BAŞKAN PUTİN’İN SON SAVAŞI

BAŞKAN PUTİN’İN SON SAVAŞI*

Françoise THOM**

Çeviren: Bülent TANATAR

 

Geçmişte çok kutuplu bir dünya ve Küresel Güney’in savunucuları olan Putin ve propagandacıları, Trump’ın Grönland’ı ilhak etme arzusunu neden onaylıyor? Tarihçi iki neden görüyor: Birincisi, bir bakıma Kırım’ın ilhakını ve Putin’in Ukrayna üzerindeki iddialarını meşrulaştırıyor; ikincisi, Kremlin için Trump’ı Ukrayna’dan vazgeçmeye teşvik etmek amacıyla desteklemek önemli. Ve eğer o an gelirse, Putin, Trump karşıtı dalgayı kullanarak Avrupa elitlerini boyunduruk altına alma planını gerçekleştirecektir. “İki gangstere karşı durmalıyız.”

İnanılmaz görünüyor: Vladimir Putin, 2026’daki ilk kamuoyu konuşmasında, büyükelçilere hitaben, “düzinelerce devletin şu anda kaos, anarşi ve hak ihlalleriyle karşı karşıya olduğunu ve kendilerini savunacak yeterli araçlara sahip olmadığını” dile getirmiş ve “uluslararası toplumun tüm üyelerinden uluslararası hukuka saygı gösterilmesini acilen talep etmeyi” önermişti. Kremlin liderinin tonundaki değişimi ölçmek için, bunu Putin’in 5 Ekim 2023’te Valday’da yaptığı konuşmayla karşılaştıralım: “BM Şartı temelinde inşa edilen modern uluslararası hukuk, eskimiştir ve yok edilmeli, yerine yeni bir şey yaratılmalıdır.” Putin, kurallara uymak zorunda olma fikrine karşı çıkmıştı: “‘Kurallara’ dayalı ne tür bir ‘düzen’ var? ‘Kurallar’ nedir, kim icat etti? Bu tamamen belirsiz.” Bu tamamen saçmalık […]. Bu her zaman sömürgeci düşüncenin aynı tezahürüdür. […] Ve bunu savunanlara gelince, belki de görevlerini ve çıkarlarını mükemmel bir şekilde anlayan küresel topluluğa karşı kibirlerinden kurtulmalarının zamanı gelmiştir […].” O dönemde küresel kaos Rusya için bir nimet olarak görülüyordu. Bu nedenle, Hamas’ın İsrail’e karşı saldırısı Kremlin propagandacıları tarafından coşkuyla kutlandı. Örneğin, propagandacı Mardan şöyle dedi: “Bu karmaşa Rusya için faydalı, çünkü küreselci kurbağa Ukrayna’dan uzaklaştırılacak ve Ortadoğu’nun ebedi yangınını söndürmeye çalışmakla görevlendirilecek.” Daha yakın bir zamanda, milletvekili Aleksey Juravlyov’un Maduro’nun kaçırılmasına verdiği tepkiyi düşünün: “Uluslararası hukukun hala üniversitelerde okutulduğunu düşününce, bu gülünç! […] Güçlülerin tüm hakları vardır. Ve biz de aynısını yapmaya hakkımız var.” Ya da Solovyov’un şu sözleri: “Uluslararası hukuku ve uluslararası düzeni umursamıyoruz… Neden etki alanımızda özel askeri operasyonlar başlatmayalım?”

Putin’in bu tutum değişikliği düşündürücü. Zelenskıy’ın 28 Aralık’ta Mar-a-Lago’yu ziyaretinden sonra Rusya Devlet Başkanı cesaretlendi. Trump, Zelenskıy’ın gelişinden önce onu aramış ve iki adam Ukrayna-Avrupa ateşkes teklifini reddetme konusunda anlaşmıştı. Resmi propaganda, Ukrayna Devlet Başkanı’nın aşağılanmasını vurgulamaktan zevk aldı: Uçaktan indiğinde onu bekleyen kimse yoktu. Solovyov alaycı bir şekilde, “Zelenskıy’ın tüm planları o görüşmeden sonra suya düştü. Bu seyahatten kendini kurtarabilirdi,” diyor. Trump, Rusya’nın savaş alanında kazanacağını düşünüyordu. Solovyov sevinçle şöyle diyor: “Varlıklarımızın müsadere edilmesi artık söz konusu değildi.” “En büyük satranç şampiyonlarına yakışır, göz kamaştırıcı bir nakavttı… Zelenskıy yıkılmıştı.”

