Tuğçe VATANSEVER.
Eskişehir’in Mahmudiye İlçesi’ne bağlı olan Mesudiye Köyü, 1898’de Rumeli muhacirleri tarafından kurulmuş olup, günümüzdeki nüfusunun çoğunluğunu 1900’lerin başında Kırım’ın Gözleve (Kezlev) ve Akmescit bölgelerinden gelip, devlet tarafından köye yerleştirilen Kırım Tatarları oluşturmaktadır. Yaklaşık 40 aile olarak geldikleri bilinen Kırım Tatarlarını devlet önce Adana’nın Ceyhan bölgesine gönderilmiştir. Fakat iklim şartlarından dolayı Eskişehir’e yönelmişlerdir [1]. Köyün kurucusu Ali Hoca (Yazgı) olarak bilinmektedir1.
[ihc-hide-content ihc_mb_type=”show” ihc_mb_who=”3,1,2″ ihc_mb_template=”1″ ]Köy, Kurtuluş Savaşı sırasında 1921-1922 yılları arasında bir sene boyunca Yunan işgali altında kalmıştır. O sırada köyün erkekleri asker olarak görevlendirildiklerinden Yunan askerlerine direnenler kadınlar ve çocuklar olmuştur. Yunan askerleri köyü karargâh olarak kullandığından çevre köylere verdikleri kadar zarar vermemiş olsalar da bölgeden ayrılmadan hayvanları kaçırıp, evleri yağmalayıp, her yeri ateşe vermişlerdir. İstiladan sonra 7 yıl boyunca görülen kuraklıktan dolayı köy halkı zor zamanlar geçirmiştir [2]. Zamanla evler yangından arta kalan taş temeller üzerinde yeniden yükselmiştir2.
Mesudiye Köyü’nün nüfusu 1970’li yıllarda 750 civarında iken 2018 verilerine göre 149 kadın ve 149 erkek ile toplam 298’dir [2], [3]. Köyün çoğunluğunu yaşlı nüfus oluşturmaktadır. Çocuklar ve orta yaşlılar belirli sebeplerden dolayı şehre ve ilçeye göç etmiştir. 1960’ların sonlarına doğru köydeki her eve su bağlanmıştır. Elektrik 1975 senesinde gelmiş, telefon ise 1978’de kullanılmaya başlanmıştır. Köyde konuşulan dil, konuşanların sayısında azalma olsa da, Kırım çöl ağzı Tatarcasıdır. Köydeki bazı mekân ve mevkilere verilen Kırım Tatarca isimleri Tatar olmayan halk da kullanmaktadır: Köyün arka tarafında kalan kısımlara ‘kora bet’, evin giriş kısmına ‘karidor’ veya avluya ‘azbar’ denmesi gibi…
Köyün temel geçim kaynağı tarım ve hayvancılıktır. Kırım Tatarları göç ettikleri sırada tarımcılıkla ilgili makine ve aletleri yanlarında getirmiş ve Kırım’da uyguladıkları tarım tekniklerini ve ürün çeşitlerini burada da denemişlerdir [2]. Mesudiye Köyü’nün sahip olduğu arazinin sulanabilir olmasına göre yetiştirilen ürünler arpa, buğday, pancar, soğan, mısır, nohut, ayçiçeği, kavun ve karpuz olarak sıralanabilir. Ekim’in ilk haftası arpa ve buğday için ekim zamanı, son haftası da mısır, pancar, soğan ve ayçiçek için ekim zamanıdır. Ekinler Haziran ve Temmuz ayları boyunca hasat edilir ve üretim süreci bu şekilde devam eder3. Tarla mahsullerinin depolanması, firelerin ayıklanması ve tarım faaliyetlerinde kullanılan araç-gereç ve makinelerin depolanması için evlerde geniş avluya ihtiyaç duyulmuştur. Ekonomik faaliyetlerin mimariyi köyde bu anlamda etkilediği açıkça görülmektedir.
Köy, engebeli olmayan düz bir arazi üzerinde, kuzeybatı-güneydoğu yönünde üç uzun aks ve onları dikine kesen kuzeydoğu-güneybatı yönünde üç kısa aks içinde kuzeybatı-güneydoğu yönünde ızgara planlı gelişmiş bir yerleşim yeridir. İki büyük mahalleden oluşan köy, ilk kuruluşundan itibaren planlı bir şekilde büyümüştür. Mesudiye’nin yerleşim planları köy kurulduğu sırada yakında bulunan bir kışlada çizilmiştir [1]. Köyde her bir parselin alanı ortalama 2 dekardır. Köydeki ilk yerleşim günümüzde 133 ada, 130 parselde bulunan kerpiç konut ile başlamış olup ilerleyen yıllarda bu alan etrafında kuzeybatı-güneydoğu yönünde doğrusal bir şekilde inşa edilen evlerle genişlemiştir.
Yapıların parsel içindeki konumlarında ve mimari biçimlenişlerinde köy halkının geçim kaynağı olan tarım ve hayvancılık faaliyetleri etkili rol oynamaktadır. Bu sebeple büyük avluya ihtiyaç duyan halk, yapılarını avlu (‘azbar’) etrafında inşa etmişlerdir. Avluya dönük bir yaşamın söz konusu olduğu yerleşim yerinde yapılara sokaktan doğrudan giriş verilmemiştir.
Avludaki (“azbar”daki) yapılar yaşam alanları, servis birimleri ve diğer öğeler olmak üzere üçe ayrılabilir.
