GİRAY

GİRAY*

Prof. Dr. Halil İNALCIK

XIV. asır başlarından 1783 yılına kadar Kırım’da hüküm süren bir hanedanın adıdır. Sülâle, Cengiz Han’ın oğullarından Cuci’nin küçük oğlu Tokay-Timur’a bağlanmaktadır. Tokay-Timur’un bir oğlu, Öreng-Timur (yahut Oran-Timur), Altın-Ordu hükümdarı Mengü (1266—1280)’den, Kırım ve Kefe’yi yurtluk (moğ. nutuh, nuntuh) almıştır. (Abu’1-Gazi Bahadur Han, Şecere-i Türk, Petersburg, 1871, s, 173). Tokay-Timur oğullarının Kırım ile ilgisi bu suretle kurulmuş görünüyor. [ihc-hide-content ihc_mb_type=”show” ihc_mb_who=”2,3″ ihc_mb_template=”1″ ]

Batu Han soyunun Berdi Beg’de kesilmesinden sonra (1359), Altınordu’da, hanlık için, başlayan mücâdelelere Tokay-Timur oğulları da katıldılar. Kırım ve Karadeniz şimal bozkırları bu mücâdelede onların dayandığı başlıca bölge olmuştu. Tokay-Timur oğulları, Künçek oğlandan sonra, 3 kola ayrıldılar. Bunlardan ancak Baş-Timur (bâzı kaynaklarda Taş-Timur) oğulları Kırım’da devamlı bir hanlık kurabildiler. İşte Giraylar, bu Baş-Timur oğullarının soyundan inmektedirler (çok karıştırılan menşe meselesi hakkında bk. A. Z. Velidi Togan, Umûmî Türk Tarihi, İstanbul, s. 342 v.d.). Baş-Timur’un daha 1394 — 1395’te bir tarafında Toktamış Han’ın adını ve diğer tarafında kendi adını taşıyan para bastırdığını (Howorth, II, 449), Edige’ye karsı mücâdele ettiğini ve sonra Timur’un yanına sığındığını (1404) biliyoruz. Baş-Timur’un han unvanını taşıyan oğlu Gıyâsüddîn, Kırım’da rakipleri karşısında tutunamayınca, Litvanya büyük dukası Vitold’un yanına sığındı. Leh kaynaklarına göre, oğlu Hacı Giray (b.bk.) orada dünyaya geldi. Öte taraftan Gıyâsüddîn’in kardeşi Devlet-Berdi’nin 1427’de Kırım’da hâkim bulunduğunu ve Mısır sultanı Baybars’a bir elçi heyeti gönderdiğini biliyoruz (“Aynı, İkd al-cuman, 830 vekayii, Veliyüddin Efendi kütüp., nr. 2396). Her halde ilk Kırım hanı sayılan Hacı Giray’dan evvel, atalarının XV. asır başlarında Kırım’da hâkim oldukları muhakkaktır. Kırım yerli rivayetlerine göre (bk. al-Sab’al-sayyar, s. 72), Hacı Giray babası Gıyâsüddîn’in büyüdüğü Giray kabilesi içinde doğmuş ve Gıyâsüddîn bu kabileden olan atalığına hürmet olarak, büyük oğluna Hacı Giray adını vermiştir. Bu Giray kabilesinin, Hacı Giray ile kardeşi Canay-Oğlan (bâzı kaynaklarda Cihan Giray)’a, nekbet devirlerinde, melce olduğu hakkındaki kayıt (al-Sab’al-sayyar, s. 70) da dikkate değer. Kırım hanlarına verilen “Giray” lakabı, şüphesiz bu kabileden kalmıştır.

