Bagıla T. PANZABEK*
Bağımsız Kazakistan tarihinde ve Kazak edebiyatında açlık konusu hala yeteri kadar değerlendirilmiş meselelerden biri değildir. Ülkedeki açlık yılları Sovyet döneminin yürüttüğü kitlesel kampanyalardan biridir ve Kazak tarihinin önemli bir dönemi olarak özel araştırmalara konu olamamıştır. Nitekim açlık sonucu hayatını yitirenlerin toplam sayısına yönelik çalışmaların derinlemesine araştırılması gerekmektedir.[ihc-hide-content ihc_mb_type=”show” ihc_mb_who=”1,2,3″ ihc_mb_template=”1″ ]
Tarihçi Çeloşnikov, 1922 senesinde Orenburg’da Kırgız-Kazaklar Tarihi kitabını yayımladılar. Bu eserde 1911 senesindeki nüfus sayımına göre Kazakların toplam nüfusu 8 milyon olarak kayda geçmiştir. Fakat umuma açık istatistiklerde 1926 senesinde Kazakların toplam nüfusu 6 milyon olarak gösterilmiştir. Bu iki dönem arasındaki sürede, özellikle 1918 senesinde, Bolşevik Kızıllar ile Çarlık güçleri Aklar arasındaki iç savaş döneminde her iki grup da Kazakların sahip oldukları sürülerini çaldı ve yedi. Dolayısıyla 1921 senesinde açlık baş gösterdi. Alaş aydınları o yıllarda açlık konusunda yayınlar yaptı ve bu konudaki haberleri yayınladılar. Muhtar Avezov, 1921 senesi toplanan Alaş Kurultay’ında, 1921 senesinde gerçekleşen açlık sonucu 1,700,000 Kazak vatandaşının öldüğünü, kayda geçirdi. Zengin Kazakların sürülerine el koyulduğu için, Kazak bozkırlarındaki geleneksel hayvancılık sona ermek tehlikesiyle karşılaştı. Kazakistan’daki açlık, Sovyet yönetiminin Kazakistan’daki sürülerin neredeyse tamamına el koyması sonucu başladı. O dönemde sadece hayvan sürüleriyle hayatlarını idame ettiren Kazaklar için bu karar açlıktan ölmek ve yok olmakla eş değerdi. Sonuç olarak hayatlarını idame ettirmelerinin yegâne vasıtası olan sürülerinden ayrılan Kazaklar için açlıktan ölmekten başka alternatif yoktu. Dolayısıyla hayvan sürülerine el koyulan Kazaklar açlık tehdidiyle yüzyüze geldiler. 1931-32 senesinde ortaya çıkan kuraklık da durumun daha da kötüleşmesine sebep oldu. O seneki açlık Kazak millî tarihinin en büyük trajedilerinden biri olarak hafızalara kazındı.
Kazak bozkırlarındaki açlık hakkında Kazak aydınlardan Turar Rıskulov, Smagul Sadvakasov, Nigmet Nurmakov, Oraz İsayev, Sultanbek Kocanov gibi ileri gelenler Moskovaya resmi dilekçeler yazdılar. Turar Rıskulov’un “Staline Mektuplar”, Gabir Müsirepov, M. Gataullin, M. Devletkaliyev, E. Altınbekov, ve K. Kuvanışev imzasıyla “Beşlinin Mektubu” adlarıyla meşhur olan dilekçelerle Kazakların açlıktan ölümleri ve sınır ötesi memleketlere gitme kararlarının nedenleri ile ekonomik ve demografik kayıpların ispatına yönelik bilgiler o dönemin Sovyet Komunist parti lideri Stalin ile Kazakistan’daki komünist parti birinci sekreteri Goloşçekin’e bildirilmiştir.
