BAŞYAZI

Yazar:

BAŞYAZI

 

Zafer KARATAY

“1944-2014. Mutlaka Geri Alacağız!”

Putin, milyonların katili Stalinle sıkı bir rekabete girişti. 1 Temmuz 2020’de sonucu önceden belli, “oyun kime verildiği değil, sayanın kim olduğu” kuralının uygulandığı referandumla getirilen Anayasa değişikliğiyle beraber, Putin’in 2036’ya kadar iktidarda kalabilmesine yasal kılıf uydurulmuş oldu. Putin, ölmediği ya da kovulmadığı takdirde Stalin’den daha uzun süre iktidarda kalmış olacak. Rusya Federasyonundaki bu anayasa değişikliği sürecinde Türkiye ve Dünya kamuoyu daha ziyade Putin’in iktidar süresiyle meşgul edilirken esas gözden kaçırılan, Rus olmayan halklar için vahim bir geleceğin sağlam bir altyapısını hazırlayan değişikliklerdi. 

Rusya Federasyonu idarî açıdan üniter değil, federal bir yapıya sahiptir; 21 cumhuriyet, 9 kray (kenar vilayet),  46 vilayet (oblast), bir özerk vilayet, dört özerk bölge (avtonomnıy okrug) ve iki federal şehir – Moskova ve St. Petersburg’dan oluşmaktadır.1 Rusya Federasyonunun bugünkü topraklarının çok büyük bir bölümü Çarlık Rusya’sının 1552’de Kazan’ı işgal etmesiyle başlayan süreçte komşu millet ve etnik topluluklardan ele geçirdiği topraklardır. Bu topraklar üzerinde, Rus olmayan halklar, 140’tan fazla dil ve lehçe konuşmaktaydı. Putin Anayasa’da yaptırdığı değişiklikle, yukarıda saydığımız 83 idarî birimde, elbette işgal altında tuttuğu Kırım’da da temel okullarda ana dilde eğitim mecburiyetini kaldırıp isteğe bağlı hale getirmiş, tek eğitim dilini Rusça yaparak, Rus olmayanlar için köklü bir asimilasyon süreci başlatmıştır. Bu değişikliği Türkiye’den Kırım Tatar ve Kuzey Kafkasya sivil toplum örgütleri dışında gündeme getiren ve ona ciddî tepki gösteren kişi ve kuruluş maalesef çok olmadı.

Rusya Federasyonu içinde en ciddî tepkiyi gösteren ve konunun bir ölçüde gündeme gelmesini sağlayan cesur Udmurt bilim adamı Albert Ragazin olmuştu. Bilindiği gibi 10 Eylül 2019 tarihinde anadilinin ölümünü protesto için kendini yakarak hayatına elim bir şekilde son vermişti.

Putin’in getirdiği bu anayasa değişikliğine karşı çıkan, eleştiri yapanlar da referandumun meşru olmadığını savundular. Anadolu Ajansı’nın (AA) haberine göre, oylamaya karşı “Hayır” kampanyası yürüten muhalif isimlerden Andrey Pivovarov, anayasa değişikliği halk oylamasının gayrimeşru olduğunu, siyaset bilimci Yekaterina Şulman, anayasa değişikliklerine yüzde 78 destek verildiğine halkın ikna edilmesinin çok zor olacağını belirterek, sandık çıkış anketlerinin farklı olduğunu savundu. Şulman, bu şekilde destek oyunun yüksek gösterilmesinin değişikliklere karşı oy verenleri sindirmek ve demoralize etmek için olduğunu, siyaset bilimci Gleb Pavlovskiy ise anayasa değişikliği halk oylaması sonucunun ülke halkının neredeyse yarısına yakınının açık bir şekilde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’i desteklemediğini gösterdiğini, oylamanın devasa bir skandal olduğunu, hatta yöneticilerin bile değişikliklere karşı oy kullandığını; muhalif aktivist Aleksey Navalnıy ise oylamaya itiraz etmenin mümkün olmadığını öne sürerek, Rusya’nın Afrika’dan daha kötü göründüğünü belirtti. Moskova’nın Yankısı (Eho Moskvı) yazarlarından gazeteci Viktor Şenderoviç, Rusya’da anayasanın daha önce de işlevselliğinin olmadığını, sadece bazı siyasî dengesizlikleri ölçmek için bir tür ölçü aleti gibi işlediğini savundu. Şenderoviç, “Şimdi eski anayasa kaldırıldı ve yenisi ise gayrimeşru. Bu durum pandoranın açık kutusudur” ifadelerini kullandı.