Nemeth Gyula (Hongfoglalo Magyarsag Kialakulasa, Budapest, 1930, s. 265— 268)’ya göre, giray Türkçe ker (“dev, en kudretli mahlûk”) sözünün küçülme şekli olan kerey’den gelmektedir. Bunun muhtelif sekileri olan Kerey, Kirey, Kiray ve Giray kabile ve boy adlarına Kazak, Türkmen, Başkırt, Buret ve Moğollarda (-t cemi eki ile kereit şeklinde) rastlanmaktadır. Cengiz Han sahneye çıktığı zaman, Moğolistan’ın en kuvvetli siyâsî camiasını teşkil eden Türk Kereit kabilesi, onun tarafından mağlûp edilerek, muhtelif Moğol kabileleri arasında dağıtılmıştır, Bununla beraber Kereit kabilesi Moğol imparatorluğunda Seçkin bir mevki aldı. Bizzat Cengiz Han, mağlûp Kereit hanının yeğenini zevceliğe almıştı. Mogul fütuhatı ile birlikte, bunların pek uzak sahalara kadar yayıldığını ve bâzı bölgelerde muhtelif guruplar içinde adlarını bugüne kadar muhafaza ettiklerini görüyoruz. Kırım’da bulunan birçok kabileler gibi, bu Kirey’lerden bir kolun, Altın-Ordu kargaşalıkların başladığı XIV. asır ortalarında Sır-Derya boylarından Kırım tarafına geçen “sağ-köl” Özbekleri ile (bk. Zeki Velidi Togan, Bugünkü Türkistan, s. 31) Kırım’a geldiği tahmin olunabilir. Bugün Orta Asya’da Kazakların “orta yüzünü” teşkil eden 5 büyük kabileden biri Kirey’lerdir. Bunlardan Irtış, San-Su ve Çu kenarlarında dolaşan Uvak-Kirey’ler arasında, Taraklı adında bir şubenin bulunması Rikkate değer (Howorth, II, 6, 11). Kırım hanlarının da tamgasına “tarak tamga” denmektedir ve şekli şudur: [Tamga resmi] yahut [Tamga resmi] . Bu damga Altın-Ordu hanlarının damgasına benzer. Tarak-tamga, Mengli Giray’ın paralarında (bk. Müze-i hümâyûn meskukât katalogu, 3. kısım, s. 211) ve 1475 tarihli bir yazısında görülüyor (A. N. Kurat, Yarlık ve bitikler, vesika -7). Ulug Muhammed’in 1428 tarihli bîr yarlığında aynı damgayı görüyoruz (ayn. eser, vesika 1; Kırım kabileleri arasında tarak-tamganın muhtelif şekilleri için bk. O. Akçoraklı, Kırım’da tatar tamgaları, Bahçesaray, 1926)

 

Giray lakabını ilk defa Hacı Giray kullanıyor (845 = 1441 tarihli parasında ve 1453 tarihli yarlığında adı [Arap harfleri] şeklinde yazılmıştır; bk. Akdes Nimet Kurat, Yarlıklar, vesika 4). Ondan sonra hanlık için birbirleri ile mücâdeleye girişen oğulları arasında bu lakabı yalnız Mengli Giray taşıyor (krş. Kurat, ayn. esr., vesika 7; kardeşi Nûr-Devlet Han’ın imzası için bk. Fevzi Kurdoğlu, Belleten, III — IV, levha XI. ; XV. asır ortalarında Barak Han’ın bir oğlu da Giray adını taşıyordu). Bundan sonra bütün Kırım hanları Mengli Giray soyundan geldiği gibi, hepsi bu Giray adına da tevarüs etmişler ve bu tâbir han soyuna mensup bütün prensler tarafından, lakap gibi kullanılmıştır. Ancak giray lakabını, han ailesinden kız alıp veren Şırın beylerinden bâzılarının da kullandığını işaret edelim (Kutlu Giray, v.b. için bk. Umdat al-tavarih, s. 200).

Hanlığın kurucusu sayılan Hacı Giray, Tahtili’nden garba göçen kabilelerin ve bilhassa Şırınların yardımı ile Kırım’da atalarının mirasını tekrar ele geçirebildi ve Litvanya büyük dukalığı, Moskova ve nihayet Fâtih Mehmet ile ittifak münâsebetleri kurarak hanlığı kuvvetlendirdi. Bu kudretli Osmanlı padişahı ile başlayan (1454 ittifakı) münâsebetler, Hacı Giray’ın ölümünden (1466) sonra, oğulları arasında iç mücâdeleler baş gösterince, bir himaye şekline dökülmekte gecikmedi. Fakat Giray hanedanının Osmanlılara tâbiliği, zannedildiği gibi, birdenbire olmamıştır. Rakip kardeşleri birbirine düşürmek siyâsetini güden Kefe Cenevizlilerine karşı, Kırım kabile beyleri 1475’te Osmanlıları davet ettiler. Kefe’nin zaptından sonra, hanlık üzerinde Osmanlı himayesinin kurulmasında bilhassa Şırınların Beyi Eminek büyük rol oynadı (bk. Halil İnalcık, Yeni vesikalara göre, Kırım hanlığının Osmanlı tâbiliğine girmesi, Belleten, sayı 30). Mengli Giray, Kefe’nin zaptından sonra, Gedik Ahmed Paşa ile bir ittifak muahedesi imzaladı. Bir buçuk ay kadar sonra İstanbul’a yazdığı bir mektupta padişaha bağlılığından ve kulluğundan bahsetmekte idi (bk. Kurat, ayn. esr., vesika 6). 1476 yazında padişahın isteği ile Eminek Mirza kumandasında, Kırım kuvvetleri Boğdan’a karşı Osmanlılar ile iş birliği yaptılar.

