100 YIL ÖNCEKİ KURULTAY VE KAHRAMANLARI İLE 100 YIL SONRAKİ KAHRAMANLAR

Sovyetler Birliği dağılmış, Kırım Tatar Millî Kurultayı seneler sonra 1991 yılı Haziran ayında Vatan Kırım’da Akmescit’te toplanmıştı. Kırım Türkleri bir taraftan hızla vatanlarına dönüyor, diğer taraftan da gasp edilmiş millî-dinî haklarını geri almak ve mahvedilen medeniyetlerini Kırım’da yeniden canlandırmak için mücadele ediyorlardı. Kırım Tatar Millî Meclisi seçilmiş ve Meclis tarafından Türkiye temsilciliği görevi şahsıma verilmişti. Dönemin Meclis başkanımız ve liderimiz Kırımoğlu’nun görüşme isteği üzerine 1992 yılı Ramazan bayramında Kırım’a gittim. Bayram namazını kılmak üzere Yolbaşçımız ile birlikte bugün işgalci Rusya tarafından tamirat adı altında ağır tahribata uğratılan Hansarayı içindeki Hancamisi’ne bayram namazına gittik. Çok soğuk bir gündü. [ihc-hide-content ihc_mb_type=”show” ihc_mb_who=”1,2,3″ ihc_mb_template=”1″ ]
Cami henüz tam ibadete açılmamıştı. Müzenin bir parçası olarak kullanılıyordu. Yönetim, Kırım Tatarlarının baskısıyla bayram namazına istemeye istemeye izin vermişti. Caminin içi buz gibi soğuktu. Isıtma yoktu. Halı, kilim, vb. bir şey olmayan taş zemin üzerinde serdiğimiz ince seccadenin üzerine oturduk. Sovyet rejimi içerisinde doğal olarak din eğitimi alamamış, kendi imkânları ile bilgiler edinmiş yaşlı bir Kırım Tatarı büyüğümüz vaaz veriyordu.
İlk dakikalarda bir taraftan yaşlı büyüğümüzün Kırım Tatar Türkçesinde tatlı tatlı verdiği vaazı dinlerken, diğer taraftan caminin içini incelemeye başladım. Cengiz Dağcı’nın Hansarayı’nı gezdikten sonra yazdığı “Söyleyin Duvarlar” şiiri aklıma geldi.
 
Sus tilim! Söyleme, söyleme, söyleme!
Dıvarlar söylesiñ sen ise kel dinle!
Dıvarlar pek qarttır, dıvarlar tarihtir,
Dıvarlar tökülgen qanlarğa şaattır
 
Duvarlar tarihti. Duvarlar şahitti. Bir süre sonra Kırım Hanlığını düşünmeye başladım. Hanların bu camide namaz kıldıkları, buralarda neler yaşandığı düşünceleri beni zihinsel bir tarih yolculuğuna çıkardı. Caminin içi çok sade idi. Camini arkada tarafında cam kapaklı dolaplarda Kırım Hanlık dönemine ait kılıçlar vardı. 1990 yılında Server Ebubekir’in rehberliğinde gezerken Hansarayı’nı müze olarak çok zengin bulmamıştım. Nasıl zengin olabilirdi ki? 1783 yılında Rusya tarafından işgal edildikten sonra yağmalanmıştı. Birçok kıymetli eser Moskova ve Petersburg’a götürülmüştü. Yıllar sonra 1917 yılında şanlı atalarımız burasını müze olarak tekrar açmışlardı. Açılışta Andlı şehidimiz Numan Çelebi Cihan muhteşem bir konuşma yapmıştı.
“Millet!…”
Bizler şanlı ecdadımızın harabeleri içindeyiz. O ecdat ki mert idi, adil idi, yüksek idi… Evet büyük ecdadımızın mukaddes abideleri arasındayız. “Dirileri yaşatan ölülerdir”, ölülerin âsârıdır (eserleridir). Bizler, dedelerimizin şanla, şerefle kazandıkları servet-i milliye’yi hüsn-ü istimale karar verdik. Bunun içinde de millî müzehaneyi açmaya teşebbüs ettik.
