RUSYA’NIN YENİ ANAYASASI NE GÖTÜRDÜ?!

Yazar:

RUSYA’NIN YENİ ANAYASASI NE GÖTÜRDÜ?!

 

Av. Namık Kemal BAYAR

Rusya Federasyonu devlet başkanı Vladimir Putin’in 2019 yılı sonunda verdiği talimat çerçevesinde hazırlanan yeni anayasa taslağı önce Anayasa Mahkemesi ardından Rusya Duması’nın onayından geçtikten sonra halk oylamasına sunularak kabul edildi. 22 Nisan 2020 tarihinde yapılması planlanan ancak Çin Virüsü salgını nedeniyle ertelenen halk oylamasından nasıl bir sonuç çıkacağı, eşi benzeri olmayan Rus demokrasisinin geçmişte verdiği örneklerden hareketle tasarının ilk konuşulmaya başlandığı günlerden belli idi.

Olağan bir şekilde işleyen insan hakları, adalet, hukuk, eşitlik kavramları temeli üzerine kurulmuş devletlerde yeni anayasalar, kanunlar ve düzenlemeler sonrasında genel olarak halkın cevabını merak ettiği soru “bu yeni düzenleme ne getirdi?” olur. Ne var ki bütün Rusya siyasî ve hukuk tarihini az çok takip edenlerin genellikle aklına ilk gelen soru “bu yenilik halktan neyi alıp götürdü?” olduğundan yazımıza da bu soruyu başlık olarak kullanmayı uygun gördük.

Bizim açımızdan bu yeni Rus anayasasında, Federasyon vatandaşı olan ve büyük çoğunluğunu Türk ve Müslüman halkların oluşturduğu Rus olmayan halkların cılız bir şekilde de olsa en çok itiraz ettikleri yeni anayasa maddelerini kısaca incelemekte ve gelecekte yaşanması muhtemel gelişmelere karşı kayıt etmekte fayda var. Özellikle Federasyonun kurucu unsuru olan Rus olmayan ve çoğunluğu Türk ve Müslüman halkların geleceği açısından tehlikeyi ortaya koyan aşağıdaki yeni anayasa hükmü ile başlayalım:

“Rusya Federasyonu topraklarında, devlet kurucu halkın dili olan Rusça devlet dilidir. Rus halkı devlet kurucu bir halk olduğu gibi, Rusya Federasyonu’nun ortak hukuka sahip halklarının çok milletli ittifakına dahildir.”

Geçtiğimiz 2018 yılı Ağustos ayında çıkarılan kanunla Rusya Federasyonu içinde yaşayan Rus olmayan halkların anadilde eğitim zorunluluğu, yürürlükteki Anayasaya aykırı bir şekilde kaldırılmıştı. Bu, federasyon toprakları içinde Rus olmayan halkların ölüm fermanıydı. Ne yazık ki meselenin ciddiyetini kavramış birkaç aydın ve aktivist dışında kimsenin pek ilgisini ve tepkisini çekmeyen bu ölüm fermanı, bu anayasa değişikliği ile Rus olmayan halkların tabutuna son çivi de çakılarak artık hükmünü tamamlanmış oldu. Anayasanın bu yeni maddesinin ilk cümlesi ile Rusça tek devlet dili olarak anayasa kuralı haline geldi ve böylelikle zaten görünürde “federatif cumhuriyet” ya da “millî özerklik” olarak tanınan ve Federasyonu oluşturan diğer halkların dilleri resmi dil ve devlet dili olmaktan çıkarıldı. Bu değişikliğin devamında bu halkların asimile edilerek tamamen yok olmasını sağlayacak kanun, karar ve uygulamaların gelmeye başladığını da müşahede etmekteyiz.

Buna ilaveten madde metni bir başka tehlikeli ve felakete sebebiyet verecek yaklaşıma da sahiptir. Metinde geçen “devlet kurucu halk” ibaresi, açık ve net bir şekilde Rus halkının devlet kurucu halk olarak diğer halklara üstünlüğünün altını çizmektedir. Bu, gerek Sovyetler Birliğinin gerekse Rusya Federasyonunun kuruluşunda göstermelik de olsa ilke olarak kabul edilen “halkların eşitliği”, ülke topraklarında yaşayan tüm halkların Sovyetler Birliği ya da Rusya Federasyonunun “kurucu unsuru” olduğu ilkesinin ve kabulünün açıkça terk edilmesi anlamına gelmektedir. “Devlet kurucu halkın dili olan Rusça devlet dilidir” cümlesi bu tespitimizin doğruluğunun delilidir. Çünkü Rus halkı hem devlet kurucu halk olarak tanımlanmakta hem de Rusça devlet dili olarak ilan edilerek bu halkın diğerlerine üstün hale gelmesi sonucunu doğurmaktadır.