Bu esnada Seyid Ahmed Han’ın Kırım’ı istilâsı, Mengli Giray’ın düşmesi, kardeşi Nûr-Devlet’in hanlığa getirilmesi ve nihayet Eminek’in müracaatı üzerine, Mengli Giray’ın İstanbul’dan Kırım’a gönderilerek, tekrar han yapılması Osmanlı himayesinin yerleşmesine yardım etti. Seyid Ahmed Han’ın herhangi bir teşebbüsüne karşı memleketi garantisi altına alan (Fatih’in Seyid Ahmed’e mektubu için bk. Kırım’ın tâbiliği, s. 214 — 216) ve Eminek Mirza vâsıtası ile hanlığa istediğini getirerek, Kırım tahtına istikrar kazandıran padişahın nüfuz ve himâyesi kuvvetlendi. Fakat Mengli Giray öldükten sonra (1514), Cengiz “türesine” bağlı olan bağımsızlık taraf darları, Mehmed Giray ile birlikte, basa geçtiler. Onlar eski hanlık ananelerini devam ettirmek istiyorlardı. Mehmed Giray — babası Mengli Giray’a Gazi Giray I. ise— Mehmed Giray’a veliaht (kalgay) sıfatı ile halef oldular. Hanlığın ortadan kalkmasına kadar Osmanlı tâbiliğine ve tesirine karşı mücâdele eden bu Cengiz “türesi” taraftarları, yâni kabileler aristokrasisi, zaman-zaman kanlı mücâdelelere sebebiyet vermekten geri kalmadılar. Osmanlı metbûluğu ve müesseseleri ancak 1534’ten sonra hakikî bir şekilde yerleşti. İstanbul’un tâyin ettiği hanlar, Saadet Giray (1524-1532) ve sonra Sâhib Giray (1532-1551)’a karsı İslâm Giray, muhaliflerin başında 1534’e kadar mücadeleye devam etti. Sahib Giray, Kırım’a gönderilirken yanına 60 topçu, 300 cebeci, 1000 segbândan mürekkep bir kuvvetle 40 müteferrika, 30 çavuş ve 60 tımar ve zeamet erbabından mürekkep bir maiyet verilmişti. Kabile aristokrasisine karşı hanların ve netice itibarı ile Osmanlıların kuvvet ve hâkimiyetini sağlayan bu askerlerin maaşına karşılık olarak, her yıl İstanbul’dan hana, “segbân akçesi” adı ile bir para gönderilmesi bu tarihten başlar. Sahib Giray, İstanbul’un yardımı ile muhalifleri yenmeğe ve Osmanlı saray ve idare usûllerini Türk-Moğol devlet ananeleri yerine koymağa çalıştı. Mengli Giray’ın 1484 Boğdan seferinden beri Kırım hanları Osmanlılar ile askerî iş birliğinde bulunmamışlardı. İkinci defa 1538’de, yine Boğdan’a karşı, Sahib Giray’ın gelip, Kanunî Süleyman’ın ordusu ile birleştiğini görüyoruz. Bu seferde padişah kendisine hükümdar muamelesi gösterdi. Fakat bunu müteakip Kırımlılar Macaristan seferlerine sık-sık çağırılmağa başladılar (1543’te Macaristan’a giden ilk Kırım ordusu kalgay Emin Giray idaresinde bulunuyordu). Esasen XVI. asrın ortalarında doğu Avrupa’daki büyük siyasî inkişâflar artık Kırım hanlığı ile Osmanlı Devleti’nin talihini birbirine bağlamıştı. Giraylar, Altın-Ordu hanlarının meşru vârisleri sıfatı ile Kazan ve Astrahan için, 1502’den sonra Moskova ile şiddetli bir rekabet hâline girmişlerdi. Uzun bir mücâdele devresinden sonra, bu yerlerin (1552’de Kazan ve 1556’da Astrahan) Moskova eline düşerek, şimalde büyük bir devletin kurulması ve Rus nüfuz ve hâkimiyetinin Kafkaslara (Terek kalesi) ve Karadeniz’e doğru (Rus Kazakların 1559 Azak muhasarası) yayılması kırımlılar ile Osmanlıları, eskisinden çok daha sıkı bir şekilde yaklaştırdı. Giraylar, Altın Ordu’yu kendi idareleri altında canlandırma emelini katî surette bırakarak, Karadeniz üzerinde Osmanlı imparatorluğunun başlıca yardımcısı durumunu benimsediler. Onlar için hanlığı korumanın başka çâresi kalmamıştı (bu mesele için bk. Halil İnalcık, The Origin of the Ottoman-Russian Rivalry, Ankara üniversitesi yıllığı, sayı 1). Diğer taraftan Osmanlı devleti de artık hanlığın Moskof’a karşı mücâdelesini teşvik etmekte ve onu şimale karşı bir “sedd-i sedîd” saymakta idi. Giraylar yalnız şimalde değil, artık bütün savaş meydanlarında Osmanlılar ile sıkı iş birliği yaptılar. Bâzı hanlar padişahın emirlerine bir beylerbeyi gibi tâbi olmağı reddettilerse de bu esası inkişâfı bozmadı. İran seferlerine gitmek istemeyen Semiz Mehmed Giray Han ve oğlu Saadet Giray’ın isyanı (1580—1587) İstanbul tarafından bastırılınca, Osmanlı nüfuzu eskisinden daha kuvvetle yerleşti. İstanbul’dan gönderilen İslâm Giray II. (1584 — 1588) ilk defa hutbede padişahın adını başta okumakla (al-Sab alSayyar, s. 106), yeni duruma resmî ifadesini vermiş bulunuyordu. Bununla beraber, Giraylar sikkelerde kendi adlarını muhafaza ettiler. Onlar, Osmanlı hükümetince, sikke ve hutbe sahibi bir İslâm hanedanı sayılıyordu; fakat artık fiilen padişah tarafından azl ve tâyin edilen ve onun emri ile sefere gitmek mecburiyetinde olan tâbi beylerden farksızdılar.