Putin Zayıf Bir Konumda

“Bu tür bir yavaşlık [suçluları cezalandırmada], insanın ilahî takdire olan inancını engeller. Her suçun hemen sonrasında değil, ancak daha sonra kefaretini ödeyen kötüler, bunu bir cezadan çok bir talihsizlik olarak görürler. Bunun onlara hiçbir faydası yoktur ve yaptıkları şeyden pişman olmaktan çok, başlarına gelen kötülükten öfkelenirler”.

Plutarkhos, İlahî Adaletin Gecikmeleri Üzerine

Aralık 2025’te, propaganda Vladimir Vladimiroviç’in “dahi jeopolitikçi” becerilerini övmek için çaresizce bir çaba sarf ediyordu. Ülke içinde ekonomik durum o kadar kötüleşiyordu ki, başkent bile etkilenmişti. Lüks semtlerde bile restoranlar ve dükkanlar birbiri ardına kapanıyordu. Ocak başlarında enflasyon hızla yükseliyordu. Bölgeler borç batağındaydı. Kremlin’e olan bağlılığıyla bilinen oligark Oleg Deripaska, hızla sildiği bir paylaşımda bulundu: “2022-2023 yılları arasında özenle biriktirdiğimiz her şeyi aptalca çöpe atıyoruz. Tanrı vergisi ülkemizin refahına katkıda bulunabilecek binlerce şirket ve işletmenin iflasıyla sonuçlanacak gerçekten ilkel bir deneye tanık oluyoruz.” Putin’in “Çin’e yönelmesi” giderek daha açık eleştirilere yol açıyordu. Kendisini “Rus topraklarının birleştiricisi” olarak tanıtan Putin’in, geniş Rus topraklarının kontrolünü Çin’e devrettiği öne sürülüyordu. 15 Aralık 2025’te, yerel halkın muhalefetine rağmen Putin, Çin’e Baykal Gölü çevresindeki ormanlarda ağaç kesme ve bölgede altyapı inşa etme yetkisi verdi. Böylece Rusya Devlet Başkanı, Ukrayna’ya karşı intikam alma arzusunu tatmin etmek için Rusya’nın geleceğini tehlikeye atıyor gibi görünüyor.

“Özel askerî operasyonun” karışık sonuçları herkes için apaçık ortada. Dört yıllık savaşın ardından Stalin Berlin’i ele geçirmişti, Ruslar ise Kupyansk’ı bile kontrol altına alamamıştı: bu karşılaştırma herkesin aklında. Putin artan hoşnutsuzluğu hissediyor. Sadık propagandacılarına yöneliyor. Bir yandan da “ulusal lideri” aklamakla görevlendiriliyorlar. Solovyov şöyle açıklıyor: yetersiz sonuçlar, “ülkenin tamamının savaşta olmamasından […] kaynaklanıyor. Putin savaşta. Hükümet savaşta. Başkanlık idaresi savaşta. Valiler savaşta. Ama halk değil.” Solovyov’un önerdiği çözüm, Stalinist baskılara geri dönmek. Daha geniş anlamda ve yine de cumhurbaşkanını aklamak için amaç, Batı’nın düşmanlığının Putin’le kişisel olarak hiçbir ilgisi olmadığını, metafiziksel olduğunu göstermektir. Burada da Solovyov hemen karşılık veriyor: “Batı, ülkemizin lideriyle değil, tüm medeniyetimizle savaş halinde olduğunu anlamıyor. Bu kişisel bir çatışma değil; medeniyetler çatışması […]. Rusya şu anda dünyamızda ilahî iradenin aracıdır […]. Bin yıldır devletimizin birincil amacı insanlığın kurtuluşudur. […] Rus halkı, Batı’dan kaynaklanan mutlak kötülüğe karşı ayaklanıyor […].” Propagandacımız daha sonra Putin’in çok önem verdiği üçüncü bir konuya geçiyor: elitlerin ihaneti: “İşte bu yüzden Batı, yönetici sınıfımızı gerçek değerlerden uzaklaştırarak yozlaştırmaya çalıştı. Kısmen başarılı oldu. Bu yüzden savaş alanında kazanıyoruz ama barışı kaybediyoruz. Savaşları yenilgiler yüzünden değil, elitlerin ihaneti yüzünden bitirdik […].” Savaş öncesi duruma dönebileceğimizi düşünenler yanılıyor.