Bu millî âsâr-ı atîka müessesesine bir me’vâ olmak üzere en mukaddes bir kâşanemiz olan Hansaray’ını zapt ettik… Biz ecdadımızın şanla, şevketle etrafta bıraktığı ne kadar âsâr varsa hepsini toplayıp oraya koymaya karar verdik.
Ürperdim. Heyecanla vaaz veren yaşlı büyüğümüzün sesi, zihnimde tarihin derinliklerine yaptığım yolculukta Numan Çelebi Cihan’ın sesini duyar gibi olmama sebep olduğu için mi ürpermiştim? Bilemiyorum ürpertiyle mekâna ve ana geri döndüm. Belki de zemine temas eden dizlerim ve ayaklarımın üşümesiyle içime işleyen soğuğun verdiği ürperti beni tekrar mekâna döndürmüştü. Yaşlı büyüğümüz anlatmayı sürdürüyordu. Üşüyen ayaklarımın pozisyonunu değiştirdim. Saatime baktım. Namaz saatine daha 5 dakika vardı. Yanımda oturan Mustafa Agamıza göz ucuyla baktım. Başında kalpağı, ellerini paltosuna sokmuş ilk oturduğu haliyle kıpırdamadan duruyordu. Saniyeler önce zihnimde canlanan ve mekânda varlığını hissettiğim bir efsane kahramandan, Numan Çelebi Cihan’dan yaşayan efsane Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu’na diye düşündüm. Allah’a şükrettim. Ne kadar acılar yaşasak ta, düşman bizi ne kadar karanlıklarda bıraksa da halkımızın içerisinde böyle kahramanlar çıkması Allah’ın bir lütfu olmalıydı.
Birkaç dakika bile geçmeden diğer ayağımı altıma aldım. Bu ayak ve pozisyon değiştirme sürem gittikçe kısalıyordu. Bir an önce namaza başlansa diye içimden dua etmeye başladım. Camideki cemaat ise soğuktan etkilenmemiş gibi geldi bana. Mustafa Aga hâlâ pozisyonunu koruyordu. Alışıktı. Sovyet zindanlarında, hücrelerinde kim bilir ne şartlarda kalmıştı. Ne ağır günler, aylar, yıllar geçirmişti. Üstelik Sibirya’da çalışma kampları ve hapishanelerde. Bütün bu eziyetlere, ağır şartlara, işkencelere bir gün bu topraklarda yaşamak için katlanmıştı. Neler düşünüyordu kim bilir? Ama Hancamisinin içi ona ve sürgünden dönen kahraman halkımıza sımsıcak geliyor olmalıydı. Namaz vakti geçmiş, yaşlı amcamız hâlâ heyecanla vaazını sürdürüyordu.
Soğuk taş zeminin verdiği sıkıntıyı unutmak için tekrar geçmişimizi düşünmeye başladım. Hüseyin Badaninskiy müze müdürü olmuş, Osman Akçokraklı ve diğer vatanseverlerimizle araştırmalar yaparak, sağda sola kalmış eserleri toplayarak müzeyi zenginleştirmişlerdi. Bu tarihî mekânda, mekânın zarar görmemesi için Kırım Tatar Millî Kurultayı’nın sadece açılış toplantısının yapılması kararlaştırılmıştı. Cafer Seydahmet Kırımer, Kırım Tatar Millî Kurultayı’nın açıldığı günü “bütün şehir bayraklarla donatılmıştı, soğuk rüzgârsız, kar yağıyordu” diye tasvir etmişti. Devamında “Kurultay’ın öğle namazından sonra toplanması kararlaştırıldığından Hansaray’a bitişik bulunan büyük Hancamii o gün hiçbir bayramda bile görülmeyen derecede kapılarına kadar sıkı sıkı dolmuştu” Günümüzden 100 yıl önce yine çok soğuk bir günde Bahçesaray ve Hansarayı alev alev vatan aşkıyla yanıyordu.
