VEFATININ 50. YILDÖNÜMÜNDE
ŞEFİKA GASPIRALI
Özge KANDEMİR TEMİZEL
1783-1883 yılları arası “Kırım Tatarlarının Karanlık Yüzyılı” olarak adlandırılmaktadır. (1783 Kırım’ın Rusya tarafından işgali – 1883 İsmail Bey Gaspıralı tarafından Tercüman Gazetesinin neşredilmeye başlaması)
1783 yılında Kırım’ın Rusya tarafından işgali sonrası öz vatanlarından sürülen Kırımlıların evlerini Rusların istila etmesi, Kırım Tatar halkına yönelik asimilasyon çalışmaları, baskı ve şiddetin yaşanması, müslüman kadınlara ‘cahil’ sıfatıyla bakılması gibi olaylar; Moskova’da eğitim görmüş, Paris ve çeşitli Avrupa şehirlerine seyahat etmiş, Tavrida gazetesinde ‘Genç Molla’ adıyla Rusya Müslümanlarının refahı için yazılar yazmış ve Bahçesaray Belediye Başkanlığı yapmış fikir insanı ve siyasetçi İsmail Bey Gaspıralı’yı oldukça rahatsız etmiştir. Gaspıralı’ya göre; Türk toplulukları, okullar ve medreselerinde çağdaş ilim ve sanatları kendi dilinde okutmalıdır. Çağdaşlaşma hedefi doğrultusunda yapılacak işlerin en önemlisi olarak eve hapsolan kadını, erkeklerle eşit statüde topluma katılmasını ve Türk evladı yetiştiren Türk kadınının bilinçlenmesini sağlamaktı. Bunun sonucunda Rusya Müslüman ve Türklerinin refahı için çalışmalara başlamıştır: Tercüman Gazetesi ve Usûl-ü Cedit eğitim sistemi.
Gaspıralı söz konusu programının sloganını da gazetesinin başına koymuştu: “Dilde, Fikirde, İşte BİRLİK!..”
Tercüman Gazetesi’nin (1883-1918) haberleri, makaleleri, teşekkür mektupları ve en önemlisi de gizli örgütlenmelerin yapıldığı jübileler (Tercüman’ın 10., 20., 25. yıl jübilesi), Rusya Müslüman Türklerinde bilinç oluşturmuştur.
Usûl-ü Cedit okulları yaygınlaşmış; millî okullarda din dersleri yanında anadilde matematik, coğrafya ve resim dersleri de yer almıştır. Kız ve erkek çocuklar aynı sınıfta ve aynı öğretmenlerden birlikte ders almışlar ve imtihanlara girmişlerdir. Gaspıralı, 1883’te Bahçesaray’da yayımlamaya başladığı Tercüman gazetesi ile tam 31 yıl bu fikri işlemiş; ceditçiliğin bütün Rusya Türkleri arasında yayılıp kökleşmesi için çalışmıştır. Bu yeni usûl ile tedrisat yapan ilkokullar açarak bunlarda ders verecek ceditçi muallimler yetiştirmiştir.[1]
“1884 senesinde başlanmış teceddüt ve ıslahat, 1906’da Bahçesaray’dan ta Kaşgar’a kadar yayılmış ve Türklerin ciddiyeti sayesinde göreneklere, taassuba, emniyetsizliğe tamamen galebe çalınmıştı. Bu büyük işe ne Rusya devletinin hazinesinden ve ne de ecdadımızın vakıf definesinden beş para alınmadı. Yalnız Türklerin necât ve hayat arzularından nebean edip akın akın gelen akçalarla beşbini mütecaviz Türk mektebi tesis ve ıslah edildi…”
İsmail Bey Gaspıralı
Eğitimli ve çağdaş bir ailede yetişen İsmail Bey Gaspıralı ile Kazan Tatarlarından köklü ve saygın bir aileden gelen Zühre Akçura evlenmiş; sekiz evlat sahibi olmuşlardır. (Rıfat, Şefika, Behiye, Leyla, Danyal, Nigar, Mansur, Haydar)
“…Ya hanım valide, cümlemize bir hoca ve üstad yetiştirdiğiniz; bunun sayesinde biz âcizleri dahi evlatlığa şayan ve kabul idüb cümlemize valide makamında olsanız ki bahtiyar olalım.”