Kremlin’in elitlerin isyanı ve bir halefiyet umudu konusundaki endişesi, giderek artan propaganda katmanlarından da anlaşılacağı üzere, oldukça belirgin olmalı. Solovyov’un talk show’larının müdavimlerinden, propagandacı Sergey Miheyev’i dinleyelim: “Batılılar arasında her şeyin Putin’e bağlı olduğu, Putin’in her şeyden sorumlu olduğu, Putin’in tarihin bir tesadüfü olduğu gibi garip bir yanılgıya sık sık şahit olduk. Sebeplerin çok daha derin olduğunu görmüyorlar: Rus medeniyetinin bir parçası [Ukrayna], Batı projesinin etkisi altında Rusya karşıtı hale geldi ve Ukrayna Rusya karşıtı olduğu sürece, Putin döneminde ve Putin’den sonra ordumuzun hedefi olmaya devam edecek.” Yeni bir tema ortaya çıkıyor: “Putin’den sonra Yeltsin gibi omurgasız bir figürün geleceğini düşünüyorlarsa, çok yanılıyorlar.” “İktidara gelecek olanlar SVO gazileri olacak…” Miheyev, AB’yi nükleer şantajla yok etmeyi öneriyor; bu da Rusya’nın Avrupa ülkeleriyle ikili ilişkiler kurmasına olanak sağlayacak, “ve Macron da bu yönde ilerliyor gibi görünüyor.” Bu nakarat, Sergey Karaganov tarafından sık sık ve açıkça dile getiriliyor: ona göre, Rusların çoğunluğu sadece Avrupa’yı radyoaktif küllere dönüştürmeyi hayal ediyor. İma açık: Batı’nın Putin’e tutunmakta çıkarı var, halefi çok daha kötü olacak, özellikle de Avrupa’yı yok etmeye can atan Rus kitlelerinin beklentilerini karşılarsa. Karaganov, Vladimir Putin’in suikastı durumunda, “Avrupa insanlık haritasından silinecek” diye ısrar ediyor. “Önce konvansiyonel silahlarla, sonra da nükleer füze dalgalarıyla Avrupa’ya saldıracağız.” “Hatırlanacağı üzere, Stalinist etki ağları 1944-1945 ve ardından 1952-1953 yıllarında da benzer dezenformasyonlar yayarak Stalin’i şahinler arasında ‘ılımlı’ biri olarak göstermişti. Öyle ki, Fransız büyükelçisi Louis Joxe, 5 Mart tarihli bir raporda Lider’in ölümüne ilişkin şu yorumu yapmıştı: ‘Sadece güçlü bir adamın ılımlılığı dayatabileceği ve hatta bazı aksilikleri kabul edebileceği, iktidarı ele geçirmek üzere olan küçük bir grup insanın kendilerini kanıtlaması gerekeceği göz önüne alındığında, Stalin’in ortadan kaybolmasının yarattığı durumun önümüzdeki zor zamanlara işaret ettiği kabul edilebilir.[1]

Amerikan Eylemlerinin Şoku

“Tanrılar bizi cezalandırmak istediklerinde, dualarımızı kabul ederler”.

Oscar Wilde

3 Ocak’ta Maduro’nun kaçırılması ve Amerikan’ın Rus gizli filosuna yönelik saldırıları Putin için iki kat zarar verici. Birincisi, Latin Amerika’daki piyonunu koruyamadığı için itibarını kaybetti. Daha da önemlisi, Amerikan girişimi, Amerikalı mevkidaşı üzerindeki kontrolünün gücünü sorgulatıyor. Ukrayna’daki savaşa mali olarak katkıda bulunmak zorunda kalmaktan giderek daha fazla rahatsız olan çevresi karşısında Rus başkanının sahip olduğu en önemli avantajlardan birinin Donald Trump üzerindeki etkisi olduğunu anlamak çok önemli. Daha da önemlisi, Kremlin’de tek taraflı güç gösterileri ve oldubitti politikasının, Putin uluslararası düzeni bozma konusunda tekel sahibi olduğu dönemde işe yaradığının giderek daha fazla farkına varılıyor. Şimdi Moskova’nın bu alanda, Rusya’nın zayıflıklarını ortaya koymaktan çekinmeyen güçlü bir rakibi var. Bu her şeyi değiştiriyor.