Putin anayasa değişikliğiyle Rus olmayan halkların millî kimliklerinin geleceğini karartırken, diğer yandan da ceza sisteminde yaptığı değişikliklerle, Ruslaştırmaya ve kendi hukuksuzluklarına karşı çıkmayı suç sayan, kısaca rejimi rahatsız eden herkesi suçlamaya elverişli değişiklikler yaparak, bu hukuksuzluğu özellikle işgal ettiği Kırım’da Kırım Tatarları üzerinde uygulamayı hız kesmeden sürdürüyor. Putin, cezalandırma sisteminde de Stalin ile rekabette. Bir bakıma kendine rol model olarak aldığı Stalin döneminde olduğu gibi suçla hiçbir alakası olmayan masum insanlara inanılmaz süreli cezalar veriliyor. İşgal ettiği Kırım’da tutukladığı siyasî tutukluları illegal olarak Rusya’nın Rostov şehrine götürüyor, sonra da bunlar “Rusya Guantanamosu” diye anılan askerî mahkemede, hem tutuklular, hem de yakınları için işkence haline dönüştürülen göstermelik yargılamalar sonucunda çok ağır cezalarla hapiste rehin bırakılıyor. Hatırlanacağı üzere 12 Kasım 2019 günü Kırım Tatar siyasî tutsaklar, Müslim Aliyev 19 yıl, Enver Bekirov 18 yıl,  Emir Üseyin Kuku ve Vadim Siruk 12’şer yıl, Arsen Cepparov 7 yıl ve Refat Alimov 8 yıl olmak üzere, toplam 76 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı.

Aynı mahkeme, 16 Eylül 2020 tarihinde Süleyman (Marlen) Asanov’u 19 yıl, Memet Belâlov’u 18 yıl, Timur İbragimov’u 17 yıl, Server Zekiryayev’i 13 yıl, Server Mustafayev’i 14 yıl, Seyran Saliyev’i 16 yıl, Edem Smailov’u 13 yıl hapis cezasına mahkûm ettiğini ilan etti. Savcının toplam 147 yıl mahkûmiyet talebine karşılık, yargıçlar güya “adil” davranıp hiçbir suçu olmayanların 110 yıl zindanlarda kalmasına karar verdi.

Masum, sıradan Kırım Tatarlarının, sadece Rusya işgalini kabul etmedikleri ve işgalciyi benimsemedikleri için bu kadar insafsız sürelerle hapiste tutulmasına karar veren Rus yargı mekanizmasında Server Mustafayev ve Edem Smailov, Mayıs 2018’den beri, diğer Kırım Tatarları ise Ekim 2017’den beri tutuklu yargılanıyordu. Aslında sonucu önceden belli mahkeme sürecinin bu kadar uzun sürmesinin sebebi elbette her totaliter devlette olduğu gibi, Putin Rusyasında da var olmayan adil yargılama değil, altı yıl geçmesine rağmen Kırım Tatarlarının işgale karşı direnmeleri ve işbirlikçi sayısının Putin yönetimini tatmin etmekten çok uzakta olmasıdır. Putin rejiminin, bu sebeple Kırım Tatarlarını işgale razı etmek için hem tutsaklara ve ailelerine işkence etmek hem de diğer Kırım Tatarlarına iyi bir gözdağı vermeyi amaçladığı aşikardır.  Bahçesaray’dan 800 km uzakta Kırım Tatarlarının yaşamadığı bir yerde mahkemelerinin  üstelik uluslararası hukuka tamamen aykırı olarak yapılmasının bir diğer sebebi de, hapiste esir tutulanların eşleri, çocukları ana babalarına daha fazla güçlük çıkarmak ve mahkemelerin önüne yüzlerce Kırım Tatarının destek için gelmesini engellemek, bu insanların sanki özel suçluymuş algısı yaratmaktadır. Bütün bu zorluklara bakmadan yine de çok sayıda Kırım Tatarı mahkemelere destek için gitmiştir. Gitmeye de devam edecektir.

