Büyük bir kayıp (Şefika Gaspıralı)

ŞEFİKA GASPIRALI (1886 – 1975)
 
Kırımlı Türk kadınlarının en tanınmışlarından ve büyük Türk evlâdı ve öğretmeni Gaspıralı İsmail Beyin kızı olan Şefika Gaspıralı, 31 Ağustos 1975 günü, arkasında büyük bir boşluk ve acı bırakarak ebediyete ve Hak’kın rahmetine kavuşmuştur. Şefika Hanım, ana cihetinden, Kazan Türklerinin tanınmış zengin ve milletsever ailelerinden Akçora ailesine mensuptur. Anasının adı Zühre’dir.
 
[ihc-hide-content ihc_mb_type=”show” ihc_mb_who=”3,2″ ihc_mb_template=”1″ ]
Şefika Hanım, daha küçük yaşta iken, babasının 1883 yılından beri çıkardığı «Tercüman» gazetesinde önce taşraya gönderilecek abonelerin adreslerini yazmakla işe başlamış; sonraları Kırım Türklerinin sosyal ve kültürel hayatında faal rol oynamıştır. Henüz 16 yaşında bir öğrenci iken haftalık «Âlem-i Nisvan – Kadınlar âlemi) dergisini yayınlamıştır.
 

1906 yılında, 19 yaşında iken, daha sonra Azerbaycan’ın millî Türk hükümetinin başbakanı olarak tanınmış Yusuf Nesipbeyli ile evlenmiş; fakat sosyal ve kültürel çalışmalarından vazgeçmemiştir. Şefika Hanımın bu evliliğinden, biri kız diğeri erkek, iki çocuğu dünyaya gelmiştir.

 
Şefika Gaspıralı, 1917 yılında Kırım’da toplanan millî Kurultay’da milletvekili ve divan üyesi olarak çalışmış ve milletine hizmet etmiştir. Aynı yılın Mayıs ayında Moskova’da toplanan Bütün Rusya Müslümanları Birinci Kongresine Kırım’dan katılan heyete iştirak etmiş; Kongrenin yönetim kurulu üyeliğine de seçilmiştir. Böylece, o, dünya Müslüman kadınları arasında ilk siyasî hayata atılıp karışan ve bu yolda milletine hizmet eden bahtiyar Müslüman Türk kadınlarından biridir.
 
Şefika Hanım, Kurultay hükümetinin teşebbüsü ile açılmış millî müesseselerden birisi olan Akmescit Darülmuallimatı (Akmescit Kız Öğretim Okulu) na müdire tâyin edilmiş, buna kızlarımızın yazılmaları için bizzat köyleri dolaşarak teşvik ve telkinde bulunmuştur. Bu suretle, kadınlarımız arasında, taassuba karşı ilk mücadeleyi açmış olanlardandır.
 
Şefika Hanım, daha sonra Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye gitmiş; orada, ana okullarına öğretmen yetiştirmek için açılmış olan öğretmen okuluna müdire tâyin edilmiştir. Azerbaycan’ın 1920 yılında Bolşevikler tarafından işgal ve istilası üzerine, Bakü’de Türkiye Sefiri olan merhum Memduh Şevket Esendal Şefika Hanımı Türk esirlerine katarak çocukları ile birlikte Türkiye’ye gönderilmiş ve Bolşeviklerin elinden kurtarılmıştır.
 
İstanbul’ a yerleşen Şefika Gaspıralı; evvelâ Darüleytam (Yetimler Evi) müdiresi, sonra Kızılay teşkilâtında üye olarak yıllarca çalışmış ve milletine sosyal alanda hizmet etmiştir.
 
EMEL, Kırım Türklerinin bu aziz evlâdına Ulu Tanrı’dan rahmet kederli çocuklarına, kardeşine ve ailelerine başsağlığı diler.
 
Şefika Hanım Gaspıralı, 1930 yılında İstanbul’da kurduğu Kırım Kadınlar Birliği Başkanı sıfatiyle, Romanya’nın Dobruca bölgesinde o zaman çıkarmakta olduğumuz Emel Mecmuası’na aşağıdaki yazıyı göndermiş ve biz bu yazıyı 15 Temmuz 1930 tarihli 14 sayılı dergimizde yayınlamıştık. Tarihî bir vesika niteliğinde olan ve o zaman Arap harfleriyle basılmış bulunan bu yazıyı bu vesile ile tekrar yayınlıyoruz.
 
Hükümetleri kuran fertler, fertleri yetiştiren aile, aileyi teşkil edenin birisi erkek ise diğeri kadındır.
 
Sizlere, Ey İslâm Dünyasının Kadınları!
 