1917 yılında bu mekânda yaşananları düşününce boğazım düğümlendi. Heyecandan ayağa fırlamak hissine kapıldım. Yaşlı büyüğümüz de ayağa kalkmış bayram namazının nasıl kılınacağını anlatıyordu. Mustafa Aga hâlâ ilk oturduğu gibi duruşunu bozmadan duruyordu. Bu camiyi dolduranlar 1917 yılında aynı camiyi dolduran kahramanlarımızın halefleriydi. Kahraman seleflerinin millî ruhlarını taşıyan, onlar gibi vatan sevgisiyle ama bambaşka zorlu şartlarda sıra dışı bir mücadeleyle, 18 Mayıs 1944’de sökülüp fırlatılıp atıldıkları vatanlarına dönmüşlerdi. İçimi bir sıcaklık kapladı. Gözlerim buğulandı. Artık caminin içi o kadar da soğuk gelmiyordu. Yaşlı büyüğümüz anlatmayı sürdürüyordu. Sanki yıllardır kapalı kalmış camide kılınamamış bayram namazlarını, yapılamamış, eksik kalmış vaazları tamamlamak ister gibiydi.
İlmi Umer az ileride başını eğmiş her zamanki sakinliği ile vaazı dinliyordu. Vatan Kırım’a ilk ayak bastığım gün 11 Mayıs 1989’da Yolbaşçımız Mustafa A. Kırımoğlu ile birlikte ilk tanıştığım kahramanlardan biriydi. Kardeşi Bekir Umerov’un açlık grevleri haberlerini Emel dergisinde yayınlamıştık. O günü bir gün onun da çok sevdiği vatanından sürgün edileceği aklımın ucundan bile geçmemişti. Kırım Tatar Millî Meclisi’nde 1991 yılından günümüze kadar görev almış az sayıdaki arkadaşlarımızdan biridir. Halkının haklarını talep ederek miting yaptığı Bahçesaray şehir idaresinin binasına yıllar sonra vali olarak oturmuştu. Kırımoğlu Bir Halkın Mücadelesi belgeseli için onunla bu valilik makamında röportaj yapmış ve bunun nasıl bir duygu olduğunu sormuştum. Gülümsemiş “Acayip bir duygu. Yıllarca bu binanın karşısında durup sloganlar atarak hak talep ediyordum. Şimdi bu makamda halkıma hizmet ediyorum. İnanılacak bir şey değil” demişti. Yanukoviç Ukrayna’da iktidara gelip Mogilyov’u Kırım başbakanlığa atayıp, Kırım Tatarlarına karşı siyaset yürütmeye başladığında, iktidarla işbirliğine asla girmedi. Halkının yanında durdu. 2014 yılından sonraki dönemde de Rusya işgaline açıkça karşı durdu. Bu sebepten yargılanmaya başladı. Direnişini kırmak için tımarhaneye atıldı. Ciddî sağlık orunları olmasına rağmen asil duruşundan taviz vermedi. Gerçek bir Kırım Tatar kahramanı olarak mücadelesini sürdürdü. O süreçte birkaç defa konuşmuştum kendisiyle. “Biliyorum sonum hapis, bu hapisten büyük ihtimalle sağ çıkmam. Ama halkıma, millî mücadeleme ve adıma leke sürdürmem. Bunlarla asla işbirliği yapmam. Devir öyle bir devir ki Brejnev devrinden beter. Haydutluk rejimi var. İstediğini kaçırıyor, istediğini öldürüyor. İstediğini sürgün ediyor, hapse atıyor” diyordu.