(Tercüman 10. Yıl Jübilesi/Fatma Hanım Gaspıralı’ya mektup)
İsmail Bey Gaspıralı’nın fikirlerinin temelini oluşturan sosyal-kültürel-eğitim alanlarındaki kadın-erkek eşitliği; Tercüman gazetesinin 10. yıl jübilesinde Gaspıralı’nın annesi Fatma Hanım’a, davete katılan tüm misafirler adına takdim edilen mektupta açıkça görülmektedir. Öyle ki aynı jübilede Zühre Hanımın, eşi İsmail Bey Gaspıralı’ya tüm davetlilerin önünde açıkladığı sürpriz hediyesi “kız çocuklarının eğitimini, onların aile ekonomisine ve de azınlık ekonomisine kazandırılmasını amaçlayan hem de ücretsiz hizmet veren bir dershane açması” 19. yüzyıl Rusya’sında bir kadın hareketi başlatıyordu; hareketin ışığı Kırım Bahçesaray’da yanıyordu: Rusya’da Türk Kadın Hareketi.
10 Nisan 1893, davetiyelerde alışılmışın dışında “refikalarla (eşlerle) birlikte teşrif olunması” ibaresinin yer alması sonucunda Gaspıralı’nın 19. yüzyıl Rusya’sında Türk-Müslüman topluluklarının refahı için çalışmalarının çiçek açtığı, eşi Zühre Gaspıralı’nın öncülüğünde Türk Kadın Hareketinin başladığı tarihtir. Ayrıca ziyafet sonrası yapılan toplantı, bir azınlığın ilk illegal kongresi olmuştur.
Tercüman’ın 10. yıl jübilesinde Şefika Gaspıralı henüz yedi yaşındaydı. Kuşkusuz Gaspıralı ailesinin çocukları, milletinin eğitimi için kök salıp yeşillenen bir ortamda yetişmiş; özellikle Rıfat ve Şefika, Tercüman’da en önemli görevlerde yer almış, bilinç oluşturmak için gece gündüz babalarının çalışmalarına ortak olmuşlardır.
“Babamın ağzından çıkan her sözü ayet gibi addederdik.” – Şefika Gaspıralı
Çocukluğu Tercüman Matbaası’nda geçen Şefika Gaspıralı, babasının teşvikiyle 1903’ten itibaren makalelerini Tercüman’da yayınlamış; bunu yeterli görmeyerek kadınlar için okuma-yazma öğrenmenin önemi, şeriat hukuku, temizlik, çocuk eğitimi, görgü kuralları gibi konuların anlatıldığı, dili Tercüman’daki gibi İstanbul Türkçesi olan, Türk Dünyasının ilk kadın dergisi Alem-i Nisvan’ı (Kadınlar Dünyası) 1906 yılında çıkarmaya başlamıştır. Tercüman’ın eki olarak dağıtılan haftalık derginin başlığı altında şu tümce yazmaktaydı:
Müslimelere mahsus edebî ve tedrisî haftalık mecmuadır.”