Kızıl Rus istilâsı altında kalan 30 milyonluk bir Türk kütlesi vardır. Bunlar senelerden beri komünizm usulleri ve tecrübelerine mevzu olagelmiş ve bu tecrübelerin neticesinde açlığa, sefalete, cehalete ve ahlâkları, vicdanları büyük tehlikeye mâruz kalmış yarı iptidaî hale getirilmiş bir unsur şeklini almaktadır.
 
Maksadımız komünizm prensiplerini hayata uydurmak ve idareyi yalnız Rusya’da değil, bütün dünyada kökleştirmek için neler yapıldığını size burada uzun uzadıya söylemek ve anlatmak değil; yalnız yüreğimizin taa derinliklerinden kopan ve kanla ve yaşla yoğurulan feryatlarımızı işittirmektir.
 
Elinizi kalbinize koyup derin derin düşününüz. Sizin gibi analar, kızlar ve evlâtlar öyle bir düşman elindedir ki dini, milleti, ananeyi vicdan ve namusu unutturmak için gece ve gündüz göz yummadan çalışıyor.
 
O düşman memleketinde tevkif, idam, açlık ve işsizlik pek çok. Ayıp, günah ve merhamet hiç yok. Mukaddesat yalan. Gönlün ne istiyorsa yap; nefsin ne dilerse hiç durma işle. Serbestsin, hürsün… Bolşevikliği, iblisi tanımalısın. Ona ve onun dinine bağlanmalısın. Sonra her şey kabil. Arada bir set kalmaz. Karşında geniş bir maskaralık meydanı açılır, sahneye çıkar alabildiğine edepsizlik yaparsın…
 
İşte, Rusya’daki kızlarımıza, evlatlarımıza bu fikirler aşılanıyor, bu yolda terbiye veriliyor.
 
Bolşevikler; bu gibi telkin ve terbiyelerinin arzu ettikleri mikdarda kökleşmediğini gördükçe milleti bu defa başka tarzda ortadan kaldırmak siyasetini yürütüyorlar. Türlü vesilelerle hicretler tertip ederek bu vakte kadar görülmemiş usullerle halkı buz deryalarına sevk ediyorlar.
 
Kızılların iblisane siyaseti yüzünden vatanımız küçük Kırım’da kardeşlerimiz kalmayacaktır.
 
«Mecburî Hizmet» namı altında müslüman, erkek, kadın, çoluk ve çocuklar kapı ve pencereleri kilitlenmiş yük trenleri ile Orta Rusya’ya sürülüyorlar. Kırım’da iş, Rusya’da insan mı tükenmiş?!
 
Bu biçareler oralara yetişinceye kadar vagonların kapılan, pencereleri açılmıyor, içindekilerin çoğu hastalanıyor, ölüyor ve çıldırıyor! Bu zavallılar sürüldükleri yerlerden yazdıkları mektuplarda şayet tekrar sevkiyat olursa hükümetten «insaniyet» namına yalnız birer kurşun istenilmesini tavsiye ediyorlarmış.
Rusya’da müslümanların ahlâk ve dinlerini bozmak ve tabii ecellerini yaklaştırmak gayesiyle imha, hep imha siyaseti yürütülüyor. Senelerden beri devam eden ve gittikçe şiddet kesbeden dinî âkıbet ve zulüm son dereceyi bulmuştur. Bolşevikler 10 – 12 senelik hâkimiyetleri esnasında Rusya arazisinde yaşayan bütün milletlerin din ve an’anesine ait küçük bir nişane bile kalmaması için gayet büyük faaliyet gösteregelmişlerdir. Bu hususta yardımcısız, hamisiz, nutukları tutulmuş müslüman kütlesi üzerinde tabiidir ki daha çok muvaffak olabilmişlerdir. Mâneviyatı kırılmış, ürkmüş, senelerce aç kalmış bir millet cebir, silâh, kuvvet ve ölüm karşısında ne kadar durabilir?!
 
Ziyaretgâhlarımız, medrese ve câmilerimiz tamamen kapatılmış yahut tiyatro ve kulüp gibi müesseseler haline getirilmiştir. Zengin evkaf teşkilâtımız ise çok seneden beri Moskof elindedir.
 
Büyüklerimiz, münevverlerimiz, ülemamız tevkif nefi ve idam oluyorlar. En hafif ceza olarak işlerinden uzaklaştırılıyorlar ve aç bırakılıyorlar.
 