Rusya’da bu bir şok. Kendilerini vatansever ilan edenler, bir gazetecinin ABD’nin Putin’i kaçırmaya hazırlanıp hazırlanmadığı sorusuna Trump’ın verdiği cevabı hemen benimsedi: “Bunun gerekli olacağını sanmıyorum,” diye yanıtladı Amerikan başkanı. Kremlin’in karmaşası, dile getirilen çeşitli tepkilerde açıkça görülüyor. Net talimatların olmaması, herkesin daha önce tartışılan temaları detaylandırmasına yol açıyor. Askeri blog yazarları, Washington’ın örneğini izlemeyi savunuyor. Artık kısıtlama için yer yok. Trump, liderlere saldırma tabusunu yıktı. “Bu oyunda, gecikmeden tavır almalısınız: ya avcılardan birisiniz ya da avlananlardan birisiniz.” Zelenskıy görevden alınmalı, aksi takdirde ne hale geleceğiz? Dugin, Trump’ın neo-muhafazakâr kampa geçtiğine ve MAGA’dan koptuğuna inanıyor. Bunu kabul etmekte zorlanıyor: “Maduro bizim. İran bizim. Olanlar korkunç.” Ama en önemlisi: Ukrayna bizim. Trump bize nasıl davranmamız gerektiğini gösteriyor.” Dmitriy Medvedev ise “Yaşasın nükleer silahlar!” diye haykırıyor ve Amerikalıların Zelenskıy’ı kaçırmasını öneriyor.

Bazıları ise olumlu yönleri görüyor. Uluslararası İlişkiler Konseyi üyesi Aleksandr Naumov, “Rusya bu yeni dünyada, egemenlik dünyasında, güç dünyasında, dürüstlük dünyasında kendini yabancı hissetmeyecek” diye düşünüyor. Propagandacı Skabeyeva ise açık sözlülük erdemine sahip: “Amerikalıların Batı Yarımküre’nin kontrolünü ele geçirdiği bu yeni dünya, dünyanın geri kalanının da elimize geçmesi şartıyla bize uygun.” Naumov onu düzeltiyor: “Çin ile birlikte.” Solovyov ise yabancı yatırımların terk edilmesi gerektiğine inanıyor. “Bir yere yatırım yaparsak, o ülkeyi askeri olarak işgal etmeli ve oradaki her şeyi kontrol etmeliyiz.” CIA, Trump’ı kandırdı çünkü Putin’in konutuna yapılan saldırıyı CIA organize etmişti. Solovyov, Rus sosyal medyasını saran histeriyi şiddetle eleştiriyor ancak Kremlin’in hareketsizliğini haklı çıkarmaya çalışırken beceriksizce tökezliyor. Rusya bir kara gücü; Venezuela’yı kurtaracak kadar büyük bir filosu yok. Sonuçta, Amerikalılar tarafından ele geçirilen petrol tankerleri Rus bile olmayabilir. Sonra endişesini gösteriyor: Amerikalılar, İran’da kullandıkları aynı istikrarsızlaştırma tekniklerini Rusya’da da kullanacaklar: ekonomi, yaptırımlar, enflasyon, işsizlik. Rus ekonomisi kesinlikle iyileştirilmeli. “Savaşta zaferi sağlayan ekonomidir.” “Petrol gelirlerimizden vazgeçip farklı bir ekonomi kurmamız gerektiğini anlamalıyız.” Solovyov, ancak Ukrayna’yı tartışırken daha sağlam bir zemine oturuyor: “Düşman yok edilmeli, Kıyiv hükümeti ve Avrupalı ​​destekçilerinin sağlayabileceğinden daha fazla Ukraynalı fiziksel olarak imha edilmeli.” “Amerikalılar gibi yapmalıyız: İstediğimizi almalı, Rus etki alanını yeniden inşa etmeliyiz. Bizim için en önemli şey yakın çevredir. Ermenistan’ın kaybı bizim için Venezuela’dan daha büyük bir sorun. Orta Asya’daki sorunlar bizim için çok büyük […]. Açıkça söylemeliyiz: Kuralları ve uluslararası hukuku umursamıyoruz. Güvenliğimiz için ihtiyacımız olan Ukrayna’nın yanı sıra, etki alanımızdaki diğer bölgelerde neden özel askeri operasyonlar başlatmayalım? Avrupa’daki insanların ne düşündüğünü görmezden gelmeliyiz, Ukraynalılara karşı bu kadar hoşgörülü olmayı bırakmalıyız […]. Etki alanımızda hiçbir Rus karşıtı rejime müsamaha göstermeyeceğiz. Hedeflerimizi açıkça belirtmeliyiz. Artık lafı dolandırmayalım.” Keskin sezgilerine rağmen Solovyov, en üst düzeylerde gidişatın değişmekte olduğunu fark edemedi. Bu kışkırtıcı açıklamalarının ardından birkaç günlüğüne yayından uzaklaştırıldı.