Alem-i Nisvan dergisi 20. yüzyıl başlarında Türk kadın hareketinin doğmasında ve ivme kazanmasında çok büyük rol oynamıştır. Dergide yayınlanan yazılar rastgele seçilmez; tümünün “bilgilendirme, aydınlatma, teşvik ve yönlendirme, örgütlendirme” amacı doğrultusunda yazıldığı-yazdırıldığı görülür.[2]
“Bütün felaket, bütün hastalıklar okulsuzluktan, bilgisizliktendir. Cahil bir halkın önüne bütün dünya medeniyetini getirseniz, ondan faydalanamaz. Onu başta okutmak gerek. Okuduktan sonra halk kendisine gerekli yolu ve saadeti kendisi bulur.” – Şefika Gaspıralı
Usûl-ü Cedit’in Rusya Müslüman ve Türk halkına yansımaları kısa zamanda kendini göstermiş; çok sayıda kadın öğretmen, doktor, gazeteci, siyasetçi, hemşire Usûl-ü Cedit okullarından mezun olmuştur. Tercüman ve Alem-i Nisvan, bilinçli bir şekillenme oluşturmuş; Rus hükümetinin baskılarına boyun eğmeyen, çeşitli kongre, toplantı, konferanslarla örgütlenmeyi sağlayarak azınlık halkların mücadelesinin başlamasına zemin hazırlamıştır. (Bkz: Rusya Müslüman Türk Kadınları I. ve II. Kongresi, Muvakkat Merkezî Büro, Bütün Rusya Müslümanları I. ve II. Kongresi)
Tüm Rusya’da başlayan kadın hareketinin öncülerinden biri olan Şefika Gaspıralı da Kırım’da Kadın Komiteleri kurmuş; Bahçesaray’da miting düzenlemiştir. Bu miting, Türk ve İslam tarihi açısından kadınların kendilerine mahsus ilk siyasal-toplumsal katılım, gövde gösterisi, bir anlamda “ben de varım” demesi anlamına geliyordu.[3] Kadınların bilinçlenmesi için Tercüman gazetesinde çeşitli makaleler yazan ve Alem-i Nisvan’ı çıkaran Şefika Gaspıralı’nın öncülük ettiği, annesi Zühre Gaspıralı’dan devraldığı Türk Kadın Hareketi filiz vermeye başlamıştı…
“Konuşma yaparak, komite teşkilatın lüzumunu izah ederek, komiteye karşı bir söyleyeceğiniz var mı, diye sordum. Bu da planımın maddelerinden birisiydi. Kadın-kızlarda ne bir itiraz ne bir tenkit, bil’akis: Biz de insanız, cahil kaldık, dünya görmüyoruz, yeter artık gibi sesler gittikçe çoğalıyordu. Hepsinde bir sevinç! Gözleri yaşarıyor, teşekkür, dua yağdırıyorlar bana. Doğrusu bu kadarını beklemiyordum.”
– Şefika Gaspıralı (Bahçesaray Mitingi-Nisan 1917)
Komite ve Kongrelerden Kurultay’a
Rusya’da 1917 Devrimi sırasında ortaya çıkan siyasî otoritesizlik ve kargaşadan istifade eden Kırım Tatarları, Kırım’da millî devlet kurma yolunda adımlar atmaya başladılar. Yaş Tatarlar, İcra Komitesi ve Vatan Cemiyeti yoluyla giderek fikrî olarak büyüyen Kırım Tatar siyasetçileri Numan Çelebicihan ve Cafer Seydahmet [Kırımer] başta olmak üzere kadın komitelerini ve faaliyetlerini her zaman desteklemişlerdir: “Kırım’da halkımız arasında kadınların erkeklerle eşit hakka sahip olmalarının bizim İcra Komitemiz tarafından epeyce muhalefete yol açmıştır… Kadın komitelerinin merkezî teşkilatında aydın hanımlar, öğretmenler çalışıyorlardı. Bunların başında Gaspıralı İsmail Beyin kızı Şefika Hanım, imanla, heyecanla kadınların faaliyetlerini yükseltmeye, her tarafta temaslarda bulunarak kadınlarımızı teşvike çalışıyordu. Şefika hanımdan başka, bilhassa İlhamiye Toktar, Ayşe İshak, Hatice Avcı bu yolda unutulmaz hizmetler gördüler. Ve hatta çalışmaları sırasında birçok tehlikelere göğüs gerdiler.”[4]
7 Nisan 1917 ile 14-15 Ekim 1917’de Akmescit’te I. ve II. Kırım Müslümanları Vekilleri Kongresi toplandı. Kadın komitelerinin oldukça meşakkatli uğraşları sonucunda II. Kırım Müslümanları Vekilleri Kongresinde 200 temsilciden 20’si kadındı.