Hanların Mengli Giray’dan beri, veliaht makamında bir kalgay (kagalgay) ve 1584’ten beri ikinci veliaht makamında bir nur aidin (Özbeklerde ve bâzı Kırım vesikalarında nuradin; bk. Feyzi Han-Zernov, Yarlıklar, s. 156) tâyin ettiklerini biliyoruz. “Kanun-ı Cengizî”’ye göre, hanın kalgaylığa küçük kardeşini getirmesi gerekirdi. Hanlığı çocuklarına hasretmek isteyen bâzı hanların bu kaideyi bozmaları mukavemetlere ve hattâ bâzen isyanlara sebep olmuştur. Taht boş kalınca, eski han yerine kalgayın ve kalgayın yerine de nur al-din’in geçmesi lâzım geliyordu. Böylece padişah tarafından tâyin keyfiyeti, ancak bir şekilden ibaret kalacaktı. Padişah, kalgay ve nur al-din için de beratlar vermekle beraber, hâkimiyetini hayâli bir hâle getiren bu sıraya her zaman riâyet etmedi. Kırım kabile aristokrasisi, İstanbul’a danışmadan, “töreye göre” kalgayları han ilân ettikleri vâkidir. Gazi Giray I. ile Toktamış Giray bu şekilde, beyler tarafından han ilân edildiler. Bunlar padişah tarafından tanınmadı ve bundan kanlı mücâdeleler çıktı. Kargaşalıklardan kaçınmak için, İstanbul’un umumiyetle kalgayların ve nur al-din’lerin hukukunu göz önünde tuttuğunu görüyoruz. 40 handan 24’ü kalgaylıktan ve 5’i nur al-din’lik-ten han olmuşlardır. Osmanlı sarayı kalgaylığa her zaman riayet etmemiş ise de hanları daima Giraylar soyu içerisinden seçmiştir. Esasen bunun dışında yapılan bir seçimi Kırım kabile aristokrasisinin kabul etmesine imkân yoktu.

Kanunî Süleyman devrinde, Saâdet Giray Han’dan itibaren, han kardeşlerinden birisinin rehine makamında İstanbul’a gönderilmesi âdet olmuştu (bk. Feridun Bey, Münşeat, II, 167; krş. Müneccim başı, II, 699; Âlî, Kunh al-ahbar). Bu, hanların itaat ve bağlılığını sağlamak için alınmış bir tedbirdi. Bu rehinelerden Kırım’a iki defa han gönderilmiştir (İslâm Giray II. ve Bahâdır Giray I.).

Hanları padişah tâyin ve azleder. Buna dâir yapılmış bir ahitname bahis mevzuu değildir (bu mesele için bk. H. İnalcık, Kırım’ın tâbiliği, s. 223-229). Padişah bu salâhiyetini daha ziyâde “halife” sıfatına istinat ettirmiş gibi görünmektedir (bk. bilhassa Canbek Giray’ın hanlık menşuru için Feridun, II, 41). Umûmî olarak namzet, padişahın huzuruna çıkarılır ve onun elinden hanlık menşurunu alırdı. Sonra kendisine “hanlık teşrifatı” (sancak, kılıç, mücevher sorguçlu kalpak ve samur kürk) verilir ve merasimle Kırım’a gönderilirdi (merasim hakkında bk. Nailî Abdullah Paşa, Kavânin-i teşrifat; Silâhtar, Tarih, II, 131 v.d. 683). Han’a 1484’den beri, “kaftan-behâ” adı ile Kefe gümrüğü hâsılatından 1.500.000 akçe sâliyâne verilir idi. Sefere çağırılırken, ayrıca kendisine, bir kapıcı başının götürdüğü bir hatt-ı hümâyûn ile birlikte, “çizmebeha” adı altında, 40.000 altın gönderilir; han bunu kapıkuluna ve mirzalarına dağıtır idi. Seferde “teşrîf-i kudüm” ve diğer adlar ile hana ve askerlerine başka paralar da verilmekte idi. Kırım ordusu, XVI. asır sonlarından itibaren, imparatorluk ordusunun akıncı kuvvetleri yerine geçtiğinden, hemen bütün seferlere çağrılmıştır. Bu hususta herhangi bir ihmâl, hanın azline sebep sayılmıştır. Sefere davet eden hatt-ı hümâyûnlarda dâima tekrarlanan “dîn-i İslama muavenet” ve “al-i Osman’a uhuvvet” ifâdeleri birer formülden ibarettir. Fakat sefere gitmemek hususunda han kabileler aristokrasisi ile birleşiyorsa, isyan hazır demektir (Mehmed Giray II. ve Mehmed Giray III. zamanlarında olduğu gibi); yahut devlet, bu kabileleri harekete geçirmek için, onların istediği hanı göndermeğe mecbur kalır (Selim Giray L, Saâdet Giray III., Devlet Giray II., Devlet Giray III vb. Bu suretle çok defa tahta geçen hanı bu kabile aristokrasisi tâyin etmiştir. Kırımlıların, askerî yardım karşılığında, bâzı siyâsî isteklerde bulunduklarını da biliyoruz. 1484 seferinden sonra Mengli Giray, Dnyestr nehri üzerinde bazı yerleri (Kavşan, Tombasar ve Balta) almıştı. Sâhib Giray I., Gözleve üzerinde, Gâzî Giray II. Eflak, Boğdan beylikleri ve Silistre eyâleti üzerinde bir nevi hâkimiyet ortaklığı istediler.