En ilginç tepki, Rus milliyetçileri arasında aykırı bir figür olan, sağduyusu ve bağımsız yargısıyla öne çıkan Dmitriy Dyamuşkin’den geliyor. Rusya’nın zayıflığını çok iyi anlıyor ve Kremlin’in yanılsamalarını paylaşmıyor: “Birinin Batı Yarımküre’yi etki alanı ilan etmesi, otomatik olarak başkasının Doğu Yarımküre’yi ele geçireceği anlamına gelmez.” Sadece Avrupalılar uluslararası hukuka başvurabilir çünkü ona uyarlar. Uluslararası hukukun kendi eylemlerine uygulanmadığını düşünen Rusya’nın aksine: “İstediğimiz gibi yaşarız,” diyor, “ama uluslararası hukuka başkaları da saygı duymalıdır.” “Ama işler böyle yürümüyor,” diye ısrar ediyor Dyamuşkin. “Rusya, kendisine karşı toprak iddialarında bulunabilecek ülke sayısı göz önüne alındığında, uluslararası hukuka meydan okuyacak son ülke olmalıydı: “Nüfusu seyrek, topraklarımız zayıf bağlantılı ve dünyada en güçlü olanın hukuku geçerli olursa vay halimize.” Rusya kendisini küresel pazardan dışladı ve biz de onsuz da yapabileceğimizi anladık. Tam tersi ise kesinlikle doğru değil: Rusya, ileri teknoloji ürünleri üretme konusunda tamamen yetersiz. Dyamuşkin, ülkenin bütçesinin yarısını savaşa ayırdığını tahmin ediyor. Bu savaş giderek daha yıkıcı hale geliyor. Sovyet dönemi silahları tükenmiş durumda. Bölgeler, önceki yıllarda aldıkları kredileri geri ödeyemiyor. Rusya bu savaşı en fazla bir yıl daha sürdürebilecek. Gerçek an, askeri vergileri (siloviki) ödemenin imkânsız hale geldiği zaman gelecek. O zaman Ukrayna arka plana düşecek. Özetle: “Hammadde ihracatına dayalı bir ekonomi, süper gücün ekonomisi değildir; üçüncü sınıf bir ekonomidir […]. Çok iyi durumda olan hammadde tedarikçisi ülkeler var. Ancak bunlar jeopolitiğe karışmayan ve dünyadan pay almaya çalışmayan ülkeler. Bağımsız bir yargı olmadan iş olmaz.”

 

Dolayısıyla, bir Rus milliyetçisi, yakın zamanda Ukrayna savaşı sonrasında Rusya’nın gidişatını felaket bir tablo çizerek anlatan sürgündeki muhalif figür Maxime Katz’ın vardığı sonuçları tekrarlayabilir. Katz, Rusya’nın 2021’de hidrokarbon ihracatından 125 milyar dolar kazandığını (2025’te 93 milyar dolara kıyasla), Batı’nın Rusya’daki şirketlerine el konulmasıyla Batı üzerindeki nüfuzunu kaybettiğini ve Moskova’nın doğalgaz tedarikini keserek Avrupa’yı Moskova’ya olan doğalgaz bağımlılığından kurtardığını belirtiyor. Maxime Katz, “Uluslararası toplumu Rusya olmadan yaşamaya alıştıran Putin’dir” diye iddia ediyor.

Kremlin’in Yeni Stratejisi

“Papa VI. Alexander [Borgia] tüm hayatını aldatmayı bir oyun haline getirdi ve bilinen sadakatsizliğine rağmen tüm planlarında başarılı oldu. Protestolar, yeminler, hiçbir şey onun için sorun teşkil etmedi; hiçbir prens sözünü bu kadar sık ​​bozmamış veya taahhütlerine bu kadar az saygı göstermemiştir. Yine de aldatmaları her zaman mutlu sonla bitti; çünkü yönetim sanatının bu yönünü mükemmel bir şekilde anlamıştı.”