Yaşam alanları girişlerinin olduğu sokağa dik, parsel sınırında ve doğrusal plandadır. Servis birimleri de avlunun diğer sağır duvarlarına bitişik ve girişleri avluya açılacak şekilde oluşturulmuşlardır.
Geleneksel yöntemde, harmanda ekinin (arpa, buğday, yulaf) tane ve saplarını birbirinden ayırmak için, ismi ‘dövmek’ten gelen düven veya düğen denilen, üzerinde keskin çakıl taşları dikine çakılı bulunan yaklaşık 80×180 cm boyutlarındaki uç tarafı kalkık, iki veya üç ahşabın yan yana getirilip, iki ahşap kuşakla birbirine bağlanan aleti (düven), barka (ahşap bağlama elemanı) yardımıyla at arabasını atlara bağlayıp avlu içinde birkaç saat tur atılmaktaydı. Bu eylem geçmişte avlunun mekânsal olarak yeterli büyüklükte tasarlanması gerektiğini ve kullanımının önemli olduğunu göstermektedir.
Avlu kullanımının sosyolojik boyutu da vardır. Günümüzde seyrek de olsa “toy”lar (düğün), kutlamalar her ailenin kendi avlusunda yapılmaktadır. Kırım Tatar düğünleri erkek tarafına Perşembe günü hediyeler gönderilmesiyle başlayıp, Pazar günü gelin tarafında düzenlenen eğlencelerle sona eren bir ritüeldir. Bu süreçte verilen yemekler, düzenlenen müzikli, danslı eğlenceler, sohbetler avluda gerçekleştirilmektedir.
Girişleri avludan ve kıble yönünde olan yaşam alanları, avlu girişine yakın ve parsel sınırında konumlanmıştır. Önünde bahçesi bulunan ve içeri girmek için avludan önce bahçeye girilen örnekler de mevcuttur. Pencere ve kapılar avlu girişine bakmakta olup birimlerin arka cepheleri sağırdır. Sadece üst katta, çatıya yakın 10-15 cm çapındaki havalandırma delikleri mevcuttur. Tek katlı olarak inşa edilen yaşam alanları, ailedeki birey sayısı arttıkça doğrusal olarak yeni bir birimin eklenmesiyle büyütülmüştür. Geleneksel kerpiç konutların yaşam alanları “1 ‘Ayat’ +1 ‘Üy” ve “Ekî başlı üy” (2 ‘Üy’ +1 ‘Karidor’) olarak adlandırılan iki farklı planın doğrusal düzende tekrarından oluşacak şekilde inşa edilmiştir.
Servis birimlerini oluşturan mekânlar ise ambar, ahır, samanlık, depo, üç tarafı kapalı “kakra” denilen mekân ve tuvalet olarak sıralanabilir. Bu mekânlar parsel sınırına ve yaşam alanlarına bitişik olarak yine doğrusal düzende avlunun etrafında konumlandırılmışlardır.
Ahır olarak kullanılan mekânlar genellikle avlu girişinden uzakta yer almakta; ambar, samanlık ve “kakra” adı verilen ve garaj olarak kullanılan mekânlar ise avlu girişinin daha yakınında bulunmaktadır. Tuvalet ise, avlunun yaşam alanlarından en uzak yerinde ve girişi kıble yönünün tersinde olacak şekilde inşa edilmiştir. Avlularda ayrıca kuyu ve fırın bulunmaktadır. Kuyu, avlunun herhangi bir yerinde açılmış olup çapı genellikle 1 metredir. Taş ile örülmüş kuyuların derinlikleri 8-12 m. arasındadır. Fırın, yaşam alanlarına yakın ve kerpiçten inşa edilmiştir. Tulumbaya ise genellikle Rumeli muhacirlerinin avlularında rastlanmıştır.
1 Köy sakinlerinden Mehmet Yazgı ile yapılan 10.03.2019 tarihli sözlü görüşmesinden edinilen bilgidir.
2 Köy sakinlerinden Basri Demir ile yapılan 06.11 2018 tarihli sözlü görüşme sonucu öğrenilmiştir.
3 Köy sakinlerinden Nail Varlı ile yapılan 11.11.2018 tarihli sözlü görüşmeden edinilmiştir.
Kaynakça
[1] H. Kırımlı, Türkiye’deki Kırım Tatar ve Nogay Köy Yerleşimleri, Ankara: Tarih Vakfı Yurt Yayınları, 2012.
[2] S. Gence, «Diaspora’daki Köylerimizden: Mesudiye (Taşlıhüyük) Köyü,» Bahçesaray, s.. 50-55, 2007.
[3] Nüfus Müdürlüğü, «nufusune.com,» 2018. [Çevrimiçi]. http://www.nufusune.com/191169-eskisehir-mahmudiye-mesudiye-mahallesi-nufusu.
[4] «www.eskisehirkulturenvanteri.gov.tr,» 2019. [Çevrimiçi]. http://www.eskisehirkulturenvanteri.gov.tr/sitdetay.aspx?ID=370.
[5] E. Erten, «Mesudiye Köyü’nde Sosyo-Kültürel ve Dini Hayat”, Yüksek Lisans tezi, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Felsefe ve Din Bilimleri Anabilim Dalı, Din Sosyolojisi Bilim Dalı, Konya, 2009
[/ihc-hide-content]İçerik sitemize henüz yüklenmedi. Emel Dergisi 268, Temmuz-Ağustos-Eylül 2019. Sayfa .
Emel KIRIM VAKFI