Hanımefendiler, gözlerimizi açalım. Uyku zamanı, neme lazım zamanı değildir! – Kırım Merkezî Müslüman Kadınlar Komitesi
Başkenti Bahçesaray, Cumhurbaşkanı Numan Çelebicihan, Millî Marşı Ant Etkenmen, dili Kırım Tatarca, bayrağı Taraq Tamgalı Gökbayrak olan 26 Aralık 1917’de Kırım Tatar Milli Kurultayı’nın ilan ettiği “Kırım Halk Cumhuriyeti”
30 Kasım 1917’de Kurultay azalarının seçimleri yapıldı. Bu seçimlerde belirlenen 76 milletvekilinden 5’i kadındı. Gözleve’den milletvekili seçilen Şefika Gaspıralı, 9 Aralık 1917’de açılışı yapılan Kırım Tatar Millî Kurultayı’nda Başkanlık Divanı Üyeliğine getirilmişti. Bu sonuç, sadece Kırımlı Türk kadınları için değil, tüm Türk Dünyasındaki ve de İslam Dünyasındaki kadınlar için de “ilk” olma onurunu ve önemini taşımaktaydı.

Büyük emeller, uzun uğraşlar ve disiplinli çalışmalar sonucunda her ayrıntısı tek tek düşünülmüş Hansaray’da toplanan Kurultay anayasayı kabul etmiş; Kırım Halk Cumhuriyeti 26 Aralık 1917’de kurulmuştu. Ancak ne yazık ki Bolşevikler, Kırım’ın asıl sahibi olan Kırım Tatarlarının Tercüman’dan beri ilmek ilmek işledikleri çalışmalarını tuzla buz etmişler; 23 Şubat 1918 tarihinde Kırım Halk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Numan Çelebicihan’ı şehit etmişlerdi. Tüm yaşananların tam ortasında bulunan Şefika Gaspıralı, hatıralarında dava arkadaşının şehadetini şu sözlerle anlatmıştır:
“Bahtsız Kırım’ın tarihine lâyık bir hayat süren ve bu Türk yurdunun istiklâli için hayatının son dakikasına kadar mücadele eden Kırım Türklerinin büyük evlatlarından biri olan Çelebi Cihan, davası uğrunda şehit oldu.”[5]
Tercüman’ın Kapatılması ve Puslu Günler
Zannettiler ki bir beden bu dünyadan yok olunca fikirleri de ölecek… Çelebi Cihan’ın şehadeti, dava arkadaşları ve Tercüman emekçilerini derinden üzmüş; kaçış ve çıkış yolu aramaya koyulmuşlardı. Bu nedenden ötürü 23 Şubat 1918 tarihinde toplanan Şefika Gaspıralı, kardeşleri, gazete yazarları (Aziz Nuri, Osman Akçoraklı, Mithat Refat, İsmail Leman, Hasan Sabri Ayvaz, İbrahim Fehmi, Veli İbrahim, Ömer İbrahim) “TERCÜMAN, 10 (23) Şubat 1918 tarihi itibariyle kapatılacaktır.” kararını almışlardır.[6]
“Öldürülmektense, ölmeyi tercih ettik.” – Şefika Gaspıralı
Son sayı numarası 12 olan Tercüman kapansa da matbaayı kaçırmayı Gaspıralı kardeşler bir şekilde başarmıştı. Nigar Gaspıralı, eşi ile birlikte köylerde gizlenirken matbaayı da yanlarında götürmüşler; bu kaçış sürecinde fırsat bulundukça millî yazılar, bildiriler, gazete ve kitaplar basılmaya devam etmiştir.
