KIRIM TÜRKLERİNİN KAMPLARDAKİ KÜLTÜR ÇALIŞMALARINA DAİR
Yazan: Kerim TOKTAR
II.Cihan Harbi sonundaki muhaceret yıllarında Avrupa kamplarında Kırım Türklerinin eğitim işleri bundan önceki bir yazımızda Kırım Türklerinin 2. Cihan Harbi sırasında Kırım’da eğitim ve kültür sahalarında gösterdikleri başarılardan, hamlelerden bahsetmiş ve bu sahalarda neler elde ettiklerini, kısada olsa, aydınlatmağa çalışmıştık.
[ihc-hide-content ihc_mb_type=”show” ihc_mb_who=”2,3″ ihc_mb_template=”1″ ]Evet, Bolşeviklerin tekrar Kırım’ı ele geçirmeleri ile bütün bu faaliyetlerin kesilmesinden, Kırım Türkünün tüm olarak anayurdundan sürülmesinden, siyasî mülâhazalarla millî kültürümüze indirilen darbelerden misaller vererek dertleşmiştik.
Bütün bu acı hakikatlere rağmen Kırım Türkünün kültür aşkı hiçbir zaman sönmemişti. 1943 senesinin Ekim-Kasım aylarından başlayarak 1944 senesinin Nisan ayına kadar devam etmiş olan Kırım Türk muhacereti birçok Kırımlı Türkü Bolşeviklerin eline düşmemek için öz vatanını terke zorlamıştı. İşte bu terk-i diyar, terki-vatan edenler esas olarak Almanya’da toplanıyor ve “Harp bitecek, tekrar Kırım’a dönülecek” ümidi ile yaşamakta idiler.
Dili, dini başka olan bir memlekette, ağır harp şartları içinde sıkıntılı günler geçiren bu kardeşlerimiz, Alman ordularının gerilemeleri ile kendi ümitlerinin de kırıldığını duyuyorlardı.
Harp neticesi belli olmaya başlayınca Kırım Türk teşkilâtı, artık Almanya’nın ayrı ayrı bölgelerinde bulunan Kırım Türklerini bir araya toplamak onların haklarını korumak, muhaceret ıstıraplarını hafifletmek için çalışıyordu.
— Almanya’da, Avusturya’da ve İtalya’da olmak üzere — üç yerde birleşmeye başlayan Kırım Türkleri 1945 senesinin mayıs ayında yavaş yavaş toplanarak kendilerini korumaya çalışmışlardır.
Burada kısaca kaydedelim ki, bütün bu üç memlekette toplanan kardeşlerimizden en feci akıbetle karşılaşanlar İtalya’da bulunan kardeşlerimiz idi. Bunların bir kısmı işgalin daha ilk günlerinde Bolşeviklere teslim edilmişler, bazıları da kurtuluşu intiharda bulmuşlardı. Artık harp bitmiş, Almanya müttefikler arasında işgal bölgelerine taksim olunmuş harp yaralarını sarmağa başlamıştı. Halkımız esas olarak Almanya’nın Mittenvald şehrinin civarında bulunan kampa, Avusturya’nın ise ilk önce Landek şehri civarındaki kampa, daha sonra Tirol’ün Bregenz şehri civarında bulunan Alberschwende köyündeki kampa nakledilmişti.
İşte bu son grup 300’ü aşkın nüfusa sahipti. Bunların büyük çoğunluğu aileli insanlardı. Tabii olarak bu ailelerde okul çağında çocuklar mevcuttu ve bunların eğitim ve terbiye işleri ciddi endişeler uyandırıyordu.
Halkımız arasında bulunan öğretmenlerin ve aydın velilerin teşebbüsü ile ilk önce Landek kampındaki çocuklar için bir okul açılmış çok sade bir şarait içersinde kalem, kitap defter gibi en lüzumlu okul araçlarının yokluğuna rağmen faaliyete geçilmişti. Bu işte Kelâm Hoca, Mustafa Hoca, Kemal Hoca, Fahri Hoca (şimdi merhum) gibi fedakâr öğretmenler ellerinden geleni yapmışlardır.
Aynı zamanda Feldkirch şehrinde bulunan, sayıca az, bir grup aile de kendi çocuklarını eğitmeğe başlamıştı. Burada “Baltacılar” ismi altında Abdullah Kırımcan kardeşimizin (şimdi merhum) teşebbüs ve iştirakiyle bir iki öğretmen arkadaş tarafından bir okuma “kitabı” meydana getirilmişti.
Şapirograf ile basılmış bu eserden bir nüsha bu satırları yazanın evrakı arasında şimdi dahi muhafaza edilmektedir.