Milletleri, millî servetleri, dinî mukaddesata bağlı ne kadar şey varsa, cümlesini yer yüzünden kaldırmak isteyen, zaten imha kuvvetinden başka hiç bir kudreti olmayan Bolşevik hükümetinin tatbik ettiği imha siyasetine karşı bâzı ülemamızın vicdanlarından kopan yüksek itirazlarına bu adaletçi (?!) Çekacılar meydana «Halk tarafından» imzalanmış kararlar atarak (işte, Cemaatin dileği budur) diyorlar ve ib-lisane gülümseyerek ellerini oğuşturuyorlar.
 
10-12 seneden beri komünist hâkimiyeti altında yetişip gelen nesil, yâni mektepliler, mektepte ilim yerine siyaset, din yerine ahlâksızlık öğreniyorlar.
 
Bolşeviklerce medeniyetin adaleti kuvvet ve ölümden, vicdanı ise «burjuvazi» bir kanaatten ibarettir.
 
Gûya milletin arzu ve ihtiyacına mebni hükümet tarafından resmen ve kanunen yapılan bu dinî takibatın seneler geçtikçe ne muzir ve tüyler ürpertici elim neticeleri olacaktır.
 
Dinsizlik muhitinde, mukaddesatı hiç bir suretle tanımayan, vicdan ve vazifeyi yalnız komünizm prensiplerini her türlü vasıta ile kökleştirmek yolunda gayret sarf etmekten ibaret bilen «Leninci, «Piyoner», «Komsomol» (*) ve komünist teşkilâtlarında büyütülüp terbiye alan ve çekirdekten yetiştirilen bugünkü nesil… İşte budur korkulacak istikbal ve açınılacak mahluklar…
 
Unutmayalım ki seneler geçiyor, faaliyet artıyor. Her atılan adım  semere veriyor.
 
Dinin yalnız cebirler ve cebren toplanan imzalar neticesinde ortadan kaldırılmasından bu kadar korkulmazdı. Fakat yukarıda işaret edilen noktalan bir hayli düşündürücü telâkki ediyoruz. Din bugün cebri kararlar ile imha ediliyor ise, yarın tabiatiyle yok olacaktır. Din imhası mahdut dairede değil; geniş denizler aşıcı mikyastadır!..
 
Can verirken Müslümanın ağzına zemzem suyu damlatırlar; bu mübarek su ona hayatı iade etmez. Ona belki yolcusu olan yeni ülkenin haberini ve tadım sezdirir.
 
Hasta kalbinde hazin bir teslimiyetle serin su damlalarında bir sükûnet bulur. Neredesiniz, neredesiniz elinde zemzem kadehiyle yanımıza yaklaşacak ve Azrail ile pençe pençe boğuşan milyonlarca mü’minlere hiç olmazsa bir damla mübarek suyu damlatacak Müslüman kardeşlerimiz?!
 
Rusya’da Hıristiyan dinine yapılan mezalime karşı bütün Hıristiyan âlemi -taa İngiltere’nin Piskoposundan, Roma’nın Papasından tutunuz da- memleketlerinin parlamento kürsülerinden, gazete ve mecmua sütunlarından sözleri, yazıları ve mitingleri ile protestosunu yükseltti ve işittirdi. Siz, ey Müslüman Kadınlar! Neredesiniz? Kaleminiz, sesiniz, kalp ve vicdanınızla uzak diyarlardan o mahkumların mâruz kaldıktan işkence ve felâketlere iştirak ederseniz onların müteselli olmalarına ve sizin bu iştirakinizi duyan kan kardeşlerinizin emel ve mefkûreleri uğrunda müsterihane fedayi can etmelerine sebep olursunuz.
 
Kırım Kadınlar Birliği İstanbul
 
Kırım Kadınlar Birliği’nin 1930 yılında yayınladığı bu bildiride Şefika Hanımın millî ve İslâmî duygusunun ne kadar kuvvetli, istikbali seziş kabiliyetinin ne kadar geniş olduğu açıkça görülüyor. Düşünce ve tahminlerinin gerçeğe ne kadar yakın çıktığı anlaşılıyor, O’nun bu düşünce, tahmin ve sezişi bugün de ayni kuvvetini muhafaza ediyor, çağrısı aynı gerçeği taşıyor.
 
 
 
(*) 4 yaşından 7 – 8 yaşına kadar olan çocuklar (Leninci) teşkilâtına almıyorlar, 8 – 9 yaşından 13 – 14 yaşına kadar olan çocuklar (piyoner) teşkilâtına alınıyorlar. 15 yaşından başlayarak ta komünist fırkasına kayıt edilinceye kadar (komsomol) teşkilâtında bulunuyorlar.
[/ihc-hide-content]
 

Emel 90. Eylül-Ekim 1975, Sf.14-18.

Bakınız

18  MAYIS 1944 KIRIM SÜRGÜNÜ -2014 RUSYA İŞGALİ VE ZULÜMLERİ

                      BİLDİRİ          …