Rehinlikler, mazûl hanlar, akrabaları ve yeni tâyin olunan hanların büyükleri, bir katliâmdan korunmak ve devlet yanında bir nevi rehine olmak üzere Rumeli’de İslimye, Yambolu, Tekirdağ ve Çatalca gibi yerlerde çiftliklerde yerleştirilir ve kendilerine sâliyâne, hâs ve zeamet tahsis olunurdu. Kırım’da Gazi Giray II.’ın rakibi Feth Giray’ı ve 9 oğlunu öldürtmüş olması bunu haklı gösteriyordu. Padişah tarafından hanların azil, hapis ve sürgün cezalarından başka nâdir olmakla beraber, idam cezasına çarptırıldıkları da vâkidir (Murad IV.’ın İnayet Giray Han’ı bostancılara idam ettirmesi, 1637), Suçlu veya tehlikeli görülenler ekseriya Rodos adasına sürülür idi. Giraylar içinde Osmanlılığı en ziyâde benimsemiş olanlardan Bora Gâzî Giray ve Hacı Selim Giray Osmanlı tarihinde de husûsî bir yer kazanmışlardır. Hacı Selim Giray, 1683-1699 büyük bozgun yıllarında, İstanbul’da büyük bir nüfuz kazandı. Osmanlı sülâlesi söndüğü takdirde, Giraylar tahta namzet görülüyordu. 1687’de İstanbul’da âsîler, Osmanlı hanedanını ortadan kaldırarak, tahta Girayları getirmeği bile düşündüler (Silâhdar, ayn. esr., II, 340).

Giraylar hanedanı içinde XVI. asır sonlarında Çoban-Giraylar meydana çıkmıştır. Feth Giray, Gazî Giray Hanın kalgayı bulunurken, bir akında esir ettiği Leh boyarlarından birinin kızını, fidye-i necat karşılığı, memleketine geri göndermişti. Fakat uyuşulan para tam olarak gelmediğinden, kız beraberinde gönderildiği kapı ağalarından Hacı Ahmed ile Buğdan’da Yaş şehrinde bir müddet daha kaldı. Sonra yolda bir çocuk dünyaya getirdi. Feth Giray, bu çocuğu kendisinin olmadığını iddia ile öldürtmek istediğinden, Hacı Ahmed onu Boğdan’da gizledi. Burada çobanlığa verilen çocuk, Feth Giray’ın 1596’da katli üzerine, Akmescit’e döndü. Mehmed Giray III. ve Şahin Giray Kırım’a gelince bütün Giraylar, katliama uğramak korkusu ile İstanbul’a kaçtılar. O zaman nur al-din’lik için kimse bulunamadığından, Feth Giray’ın oğlu olduğu iddia edilen bu çobana Devlet Giray adı verilerek, nur al-din tâyin olundu. Onun iki oğlu da biri Feth Giray, öteki Âdil Giray adlarını aldılar. Bu suretle Giraylar sülâlesi içinde Çoban-Giraylar meydana çıktı. Mehmed Giray IV., bunlardan Feth Giray’ı kalgay yapmak mecburiyetinde kaldı. ÇobanGiraylardan han olan yalnız Âdil Giray (1666-1671)’dır. Asıl Giraylar, bunları katiyen kendi soylarından saymamışlardır. Âdil Giray’dan sonra onlardan hiç kimse Kırım’da bir mansıba geçememiştir.

