TÜRKİYE İLE TÜRK CUMHURİYETLERİ ARASINDAKİ MÜNASEBETLERDE ORTAK ALFABE VE İMLÂ BİRLİĞİNİN ÖNEMİ

TÜRKİYE İLE TÜRK CUMHURİYETLERİ ARASINDAKİ MÜNASEBETLERDE ORTAK ALFABE VE İMLÂ BİRLİĞİNİN ÖNEMİ

Doç. Dr. Timur KOCAOĞLU

İnsanlar arasındaki her türlü münasebetin en mühim vasıtası olan dil, aynı zamanda geçmişi bugüne, bugünü de geleceğe bağlayan bir köprüdür. Tarih şuuru ve bilgisi dil ve onun bir vasıtası olan yazı ile başladığı gibi, milletlerin var olması ve tarih boyunca yaşamasındaki en büyük unsurlar­dan biri yine dildir. İnsanlık tarihindeki en mühim keşif yazı ve alfabe­nin icadı sayılır. Radyo, telefon, teyp, televizyon, kompüter, faks ve kom­pakt disk gibi teknolojik keşifler yazının ehemmiyetini azaltmamış, aksine yine de arttırmıştır.

Dünya tarihinde alfabeleri en çok değişen milletlerin başında, şüphesiz Türkler yer alır. Umum Türk tarihine baktığımız zaman, Türklerdeki alfabe değişikliklerinin ya kültür veya siyaset meselesine bağlı olduğunu görürüz. Bugün için bildiğimiz en eski Türk yazısı Göktürk veya Runik alfabesi dediğimiz yazıdır. Ondan sonra bazı Türk boylarınca kabul edilen Sogd, Eski Uygur, Brahmi ve Arap alfabelerinin yeni bir din kabul edilişi ile alakadar bir kültür değişikliği olduğunu biliyoruz.

 

ORTAK ALFABE VE İMLA BİRLİĞİ

Ancak, Sovyet rejimi altındaki çeşitli Türk boyları yazılarının Kiril alfabesine değiştirilmesi ise, tamamen siyasî bir hadisedir. Arap alfabe­si en az 9 asırlık uzun bir devirde dünyadaki Türklerin büyük çoğunluğunu yazı ve kültürde birleştirici bir rol oynamıştır. Sovyetler Birliğindeki Türklerin müşterek Arap alfabesini 1926 yılında müşterek Latin alfabesi ile değiştirme, bir dereceye kadar kültür meselesi sayılsa da, Türkiye’nin 1928 yılında Latin alfabesini kabul edişinden sonra, Türkiye’deki Türkler ile Sovyetler Birliği içindeki Türkler arasında yakınlık doğuşundan endişelenen Moskova idarecilerinin, Türklerin Latin alfabesini bu sefer Kiril alfabesiyle değiştirme yönünde çalışmalar başlatması ve nihayet 1938 yılından itibaren çeşitli Türk halklarının alfabelerini birer birer Latinceden Kirilceye değiştirmesi ise, şüphesiz siyasî gayeleri olan bir ha­reket idi.

Eğer Sovyetler Birliğindeki bütün Türk boyları için müşterek bir Kiril alfabesi yaratılsaydı, bu yine siyasî bir hadise değil, bir kültür hadisesi sayılırdı. Çünkü, o zaman Arap ve Latin alfabeleri devirlerinde olduğu gibi, Sovyetler Birliği içindeki Türk boyları arasında ortak alfabe

 

An’anesi devam ettirilmiş olurdu. Halbuki, her bir Türk boyunun diline birbirinden değişik Kiril alfabeleri uygulandı. Bundaki amaç açık ve aydındı: Bu değişik Kiril alfabeleri, Sovyetler Birliği’ndeki Türkleri sa­dece Türkiye Türklerinden ayırmakla kalmayacak, aynı zamanda Azeriler, Tatarlar, Özbekler, Kazaklar, Türkmenler, Kırgızlar ve başka Türk boylarını da birbirinden ayırmaya yardımcı olacaklardı. Nitekim, bu Sovyet siyaseti bir dereceye kadar muvaffakiyete erişmiştir. 1960’lı yıllarda bir ara çeşitli Türk Kiril alfabelerini müşterek bir Kiril alfabe­sinde birleştirme, yani “Unifikatsiya” teklifleri Moskova’daki Türkologlar arasında cazip bir fikir gibi dolaşmış ise de, siyasî yöneticiler bu fikri “tehlikeli” buldular.

