BAŞYAZI

Yazar:

 

Zafer KARATAY

2020 yılı insanlık tarihine adeta bir çağın bitip yeni bir çağın başladığı bir yıl gibi geçti. Tıpta COVID-19 olarak adlandırılan ama birçok çevrenin “Çin virüsü” olarak tanımladığı Çin kaynaklı bu salgın, bütün dünyada günlük hayatı etkiledi, felç etti. Dünya kamuoyu bu salgınla meşgulken, elbette dünyada totaliter rejimler altında insan hakları ihlalleri hız kesmeden sürdü. Bu insan hakları ihlallerine en fazla maruz kalan toplumların başında ne yazık ki Doğu Türkistan’daki kardeşlerimiz, Uygur Türklerinin olduğu acı bir gerçektir. Bunun acı veren iki yönü var. Birincisi maruz kaldıkları insanlık suçları, ikincisi bu duruma Türk-İslam dünyasının duyarsızlığı, apaçık ortada olan, bu insanlık suçunu görmezden gelmesidir. Ekonomik çıkarlar uğruna bu kadar açık bir zulmü görmezden gelmek, hatta bunu desteklemek, inkâr etmek, insanlık tarihine, Türk tarihine kara bir leke olarak geçecektir. Hatta geçmiştir bile. Türk ve İslam Dünyası bu korkunç hatadan dönmeli ve bu zulme sesini yükseltmeli, karşı çıkmalı, mazlum ve masumların yanında olmalıdır.

Güneyimizdeki, Irak ve Suriye’deki Türklerin durumu keskin bir bıçak sırtında durmaktadır. Burada etkili olmak için mücadele eden hem Rusya hem ABD ve Avrupa ülkeleri Türklerin varlığını ve haklarını görmezden gelmektedir. Rusya işgali altındaki Kırım’da işgalci Rusya ince ince yaptığı kıyımları, baskıları tam gaz sürdürmektedir. İnsanlık için ve Türk Dünyası için bu kadar kötü giden bir yılın son çeyreği, bir zaferle sonuçlandı. Azerbaycan ordusunun Karabağ’da kazandığı zafer, sadece Azerbaycan’daki değil, dünyanın her köşesindeki Türkleri heyecanlandırdı, sevince boğdu.