İsmail Gaspıralı’nın, çocuklarına bıraktığı en önemli miras Tercüman gibi görünse de kuşkusuz asıl mirasın ‘En zor dönemlerde bile şahsî mesele ile millî meselelerin ayrı tutulması ve her zaman umutla, inatla emelleri uğruna çalışmaya devam etmeleri’dir.
“Büyük Allahım, 63,5 sene yaşadım. Bu hayatın 35 senesini müslümanların uyanması, terakkisi, tealisi ve tekâmülü uğrunda sarfettim. Milletimin selâmet ve saadeti için elimden her ne geldi ise hepsini yaptım. Yarabbi. Ey büyük Tanrım. Meydana getirmek istediğim birçok şeyler daha vardı. Fakat buna muvaffak olamayacağım… Artık…. Artık ne varsa hepsi senin, her şey senin elindedir Allahım.” – İsmail Bey Gaspıralı’nın son sözleri (1851-1914)
Birçok el değişmelerinden sonra matbaa ne yazık ki en sonunda Bolşeviklerin eline geçerek Bahçesaray’da onların emrinde çalıştırılmıştır.
Bolşevik İhtilali sonrası, tüm Rusya’da olduğu gibi Kırım’da da siyasî dengeler değişmiş; Alman işgali sonrası Kırım Halk Cumhuriyeti’ni kuran Kurultay üyeleri yeniden çalışmalara başlamış, Şefika Gaspıralı da milletvekilliği görevini koalisyon hükümetinde (Türk-Rus-Alman-Polonyalı) yerine getirmiştir. Çalkantılı geçen aylar sonunda Kırım yeniden Bolşevik işgalini (1919) yaşamış; Kırım Halk Cumhuriyeti ile yeşeren umutlar, işgaller sonrası yok olmuştur. Gaspıralı kardeşler, Tercüman matbaasının asıl sahipleri oldukları için, işgalcilerin siyasî hedefi konumuna gelmişlerdir. Bu yüzden onlar için Kırım’dan kaçış dönemi başlamıştır.
Elveda Kırım…
Şefika Gaspıralı ve Azerbaycan
Genceli Nesip Yusufbeyli’nin 1902 yılında Tercüman’ı ziyaretiyle tanışan Şefika Gaspıralı ve Nesip Yusufbeyli, mektuplaşmalarla yakınlaşarak 1906 yılında evlenmişlerdir. Bu süreçte Şefika Gaspıralı, kız çocuklarının ve kadınların eğitimi için Alem-i Nisvan’ı çıkarmış, çalışmalarına Kırım’da devam etmiştir. Bilahare Nesip Yusufbeyli’nin siyasî kimliği sebebiyle ailecek (çocukları Niyazi ve Zühre) Azerbaycan’a yerleşmişlerdir. Kadın hakları savunucusu olan Şefika Gaspıralı’nın modernliğine tezat olarak şeriat geleneklerinden çok eşliliği garipsemeyen eşi Nesip Yusufbeyli dinî nikahla başka bir kadına ev açmış; ihanetle karşılaşan Şefika Hanım, önce çocuklarını Kırım’a babasının yanına göndermiş, ardından kendisi babasının rahatsızlığını ve Tercüman’ı bahane ederek Kırım’a geri dönmüştür (1912).
Ancak Nesip Yusufbeyli’yle çocuklar konusunda haberleşmek gereği nedeniyle mektuplaşmaları devam etmiştir. 1919 Bolşevik işgali sonrasında Şefika Hanım mektuplarında, yaşadıkları mücadeleden bahsetmiş, Nesip Bey onu Azerbaycan’a çağıran mektuplar yazmıştır. Böylece Şefika Gaspıralı, çocuklarını ölümden kaçırmak için Azerbaycan günlerine tekrardan dönecektir; Kırım’dan Bakü’ye Ağustos-Eylül 1919’da yola çıkmıştır.