Sovyetler Birliği içinde dil ve alfabe meselesi, özellikle Türk ve Müslüman milletlerin dil ve alfabe meselesi, her zaman siyaset ile içiçe olmuştur. Yani açık olarak söylersek, alfabe değişikliği ve imlâya müdahaleler değişik milletleri “Ruslaştırma” siyasetinin ayrılmaz bir parçası, belki en mühim unsuru olmuştur. Ama, artık Sovyetler Birliği’nin 1991 sonunda parçalanarak, eski Sovyet Cumhuriyetlerinin bugün bağımsız millî devletler haline gelmesi ile, şimdi bu yeni devletlerde al­fabe meselesi artık siyasî bir hadise değil, tamamen bir kültür meselesi haline gelmiştir. Yani daha açık olarak söylersek, Azerbaycan, Türkmenistan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Tacikistan’da, ya şimdiki Kiril alfabelerini devam ettirme, ya da onları Arap veya Latin alfabeleriyle değiştirme hadisesi o bağımsız cumhuriyetlerin kültür me­selesidir. Bu cumhuriyetler alfabe meselesinde hür ve bağımsız olarak kendileri karar vereceklerdir. Zira, onlara bu konuda dışardan tesir ede­cek siyasî otorite artık ortadan kalkmıştır.

Bu söylediğimiz husus, sadece yukarıda saydığımız altı bağımsız yeni Türk ve Müslüman devleti için değil, aynı zamanda Rusya Federasyonu içindeki çeşitli Türk cumhuriyetleri için de geçerlidir. Bunu canlı bir örnek ile izah edelim. Eğer Tataristan, Başkurdistan ve Rusya Federasyo­nu’ndaki başka Türk cumhuriyetleri şimdiki Kiril alfabelerini Latin alfa­besiyle değiştirme yönünde karar verirlerse, Rusya Federasyonu idarecile­rinin bunu siyasî bir hadise olarak değil, bir kültür hadisesi olarak görmeleri ümit edilir. Eğer Rusya yöneticileri bunu siyasî bir hareket ola­rak yorumlar ve federasyon içindeki cumhuriyetlere bu hususta müdahale ederlerse, eski Sovyetler Birliği’nde olduğu gibi “alfabe” meselesi siyasî bir hadiseye dönüşmüş olur. Bu yüzden, alfabe değişikliği meselesinde Rusya Federasyonu yöneticileri ile federasyon içindeki Türk cumhuriyet­leri liderlerinin birbirlerine hoşgörülü davranmaları beklenir.

Bağımsız yeni Türk cumhuriyetleri arasında alfabe meselesinde en cesur adım Azerbaycan tarafından atıldı. Azerbaycan parlamentosu Latin alfabesine geçilmesini 25 Aralık 1991 tarihinde kabul etti. (Yasin Aslan, Azerbaycan Tam Bağımsızlık Yolunda, Ankara 1992, s. 37). Başka Türk cumhuriyetlerinde aydınların büyük çoğunluğu Latin alfabesine geçilmesine taraftar ise de, o cumhuriyetlerin hükümetleri bu yolda her­hangi resmî bir karara gelmiş değiller. Ancak, Azerbaycan’daki Latinleşme teşebbüsünün başka Türk Cumhuriyetlere örnek teşkil edeceğinden şüphe yoktur. Yalnız Tacikistan Fars dili dolayısıyla Latince yerine Arap alfabesine daha yakınlık gösteriyor.