Okunan ezanı dinlerken çok değil bir yıl kadar önce 20 Mart 1991 günü yine bu caminin iki minaresinden yıllar sonra okunan ilk ezan aklıma geldi. Hava yine soğuk ve yağmurlu idi. İsmail Gaspıralı’nın doğumunun 140. yılı dolayısıyla Uluslararası İsmail Gaspıralı Konferansı düzenlenmişti. Türkiye’den gelecek ilim adamlarının, gazetecilerin davet edilmesi ve gelmelerini organize etmiştim. Konferans katılımcıları hep birlikte Hansarayı’na gelmiştik. Kimin fikriydi bilmiyorum. Bir şükür namazı kılınması kararlaştırıldı. Alelacele ıslak avluya bir şeyler serildi. Abdestlerimizi aldık. Ezanı kim okuyacaktı? Rahmetli Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş Kemal Özpınar’a sordu, o da elbette dedi ve bir Kırım Tatarı ile birlikte camiye girdiler. Örümcek ağlarıyla kaplı, yıllardır çıkılmamış iki minareden ikili ezan okudular. Unutulmaz tarihî bir gündü. Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş hocamız iki rekât şükür namazı kıldırmıştı. İşgalden kısa bir süre önce rahmetli olan bir başka kahraman Dr. Zampira Asanova yıllar sonra o günü “bu gâvurların eline düşmüş, dinsiz imansız bırakılmış yere, bu topraklara o günü, kıbleden gelen sizlerle birlikte, okuduğunuz ezanlarla birlikte melekler de geri döndü” diye tasvir etmişti.
Bayram namazında Lütfü Osman, Mustafa Agamızın ağabeyi Asan Cemilev, O yıllarda Bahçesaray Din cemiyeti başkanı olan ve Hancamisi, Tahtalı Cami Zincirli Medrese’nin geri alınmasında büyük emekleri olmuş Rıza Seyitveli camideydi. Ahtem Çiygöz de Refat Çubar da vardı sanıyorum. Doğrusu onu tam hatırlayamıyorum. Ahtem Çiygöz uzun yıllar Kırım Tatar Millî Meclisi Bahçesaray Bölge Meclisi başkanı idi. Sonra Kırım Tatar Millî Meclisi üyeliğine seçildi. Kırım İşgal edildiği dönemde Milli Meclisimizin başkan yardımcısı idi. 26 Şubat 2014’te Kırım Parlamentosu önündeki gösteriler bahanesiyle tutuklandı. Uzun süre yargılandı. 100’den fazla duruşması oldu. Hapisteyken annesinin cenazesine katılamadı. İşbirliğine zorlandı ama o da asil duruşunu bozmadı. Nihayet Türkiye cumhurbaşkanının ve Türk devletinin araya girmesiyle Ankara’ya getirildiler. Şimdi her ikisi de kendilerinden önce Kırım’dan sürgün edilen Mustafa A. Kırımoğlu ve Kırım Tatar Millî Meclisi Başkanı Refat Çubar ile Kiev’de Kırım’ı işgalden kurtarmak için mücadele ediyorlar.
Ahtem Çiygöz ve İlmiy Umerov ile birlikte çalışmış işgalci zorbaların kaçırdığı sevgili Ervin İbragimov ile Hansarayı avlusunda ne çok sohbet ettiğimi hatırladım. Onun her zaman gülen gözleriyle hoş geldin Zafer gam diye elime sarılışını hatırladım. Hansarayın duvarları dile gelse de söylese bu kahramanları.
Hansarayı’nın duvarları, ağır işkenceye tabi tutulup tahrip edilmeye başlandığı Rusya işgalinden önce mutlulukla, gururla şahitlik ettiği en tarihî olay 1 Kasım 2013 Cuma günü yaşandı. Gökbayraklarla süslenmiş Hansarayı’nda, son Kurultay’da seçilmiş Kırım Tatar Millî Meclisi üyeleri hep birlikte Cuma namazı kıldılar. Cuma namazından sonra yapılan görkemli ve anlamlı bir törenle 1991 yılından beri Kırım Tatar Millî Meclisi Başkanlığını yürüten yaşayan efsane yolbaşçımız Mustafa A. Kırımoğlu görevi yerine seçilen Refat Çubarov’a devretti. Böyle bir devir teslim ve göreve başlama fikrinin müellifi olmaktan şeref duyduğum törende Refat Çubarov ve Millî Meclis üyeleri Gökbayrak ve Kuran üzerine yemin ederek göreve başladılar. Ne acıdır ki Rusya işgalinden sonra az da olsa bazı üyeler yeminlerine ve sözlerine sadık kalmadılar. Putin ve işgalcilerin işbirlikçisi ve kölesi oldular. Hansarayının duvarları kahramanlara ve kahramanlıklara da şahittir, ihanetlere de.