Üzerinde doğdukları, büyüdükleri, gülüp ağladıkları topraklardan bir daha dönmek ümidi az olup ayrılmış olan…
– Şefika Gaspıralı
(Hatıralarını yazmaya karar verdikten sonra yazdığı ve gerisini getiremediği cümle)
Azerbaycan Başbakanının eşi olarak müreffeh bir hayat süreceğini düşünmek konusunda yanılacaktır; Şefika Gaspıralı kendi geçimini sağlamak ve yine eğitim alanında bir Türk vatanına katkıda bulunmak için çalışmalara başlamıştır. Bakü’de Eğitim Bakanlığına bağlı “Ana Mekteblerine Mürebbiye Kursları” düzenlemiş; ‘Froebel’ metodunu esas alan bir program hazırlamıştır.
“Genç bir cumhuriyetin henüz kuruluş aşamasında, anaokullarına önem vermesi hiç şüphesiz önemli bir gösterge. Türkiye’de anaokullarına önem verilmesinin 1950’li yıllara rastladığı göz önüne alınacak olursa, Şefika Hanım’ın bu alandaki kariyerinin Azeri toplumu açısından önemi daha da anlaşılacaktır.”[7]
Hablemitoğlu’nun da yorumundan anlaşılacağı üzere Şefika Gaspıralı, nerede olursa olsun orada çiçek açtırmayı başarıyor; milletine ve kadınlara verdiği önem ile canla başla çalışıyormuş. Ancak öyle bir yazgı ki Kızılordu’nun 27 Nisan 1920 tarihinde Azerbaycan’ı işgal etmesi, Nesip Yusufbeyli’nin şehit edilmesi ve kendisinin de kuşkusuz Sovyet rejimine göre ‘suçlu’ grubunda yer alması; Şefika Gaspıralı’nın yeni bir mücadele ile burun buruna geldiğini göstermektedir. Bakü’de sokağa çıkma yasağı, temel gıda ürünlerine ulaşımın zorluğu, işsizlik, iki çocuğuyla Kırım’dan uzakta yine Rus işgalini yaşayan Şefika Gaspıralı için oldukça çileli bir dönemdir. Bu süreçte hatıralarında okuduğumuz mektuplarda Hamit bey (Hamit Şahtahtılı – Nesip Bey Hükümetinde Bakan), Şefika Gaspıralı ile haberleşiyor, az da olsa para yardımı yapıyordu.
“Suda mısın, toprakta mısın Nasib, etrafın nur olsun.”
– Şefika Gaspıralı Yusufbeyli
Ölüm korkusu, gözyaşı ve sefalet dolu Bakü günleri, Memduh Şevket Esendal’ın (Mustafa Kemal’in Bakü’de mümessillik görevi verdiği dava arkadaşı, Türk edebiyatçısı) Şefika Gaspıralı ile tanışması ve onu Moskova Barış Antlaşması ile Türk esirlerin Kars’a teslim edilecek cephane yüklü trene bindirmesiyle son bulmuştur.
Şefika Gaspıralı’nın hayatında Türkiye günleri başlamıştır (1921).
Şefika Gaspıralı ve Türkiye
Kurtuluş Savaşı döneminde olan Türkiye’de maddî sıkıntılar Şefika Gaspıralı’nın peşini bırakmamıştır. Bu süreçte Türkiye’deki kardeşleri Cevdet Mansur ve Ali Haydar’ın okumasına destek olmak ve çocuklarına bakmak zorunda olan Şefika Gaspıralı dikiş dikerek, hastane ve çocuk yetimhanelerinde, Kızılay’da çalışarak, tercüme işleri yaparak hayata tutunmaya çalışmıştır.[8]
Şefika Gaspıralı, önemli gördüğü evrakları Kırım’dan Azerbaycan’a, Azerbaycan’dan da Türkiye’ye bir bavul içinde taşımıştır. Türkiye’de yaşadığı dönemde hatıralarını yazmak ve düzenlemek istemiştir ancak Türkiye’de yaşadıklarıyla ilgili önemli bir evrak oluşturmamıştır. Tarihçi Hablemitoğlu, Cevdet Mansur Gaspıralı’nın tuttuğu günlüklerden yalnızca üçüne (biri Rusça, ikisi Kırım Tatarca el yazması ile yazılmış) Şefika Gaspıralı’nın evrakları arasında ulaşmıştır.