Bu maddenin ikinci cümlesi meseleyi daha açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Bu cümleye göre Rus halkı devlet kurucu halk olarak diğer halkların oluşturduğu çok milletli ittifaka dahil olmaktadır. Ruslar, diğer halkların ortak hukukuna dahil olmakla birlikte, dillerinin devlet dili olması hasebiyle bu ittifakın üstün ve egemen idarecisi haline gelmektedir. Yakın gelecekte görünen o ki bu tespitimizi destekleyen ve Rusların üstün halk oluşunu, diğer halkların onların egemenliğinde olduğunu sabitleyecek kanun ve kararlar bu değişikliğin ardından gelecektir.

Keza, anayasa hukuku kuralları ve devlet türleri açısından meseleye baktığımızda “… Rusya Federasyonu’nun ortak hukuka sahip halklarının çok milletli ittifakına dahildir.” cümlesinde yer alan “çok milletli ittifak” kavramının da irdelenmesinde fayda bulunmaktadır. Devlet türleri açısından konuyu ele aldığımızda federasyon en basit tanımıyla birden fazla devletin kendi egemenlik yetkilerini sınırlayarak sıkı siyasî, hukukî bağlarla bir araya gelme iradesi doğrultusunda merkezî bir otorite etrafında toplanmasıdır. Elbetteki federasyon iradesini açıklayarak bir araya gelen federatif devletlerin tebaasını oluşturan milletler de bu birliğin kurucu unsuru olacaktır. Federasyonu oluşturan her federatif devlet, federasyonun kuruluş belgesinde ya da anayasasında kendilerine tanınan hak ve yetkileri kullanma özgürlüğüne sahip olacak ve bu hakların sınırlanması, kaldırılması ve hatta tartışmaya açılması dahi federasyonun kuruluş iradesinin yani temelinin esaslı bir şekilde sarsılmasına neden olacaktır. Buradan hareketle, Rusya’nın yeni anayasasında yer alan “çok milletli ittifak” kavramı özünde bir federasyon için “çok devletli ittifak” olması gerekirken artık Rusya, kendisini oluşturan yapı taşları niteliğindeki federatif devletlerin varlığını görmezlikten gelerek, anayasal düzende bu devletlerin varlığına kelimeler arasında son vererek, Rusya Federasyonu’nu, Federasyon vatandaşı olan diğer halklarla Rusların bir ittifakı olarak tanımlama yoluna gitmiştir. Yani bu yeni cümle ile Rusya Federasyonu artık federatif devletlerden oluşan bir federal devlet değil, vatandaşı olan kurucu Ruslar ve Rus olmayanların ittifaktan ibarettir. Bu yeni tanım Rusya’yı federal cumhuriyet rejiminden çıkartıp, çok uluslu imparatorluk rejimine daha yakın bir hale getirmektedir.

Evrensel hukuk açısından değişiklik tasarısına baktığımızda, yeni Rus anayasasının bu maddesinin açıkça ırkçı ve ayrımcı bir niteliği olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Rusya, ironik bir şekilde II. Dünya Savaşında yok etmekten gurur duyduğu Nazizmi, ırkçı ve ayrımcı uygulamaları bu anayasa tasarısıyla kendi anayasa kuralı haline getirmektedir. Esasen, Hitler dahi dönemin Alman anayasasında bu kadar açık ırkçı hükümlere yer verememiş iken Putin Rusyasının Hitler’in rüyasını Rusya’da gerçekleştirdiğini hep birlikte bu anayasanın kabulü ile göreceğimiz günler yakındır.

