CENGİZ DAĞCI BELGESELİ’Nİ SEYRETMEK[1]
Vahide Fidan DOĞAN[2]
Çağdaş Kırım Tatar edebiyatının en önemli isimlerinden biri olan Kırımlı yazar Cengiz Dağcı, eserlerinde dönemin tarihini anlatırken klasik bir tarih kitabı yazmak yerine her neslin okuyabileceği edebî eserler meydana getirmiştir. Eserlerinden yola çıkarak yaptığımız araştırmalarda görüyoruz ki; o, dönemin sadece tarihini anlatmakla kalmamış, Kırım coğrafyasının ve insanının sosyo-kültürel hayatı ve psikolojik yapısıyla ilgili ayrıntılara da yer vermiştir. Savaşın korkunç yüzünü, esir kamplarında çekilen çileyi, yalnızlığı, çocukluğun saflığını, Sovyet rejiminin baskıları ve Stalin zulmü altında inim inim inleyen bir milleti, böyle bir ortamda birbirine tutunmaya çalışan aileleri ve her şeyden çok Kırım Tatarlarının toprak sevgisini anlatmıştır… [ihc-hide-content ihc_mb_type=”show” ihc_mb_who=”1,2,3″ ihc_mb_template=”1″ ]
Dolayısıyla Kırım Tatar aile yapısı, kültür ve edebiyatı başta olmak üzere, genel anlamda Türk edebiyatına, tarihine ve kültürüne de büyük ölçüde katkı sağlamış; ancak tüm bu katkılarına rağmen ne yazık ki kendisi, Sovyetlerin ayrıştırıcı politikası sebebiyle Türk dünyasınca yeteri kadar tanınmamıştır.
Eserleri, henüz hiçbir Türk lehçesine aktarılmamakla beraber “özellikle Türkistan (Orta Asya) coğrafyasında” yeterince tanınmamakta ve dolayısıyla okunmamaktadır. Ancak işin mizahî kısmı şudur ki; eserlerini kaleme alırken Kırım Tatar Türkçesinin Türkiye Türkçesine çok yakın olması sebebiyle pek de zorlanmayan yazarın Türkiye’de neşredilen eserleri, ne yazık ki Türkiye’de de yeterince tanıtılmamıştır. Bu sebeple Cengiz Dağcı’nın henüz hayatta olduğu dönemde böyle bir projeyi gerçekleştiren, bu belgesel sayesinde kendisini bizlerle buluşturan, bir anlamda onu bizlere her yönüyle tanıtmaya çalışan çok değerli yönetmenimiz Zafer Karatay’a ve yapımcımız Neşe Sarısoy Karatay’a; öncelikle bir Cengiz Dağcı okuru olarak teşekkürlerimi sunuyorum. Bir Türk lehçeleri ve edebiyatları öğrencisi olarak ise Türk dünyasına yapmış oldukları hizmet dolayısıyla kendilerini kutluyor, tüm bölüm arkadaşlarım ve hocalarım adına da teşekkür ediyorum.
Türk milletine büyük bir edebî şahsiyet kazandıran; belgeselde de gördüğümüz gibi kendi ağzından dökülen şu söze dikkat çekmek isterim: “Ben Kırım Tatarıyım!” Bu sözle Alman ordusunun oluşturduğu Türkistan lejyonuna katılmaktan bir nevi kurtulan Cengiz Dağcı, aslında “Kırımlı yazar Cengiz Dağcı” olabilmesinin yolunu da böylelikle açmıştır. Düşünün ki, Türkistan lejyonuna katılmış birçok Kırımlı gibi –Korkunç Yıllar’da Sadık Turan örneği- o da bu lejyona dâhil olabilir, Alman üniforması içinde Ruslara karşı savaşabilir ve hatta Kırım’ı geri almak umuduyla birçok Kırımlı gibi cephede ölebilirdi. Savaştan sağ salim çıkmış olsa dahi vatanına döndüğü vakit, bir “yorgun savaşçı” olarak 18 Mayıs 1944 gecesi bilmediği bir coğrafyaya sürülüp eserlerinin konusunu daha farklı şekilde oluşturabilirdi. Belki o zaman; tren vagonlarında çekilen zulümden, Sibirya’daki soğuktan, sivrisinek sürülerinden bahsedecek, belki de Özbekistan’da yaşanan sıkıntıları, oradaki yerli halkın Kırım Tatarlarına olan tutumlarını anlatacaktı. Ama Cengiz Dağcı belgeselini izledikten sonra şunu kesinlikle söyleyebiliyoruz ki; o, öyle ya da böyle yazacaktı…
Eminim, belgeseli izlerken herkesin gözlerini dolduran, Cengiz Dağcı’nın kardeşi Ayşe’yi bilgisayar ekranında gördüğü o sahneydi. Yıllar sonra kardeşine hasretle bakışı, o yorgun gözlerinden akan yaşlar, titreyen sesindeki heyecan… Hatırladıkça insanın canını yakıyor. Hele ki Ayşe’nin “hazır ol vaziyette” okuduğu o şiir! “Stalin sözünü anne olarak değiştirdim!” deyişi… “Ah Kırım!” diyorsun. Sen ne acılar çektin ve hala çekiyorsun! Peki ya, babasının tutuklanma hikâyesine ne demeli? Gülelim mi ağlayalım mı? Ah Kırım, hislerine zulmedilmiş bir milletin vatanısın vesselam!