Cevdet Mansur, Türkiye’de okurken kardeşi Ali Haydar ile yaşadıkları zorluklardan, ablaları Şefika’nın kendilerinin rahat okuyabilmeleri ve Niyazi ile Zühre’nin gelecekleri için çeşitli işlerde karın tokluğuna çalıştığından, Nigar ablası ile Şefika ablasının karakterlerinin zıtlığından, abileri Rıfat Gaspıralı’nın Kırım’da vefat haberini aldıkları andan itibaren yaşadıkları yürek parçalayan yastan, öz vatanları Kırım’a olan özlemlerinden, dönemin milletvekili öz dayıları Yusuf Akçura’ya yazdıkları rica mektuplarından bahsetmektedir. Türklüğe hayatlarını mâl eden Gaspıralı ailesinin Türkiye’de refah içinde yaşatılamaması gerçekleri, Hablemitoğlu’nun kitabında tüm gerçekliğiyle anlatılmaktadır.
![]() |
![]() |
![]() |
Şefika Gaspıralı’nın Yaşamı Üzerine Yazılmış Kitaplar
Bu makalede, vefatının 50. yıldönümünde Şefika Gaspıralı’nın yaşamına yakından bakıldı ve Türk edebiyatında onun adına yapılan akademik çalışmalar ile onun hayatından ilham alınarak yazılan kitaplar incelendi. Kuşkusuz ilk bakılan kitap, kurgu olmayan ve Şefika Gaspıralı’nın gerçek hatıralarının yazılı olduğu, kitabın son bölümünde orjinal belgelerin ve fotoğrafların yer aldığı Doç. Dr. Şengül Hablemitoğlu ile Dr. Necip Hablemitoğlu’nun yazdığı Şefika Gaspıralı ve Rusya’da Türk Kadın Hareketi (1883-1920) oldu. Şefika Gaspıralı’ya ait başka gerçek kaynağa henüz ulaşılamamış; bahsedilen kitapta da Şefika hanımın Kırım’dan Türkiye’ye kadar yanında getirdiği, özenle koruduğu belgeler ve dağınık notlardan oluşan evrakların kronolojik sıraya konduğu hatıralar yer almaktadır. 672 sayfa olan, ilk baskısının 1998’de yapıldığı, yedi bölümden oluşan kitap, Gaspıralı ailesini anlatan önemli bir kaynaktır.
Makalemizin yazım sürecinde bahsi geçen kitaptan birçok alıntı yapılmıştır. Kuşkusuz, Serra Menekay’ın Şefika-İsmail Gaspıralı’nın Kızı romanında da aynı alıntılara rastlanmaktadır. Menekay, Şefika Gaspıralı’nın hatıralarını değiştirmeden, kurguladığı karakterler üzerine yerleştirmiştir. Belli bir okuyucu kitlesine sahip olan Menekay’ın kitabı bu hatıralarla ilgi çekici hale gelmiştir. Kitap, 2017 yılında Galeati Yayıncılık tarafından basılmıştır. Kitabın içeriğinde yer yer Şefika Gaspıralı’ya ait fotoğraflar kullanılmıştır.