Bu anayasa değişikliği ile Rusya Federasyonu’nda yaşayan ve çoğunluğunu Türk ve Müslümanların oluşturduğu Rus olmayan halkların hak ve özgürlüklerinin, 1905 Meşrutiyeti öncesi Rus Çarlığı dönemine yani sıfır noktasına, hatta ve hatta bunun dahi altına inmesi kaçınılmazdır. Kremlin yönetiminin sadece dil konusunda bu anayasa değişmeden önce başlattığı uygulamaların bundan böyle millî ve kültürel kimlik, din ve milleti millet yapan diğer unsurlara yönelik olarak da başlatılacağını öngörmek için kâhin olmaya gerek yoktur. Halen yürürlükte olan ve dinî ritüeller konusunda pek çok kısıtlama içeren Yaroslava Kanunu gibi kanunların üstün (!) devlet kurucu halk olan Ruslar tarafından hızla yürürlüğe konulacağından hiç şüpheniz olmasın. Putin ve Moskova Kilisesi Patriği Krill’in defalarca ifade ettiği gibi Rusya’da yaşayan herkesin Rus dünyası içinde eriyerek yok olması için Rusya anayasal zeminini bu değişikliğin kabulü ile hazırlamıştır. Aşağıda işleyeceğimiz bir madde bu tespitimizi daha da net bir şekilde gözler önüne serecektir.

Anayasanın dikkat çeken bir diğer yeni maddesi de şöyle: “Rusya kanunları uluslararası hukuk normlarından üstündür.” Bu düzenleme II. Dünya Savaşından sonra oluşturulan evrensel hukuk düzeninin açıkça ortadan kaldırılmasıdır. Düzenlemenin görünürdeki amacı Rusya’nın insan hakları ve diğer konulardaki uluslararası mahkemelerde Rusya aleyhine verilen kararların uygulanmaması imkânını sağlamaktır. Maddenin yürürlüğe girmesi ile Rusya, Birleşmiş Milletler Tüzüğünden Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Antlaşmasına, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinden Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine, aklınıza gelebilecek ve altına imza atmış olduğu bütün uluslararası hukuk normlarını tek kelime ile çöpe atmış olacaktır. Esasen benzer bir düzenlemeyi daha evvel de yapan Rusya, bu anayasa maddesi ile mevcut dünya düzenini, ilke ve normlarını temelinden sarsacak bir bombanın fitilini de ateşlemiştir.

Bağımsız Devletler Topluluğu Antlaşması, Soçi ve Astana Mutabakatları, Minsk Antlaşması, Helsinki Nihai Antlaşması, Nükleer Silahların Azaltılması antlaşmalarının mukadderatını şimdi bir daha düşünelim…

Bu yeni anayasa maddesi ile Rusya, bütün uluslararası antlaşmaları kendi topraklarında geçersiz hale getiriyor. Romantik milliyetçi bir bakış açısıyla “ne var bunda, biz de yapalım” diye düşünebilirsiniz. Basit bir örnekle cevap verelim. Örneğin; siz Türkiye-Rusya Ticaret Antlaşması kapsamında Rusya’ya domates satıyorsunuz. Bu anayasa yürürlüğe girdikten sonra Türkiye-Rusya Ticaret Antlaşması artık size hiçbir koruma sağlamayacak. Tamamen Rus yasalarının ve mahkemelerinin insafına kalmış olacaksınız. Yahut, Rusya’da yaşayan bir yabancı ülke vatandaşısınız. İşlemediğiniz bir suç yüzünden, ki bu Rusya’da gayet normal, yargılanıp mahkûm oldunuz. Hakkınızı Avrupa İnsan Hakları mahkemesinde arayamayacaksınız. Bir örnek daha verelim. Misal Akkuyu Nükleer Antlaşması. Bu antlaşmanın hükümleri Rus kanunlarına uygun değilse artık çöp hükmünde olacak.