Girayların hâkimiyeti Kırım yarımadası dışında, Karadeniz kuzeyinde geniş sahalara yayılmakta idi. Daha 1453’te bir yarlığında Hacı Giray, hâkimiyet sahası olarak, Kırım, Taman, Kıpçak ve Kâbartay’ı saymaktadır (Kurat, vesika 4); gerçekten şarkta — Kabartay’a kadar Çerkeş memleketi (Kuban havzası), Azak’tan Dnyester nehrine kadar olan Nogay memleketi, şimalde— Don ve Dnepr arasında Belgorod’a kadar stepler Kırım hanlarına tâbi sayılıyordu. Özü (Dnepr) ve Don kazaklarının yayıldıkları şimal stepleri ile Çerkeş ve Nogayların memleketinde bu hâkimiyet kendini her zaman hissettiremiyordu (hanlar, yarlıklarının başında, kendilerini ve hâkim oldukları yerleri şu şekilde ifâde etmektedirler: “Ulug orda ve ulug yurtnun ve Deşt-i Kıpçaknın ve taht-ı Kırımnın ve sansız kop çerünün ve sagışsız tatarnın ve tagara çerkesnin ve tat bile tavgaçnın ulug padişahı ve hem ulug hanı bolgan emâret-meâb eyâlet-nisâb saâdet-iktisâb azametlû Ve rif’atlû ve sehâvetlû… han”). Kırım hanları Bahçesaray (b. bk.)’da otururlardı. Kalgay’ın merkezi — Akmescit ve nur al-din’inki— Bahçesaray civarında Kadı-Sarayı idi. Han gibi, bunların da kendilerine mahsus sarayları ve divanları vardı. Kendi adlarına yarlıklar gönderirlerdi. Osmanlı tesiri gittikçe kuvvetlenmekle beraber, hanlığa hakikatte irsi kabile beylerinden mürekkep, bir kabile aristokrasisi hâkim olmuştur. Han divanında devlet işleri, bu aristokrasinin en yüksek kademesinde olan dört “karaçi beyi” tarafından konuşulur ve hanlar mühim hiçbir meselede onların muvafakati olmadan bir karar alamazlardı (umumiyetle hanlık ve teşkilâtı hakkında bk. Kırım Hanlığı).

Girayların hâkimiyeti Kırım yarımadası dışında, Karadeniz kuzeyinde geniş sahalara yayılmakta idi. Daha 1453’te bir yarlığında Hacı Giray, hâkimiyet sahası olarak, Kırım, Taman, Kıpçak ve Kâbartay’ı saymaktadır (Kurat, vesika 4); gerçekten şarkta — Kabartay’a kadar Çerkeş memleketi (Kuban havzası), Azak’tan Dnyester nehrine kadar olan Nogay memleketi, şimalde— Don ve Dnepr arasında Belgorod’a kadar stepler Kırım hanlarına tâbi sayılıyordu. Özü (Dnepr) ve Don kazaklarının yayıldıkları şimal stepleri ile Çerkeş ve Nogayların memleketinde bu hâkimiyet kendini her zaman hissettiremiyordu (hanlar, yarlıklarının başında, kendilerini ve hâkim oldukları yerleri şu şekilde ifâde etmektedirler: “Ulug orda ve ulug yurtnun ve Deşt-i Kıpçaknın ve taht-ı Kırımnın ve sansız kop çerünün ve sagışsız tatarnın ve tagara çerkesnin ve tat bile tavgaçnın ulug padişahı ve hem ulug hanı bolgan emâret-meâb eyâlet-nisâb saâdet-iktisâb azametlû Ve rif’atlû ve sehâvetlû… han”). Kırım hanları Bahçesaray (b. bk.)’da otururlardı. Kalgay’ın merkezi — Akmescit ve nur al-din’inki— Bahçesaray civarında Kadı-Sarayı idi. Han gibi, bunların da kendilerine mahsus sarayları ve divanları vardı. Kendi adlarına yarlıklar gönderirlerdi. Osmanlı tesiri gittikçe kuvvetlenmekle beraber, hanlığa hakikatte irsi kabile beylerinden mürekkep, bir kabile aristokrasisi hâkim olmuştur. Han divanında devlet işleri, bu aristokrasinin en yüksek kademesinde olan dört “karaçi beyi” tarafından konuşulur ve hanlar mühim hiçbir meselede onların muvafakati olmadan bir karar alamazlardı (umumiyetle hanlık ve teşkilâtı hakkında bk. Kırım Hanlığı).