İsmail Gaspıralı, Tercüman gazetesi, Usûl-i Cedid mektepleri, Kurultay seçimleri, Kurultay’ın toplanması, Hansarayı’nın tepesine Gökbayrak çekilmesi, içinde bulunduğu Hancamisi’nde kılınan öğle namazı sonrasında And Etkenmen okunarak dualarla Kurultay’ın çalışmalarına başlaması. Kırım Halk Cumhuriyeti’nin kurulması, Çelebi Cihan’ın şehit edilmesi, işgaller, yeniden ayağa kalkma çabaları, Kırım Muhtar Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin kurulması. İsmail Gaspıralı’nın “milletini seviyorsan elinden gelen işle başla” diyerek faaliyetlerine başladığı yıldan Veli İbrahim’in 9 Mayıs 1928’de kurşuna dizilerek şehit edilmesine kadar geçen dönem bizim muhteşem bir dönemimizdir. Bu dönemdeki atalarımız, kahramanlarımız bize gururla öğünebileceğimiz, dünyaya örnek gösterebileceğimiz, dostlarımızın gıpta edeceği eşsiz bir miras bırakmışlardır. Bizim millî mücadelemizin temelleri bu dönemdir. Bu dönem bize yol göstericidir. Rehberdir. Atalarımız bizim örnek alacağımız kahramanlarımızdır. Bu dönemle ilgili onlarca belgesel yapılmalı, binlerce kitap, yüz binlerce makale yazılmalıdır. Ama her şeyden önce bu dönem ile ilgili kitaplar, makaleler okunup öğrenilmelidir.
100 yıl öncenin kahramanları imkânsızlıklar içerisinde bize muhteşem bir miras bıraktılar. 100 yıl sonrasının kahramanları zorba Putin Rusya’sına karşı sıra dışı bir vatan mücadelesi veriyorlar. İsmail Gaspıralı’yı, Numan Çelebi Cihan’ı, Cafer Seydahmet Kırımer’i, Hasan Sabri Ayvaz’ı, Seyit Celil Hattat’ı, Abdülhakim Hilmi’yi, Veli İbrahim’i, Abdürreşit Mehdi’yi, Osman Akçokraklı’yı, Hüseyin ve Ali Badaniniskiy’i, Habibullah Odabaş’ı, Cafer Ablayev’i, Seyit Ömer Tarakçı’yı, Ahmet Özenbaşlı’yı, Hamdi Giraybay’ı, Bekir Çobanzade’yi, Kadı Mustafa efendiyi, Halil Çapçakçı’yı. Hüseyin Baliç’i, Yahya Bayburtlu’yu, 18 yaşında Kurultay’ın toplandığını, Kırım Halk Cumhuriyeti kurulduğunu duyup, Dobrucadan hiç görmediği vatanı Kırım’a hizmete koşan Müstecib Ülküsal’ı ve diğer vatanseverleri bilmek, öğrenmek, anlamak ve onlardaki millî ruhu özümsemek, Kırım Tatar Millî Hareketi’nin içinde, Kırım Tatar sivil toplum teşkilatlarında görev yapan her bir Kırım Tatarı-Kırım Türkü-Kırım Tatar Türkünün alması gereken bir sorumluluktur.
100 yıl sonrasının kahramanları ile omuz omuza mücadele etmek, tarihte bir iz bırakmak, sonraki 100 yıllarda belki de halkımızın kahramanları arasında yer almak için mücadele sizleri bekliyor. Vatansever, vatanına milletine hizmet etmek için emir ve davet beklemez. İsmail Gaspıralı’nın dediği gibi milletini seviyorsa elinden gelen işle başlar.
[/ihc-hide-content]

 
Emel 258/261. Ocak-Aralık 2017. Sayfa 14-19.

Bakınız

18  MAYIS 1944 KIRIM SÜRGÜNÜ -2014 RUSYA İŞGALİ VE ZULÜMLERİ

                      BİLDİRİ          …