Bu madde ile birlikte düşünülmesi gereken ancak Rus dezenformasyonunun sonucu olarak sempatik görülen iki anayasa değişikliği daha dikkati çekiyor. Bunlardan ilki “dış ülkede oturum hakkı olanların ve çifte vatandaşlığı olanların yüksek vazifeler almasına sınır konulması” ve “yüksek vazifeli şahısların dışarıda banka hesaplarının olması veya diğer faaliyetlerde bulunmasına yasak getirilmesi” düzenlemeleridir. Ülkede yaygın bir kanser haline gelen yolsuzlukla mücadeleyi engelleme şeklinde bir gerekçe ile makyajlanan bu iki cümlelik düzenlemeler Rus halkının ve diğer federasyon halklarının tabiri caizse gözlerini boyayan niteliği haizdir. Ancak, biraz düşününce her iki cümlenin de Putin’in Rusya’yı dünyaya kapalı bir toplum yapma arzusunun açık bir tezahürüdür. Federasyon vatandaşlarının ikamet, yaşama, seyahat ve çalışma özgürlüklerini ortadan kaldıran bu iki düzenleme Rusya’nın ikinci bir Kuzey Kore olması için gerekli ortamı hazırlamakta ve bu kapıyı Kremlin idarecileri için sonuna kadar açmaktadır. Bir üst paragrafta yer alan madde tasarısı ile birlikte düşünüldüğünde bütün Rusya Federasyonu vatandaşları açısından en temel insan hakları anayasa ile ortadan kaldırılmakta, Rusya kapalı, totaliter ve tam anlamıyla baskıcı bir rejimi üstü kapalı olmaktan çıkartıp açık bir hale getirmektedir.

Okuyan pek çok kişiyi gülümsetecek iki düzenleme daha bu tasarı ile anayasa hükmü haline gelmektedir. Birincisi “Halkın Büyük Vatan Savaşındaki kahramanlığını küçültmeye izin verilmez” cümlesi, ikincisi ise “Rusya Federasyonu Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliğinin varisidir” cümlesidir. İkinci cümlenin anayasa düzenlemesi şu şekilde kabul edilmiştir: “Rusya Federasyonu, SSCB topraklarının yasal halefi olmasının yanı sıra; Sovyetler Birliğinin uluslararası kuruluşlara ve organlara üyeliğinin, uluslararası anlaşmalara katılımının ve aynı zamanda bölge dışındaki uluslararası anlaşmalarda da SSCB’nin yasal halefidir.”

Bazıları naif bir şekilde “ne var bunda, adamlar tarihlerine sahip çıkıyor anayasa hükmüyle” diyebilir. Doğrusu, siyasi bir liderin ya da bürokratın ya da diplomatın bu şekilde sarf edeceği sözler olabilir ve gayet doğaldır. Dahası, Rusya Federasyonu zaten resmen SSCB’nin varisi olduğunu da ilan etmiştir. Hatta Kırım Tatarları, Kafkas halkları, Litvanyalılar ve ilahiri halklar bu cümleden hareketle tarihte yaşadığı sürgün ve katliamın tazminini Rusya’dan talep de edebilir ve hukuken buna hakları da vardır. Ancak, bunun anayasa hükmü haline gelmesi meseleyi dikkat çekici hale getirmektedir.

Bu noktada madalyonun bir diğer yüzüne bakmak gerekir. Her varis miras bırakanın tüm varlığında hak sahibidir aynı zamanda. Yani borçlar ve alacaklar tüm malvarlığı içinde kül olarak varise intikal eder. Buna hukukta külli halefiyet denmektedir. Sovyetler Birliğinden ayrılan hiçbir devlet kendisini SSCB mirasçısı olarak görmemiş ve o mirası kabul etmemiştir. Rusya Federasyonu ise o devletlerden ayrılarak kendisini SSCB’nin mirasçısı olarak ilan ettiği gibi bu verasetini anayasa hükmü haline getirmektedir. Yani, Rus emperyalizmi ve yayılmacılığı artık anayasanın Rus devletine emri, halkın Kremlin’e bir talimatı haline gelmiştir.

“Rusların Büyük Vatan Savaşında yani II. Dünya Savaşındaki kahramanlığı, Sovyetler Birliği sınırlarını Almanya içlerine kadar taşımıştır. Şimdi, yeni anayasa ile bu kahramanlığın yani sınırların küçültülmesine izin verilemez şeklinde bir yasak getirilmektedir. O halde Rus devleti bu yasağa uymak ve Büyük Vatan Savaşındaki kahramanlıklarla ulaşılan sınırlara tekrar kavuşmak mecburiyetindedir. Aksi durum halkın kahramanlığının açıkça küçültülmesi anlamına gelir.” Madalyonun diğer yüzü ilginçmiş değil mi?