Şimdiki bağımsız Türk cumhuriyetlerinde alfabe değişikliğinin tama­men bir kültür meselesi olduğunu söyledik. Çeşitli Türk ülkeleri arasındaki siyasî, ekonomik, sosyal ve kültürel münasebetlerinin artmak­ta olduğu bugünlerde ve gelecekte, alfabe ihmal edilmeyecek derecede mühim bir kültür vasıtasıdır. Bu sebepten, çeşitli Türk ülkelerinin sadece ne çeşit alfabe kullanacaklarından çok, ortak bir alfabe kabul edip- etmeyecekleri meselesi daha da mühim bir yer işgal eder. Eğer Türk ülkeleri birbirinden oldukça farklı Latin alfabeleri kabul ederlerse, dünyadaki Türkler arasında arzu edilen kültür köprüsü kurma işine yine büyük darbe vurulmuş olur.

Bugün yeryüzünde konuşulan ve edebî dile sahip çeşitli Türk lehçeleri arasında elbette fonolojik ve morfolojik farklar vardır. Ama, şunu da unut­mamalıyız ki, dünyadaki hiç bir dilin alfabesi o dilin fonolojik özelliklerini mükemmel olarak yazıda gösteremez. Fonolojik cihetten dil çok zengin, ama alfabe fakirdir. Bir dilin fonolojik özelliklerini yazıda tam olarak gösterebilmek için en az 150 veya 200 harfe ihtiyaç vardır. Böyle mükemmel bir transkripsiyon alfabesi yaratılsa bile, bu okumayı ve karşılıklı münasebetleri çok çetinleştirir. Yani pratik olamaz.

Bu sebepten, bazı Azerî, Tatar, Özbek, Türkmen, Kazak, Kırgız dilcile­ri ve aydınlarının “Efendim, bu ses bizim dilimiz için çok mühimdir, onu ayrı bir harf ile göstermek lazımdır!” diye bazı ünlü ve ünsüz sesler üzerinde ısrarla durmaları, bütün Türk dünyası için ortak bir alfabe tespi­tinde bazı zorluklar yaratıyor. Böyle seslerden biri “açık e” dediğimiz e (ä) ünlü sesi ile “kapalı e” é (e) sesidir. Biliyorsunuz 9 asır devamında bütün Türkler tarafından kullanılan Arap alfabesiyle yazılmış yazılarda bu iki değişik “e” ünlüsü sadece bir harf ile, bazen de harfsiz gösterildiği halde, onu okuyan Türkler tarafından rahatça anlaşılıyordu. Çünkü, yazı ezbere dayanarak okunur. Yine, Arap alfabesinde Türkçenin “o” ile “ö”, “u” ile “ü” ve “ı” ile “i” ünlü sesleri de tek bir harfle gösterildiği halde, o ünlü sesleri Türkler ezbere dayanarak okumaktaydılar.

Bu ünlü seslerin büyük çoğunluğu Türkiye’de kullanılan Latin Alfabe­sinde ayrı harfler ile gösteriliyor. Buğun Azerbaycan’da da kabul edilen Latin Alfabesi Türkiye’deki Latin alfabesiyle bir – iki ilave harf hariç aynıdır. Bu harflerden “x” ve “q” harfleri Türkçe daktilo makineleri ve kompüter klavyelerinde mevcut olduğu için belki bir dereceye kadar karışıklık yaratmayabilir. Ancak, “açık ve geniş e” sesi için ∂ veya ä harfi ilave edilmesi sadece Türk dünyası içindeki yazı birliğini değil, imla birliğini de bozacak bir unsurdur. “Açık ve geniş e” ünlüsü için ∂ veya ä harfleri yerine normal “e” harfi ve “kapalı e” ünlüsü için ise “é” harfi kullanmak umum Türk Dünyası alfabe ve imla birliğini temin etmek için daha yerinde olur.