Gaspıralı ve Yusufbeyli ailelerini anlatan, kurgu olmayan ve en önemlisi de tercüme edilmiş mektupların yer aldığı, Dr. Minara Aliyeva Çınar tarafından yazılan, 2018 yılında Ötüken Neşriyat’tan basılan Nesip Yusufbeyli’den Şefika Gaspıralı’ya Mektuplar kitabı, Türk dünyası için önemli ve ilham verici bir kaynaktır. Altı bölümden oluşan kitabın altıncı bölümünde mektupların Türkçesini kronolojik sıralamaya göre hazırlayan Çınar, Önsöz bölümünde: “Karşılaştığım en önemli iki sorundan birincisi, mektupların tek taraflı oluşuydu. Şefika Gaspıralı’nın Nesip Bey’e yazdığı mektuplar günümüze kadar ulaşamadığı için bazı durumlar hakkında net bir açıklama yapmak imkansızdı. İkinci sorun ise, mektupların sıralanmasıdır. Mektupların çoğunda tarih belirtilmediği, zarfların içinde bulunduğu ve zarfın üzerinde Şefika Hanım tarafından ayrıca düşürülen başka tarihler olduğu için olayların akışını net olarak ortaya koymak zordu. Bu yüzden, mektupların içeriği ve dönemin tarihî olaylarından hareketle, mektupların sıralanması tarafımdan yapıldı.” Kitabın son bölümünde Gaspıralı ve Yusufbeyli ailelerine ait fotoğraflar ve mektuplardan bazılarının fotoğrafı yer almaktadır. Şefika Gaspıralı’nın Kırım’dan Türkiye’ye kadar geçirdiği mücadeleli yolculukta yanından ayırmadığı mektupların orijinalleri Türk Ocakları Bursa Şubesinde muhafaza edilmektedir.
Şefika Gaspıralı’nın yaşamını konu alan, Azerbaycan ve Kırım’da dolaşıyormuş hissi veren, Nesip Yusufbeyli’den Şefika Gaspıralı’ya Mektuplar kitabından ilham alarak bir roman kurgulayan Meryem Aybike Sinan, Şefi kitabını 2020 yılında Ötüken Neşriyat’tan çıkarmıştır. Kitap 1902-1921 yılları arasını kapsamakta, Şefika Gaspıralı’nın Türkiye’ye gelişi ile sonlanmaktadır.
“…Bilmem ki benim hatıralarım ve içinde bulunmuş olduğum şartlar, Türkiye’li insanı ilgilendirecek mi? Yalnızca günümüzde mi? 100 yıl sonra da ilgi çekecek midir? Hatıralarım tarihi kıymette olup, 100 yıl sonra da ilgi ile okunacak mı, yoksa 100 günde unutulacak mı bilmiyorum… 100 gün veya 100 yıl sonra belki unutulur, fakat korktuğum gülünç olmaktır…”
O, tarih sayfalarındaki İsmail Gaspıralı’nın kızı Şefika Gaspıralı değil; Şefika Annemiz’dir… Öncülüğü ile 21. Yüzyıl Türk dünyasının sönmeyen mumudur. Ruhu şâd olsun!
[1] Tamurbek Devletşin, “Ceditcilik (Yenileşmek)”, Emel, no. 132 (Eylül–Ekim), İstanbul 1982, s. 1-2.
[2] Hablemitoğlu, Doç. Dr. Şengül-Dr. Necip, Şefika Gaspıralı ve Rusya’da Türk Kadın Hareketi (1893-1920), Toplumsal Dönüşüm Yayınları, İkinci Baskı, Aralık 2004, s. 37.
[3] Hablemitoğlu, a.g.e., s. 216.
[4] Kırımer Cafer Seydahmet, Bazı Hatıralar, Emel Türk Kültürünü Araştırma ve Tanıtma Vakfı, İstanbul 1993, s. 167, “Kadınlarımızın Teşkilatlandırılması” bölümü.
[5] Hablemitoğlu, a.g.e., s. 264.
[6] Hablemitoğlu, a.g.e., s. 265.
[7] Hablemitoğlu, a.g.e., s. 281.
[8] Çınar, Dr. Minara Aliyeva, Nesip Yusufbeyli’den Şefika Gaspıralı’ya Mektuplar, Ötüken Neşriyat, İstanbul 2018, s. 84.
Emel KIRIM VAKFI