Biraz daha madalyonun bu yüzünü törpüleyelim şimdi. Bu iki anayasa düzenlemesi birlikte incelendiğinde 1991 yılında Sovyetler Birliğinden ayrılarak bağımsız olan bütün devletlerin bağımsızlığı, egemenliği ve toprak bütünlüğü doğrudan Rusya Federasyonu’nun tehdidi altına girmektedir. Hatta, Sovyet uydusu devletler dahi bu iki düzenleme ile tehditten nasibini almaktadır.  Çünkü bu devletler Büyük Vatan Savaşında halkın kahramanlığı ile edinilen kazanımların ya da Rusya’nın varisi olduğu SSCB’nin toprakları üzerinde yer almaktadır. Ve yeni Rusya Anayasası bunların küçültülmemesine ve varisi oldukları topraklar üzerinde hak iddia edilmesine dair emir vermektedir. Rusya, bu devletlere karşı ileride girişeceği her türlü askeri ve siyasi işgal operasyonunun anayasal zeminini hazırlamaktadır. Ve uluslararası hukuk normları bu durumda Rus kanunlarına, dahası Rus anayasasına aykırıdır.

Şimdi meseleyi daha da ilginç hale getirecek ve Rusya’nın yayılmacı kökeninin dışa vurumunu çok daha keskin çizen bir maddeye daha göz atalım: “Bin yıllık tarihin birleştirdiği Rusya Federasyonu, Tanrı’ya olan inanç ve ideallerini bizlere ileten atalarının anısını koruyarak, Rus devletinin gelişimindeki sürekliliği ve tarihsel olarak kurulan devlet birliğini kabul eder.

Rusya’da yaşamak zorunda kalan Rus olmayan milletleri ve etnik grupları inkâr eden bir başka madde de budur. Bu düzenleme ile Rus olmayan halkların yani başta Türk ve Kafkas halkları olmak üzere Rusların sözüm ona bin yıllık tarihlerinden binlerce yıl öncesinden beri ülke topraklarında yaşayan ulusların tarihleri, geçmişleri ve medeniyetleri açıkça yok sayılmaktadır.

Rus ırkçılığının anayasaya bir diğer yansıması olan bu madde biraz daha irdelendiğinde Moskova Ortodoksluğunun Federasyona egemenliğinin de bir göstergesidir. Yani, temelde bu düzenleme ile Moskova Kilisesinin Hristiyan Ortodoks anlayışı anayasanın yürürlüğe girmesi ile bütün Rusya Federasyonu’nda hâkim tek dinî anlayış olmuştur.

Böylelikle, Kremlin idaresinin sözde bütün dinlere ve inanışlara saygılı ve adil yaklaşım gösterdiği şeklindeki şehir efsanesinin makyajı da akmış ve Rusya’nın dinlere karşı gerçek bakışı da ortaya dökülmüştür.

 

Maddenin yürürlüğe girmesi ile Rusya’da yaşayan Müslüman, Yahudi, Budist ve hatta diğer Hristiyan mezheplere inanan ya da herhangi bir inancı olmayan insanların din ve vicdan özgürlüğünün de ortadan kalktığı görülmektedir.

Esasen, bu madde yukarıda bahsettiğimiz SSCB’nin varisi olma düzenlemesi ile de çelişkilidir. Çünkü SSCB, komünist bir ülke olarak inançsızlığı tercih etmiş ve temelde kendi topraklarındaki tüm dinlere en azından belirli ama tartışmalı bir eşitlik çerçevesinde yaklaşmıştı. Bu madde ise gerçekte Rus devletinin kuruluş kodlarına yani Moskova Knezliğinin, Moskova Kilisesi merkezli Ortodoks Hristiyan köklerine dönüşünün daha doğrusu bu kodların hiçbir zaman kaybedilmediğinin ve korunduğunun açık bir itirafı olarak anayasada yer almıştır.

Başka bir ifade ile esasen bugünkü Rus devleti sadece SSCB halefi olmaktan daha geriye tam anlamıyla Rus Çarlığı rejimine geri dönmektedir. Son olarak paylaşacağımız bir başka yeni anayasa maddesi zaten bu dönüşümün açık bir göstergesidir. Bu yeni maddeye göre: “Rusya Federasyonu toprakları, kurucu unsurların toprakları, iç sular ve karasuları ile bunların üstlerindeki hava sahasını içerir. Rusya Federasyonu topraklarında, Federal Yasalara göre federal bölgeler oluşturulabilir. Federal bölgelerde kamu otoritesi, belirtilen federal yasa ile organize edilir.”

