DOBRUCA’DAN KIRIM KURULTAY VEKİLİ DOKTOR MEHMET NURİ

İçerik sitemize henüz yüklenmedi. Emel Dergisi 280, Temmuz-Ağustos-Eylül 2022. Sayfa 38-44.

Eden KURTASAN

DOBRUCA’DAN KIRIM KURULTAY VEKİLİ
DOKTOR MEHMET NURİ

 

Eden KURTASAN

 

Doktor Mehmet Nuri (1884-1970) Bayburi ailesinin bir mensubudur. Şimdi şanı pek bilinmese de zamanında Dobruca’da binlerce dönüm arazi sahibi asil bir aile idi. Asil olmaları sadece toprak zengini oluşlarından değil, tahsilleri ve aynı zamanda günümüze dek devam eden vatanseverliklerinden gelir.[1]

Doktor Mehmet Nuri’ye gelmeden evvel aynı aileden olan diplomat Seyfullah Bey’den bahsetmek lazım. Cemal Acı-Amet’in Tatar şahsiyetleri sözlüğüne göre doktorun dayısı olan Seyfullah Bey Osmanlı’nın Britanya büyükelçiliğini yapmış[2]. Ben Londra büyükelçileri arasında bu ismi bulamadım, ancak 1899’da Marsilya konsolosu bir Seyfullah Beyi buldum. Ama aynı aileden konuştuğum torunu Serdin bey doktorla aralarında sadece birkaç yaş farkı olup kuzen olduklarını iddia ediyor. Ama o zaman yirmili yaşlarında birinden çöküşte olsa da Osmanlı’nın Marsilya konsolosu mu olunur demezler mi? [Kaldı ki Seyfullah (“Allah’ın kılıcı” anlamına gelir) gayet yaygın bir isimmiş]. Derler ama tam ümidi kaybettik derken ailedeki diğer tanıdık torun, Naci bey imdada yetişiyor. Daha muhtemel olanı Kırım Harbi sonrası kurulan ve 1938’e kadar devam eden Avrupa Tuna Komisyonu üyesi olmasıymış. Altmışı çok geçmeden 1945’te vefat edip Karaibil’in mezarlığına defnedilmiştir. Maalesef son aldığım haberlere göre yetmişlerde hâlâ okunabilir halde olan mezar taşı artık yok olmuş. Demek neymiş, sen ne kadar bir zamanların koskoca Seyfullah Bey’i olsan da gün gelir mezar taşın silinip gidermiş.

Bayburi ailesinin toprakları o kadar çokmuş ki en büyük dertleri işlenmesi için yeterli sayıda iş gücü bulmakmış. Ama “hayırlı” evlâtlardan biri bunların bir kısmını İstanbul’da kumarda çatır çatır harcayarak çözmüş!

Karaibil Köyünün harap haldeki camisinin minberinin fotoğrafı

Doktor Mehmet Nuri’ye dönersek, 20 Ekim 1884’te Razim gölü ile Tuna’nın Aya Yorgos[3] kolu arasındaki Tulça ilinin Sarınasuf’a bağlı Karaibil köyünde doğmuş. Karaibilin sıra dışılığı sadece Bayburilerden değil, aynı zamanda hem Kırım’dan Canköy ve Kerç bölgesinden göç edenler (Doburacada halk arasındaki tabirle Çonğar/Kerişler) hem de Bucak ve Deşti Kıpçak’tan gelen kabilelerin torunları Noğayları barındırması ve köyde hâkim konuşma dilinde şivenin Noğaylarınki olmasında imiş. Bayburilerin vatan Kırım sevgisi o kadar büyük ki Tatar olmamasına rağmen aile içinde büyüyen Doktor Eyüp Musa bile Kırım Tatar milliyetçisi olmuş. Tabîi bu duygu daha sonrasında Emel’ci olması ile daha da güçlenmiş. İkinci Dünya Savaşı’nda bizimkilerden Romen askeri olup Kırım’a ulaşabilenlerin sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Mesela Müstecib Ülküsal büyüğümüzün savaş zamanında resmî yetkililere bizzat sunduğu gönüllüler listesinden sanırım bu bir tek millî tenorumuz Hüseyin Sebat’a nasip olmuş. Ki o da bin bir takla atarak, aklın ucundan bile geçmeyecek şekilde piskopos Visarion Puiu’nun devreye girmesiyle olmuş. İkincisi de işte bizim Kırım sevdalısı Türk doktor Eyüp Musa.[4] Elin diğer parmaklarını tamamlayan isimler ise Kırım Millî Hareketinde isimleri pek duyulmayan Zekir Ömer ve Edip isminde iki kaptan. Ki onların şansı yaver gitmemiş Sovyetlere esir bile düşmüşler. Sonuncusu ise Tuzla imamı İlyas Menseyit.