Azerbaycan’ın zaferiyle sonuçlanan bu Karabağ savaşını başlatan, tahrik eden Ermenistan ve onun daima arkasında olan Rusya’nın savaşın bu boyuta ulaşıp Ermenistan için ağır bir yenilgiyle sonuçlanacağını tahmin edemedikleri anlaşılıyor. Bakü-Ceyhan petrol boru hattından sonra, artık sona doğru gelinen TANAP projesinin yıllardır Avrupa pazarını tek başına domine eden ve bu kozu siyasi olarak her konuda kullanan Rusya’yı çok rahatsız ettiği aşikârdır. TANAP, Trans-Anadolu Doğal Gaz Boru Hattı Projesi’nin amacı, Azerbaycan’ın Hazar Denizi’ndeki Şah Deniz 2 Gaz Sahası ve Hazar Denizi’nin güneyindeki diğer sahalarında üretilen doğal gazın öncelikle Türkiye’ye, ardından Avrupa’ya taşınmasıdır. TANAP, Güney Kafkasya Boru Hattı (SCP) ve Trans-Adriyatik Boru Hattı (TAP) ile birleşerek Güney Doğal Gaz Koridoru’nu oluşturmaktadır. Böyle bir projenin hem Türkiye hem de Türk Dünyası için çok önemli olduğu açıktır. Bu hem Türkiye’nin yıllardır enerji yönünden bağımlı olduğu Rusya Federasyonu’na olan bağımlılığını azaltacağı ve elini güçlendireceği gibi, Azerbaycan’ı, ve Hazar ötesindeki Türkmenistan’ı da doğal gazlarını Rusya üzerinden Avrupa’ya, Rusya’nın onlara dayattığı şartlarda ihraç etme zorunluluğundan ve başka konularda baskılarına boyun eğmekten kurtaracak bir projedir. Bu projenin Kırım’ı işgal eden, Doğu Ukrayna’yı kendi desteklediği Rus paramiliterlerle kontrol altında tutan Rusya’dan enerji alan Avrupa ülkelerini de rahatlatacağı ve Rusya’nın elindeki en önemli kozun zayıflayacağı görülmektedir. Putin Rusyası’nın 2008’deki Gürcistan savaşı ile başlattığı aktif ve saldırgan dış politikasının en önemli gücü, petrol ve doğal gaz fiyatlarının hızla yükselmesi ve Rusya’ya beklemediği kadar bol gelir getirmesiydi. 1999 yılında 20 dolara kadar düşen bir varil petrolün fiyatı 2008’de 160 dolar seviyelerine çıktığını hatırlatalım. İçinde bulunduğu şartlarda Türkiye’ye karşı açık bir tavır alamayan Putin Rusyasının, Azerbaycan ve Hazar enerji kaynaklarının nispeten dar Gence koridoru üzerinden Gürcistan yoluyla Türkiye’ye taşınmasını engellemek, uluslararası sermayeye bu enerji yolunun güvenli olmadığını göstermeye çalışarak, hem onun bölgeye yatırımlarını engellemek, hem de Hazar ötesindeki ülkelere kendi üzerinden enerjilerini pazarlamayı sürdürmelerini temin etmek istediği gerçeği ortadadır. Şunu da kaydedelim ki, Rusya’nın Kırım’ı işgali sebebiyle ABD ve AB’nin ciddi yaptırımlara maruz kalan ve Suudi Arabistan’ın bol petrol üretimiyle 2014 yılından sonra hızla düşen petrol fiyatları Rusya ekonomisi için büyük sıkıntı yarattığı gerçeğini Putin yönetimi gizleme çabasındadır. 2020 yılında salgın ve dolayısıyla azalan taleple birlikte petrol fiyatı 20 dolara kadar geriledi.  Bu yüzden Rusya’nın büyük askerî üslerinin bulunduğu Ermenistan’dan füze ve topçu ateşleriyle Gence bölgesinin vurulmasının, sadece Ermenistan yönetiminin kararı olduğunu söylemek çok yanlış olur.

Ermenistan’ın tahrikleri üzerine başlayan savaş sonucunda Azerbaycan ordusu 1992 yılından beri topraklarının %20’sini oluşturan Ermenistan işgalindeki Dağlık Karabağ’ı ve onun çevresindeki 7 rayonu (bölge) adım adım işgalden kurtarırken, Ermenistan’ı daha ağır bir yenilgiden Putin kurtardı. Ermenistan ile Azerbaycan arasında ateşkes anlaşması imzalandı ve Rus ordusu “barış gücü” olarak Karabağ’a girdi. Azerbaycan’ın, Türkiye’nin de desteğiyle işgal altındaki topraklarını önemli ölçüde kurtarması şüphesiz çok büyük bir zaferdir. Aynı zamanda Sovyetler Birliği’nin dağılması ve Azerbaycan’ın bağımsızlığını kazanmasından beri geçen süreçte Azerbaycan’daki Rusya etkisinin en güçlü şekilde kırıldığı ve azaldığı bir dönemi de başlattı bu zafer.

Ama savaşta kazanılan bu zafer kimseyi aldatmasın. Henüz Azerbaycan, işgalden kurtarılan bölgelerde ve Dağlık Karabağ’ın bir kısmında tam kontrolü ve hâkimiyeti sağlamamıştır. Putin Rusyası bu hâkimiyetin tesisini engellemek, geciktirmek, hatta tersine çevirmek için fırsat kollayacaktır. Rusya’nın Dağlık Karabağ savaşına karışmıyormuş gibi bir tutum izlemesi, içinde bulunduğu mecburiyetten kaynaklanmaktadır. Türkiye’nin Suriye’de ve Libya’da kullandığı SİHA’lar karşısında Rusya savunma sistemlerinin çaresiz kalması, Libya’da Rusya’nın devlet destekli paralı askerlerinin ve Hafter güçlerinin askerî araçlarının perişan görüntülerine yeni görüntüler eklemek istememesi de pasif görüntü vermesinde önemli bir faktör olmuştur.