Maddenin ilk cümlesi zaten anayasada mevcuttu. Değişiklik ile ikinci cümle anayasaya eklenmiş oldu. Bu yeni madde ile Kremlin idaresi ülkedeki federe devletleri, özerk bölgeleri ve diğer idarî yapıları yeniden tasarlama, istediği zaman federe devlet ve özerk bölgeleri lağvedip yenilerini kurma, bunları oluşturacağı başka yapılara bağlama ya da tamamen ortadan kaldırıp merkeze bağlama yetkisini eline almış oldu.

Putin’in iktidara geldikten sonra Başkanlık kararnameleri ile oluşturduğu ve anayasaya aykırı şekilde federe devletlerin yönetimini bağladığı bölge valilikleri gibi idari yapılar artık anayasal bir hüviyete de kavuşmuş oldu. Federasyon mantığına ve federe devletlerin kurucu devlet olma hakkına, federe devletler arasında eşitlik ilkesi ve yerinden yönetim ilkeleri gibi federatif yapı ilkelerine tamamen ters bu düzenleme ile Rusya’nın gerçek niyetinin üniter bir devlet haline gelmek olduğu böylelikle ortaya çıktı. Yazının en başında paylaştığımız yeni düzenleme ile birlikte ele aldığımız bu son madde esasında birbirini tamamlayan, çok milletli ittifak kavramının gerçekte ne anlama geldiğini açıkça ortaya koyan bir anayasa normu olmuştur.

Yukarıda bahsettiğimiz can alıcı düzenlemelerle birlikte düşündüğümüzde bu yeni anayasa ile Çarlık ve Sovyet rejiminden melezlenen, Rus şovenizmi ve ırkçılığının ülkeye egemenliğini tescilleyen yeni bir Rus devletinin doğduğunu söylemekte bir beis görmüyoruz. Ve bu yeni devletin adı artık Rusya Federasyonu değil Yeni Rusya İmparatorluğu ya da Yeni Rus Çarlığı olmalıdır. Burada işlemediğimiz ancak diğer halkların haklarını, kültür ve millî varlıklarını sözüm ona garantileyen ancak tarih boyunca Rusya’ya hâkim olan rejimlerin gerçekte hiç işletmediği eski ve makyaj malzemesi olarak işlenen yeni bir iki anayasa maddesinden bahse lüzum yok. Çünkü, yukarıda verdiğimiz yeni hükümler zaten bu bir iki düzenlemeyi esasen kadük bırakıyor.

2020 yılının Temmuz ayında kabul edilen Yeni Rus Çarlığı anayasasının yürürlüğe girmesinin hemen ardından Rus olmayan halklara tehditlerini ortaya koyduğumuz yeni anayasa maddeleri yavaş yavaş yürürlüğe konmaya ve Rus olmayan halklar üzerindeki etkileri de görünmeye başladı.

Bu etkilere geçmeden önce bir iki hatırlatma yapmakta fayda var. 2018 yılında Anadillerle ilgili olarak yapılan yeni düzenlemede yer alan korkunç tehditleri ne yazık ki Kırım Tatar ve Kafkas diasporasının mensupları ile yine diasporada yaşayan bazı Kazan Tatar aydınları görebilmiş ve tehlikeye dikkat çekmişti. Ne yazık ki Rusya Federasyonu topraklarında yaşayan Rus olmayan halkların çoğunluğu kendileri için büyük tehdit arz eden bu düzenlemeleri hafife almış, diasporaların cılız tepki ve uyarılarına da aldırış etmemişlerdi. Udmurt bilim insanı Albert Razin’in kendini ateşe vererek hayatını feda etmesi dışında dış dünyayı etkileyen bir olay da gerçekleşmedi.

Anadillerle ilgili kanunun ardından Kırım ve Kafkas diasporalarının öngörüleri de hayat bulmaya başladı ve yeni anayasa çalışmaları Rusya’da başladı. Diasporaların bütün uyarılarına rağmen, Rus olmayan halklar yukarıda açıklamaya gayret ettiğimiz tehditleri göz ardı ederek anayasada yer alan rüşvet niteliğindeki bazı ekonomik ve sosyal haklar karşılığında varlıklarını feda etti. Kremlin, bir kez da Rus olmayan halklara çay kaşığı ile vererek varille geri aldı.