Türkiye’de kullanılan Latin alfabesinde kalın ve ince “k” ünsüz sesi için tek bir “k” harfi vardır. Zaten, “k”den önce veya sonra kalın bir ünlü ses gelirse, bu ”k” ünsüzü kalın (q gibi) okunur. Eğer “k”den önce ve sonra ince ünlü gelirse, bu kez bu harf ince “k” olarak okunur, Bu yüzden, yazıda kalın “k”yi ince “k” ünsüzünden ayırmak için ayrı bir “q” harfine ihtiyaç var mıdır? Eski Göktürk ve Arap alfabelerinde kalın “s” ile ince “s” ünsüzleri ayrı ayrı harflerle gösterilirdi. Ama Kiril ve Latin alfabelerin­de biz “satmak “daki kalın “s” ünlüsü ile “sevmek’deki ince “s” ünsüzlerini birbirinden ayırmak için ayrı harf ilave etmeyi düşünmüyoruz. Öyleyse, niçin kalın “k” ünlüsü ile ince “k” ünlüsünü ayrı ayrı harflerle göstermeye çalışıyoruz. Çeşitli Türk boylarına mensup dilciler ve aydınların bu husus üzerinde de ehemmiyet ile durmasında fayda vardır.

Daha çok Arapça ve Farsça kelimelerde yer alan boğazdan hırıltılı olarak çıkan “x” ünsüz sesi için, Latin alfabesindeki “x” harfini kullan­mak mümkün. Ama yine, umum Türk dünyası ortak alfabe ve imlasını düşünürsek, bu ses için “x” harfi yerine “h” harfini kullanmak daha yerin­de olurdu.

Ekteki listede, Türk Dünyası için 32 harflik ortak bir alfabe teklifi vardır. Bunun sadece bir teklif olduğunu ehemmiyetle belirtelim.

Benim burada söylediğim bu hususlar sadece bir teklif ve samimî bir dilekten öteye geçmez, elbette. Eğer Türk Dünyası için müşterek bir alfabe ve imlâ birliği düşünülüyorsa, bu işi ciddî ve İlmî bir şekilde ele almak lâzımdır. Bütün Türk boylarının dilci ve yazarlarından seçilecek Türk Dünyası Alfabe ve imla Komisyonu kurularak, ortak alfabe ve imlâ birliği yaratılmasına doğru adım atmak gerekir. Şimdilik, çeşitli Türk ülkeleri bu konuda kendi başlarına ayrı ayrı hareket ediyorlar. Herhal­de, bütün Türk ülkeleri ve boyları arasında böyle ortak bir dil komisyonu kurulacağı günlerin yakın olacağını ümit ederim.

 

TÜRK DÜNYASI İÇİN ORTAK LATİN ALFABESİ (TEKLİF)

a, b. c, ç, d, c, (açık e), é (kapalı e), f, g, ğ, h. h (x harfi yerine), ı, i, j, k, l, m, n, n (nazal n), o, ö, p, r, s, ş, t, u, ü, v, y, z

(Toplam 32 harf)

Ek: Gerekli yerlerde â, î, ô, ö, û, ü, d, k (q harfi yerine), ş, s. t, v (w harfi yerine)  z, z    gibi transkripsiyon harfleri kullanılabilir.

Daha önce Türkiye’de yapılan bazı dil toplantılarında kabul edilen aşağıdaki 34 harflik ortak Türk alfabesi teklifi, Türk dünyasındaki ortak alfabe ve imla birliğini bozucu bir hususiyettedir: a, b, c, ç, d, e, ä, f, g, ğ, h, x, ı, i, k, q, l, m, n, ñ, o, ö, p, r, s, ş, t, u, ü, v, w, y, z.

TAVSİYELER

MEDİPOL ÜNİVERSİTESİNDE SÜRGÜNÜN 80.YILINDA KIRIM ETKİNLİĞİ

İstanbul Medipol Üniversitesinde Sürgünün 80. Yılında Kırım Etkinliği İstanbul Medipol Üniversitesi Türk Kültür Birliği Topluluğu …