Bu Mahkemelerin göstermelik olduğunu Kırım Tatarları gayet iyi bilmektedir. 3 Ağustos 2020 günü yapılan duruşma esnasında duruşma başlamadan, 3 yıldır babasının şefkatli kollarına hasret büyüyen 10 yaşındaki kızı Samiye’nin onun için yazdığı şiirin kendisine verilmesinin engellendiğini bilen Seyran Saliyev, mahkeme salonunda savunma yerine Mustafa A. Kırımoğlu’nun da çok sevdiği “Bahçesaray Aralıkları” yırını söylemiştir konuldukları insanlık dışı kafes arkasından. Eşlerini, çocuklarını, ana babalarını nispeten problemsiz olarak görebildikleri tek yer de bu göstermelik mahkeme salonu olduğunu da söylememiz gerekir. Sözde, illegal mahkemeler uzun hapis kararlarının yanısıra, ağır şartlar koymakta, zaten olmayan haklara başka kısıtlamalar getirmektedir. Kırım Tatar tutsaklar Rusya hapishanelerinde ayrıca kötü şartlara ve muamelelere maruz bırakılmaktadır.

Elbette bütün bu yaşananlara karşı Kırım Tatarları, tutsakların eşleri, çocukları ve yakınları metanetle dayanmakta ve mücadelelerini kararlılıkla sürdürmektedirler. Kırım Tatar Millî Hareketinin tarihinde Kırım Tatar kadınları çok önemli bir yer tutar. Mücadeledeki yerleri ve rolleri her türlü takdirin çok üstündedir. 2014 işgal sonrasında da Kırım Tatar kadınları işgale karşı direnişte ve haklarını savunmakta en ön saflarda yer almaktadır.

16 yıl Rusya hapishanesinde esarete mahkum edilen Seyran Saliyev’in eşi Mümine Saliyeva da, evlerine baskın olduğu gün henüz 1 yaşını doldurmayan oğlu ve üç kızına hem analık hem babalık yaparken, birçok Kırım Tatar kadını gibi cesurca mücadelesini halkıyla birlikte sürdürüyor. Onun sözleri ve kızının babasına yazdığı şiir, 18 Mayıs 1944’te topyekün sürgün edilen ve destan gibi bir mücadeleyle vatanlarına dönen, 2014’ten beri de Rusya işgaline karşı direnen ve mücadele eden Kırım Tatarlarının başarısının en açık göstergesidir:

“Eşim sadece hayat arkadaşım değil. Benim için o mücadelenin vücut bulmuş halidir. Sadece onun ve diğer siyasî tutsakların serbest bırakılması için mücadele etmiyoruz, kendi halkımızı korumak için mücadele ediyoruz. Filoloji bölümünden mezun olan eşim rehber olarak çalışıyordu. O hem çocuklar hem gençler hem de büyükler tarafından çok seviliyordu. Toplumun her alanında aktif olan eşim sözde terörist olarak damgalandı. Kırım ve Kırım dışındaki insanlara topluma faydalı olan insanların sözde terörist ve aşırıcılara nasıl dönüştürüldüğünü göstermek için özgürlüğünü feda etti.

Eşim tutuklanmasından sonra, halkımızın siyasî meselelerinden uzakta kalamayacağımı, sivil, hak savunuculuğu ve gazetecilik faaliyetlerine de aktif olarak katılacağımı biliyordu. Ayrıca bugün Kırım’da Kırım Tatar halkının yürüttüğü barışçıl direniş (safları) arasında olacağımı biliyordu.  

Son beş yıl içinde Kırım’daki baskılar artışa geçti. Sadece son 5 yıl içinde siyasî tutsakların sayısı neredeyse iki kat arttı. Tabiî ki bununla birlikte babasız kalan siyasî tutsakların çocukların sayısı da arttı.”

 

“Uzaq qıyın yollar keçip,

Saña keldim, nurlı Babam

Quvanacam, seni körüp

Böyle sözler yazdı Anam

Babaçığım seni sevem

Temiz qalbin raat olsun

Zafer yaqın, onu bilem

Senin azatnen o kelsin”

 

“18 Mayıs 1944 -26/27 Şubat 2014- Mutlaka Geri Alacağız!”

 

1 Yasadışı işgal altında tuttuğu Kırım ve Sivastopol şehrinin bu yapıya eklemlenmesinden önceki 83 idarî birimden oluşan yasal durumu temel alıyoruz.

 

Emel Dergisi sayı:272. Temmuz – Ağustos – Eylül 2020

TAVSİYELER

Tepreç 2021