Doktor Eyüp Musa Demiroğlu’nun Kırım aşkının bedeli olarak 1953’teki büyük Kırım davalarında diğer vatanseverlerle bir arada bulunmasından dolayı payına düşen ise 8 yıl ağır hapis cezası.[5]

 

Doktora döneceğiz dedik, ama bir kısa bir détour yapıp size başka doktordan bahsettik. Gelin yazımızın asıl kahramanına dönelim. İlk önce yüz sene evvel doktor olmanın ağırlığını doğru ölçmek lazım. Şükürler olsun, son yıllardaki patlamayla artık günümüzde onlarca Dobrucalı Tatar doktoru var. Hatta güncel olarak Mecidiye hastanesinde görevli Kenan Mustafa[6] kardeşimiz devlet nişanına bile layık görülmüştür. Övünmek gibi olmasın, ama sadece bu satırları döken garibin kuzenlerinden tam üç tanesi bu şerefli mesleği icra ediyor. Eh işte, 30 bin civarı kalmış bir toplum için hiç de fena olmayan bir rakam, değil mi? Boztorğay’daki satırlar misali, bize yakın doktorlar “Qayerğe barsa yaraşa”. Dobruca ve Romanya’nın sınırlarını çoktan aşıp tüm dünyaya yayıldılar: ABD, İsveç, Almanya, İngiltere, vs. artık tüm dünya Kırım Tatar doktorlarına emanet! Ama bir asır öncesinin koşullarında hekim olabilmek çok daha zordu. Akıl, azim ve sabır var olsa da, belki de o arazilerin bereketi olmadan pek de mümkün olmuyordu.

Mehmet Nuri İstanbul Üniversitesi’nin 1908 yılı mezunu. O yıllarda hâlâ kapalı toplum olduğumuzu da unutmamak lazım. Yani üniversite tahsili demek bizimkiler için doğal olarak Osmanlı demekti. Bu İstanbul mu olacak yoksa Kahire’nin, misal El Ezher’i mi olacak, muamma. Kesin olan, Müslüman diyarı olacağıydı. Selim Abdülhakim gâvur Bükreş Üniversitesi’nden mezun olup devrim yapana dek birkaç yıl daha geçecekti. Ki zaten sonrasında Bükreş yüksek okulları kapılarını sonuna kadar açacaktı. Onlarca parlak talebelerimiz Selim Abdülhakim Vakfı bursları ile bazen Romence dahi bilmeyerek kendini Bükreş’te buldular. Bunlardan birisi de Azaplarlı Şefkati Abduraim[7] ağamız.

Neyse, ne yapıp ne edip yine bizim doktordan uzaklaşmayı başardık. Ama bu defa son. Söz! Paris’ten uzmanlığını aldığını Müstecib Ülküsal’ın Hatıralar’ından[8] öğreniyoruz. Sonra Romanya’ya dönüp Demir Yolları’na bağlı hastanede görev alıyor.

Romanya’nın da karıştığı ve kendisine Güney Dobruca’yı kazandıracak olan 1913 İkinci Balkan Harbi’ne askerî doktor olarak katılıyor ve Kral I. Karol’un bizzat takdim ettiği madalyaya layık görülüyor. Tarihin tekerrürüne bakın ki, yüz sene sonra Kenan’ımız da nişanını yine bir Alman Romen devleti reisinin elinden alıyor


(31 Mayıs 1913) I. Karol huzurundaki Kral Camisi’nin açılışı. Güner Akmolla arşivi.

 

Çok geçmeden, 1916-1918 Birinci Dünya Savaşı seferberlik yıllarında Moldova’nın Buşteni ve Mărăşeşti 2 ve 5 numaralı hastanelerinde doktorluk görevini sürdürüyor. Ufak bir parantez açmadan yapamayacağım, ama Mărăşeşti Romen tarihindeki en şanlı zaferlerden olup Büyük Romanya’nn oluşmasında katkısı çok büyüktür. Türkiye için “Vatan-Millet-Sakarya” ne ise Romanya için de “Mărăști-Mărășești-Oituz” odur. Kaçınılmaz parantez içindeki parantezde güney cephesinde Osmanlı ordusuna karşı savaşmak istemeyen Selim’in kardeşi Kâzım Abdülhakim transferini isteyip 1917’de Mărăşeşti’de Romen şehidi oluyor.

Hızını alamayan bizim doktor arada “millî şair” Mehmet Niyazi ile birlikte şanlı Çelebi Cihan döneminde Kırım’a hareket etmekle kalmayıp Kırım Tatar Milli Kurultay’ının üyeliğini bile yapıyor! Dahası, Milli Fırka’nın muhalefetinde yer alıyor.

Romanya’ya dönerek Abdülhakim’lerin kız kardeşleri ile evlenip Mehmet Niyazi ile bacanak da oluyor.

Türkçü olduğunu yine Müstecib ağa yazıyor. 1921’te Hayat gazetesini çıkarıyor.

Kazanılmasında rol oynadığı[9] Hacıoğlu Pazarcık’a yerleşiyor. Bildiğimiz gibi, 1926’da Bükreş Hukuk Fakültesi mezunu Müstecib Hacı Fazıl adındaki bir genç avukat da Eylül ayında evlendikten[10] sonra aynı şehre yerleşiyor. Burada bir bilgi daha ilave edelim; nikâhı kıyan da Çelebi Cihan dönemi Kırım’ında bulunan bir diğer isim olan Pazarcık müftüsü Halil Fehim’dir.