Anayasanın kabulünden hemen sonraki aylarda Rusya, tarihindeki yayılma rotasını da izleyerek ilk önce Tataristan Federatif Cumhuriyetinde uygulamalarına başladı. Tataristan Cumhuriyetinin Kremlin kuklası yöneticilerinin de iştiraki ile Tatarcanın devletin resmî dil olması sıfatına son verildi. Artık Tataristan Federatif Cumhuriyetinde tek devlet dili olan Rusça okullarda, mahkemelerde, ticarette ve gündelik hayatın her alanında Rusça olacak. 1994 yılında Tataristan’ın bağımsızlığının mimarı olan Tatar İçtimaî Merkezi bu karara karşı çıktığı için, milliyetçi Kazan Tatar aydınların kurmuş olduğu bu teşkilatın kapatılması için Tataristan Başsavcılığınca ceza davası açıldı. Merkezin başkanı Farit Zakiev davayı protesto için açlık grevi başlattı ve sağlık nedenleri ile bu greve birkaç gün sonra son vermek zorunda kaldı.

Uluslararası alanda Azerbaycan’ın Karabağ operasyonunun başarılı bir şekilde devam ederken Rusya’nın sözde Barış Gücü altında bölgeye müdahalesi yeni Rus anayasasının hariçteki ilk neticelerinden biri oldu. Bu operasyonla Rusya’nın Karabağ’a yerleşmesinin ardından sözde Karabağ Ermeni idaresi bölgenin resmî dilinin ve eğitim dilinin Rusça olacağı yönünde açıklamalar yapmaya başladılar.

Uluslararası alanda yeni Anayasada belirlenen yeni hedefler doğrultusunda bir başka olay da Rusya Duması’ndan birkaç milletvekilinin “Kazakistan topraklarının Rusya tarafından Kazaklara hediye edildiği, bu toprakların önemli bir kısmında Rusya’nın tarihî hakkı olduğu” yönünde açıklamalar yapması oldu. Rus milletvekillerinin bu saldırgan açıklamalarına Kremlin yönetiminden bir karşılık gelmedi. Kazakistan’da ise Kazak Askeri Bilimler Akademisi Başkanı, “Rusya’nın Kazakistan’a karşı bir süredir hibrit (melez) savaş yürüttüğünü” sosyal medya hesaplarından paylaşarak tepki verdi ve bu tepkiler Kazakistan hükûmeti tarafından da sürdürüldü.

Elbette, yeni Rus Çarlığı anayasasının işgal altındaki Kırım’da da etkileri olacaktı ve çok geçmeden ilk belirtileri başladı. 2014’teki barbarca işgalin ardından Putin’in vaatlerinin bir yansıması olarak Kırım Tatarcanın, Kırım’da devlet dili olarak kabulü ile ilgili kararname 2021 yılının ilk günlerinde iptal edildi ve Kırım Tatarca eğitime, sözde devlet daireleri ve mahkemelerde Kırım Tatarca kullanılmasına yasak geldi. Böylelikle gerçekte zaten var olan Kırım Tatarca yasağı da sözüm ona resmiyet kazandı. İlgi çekici olanı ise Rusya’nın Kırım Tatarlarına yönelik propaganda aracı olan “Millet” adındaki televizyon kanalının Kırım Tatar asıllı işbirlikçi yöneticilerinin tamamının görevlerine son verilerek yerlerine Rus etnik kökenli yöneticiler atandı. Rusya’nın sözde Kırım yönetimine atadığı bazı işbirlikçiler de bu göreve son furyasından nasibini aldı ve işgalci Kırım yönetiminde neredeyse üst düzey tek bir Kırım Tatarı kalmadı. Bunlardan bazılarının pişmanlık ve nedamet göstererek Kırım Tatar Millî Meclisi lehine sosyal medyada yaptığı paylaşımlar da dikkat çekti.

Son söz olarak belirtmek gerekir ki, ne yazık ki bu anayasa ile yeni Rus Çarlığı’nda yaşayan Türk ve Müslüman ve Rus olmayan bütün halkların kıyameti başlamıştır. Kremlin’in yeni asimilasyon, eritme ve yok etme siyasetini tarihte defaatle şahit olduğumuz üzere önce hafif dozlarda, daha sonra ise giderek ağırlaştırarak uygulayacaktır.

Emel Dergisi sayı 273.  Ekim – Kasım – Aralık 2020. sf 7-15

TAVSİYELER

Tepreç 2021