Belgeselde Cengiz Dağcı ile ilgili dikkat çekici bir başka unsur ise; eşi Regina. “Şu köşede otururdu…” derken, elinde bir çerçeve ile fotoğraflarının olduğu köşeyi gösterirken insan kendini garip hissediyor. Elinde bastonuyla sokakta yürüyüşüne, merdivenlerden usul usul inişine ve bankta oturup etrafına bakınmasına acıyorsun. Ama acımak öyle bir acımak ki; annesiz bir çocuğa acımak, hayat arkadaşını kaybetmiş bir adama acımak, vatanına hasret, vatanından uzakta yapayalnız birine acımak…
Son sahnede, “Anneme Mektuplar” kitabından alınan alıntının seslendirilmesi ve o anda gösterilen görüntüler, işte belgeselin altın vuruşu! Sonra Nesrin Sipahi’nin sesi… Ve Cengiz Dağcı’nın kaleminden o sözler, yakın vakitte Kırım’a gideceği içine doğmuş gibi dökülüyor. Ve belgesel bittiğinde, insan aklından şunu geçirmiyor değil; biri çıkıp ne zaman filmini yapar ki? Umuyoruz, hasretini çok çekmeyiz… Elli dokuz dakikasının nasıl geçtiğini anlamadığımız Cengiz Dağcı belgeselinin ardından, iki saatinin nasıl geçtiğini anlayamayacağımız Cengiz Dağcı eserlerinin filmleri de yapılır inşallah.
Eğer; Korkunç Yıllar’ı okurken insan, bitlendiğini hissedip sürekli başını kaşıyorsa; Badem Dalına Asılı Bebekler’de Haluk’la beraber öksüz kalıyorsa insan ve Onlar da İnsandı bittiğinde Rus milletine düşman olmuyorsa; işte bunun tek sebebi; Cengiz Dağcı’nın edebî gücü, samimiyeti ve kalbe dokunan yanıdır! O, tarih kitaplarında “yazılmayan” tarihi anlatmış, filmlerde “gösterilmeyen” sahneleri hayal dünyamıza sunmuştur. Onu anlamak için, yazdıklarını hissedebilmek için Kırım Tatarı olmaya gerek yoktur. Onu anlamak için biraz merhamet ve çokça vatan sevgisi kâfidir. Daha çok okumak ve okutmak dileğiyle…
Yurduna kavuşan adam Cengiz Dağcı’nın ruhu şad olsun…
[/ihc-hide-content][1] Bu çalışma; İlk defa 10 Nisan 2011 tarihinde TRT Haber Kanalında, bilahare TRT’nin çeşitli kanallarında pek çok defa yayınlanan Cengiz Dağcı Belgeseli ile ilgili Zafer Karatay ve Neşe Sarısoy Karatay’a gelen e- mailler, Facebook sayfasında ve YouTube’da yapılan yorumlar, www.cengizdagci.org sitesine gönderilen mesajlar ile diğer internet sitelerinde yer alan yorum ve değerlendirmelerden derlenerek hazırlanmıştır. VFD.
[2] İstanbul Üniversitesi / Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Öğrencisi
Emel 238-241. Ocak-Aralık 2012. Sayfa 40-54.
Emel KIRIM VAKFI