Doktorumuz Milliyetçi Liberal Parti’li olup iktidar oldukları dönemlerde şehrin belediye başkan vekilliğini yapıyor.

Başta Müstecib beyle işbirliği içerisinde olup 1932’de Emel matbaasında basılan, başyazarlığını yaptığı Yıldırım gazetesini çıkarıyorlar. Maalesef Milli Fırka muhalefeti Cafer Seydahmet’in Emel’cilerle ilk temasları sırasında bile devam ediyor. Daha fazla ayrıntı Müstecib Ülküsal’ın Hatıralar’ında bulunabilir.

1940’ta Güney Dobruca’nın tekrar Bulgaristan’a geçmesiyle birlikte Romanya’ya geçmeyi tercih etmiştir. Sonraki yıllardaki faaliyeti hakkında şimdilik bilgimiz yok ancak zaten herkes için karanlık yıllar olduğunu biliyoruz. 1970’ten beri de Köstence merkez mezarlığında ana yolun sol tarafındaki bir yerde ebedî istirahatte. Onun da bir gün mezar taşı silinmeden ziyaret edip, dua edip rahmet dileyebilirsiniz.

[1] Naci Piyenaru (Nagy Pienaru), Serdin Muktat, Güner Akmolla, Dr. Mesut Baubek’e bu yazının oluşmasında yardımları için teşekkür ederim.

[2] Cemal Aci Amet, Romanyalı Türk-Tatar Şahsiyetlerin Sözlüğü [Dicționarul personalităților turco-tătare din România, editura Metafora, Constanța, 1999]

[3] Yorgos Hristiyanların en popüler azizlerinden olup Romenlerin en kullanılan erkek ismi Gheorghe’ye ilham olmuştur. Misal Hagi ile Popescu. Tuna’ya dönersek Aya Yorgos veya yerel deyimle Sfântul Gheorghe en aşağıdaki koludur, orta kolu Sulina (Sünne) olup en kuzeydekisi ise Kili’dir ki eskiden Bucak sınırı olup günümüzde Romanya-Ukrayna sınırıdır.

[4] Dr. Eyüp Musa Demiroğlu, “İkinci Dünya Savaşı’nda Kırım Cephesinden Hatıralar”, Emel, Sayı 135. 1983. Ss.282-302.

[5] Metin Ömer, Dobruca Tatarları. Karadenizli bir Kader [Tătarii din Dobrogea.Un destin la Marea Neagră, ISPMN, Cluj-Napoca, 2017, s.106]; Saim Osman Karahan, “Doktor Abi’yi Kaybettik; Eyüp Musa Demiroğlu (4 Ocak 1912-19 Eylül 2004), Bahçesaray no 24 (2004).

[6] Kenan Mustafa Mecidiye Hastanesinde Yoğun Bakım bölümünde Covid-19’a karşı görev yaptığı için Romanya Ulusal Günü olan 1 Aralık 2021’de Devlet Nişanı ile ödüllendirildi.

[7] Şefkati Abduraim 1928 yılında Azaplarda doğdu. Eski Köstence müftüsü Şuayip Bolat Abduraim’in oğludur ve Hacı Fazıl-Ülküsalları yakından tanımıştır. Müstecip bey’in ilk evliliğindeki oğlu Bora Hacı-Fazıl Ülküsal ile beraber Selim Abdülhakim’in bursiyerlerinden oldu. Ailesi komünistler tarafından sürgün edildiği için birkaç yıl kaçak yaşayıp   Bükreş’te inşaat mühendisi oldu. Rejim yetmişli yıllarda yumuşayınca şehrin boru tasarımına kadar yükseldi. 89 İhtilalinden sonra tekrar soydaşların arasına dönerek birliğin Bükreş şubesi başkanlığını bile yaptı. Kırım’a defalarca gitti. İlerlemiş yaşına rağmen hâlâ Kırım ve halkına hizmet aşkıyla yanıp tutuşuyor.

[8] Müstecip Ülküsal, Kırım Yolunda Bir Ömür. Hatıralar, Kırım Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği Genel Merkezi Yayınları No.: 3, Ankara, Nisan 1999

[9] Dr. Mehmet Nuri Romanya’nın Bulgaristan’dan güney Dobruca’yı alan İkinci Balkan Harbi sırasında Romen ordusunda görev yapmıştı.

[10] İlk eşi Saliha Kırımizade Azaplar’a sığınan Jön Türklerin önemli isimlerinden bahriye subayı Ali Rıza Kırımizade’nin kızıdır. Dr. İbrahim Temo, Kırımizade Ali Rıza Efendi’nin İttihat ve Terakki cemiyetinin Romanya ve Balkan teşkilatında oldukça etkili bir örgüt üyesi olduğunu belirtmektedir. Bkz: Temo İ. İbrahim Temo’nun İttihat ve Terakki Anıları. İstanbul, Arba Yayınları, 2. Baskı. 2000. s.98.

 

 

TAVSİYELER

Kırım’da 18-24 Şubat Haftasında Neler Oldu