Machiavelli, Prens, XVIII

Bu medya çılgınlığı sırasında Putin sessiz kalıyor. Her zaman kriz zamanlarında olduğu gibi, kamuoyunun gözünden kayboluyor ve durumun gerektirdiği “özel operasyonlar” dizisini gizlice planlıyor. İlk sinyal, Batı Ukrayna’nın Oreşnik füzesiyle bombalanması: Rusya’nın büyük güçler arasında olduğunu, menüde olmak yerine ganimetlerin paylaşımında masada yer almak istediğini ve Avrupalıların dikkatli olması gerektiğini hatırlatmak. İkinci sinyal ise Laurent Vinatier’nin serbest bırakılması. Ardından propagandacılar talimatlarını alıyor. Putin her zamanki şansından yararlanıyor. Avrupa ile Amerika Birleşik Devletleri arasında Grönland konusunda yaşanan kriz onun için son derece uygun.

Kremlin’de, Trump’ın dünya çapında ve Avrupa’da yarattığı muazzam nefret dalgasının, Rus etkisini genişletmek için bir araç olarak kullanılabileceği, yönlendirilebileceği ve saptırılabileceği anlaşılıyor. Yukarıda bahsedilen 2026’nın ilk konuşmasında Putin, “uluslararası hukuk”a atıfta bulunarak, Avrupalı ​​liderlerle ilişkileri geliştirme arzusunu dile getirdi. Eski Rus projesi olan ABD’siz “yeni bir Avrupa güvenlik mimarisi”ni yeniden canlandırdı; bu, Rusya’nın Avrupa kıtasındaki egemenliğini kurumsallaştırmak için uzun süredir devam eden bir Kremlin stratejisiydi. Sadece üç hafta önce damgalanan Avrupa “domuz yavruları” unutuldu! Kremlin’in politika değişikliği, Stalin’in “sınıf sınıfa karşı” politikasından vazgeçip Hitler’e karşı “birleşik bir anti-faşist cephe” sloganını benimsediği ve aynı zamanda ertesi yıl “dünyanın en demokratik anayasasını” kabul ettirdiği 1935’teki politika değişikliğine benziyor. Bu politika, Sovyet etkisinin Avrupa’da muazzam bir şekilde genişlemesini sağladı. Komünist partiler marjinal olmaktan çıktı ve sendikalar ve aydınlar üzerindeki etkilerini genişletti. Bugün bunun ilk işaretlerini zaten görüyoruz. Kremlin’den yapılan bir açıklamada, İtalya ve Fransa da dahil olmak üzere bazı Avrupa ülkelerinin Rusya ile diyaloğu yeniden başlatma isteğinin “olumlu” olduğu belirtildi. Rusya Devlet Başkanlığı Sözcüsü Dmitriy Peskov gazetecilere yaptığı açıklamada, “Eğer bu gerçekten Avrupalıların stratejik vizyonunu yansıtıyorsa, bu onların pozisyonu açısından olumlu bir gelişmedir” dedi ve “son günlerde birçok Avrupalı ​​liderin yaptığı açıklamaları dikkate aldığını” sözlerine ekledi. “Paris’te, Roma’da ve hatta Berlin’de, Avrupa’da istikrarı sağlamak için Ruslarla görüşmenin gerekli olduğunu söylediler. Bu, vizyonumuzla tamamen örtüşüyor.”