Landek’teki Kırım Türk grubu orada çok zaman kalamamış, yukarıda işaret ettiğimiz Alberschwende kampına nakledilmişti. Buradaki imkân ve şerait daha genişti. Kamp kumandam Fransız ordusu, Löytinantı Eklevelli çok muhterem bir insandı. Vaziyeti büyük anlayışla karşıladı. O zaman grup şefi bulunan Mecit Sükuti kardeşimizin ve birkaç aydın velinin cemaatin arzusu üzerine Bregenz şehrinde bulunan Fransız Askeri İdaresi nezdinde (Kapitan Betrandi)n giriştikleri teşebbüsleri müspet netice vermiş ve kampta okul için bir baraka ayrılmıştı. Masa, sandalye ve kara tahta ile donatılmış olan odalar sınıf vaziyetine sokulmuş ve tedrisat normal olarak başlamıştı. Böylelikle resmen Fransız makamları tarafından tanınmış ve maddî yardım dahi görmüş olan Türk kamp okulu üç sene devamlı faaliyet göstermiş, plânlı şekilde eğitim yapmıştı. Bu senelerde anavatan Türkiye ile bağ kurulmuş, buradaki kardeşlerimizin temin ettikleri kitap, gazete, dergi gibi araçlarla bir dereceye kadar ihtiyaçlar da temin edilmişti. Bu okulun programında: ana dili Türkçe ve edebiyatı, tarih, coğrafya, yurt bilgisi, matematik, fizik ve din dersi yer alıyordu. Son zamanlarda haftada iki saat Almanca dersleri de programa alınmıştı. Okulda l, 2, 3, 4, 5 ve bir de yüksek karma sınıfı olarak 6 sınıf mevcuttu. Öğrenci adedi 53 olup bu sınıflarda yer alıyorlardı.
Öğretmenler arasında yukarıda adları geçen hocalardan başka bu satırların yazarı ve Şefika Hanım bulunuyorlardı.
Talebelerin adları sınıfları, bilim dereceleri (notları), imtihan soruları ve testleri hâlâ mevcuttur.
Türkiye’deki okulların program ve plânları ile mütenasip bir şekilde yönetilmeye gayret edilen bu öğretim sayesinde adedi yukarıda işaret ettiğimiz bu Kırım Türk çocukları 1948 senesinin Kasım ayında Anayurda gelmiş, hemen hemen hepsi muadili sınıflara girebilmiş ve tahsillerini devam ettirmişlerdir. Öğrencilerin hepsinin ellerinde kamp idaresi tarafından tasdikli ve öğretmenler tarafından imzalanan şahadetnameler bulunuyordu. Bu öğrenciler ortaokulları bitirip yüksek okullara girmiş, birçokları şimdi üniversite mezunu olmuştur. Bunlar arasında doktorlar, kimyagerler, diş hekimleri, mühendisler, eczacılar, iktisatçılar ve göz doktorları da mevcuttur. Bu ihtisaslardan başka diğer meslek sahipleri de vardır. Birçok gencimiz halen liselerde tahsillerine devam etmekte, bazıları Avrupa memleketlerinde yüksek tahsillerini tamamlamaktadırlar.
Biz öğretmenler için iftihar edilecek bu durum ve hâl milletçe duyduğumuz kültür aşkının bir delili ve ispatıdır. Demek oluyor ki, ilerleme kabiliyeti Kırım Türkünün yüksek karakterine sinmiş bir meziyettir. Bunu o, her fırsatla izhar etmiş ve başarmıştır.
Eğitim işlerinden başka Almanya ve Avusturya/Mittenwald ve Alberschwende kamplarında halk oyun ve yırları grupları meydana getirilmiş, tiyatro eserlerinden parçalar alınarak, imkân dairesinde müsamereler tertip edilmiştir. Çalgı takımları amatörler tarafından kurulmuş, millî ve dinî bayramlarda kamptaki halkımızı eğlendirmiş, vatan hasretini gidermeye çalışmıştır. Aynı zamanda kamptaki diğer milletlerin vekillerine kültürümüzün bir kolunu tanıştırmıştır.
Yazımızın başlığı olan “Kırım Türkünün kültür aşkı” her sahada, bir şiar olmuş, milletçe kültürün ehemmiyeti idrak edilmiş, her fırsatta bu hakikat meydana çıkmıştır.
Dünyanın neresinde olursa olsunlar, hangi dilde tahsil ederlerse etsinler, bütün Kırım Türk evlâtlarına aynı aşkı duymalarını, aziz halkımızın hürriyet aşkı ile birlikte yaşatmalarını ve bu gaye etrafında birleşmelerini bütün kalbimle diler, hepsine hayatta başarılar temenni ederim!
“Avdarıl kaya bas meni, körmesin közüm,
Ölsem özüm öleyim, ölmesin sözüm!”
Aytam bunu, dinle sen, bu menim sözüm,
Vatanımı hiç öldürtmem, ölmesem özüm!
Kadıköy, 1964-5-Mayıs
Not: Közüm-gözüm, özüm kendim özüm, burada millî varlığım gibi geniş mânâda kullanılmıştır.
—Sayfa 18-20—
[/ihc-hide-content]
Emel KIRIM VAKFI