Giraylar Moskof imparatorluğunun kuruluşuna mâni olamamışlarsa da hiç olmazsa XVI. asırda Moskova şehrine kadar ilerleyerek, yaptıkları birçok istilâ hareketleri ve kudretli Osmanlı himâyesi sâyesinde Rus taarruzundan korunabilmişler, hattâ Moskova’yı, “tıyış” namı ile para ve kürkten mürekkep senelik muayyen bir yergi-hediye vermeğe zorlamışlardı (bu hediyenin müfredatına ait defter örnekleri için bk. Feyizhan—Zernov, Yarlıklar ve hatlar, s. 137 v.d.). Fakat buna karsı XVII. asırda Moskof’a tâbi Kazaklar bütün Karadeniz kıyılarını vurmağa ve akınları Kırım’dan İstanbul boğazına kadar götürmeğe muvaffak oldular. XVIII. asırda bizzat Kırım istilâlara uğradı. Rus orduları Kırım yarımadasına ilk defa 1736’da girdiler. 1768-1774 Rus-Türk harbinde Ruslar, Kırım’da bağımsızlık taraftarı bâzı mirzaları kandırmağa muvaffak oldular. Osmanlı ordusu, Rus ordularının Kırım yarımadasına girmesini önleyemedi. Kalgay Şahin Giray ile bâzı mirzalar, Petersburg’a giderek, hanlığın bağımsızlığı hususunda anlaştılar. Küçük Kaynarca muahedesinde (1774) hanlık, her iki devlet tarafından bağımsız tanındı. Fakat Rus manevrasının hakikî gayesini anlamakta gecikmeyen Devlet Giray Hanın (1775-1777) eskisi gibi padişahın tâbiliğini kabul ederek, mukavemete hazırlanması üzerine Şahin Giray, bir hükümet darbesi ile, hanlığı ele geçirdi. Türkiye ile Rusya arasında imzalanan Aynalı-Kavak tenkihnâmesi (1779) duruma bir istikrar veremedi. Osmanlılara bağlı olan Kırımlıların ekseriyeti, bir müddet sonra, Şahin Giray’ı kaçmağa mecbur ettiler ve Bahadır Giray’ı han seçerek, İstanbul’dan hanlık menşuru ve teşrifatı istediler (1782). Fakat Ruslar, Kırım’a girerek, Şahin Giray’ı zorla yine han yaptılar. Çok geçmeden, 8 Nisan 1783 beyannâmesi ile II. Katerina, hanlığı ilga ve Kırım, Tamam ve Kuban ülkelerini Rus imparatorluğuna ilhakını ilân etti. Rusya’ya giden, oradan sonunda yine Osmanlı ülkesine sığınmak zorunda kalan son Kırım hanı Şahin Giray, Rodos’a sürüldü ve bir müddet sonra, orada idam edildi (Temmuz 1787).

Osmanlı devleti 1785 yılında Bucak ve Tombasar’daki Türk kabileleri üzerine eskiden olduğu gibi, Giraylardan birini “serasker” tâyin ederek, onları tekrar siyâset sahasına sokmağı düşündü (Cevdet, Tarih, III, 142 v.d.). Fakat bu fikri ancak Ruslar ile 1787’de harp yeniden başlayınca, tatbik alanına koyabildi. Şehbâz Giray’ı, “Kuban hanı” nâmı ile Kuban nehri etrafındaki Türk kabileleri başına han tayin etti (Ağustos 1787). Onun bu kuvvetler ile Taman yarımadası üzerinden Kırım’a geçmesi düşünülüyordu (Cevdet, IV, 30). Fakat o ancak Rumeli’de Bucak Tatarlarının başında Boğdan’daki harekâta katılabildi. Bir müddet sonra, aynı vazifeye, Baht Giray tayin olundu (Şubat 1789). Baht Giray harp müddetince han sıfatını taşımış ve Boğdan’daki savaşlara katılmış olmakla beraber Yaş muahedesinden sonra Osmanlı hükümeti, onu İstanbul’a getirterek (Haziran 1792) hanlığı ihya fikrini tamamıyla terk etti.

Bibliyografya: Burada Giraylara dâir belli-başlı kaynakları bahis mevzuu ediyoruz. Tamamlanmak üzere bk. ayrı-ayrı hanlar ile bir de mad. KIRIM.

Resmî vesikalar. İstanbul başvekâlet arşivi ve Topkapı Sarayı müzesi arşivi (bk. Arşiv kılavuzu, İstanbul, 1938, fasikül I, II) Giraylara ait pek çok vesikayı ihtiva etmekte ise de bunlar henüz incelenmemiştir; ancak A. N. Kurat (Topkapı Sarayı müzesi arşivinde Altın-Ordu, Kırım ve Türkistan hanlarına ait yarlık ve bitikler, İstanbul, 1940) ve Fevzi Kurdoğlu (İlk Kırım hanlarının mektupları, Belleten, sayı 3 — 4, 1937) ilk Kırım hanlarına ait bâzı vesikalar neşretmişlerdir. Feridun Bey münşaatındaki nâmeler, J. Rypka (Briefwechsel der Hohen Pforte mit den Krim Chanen in II. Bande von Feridun’s Münşeat, Festschrift Georg Jakob, Leipzig, 1932, s. 241 — 269) tarafından, tasnif olunmuştur: Kırım hanlarının Moskova ve Lehistan’a gönderdikleri yarlıklardan bir kısmı büyük bir ciltte neşredilmiştir (H. Feyzihan — V. V. Zernov, Kırım yurtuna ve ol taraflarga dâir bolgan yarlıklar ve hatlar, Petersburg, 1864); bâzı münşaat kitaplarında (msl. Mekâtib-i sultanî, Nuruosmaniye kütüp., nr. 4292 ve Mecmua-i mekâtib-i mülûk, Aşir Efendi kutup., nr. 895) Giraylara ait mühim vesikalar vardır. Lehistan’da, Varşova ve Krakovi’de bulunan Giraylara ait yarlıklar İkinci Dünya Harbinde korunabilmiştir. Bunlardan küçük bir kısmı, Dr. A. Zihni Soysal tarafından, Lehçe tercümeleri ile birlikte, neşredildi (Jarlyki Krimskie z czasov Jana Kazimierza, Varşova, 1939; sonunda üç yarlığın fotoğrafı vardır). Girayların arşivinden kalan 124 defter Akmescit’te bulunmuş ve Petersburg kütüphanesine nakledilmiştir. V. D. Smirnov, Tatarsko hanskie yarlıki iz kollektsii Tavriçeskoy arhivnoy kommissii, İzvestiya Tavr, uç. arh. kommissii, nr. 54 (1918); İstoriya Tatarii v materialah, İnstitut istorii ak. nauk (Moskova, 1937). —Giraylara ait meskukât için bk. O. Retowski. Die Münzen der Gireî (Moskova, 1905); Mübarek Gâlib, Müze-i hümâyûn meskukât katalogu, kısım-ı sâlis (İstanbul, 1318); Kırım kitabeleri için bk. F. Dombrovski, A. Borzensko, Zapiski odesskago obşç. istorii i drevnostey, II, 489 v.d.