Söylemdeki değişim, Grönland krizine adanmış, aydınlatıcı bir televizyon programında çarpıcı bir şekilde ortaya çıkıyor. Konuklardan biri, Avrupa’nın kendisini 1939’daki Polonya ile aynı durumda bulduğunu belirtiyor: SSCB’ye karşı savaşa hazırlanarak, Batı’da Hitler’e karşı savunmasız kalmıştı. Siyaset bilimci Kirill Yakovlev şu gözlemde bulunuyor: “Eğer Trump bir imparatorluk kuruyorsa, bu kesinlikle Vance veya başka bir halef için değil. Artık seçimlerin olacağından şüpheliyim. Trump’ın iktidarı bırakmak istemediği açık […]. Bütün bunlar Rusya için avantajlı. Avrupa’da şimdiden şöyle sesler duyuyoruz: ‘Tehlike beklenmedik bir ülkeden geliyorsa, diyaloğu yeniden başlatalım, çözümler arayalım.’ Ve başkanımız uzatılan eli tutmakta haklı […].” Tarihçi ve siyaset bilimci Sergey Stankeviç sevinçle şöyle diyor: ‘Önemli olan, Amerika Birleşik Devletleri’nin NATO’ya felaket bir darbe indirmesi’ ve günün mesajını vurguluyor: ‘Avrupalıların odaklanması gereken sorun Grönland problemidir ve bu yüzden Moskova ile müzakere etmeleri gerekiyor.’ ‘Bütün bunlar bizim avantajımıza. Prensibimiz “Birbirimizi yiyelim.”‘ Program şu şekilde sona eriyor: Önemli olan Trump’ın fikrini değiştirmemesi. Dmitriy Medvedev ise her zamanki sert yaklaşımıyla devreye giriyor: ‘Galya horozu öttü ve Danimarka’nın egemenliği tehdit edilirse sonuçların emsalsiz olacağını ilan etti. Aman Tanrım, ne yapacaklar?! Amerikan başkanını mı kaçıracaklar? Amerika Birleşik Devletleri’ni mi bombalayacaklar? Tabii ki hayır. Sadece altlarına işeyecekler ve Grönland’ı teslim edecekler. Ve bu da Avrupa için oldukça emsal teşkil edecek!’”

Kremlin’in strateji değişikliği hassas. Elbette, bazı açılardan, yeterli olan şu ki… Örneğin, Avrupalıların güçsüzlük duygusunu pekiştirerek, tek çarelerinin Rus gücüne güvenmek olduğu fikrini aşılamak gibi, halihazırda devam eden propagandayı sürdürmek gerekiyordu. Oreşnik’in fırlatılması ve Karaganov’un uzun uzadıya yaptığı açıklamalar bu zemini hazırladı. Rus siyasetinde, yıldırma hiçbir zaman baştan çıkarmadan uzak değildir. Tucker Carlson’ın savaşın nihai sonu hakkındaki sorusuna Karaganov her zamanki nutuklarını attı: “Bu savaş ancak Rusya Avrupa’yı koşulsuz olarak yenmeyi başardığında sona erecek. Umalım ki, onu yok etmeden olsun. Biz Ukrayna veya Zelenskıy ile savaşmıyoruz; insanlık tarihinin tüm kötülüklerinin kaynağı olan Avrupa ile tekrar savaşıyoruz.”

Ancak Rusya, Avrupa’daki Trump karşıtı dalgayı kullanmaya hazırlanırken, Ukrayna’nın teslimiyetini sağlayana kadar Trump’ı kızdırmamak için perde arkasında hareket etmek zorundadır. Putin bu ikili oyuna yabancı değil. 2003 yılında, Amerika Birleşik Devletleri Irak’a savaş açmayı düşünürken, Putin Fransa ve Almanya’yı Amerikan eylemini engellemeye çalışmak için tavır almaya teşvik etti, Rusya ise kenarda kaldı ve bu da Başkan Bush’un takdirini kazandı: “Amerikan karşıtı duyguları alevlendirmekten kaçınmakta iyi iş çıkardınız, ancak bazı [Avrupa] başkentlerinde o kadar dikkatli değillerdi […]. Anlaşmazlığı ifade etmek ile Amerikan karşıtı sloganlar ve Amerikan liderlerine yönelik hakaretlerle gereksiz yere duyguları kışkırtmak arasında bir fark var.” “Fikrinizde kararlıydınız ama ilişkimize saygılıydınız ve bunun için size teşekkür etmek istiyorum […]” George Bush, 18 Mart 2003’te Vladimir Putin ile yaptığı telefon görüşmesinde böyle demişti.

