. Kırım’ın gelecekte Ukrayna kontrolünde olup olmayacağı hakkında çok fazla, Kırım’ın gelecekte Ukrayna kontrolünde olması gerekip gerekmediği hakkında ise çok az konuşuyoruz.

Kırım, 2014 yılından bu yana açıkça görülebilen bir saatli bomba olmuştur. Burası, Rusya’nın maddî ve bilişsel militarizasyonunun büyük bir merkezi haline gelmiş ve şimdi de saldırganlığın kilit noktasıdır.

Kırım, Ukrayna anakarasındaki sivilleri düzenli olarak öldüren füze ve insansız hava aracı saldırıları için bir fırlatma rampasıdır. Rusya, Kırım’dan, küresel gıda güvenliği için çok önemli olan Karadeniz gemilerine saldırıyor.

Batı zihninde Kırım’ı sömürgesizleştirmek -işgalden kurtarmak- 2014’te olanların önemini anlamaktır. Şimdi, 2025’te bizi bu korkunç âna neyin getirdiğini anladığımızda, Kırım’ı sadece 11 yıl boyunca değil, yüzyıllar boyunca anlamak için bu zor işi yapmalıyız.

Rusya’nın Kırım’ı elinde tutmasının ve kontrol etmesinin sonuçları nelerdir?

“Zihinsel haritalarımızı gözden geçirmemiz gerekiyor. Kırım bir yarımadadan daha fazlasıdır; Ukrayna’nın güney bozkırlarının bir parçasıdır. Örneğin, Kırım Tatar Hanlığı, Perekop Kıstağı’nda durmadı; etkisi Ukrayna’nın güneyine çok daha fazla yayıldı. Kırım ile güney Ukrayna arasındaki derin simbiyotik bağlantıyı bir kez anladığınızda, Rusya’nın 2014’te sadece yarımadayı almakla neden yetinmeyeceğini anlamaya başlarsınız. Rusya’nın 2022’deki tam ölçekli işgalinin bir nedeni de güney Ukrayna’dan Kırım’a giden kaynak ve su tedarikini güvence altına almaktı.

Rusya’nın işgali, birçok yönden, Kırım’ın gelişmesi veya hayatta kalması için Ukrayna anakarasına bağlanması gerektiğinin dolaylı bir itirafıydı. Bunu anladığımızda, Rusya’nın Kırım’ı elinde tutma olasılığı sorusu, tarihsel, siyasî ve askerî güvenlik açısından çok saçma bir soru haline geliyor.

2022’den bu yana Rusya, Kırım’a bağlanan önemli bölgeleri, Melitopol, Mariupol ve Azak Denizi kıyısındaki kasabaları, ele geçirdi veya üzerinde hak iddia etti. Dolayısıyla Kırım’ı teslim edersek, onu destekleyen bölgeleri de teslim etmiş oluruz. Bu sözde tavizler nerede sona erecek? Zaporijya’da mı? Dnipro’da mı? Kyiv’de mi?

Bu entelektüel bir çılgınlıktır. Kırım’ı verin, kendinizi güvende hissedin… 2014’te bu olmadı, değil mi? Eğer Ukrayna’nın egemen topraklarını geri alma hakkına sahip olduğuna inanıyorsak, ancak bizi buraya getiren saldırganlığın sıfır noktası olan Kırım’a gelince tereddüt ediyorsak, tutarlı olmuyoruz demektir.

Tüm bu korkunç olaylardan sonra, başa dönüp daha farklı bir sonuç umarak günü bitirmeye hazır mıyız? Bu deliliğin tanımıdır.

*  Bu yazı ilk olarak 27 Haziran 2025’te UNITED24 Media adlı dijital yayın kuruluşunda İngilizce olarak yayınlanmıştır.

https://united24media.com/perspectives/why-does-russia-want-crimea-so-badly-cambridge-professor-rory-finnin-unpacks-the-crimea-is-ours-mindset-9350

** Vlada Toporovka, UNITED24 Media’da yazar ve editördür.

EMEL 291. Nisan-Mayıs-Haziran 2025

TAVSİYELER

Prof.Dr HENRYK JANKOWSKİ’YE TÜRK DİLİNE HİZMET ÖDÜLÜ

ÜNLÜ TÜRKOLOG Prof.Dr HENRYK JANKOWSKİ’YE TÜRK DİLİNE HİZMET ÖDÜLÜ Türk Dil Kurumu 2025 Yılı Türk …