Vekayinâmeler. Kırım yerli vekayinâmelerinden, Gülbün-i Hânân (İstanbul, 1287 ve 1327) mukaddimesinde bahsedilenlerin bugün ancak bâzıları elimizdedir. Bu vekayinâmelerden istifâde etmiş olan en mühim eser Seyyid Mehmed Rıza, alSab al-sayyar fi ahbar al-muluk al-tatar (nşr. Kâzım Bey), Kazan, 1832; Halîm Giray, Gülbün-i hânân bunun bir hulâsasıdır. Keza Kazimirski’nin JA (XII, 1833)’de neşrettiği anonim Kırım tarihi de al-Sab al-sayyar’ın kısaltılmışıdır. Cevdet, V 258-276’da Gülbün-i hânân’ı hulâsa ediyor). Kırım yerli vekayinâmelerinden Abd al-Gaffar Kırımi, Umdat al-tavarih (TOEM zeyillerinde); Ötemiş Hacı, Tarih-i dost sultan (bilinen bir nüshası Z. V. Togan’ın husûsî kütüphanesinde. Abd al-Gaffar bu eserden faydalanmıştır); Sâhib Giray tarihi (bk. E. Blochet. Bibl. nat., Türk. yazma katalogu, zeyil s. 164); Mehmed Giray tarihi (1603-1703 yıllarına dâir muasır kaynak, Viyana millî kütüp., şark yazmaları, nr. 1080); Kefevî İbrahim, Tarih-i tatar han, Dağıstan, Moskov ve Deşt-i Kıpçak (nşr. C. Seydahmed Kırımer); Rıdvan Paşa-zâde Abdullah, Tarih-i hânân-ı Tatar ve Deşt-i Kıpçak (Paris, Arsenal Bibi., nr. 39). —Osmanlı vak’anüvisleri, hemen hepsi devir devir mühim malûmat ihtiva etmektedir. Müneccim-başı’da güzel bir hulâsa var (Şahaif al-ahbar, II, 697); Hüseyin Hezârfen, Talhis al-bayan fi kavanin-i Osman (bâb-ı tâsî: fi Bayan-i avanin-i hanan-ı Krim); Nailî Abdullah Paşa, Kavanin-i tasrif at, Giraylara yapılan merasim hakkında-geniş tahsilatı ihtiva ediyor.

Girayların şeceresi şimdiye kadar, doğru olarak, tesbit edilememiştir. St. L. Pool, Halil Edhem (Düvel-i islâmiye, İstanbul, 1927), E. de Zambaur (Manuel de genealogie et chronologie pour l’histoire de l’Islam, Hanovre, 1927) ve son olarak, Hasan Ortekin (Kırım hanlarının” şeceresi, İstanbul, 1938) noksan ve yanlıştır. Burada vekayinâmelerde hicrî tarihler ayları ile nazar-ı itibâra alınarak, milâdî tarihler düzeltildiği gibi, kalgay ve nur al-din olanları da içine alan bir şecere tertip olunmuştur.

Umûmî tetkikler. V. D. Smirnov, Krımskoye hanstvo pod verhovenstvom ottomanskoy Portı do naçala XVIII. veka (Petersburg, 1887); ayn. mil., Kırım, hanstv. p. verhov. otom. Portı v XVIII. stol. (ZOOİD, XV, Odessa, 1889); J. von Hammer-Purgstall, Geschichte der Khane der Krim (Wien, 1856), sathî olup, Osmanlı tarihinde daha esaslı malûmat veriyor; O. J. Howorth, History of the Mongols (London, 1876-1929), II, 448-626; Djafer Seidamet, La Crimee (Lausanne, 1921).

[/ihc-hide-content]

 

 

 * Bu yazı evvelce İslâm Ansiklopedisi, İstanbul, 1964, Cüz 38, Sahife 783-789’da yayınlanmıştır

Bakınız

18  MAYIS 1944 KIRIM SÜRGÜNÜ -2014 RUSYA İŞGALİ VE ZULÜMLERİ

                      BİLDİRİ          …