Bugün, Rusya’nın ikiyüzlülüğü daha da belirgin. 6 Ocak’ta Putin, “güçlü ülkelerin giderek daha zayıf ülkelere kendi iradelerini dayatmaya başlamasından” duyduğu öfkeyi dile getirirken (bu, Avrupa’ya yönelik açık bir jestti), Peskov ise “Kremlin, Trump’ın Grönland sorununu çözmesi halinde dünya tarihindeki yerini sağlamlaştıracağına inananlarla aynı fikirde” şeklinde bir açıklama yaptı. Yazılı basın abartıyor: Moskovskiy Komsomolets, “Avrupa tamamen karmaşa içinde ve doğrusunu söylemek gerekirse, bunu görmek bir zevk” diye övünürken, oldukça resmi Rossiyskaya Gazeta ise “Grönland, NATO’nun mezarlığı” başlığını atıyor. Gazete, “Eğer Trump Temmuz 2026’ya kadar Grönland’ı ilhak etmeyi başarırsa,” diye yazıyor, “Amerika Birleşik Devletleri’nin büyüklüğünü inşa eden tarihî şahsiyetlerden biri olacak […]. Herkes Danimarkalılarla mevcut diplomatik ilişkileri çabucak unutacak […]. Grönland Amerika Birleşik Devletleri’nin bir parçası olursa, bu sonsuza dek sürecek. Amerikalılar bu büyük başarıyı unutmayacak. Ancak bu tarihi başarının önünde Kopenhag’ın uzlaşmazlığı ve sözde Amerika Birleşik Devletleri dostları Fransa ve Büyük Britanya da dahil olmak üzere bazı uzlaşmaz Avrupa başkentlerinin gülünç dayanışması duruyor.” Rus köşe yazarı Yevgeniy Çestakov, Trump’a Grönland konusunda taviz vermemesini, aksi takdirde Cumhuriyetçilerin ara seçimleri kaybedebileceğini, Grönland’ın ilhakının ise onlara zaferi garantileyeceğini söylüyor. Kremlin’in Trump’ın mümkün olduğunca uzun süre iktidarda kalmasını istemesinin nedenini anlamak mümkün. Son zamanlarda bir televizyon programında konuşan milletvekili Aleksey Juravlyov, Rusya’nın Odessa’yı almamasının nedenini şöyle açıkladı: “Bizim için Trump’ı tarafsız konumunda tutmak çok önemli, bu da bizim için oldukça olumlu. Kolay değil, ama şimdilik bunu başarıyoruz […]. Odessa’yı alacağız, ancak bu kademeli olarak yapılmalı.” İşte bu yüzden Putin Ukrayna’yı çılgınca bombalıyor. Ülkeyi ezmek istiyor ki, büyük planının bir sonraki aşamasına geçebilsin: Trump’ın ona altın tepside sunduğu Avrupa’nın vasallığı.

Ne yazık ki, bazı Avrupalı ​​liderlerin kararsızlığı Başkan Putin’e umut veriyor. Ekonomilerinin felaket durumu, Rus liderlerine Avrupa’ya olan bağımlılıklarını hatırlattı. Ancak unutmamalıyız ki, gururları gereği, bağımlı oldukları kişileri kontrol etmek istiyorlar. Tarihin derslerini de unutmamalıyız: Stalin, Avrupa genelinde faşizm karşıtı cepheler kurarken, gizlice Hitler’e de yakınlaşmalar yapıyordu. Sonunda, Avrupa’yı dehşete düşüren Ribbentrop-Molotov Paktı ile amacına ulaştı. Avrupalılar, birçoğunun Hitler ve Stalin arasında seçim yapmak zorunda olduğuna inandığı 1930’lardakiyle aynı durumda bulunuyorlar. Demokrasiler, tek bir düşmana sahip oldukları fikrini kabul etmekte zorlanıyor. İki düşman varken ne diyeceğiz ki! Ancak 1930’ların örneği bize, iki kötülükten daha az kötü olanı seçmenin felaket olduğunu öğretiyor. Gelin hep birlikte bu iki gangsterle yüzleşelim. Yakın gelecekte, soğuktan mustarip Ukrayna’yı savunalım.

* Aslı 31 Ocak 2026’da Fransızca olarak https://desk-russie.eu/2026/01/31/la-lutte-finale-du-president-poutine.html adresinde yayınlandı.

** Klasik edebiyat okudu, 1973-1978 yılları arasında 4 yıl SSCB’de kaldı, Rusça yeterlilik belgesi aldı, Paris Sorbonne’da SSCB tarihi ve uluslararası ilişkiler dersleri verdi.

[1] Fransız Dışişleri Bakanlığı, Avrupa 1944-1960, SSCB alt serisi, 114, f. 7.

EMEL 294. Ocak-Şubat-Mart 2026

Bakınız

ASAN CEMİL AĞAMIZ VEFAT ETTİ

KIRIM TATAR MİLLî HAREKETİ GAZİSİ ASAN CEMİL AĞAMIZ VEFAT ETTİ Yolbaşçımız Mustafa A. Kırımoğlu’nun ağabeyi, …