Son Karabağ savaşında Türk cumhuriyetlerinin tutumu kadar, Azerbaycan’ı destekleyen, başta Ukrayna olmak üzere, özellikle Rusya tehdidini yakından hisseden ülkelerin desteği de göz ardı edilmemelidir. Hiç şüphesiz gerek işgal altında yaşayan gerekse dünyanın başka yerlerinde yaşayan bütün Kırım Tatarları bu zaferden sevinç duymuşlar ve desteklemişlerdir. Kırım Türkleri ile Azerbaycan Türkleri arasında İsmail Gaspıralı döneminde, onun en yakın ülküdaşları olan Hasan Melikzade Zerdabi, Ali Merdan Topçubaşı ile başlayan, Şefika Gaspıralı ve bağımsız Azerbaycan Cumhuriyeti’nin ilk başbakanı Nesip Yusufbeyli’nin evliliği ile anlamlı ve çok sembolik bir birlik kazanan Kırım-Azerbaycan işbirliği ve yardımlaşması, her hal ve şartta günümüze kadar sürmüştür. 1917-1920 yılları arasındaki bağımsızlık mücadelesi döneminde her iki ülkede birden aynı ülküden yola çıkarak faaliyet yürüten Dr. Cafer Bek Rüstembekov, Rüstem Bek Ahundov, Süleyman Sülkiyeviç, Arslan Mırza Krıçınski gibi şahsiyetlerin çabaları ortak bir hedefe yönelmişti. Türk Dünyasının yetiştirdiği en önemli Türkologlardan biri ve aynı zamanda muhteşem şiirlerin şairi Prof. Dr. Bekir Çobanzade, besteci Asan Refat gibi birçok Kırım Tatar aydını, Stalin terörü onları yakalayana kadar Azerbaycan’da çok önemli hizmetler yapmışlardır. Azerbaycan-Kırım münasebetleri bir doktora çalışması olacak kadar derin ve kapsamlıdır.

26 Şubat 1992’de Hocalı’da katledilen masum sivillerin ve ilk savaşta şehit olanların açtığı yaraları bir nebze olsun hafifleten Azerbaycan’ın kazandığı bu zaferi Emel olarak, Kırım Türkleri olarak kutluyoruz ve tam zafer diliyoruz. Aynı muzaffer günleri Rusya işgali altındaki Kırım ve Çin’in zulmü altındaki Doğu Türkistan için de diliyoruz. Yüreğinde insanlık duygusu olan, adalet, merhamet ve vicdan sahibi herkesi Kırım’a, Doğu Türkistan’a sahip çıkmaya, Rusya ve Çin zulümlerine kuvvetle itiraz etmeye çağırıyoruz. İnsan hakları ihlalleri, haksızlık ve zulme, ABD, Rusya, Çin yahut bir başka totaliter ülke tarafından yapıldığına bakılmaksızın karşı gelinmelidir.

Tarih bugünleri de yazacaktır. Gelecek nesillerimize, Çin ve Rusyaseverlik yaparak ve/veya onların yaptıklarını görmezden gelerek tarihî bir utancı miras olarak bırakmayalım.

Emel 273, Ekim-Kasım-Aralık 2020, sayfa 3.

TAVSİYELER

Emel, Emel Dergisini anlattı

Kırım Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği Genel Merkezince gerçekleştirilen “Söz Gençlerin-Zemanevi Sohbetler Serisi”nin 16 Nisan …