1932-33 senelerinde Sovyetler Birliğinde ortaya çıkan suni açlık sadece iki cumhuriyette görüldü; Ukraynalılar ve Kazaklar. Ukraynalı araştırmacılar bu suni açlık katliamını Holodomor adıyla, 1990’lardan itibaren dünya literatüründe yayımladı. Kazakistan’da gerçekleştirilen suni açlık sonucu ölenler hakkındaki istatistiki bilgiler farklı kaynaklarda farklı şekilde ifade edilmeye devam etmektedir. Son dönemlerde araştırmacıların önemli bir kısmı Kazakistan’ın 1930-lardaki açlık kurban sayısını 4 milyon civarında olarak göstermeye başlamıştır. Bu açlık sonucu Kazak nüfusunun sadece 1/3 ü hayatta kalabildi. Bu açlık katliamının gerçekleşmemesi durumunda günümüzde Kazak nüfusu ciddi bir sayıya ulaşabilirdi.
Yukarıda verilen bilgiler resmi olarak tarihi kaynaklara dayanan verilerdir. Öyle ki Kazak edebiyatında bu konuda özellikle nesir ve düz yazı şeklinde kaynaklar da bulunmaktadır. Bu trajedi, bu felaket ve genel olarak bu konu denizin bitmeyen damlalarına emsal olacak bir alandır.
Açlık yıllarında Kazakların Alaş liderleri ile millî hasletlere sahip aydınları da Kazakların her türlü problemleri hakkında resmi veya gayri resmi toplantılarda sorunu dile getirmiş, edebi literatürde meseleyi ele almaya çalışmıştır. Bu konudaki gerçekleri gözler önüne sermek için Muhtar Avezov, Miryakup Duvlatov, Smagul Sadvakaso, Ahmet Baytursınoğlu ve Jüsipbek Aymavıtoğlu gibi aydınlar çalıştılar. Miryakup Duvlatoğlu “1921-1922 senelerinde Kazak millî menfaatlerini korumaya yönelik can alıcı bütün konularda yapılan aktivitelerin hepsinde Smagul (Sadvakasov) ve Muhtar (Avezov) yer aldılar.”, ifadesini kayda geçirmiştir[1]. Bu açıklama, Muhtar Avezov, Kazakistan’daki açlık konusunda yayın yapmadı iddialarına cevap da teşkil edebilir. Muhtar Avezov eserlerinde bu konuyu satır arasında işleyerek ele almıştır. Mesela bu yazarın “Yetim” hikayesindeki Hasan karakterinin betimlendiği satırlarda Kazakların açlık dolayısıyla yaşadığı zorluklar ile ekonomik sıkıntıları açıkça görmek mümkündür. 1920’li yıllardaki açlık konusunda Ahmet Baytursınoğlu da 1922 senesinde Kazak Kalendarında “Teni Sağ olanın Canı sağ olur” başlığıyla yayınladığı yazısında: “Geçen sene kışın açlık çekildi. Açlar birbirinin etini yedi. Ölenlerin etin yemekten geçip, yaşayan insanları bile hayvan gibi avlayarak yediler. Geceleri şehirde dışarıda sokaklarda olmak tehlikeli hale geldi. Tenha saatlerde sokağa çıkanları aynı kementle at yakalarcasına yakalayıp boğarak öldürüp yediler. Anneler çocuklarını yediler. Açlıktan insanların vücudu zayıfladıkça, insanlık özellikleri de kaybolmaya ve insanlar hayvanlardan beter bir şekilde vahşileşmeye başladı.”[2] ifadeleriyle Alaş aydınlarından biri olarak düşüncelerini yayınladı. Bu dönemde Jüsipbek Aymavıtoğlu da Eles isimli hikayesinde Bolşevik devrimi sonrasında Kazaklar arasında meydana gelen kötü olayları acımasız bir şekilde tenkit etmiştir.
Bu eserde ana karakter olarak yazarın kendisi eseri yazmak için oturduğunda bir anlık tıkanma yaşar. Tam o anda karşısına çıkan bir genç adam yazarın boğazına sarılarak yazması gereken bütün konuları birbiri ardı sıra anlatmaya başlar. Yazması gereken konular arasında açlık meselesi de vardır. “Kazaklar açlık çekiyorlar. Bu durumun zorluğu, ölümü, kayıpları, kaygısı ve acısı nasıldır? Bunların hepsi başlı başına birer konu, hepsinden birer roman konusu çıkar”[3] derken gözümü açtığımda kimse yoktu. Her zamanki gibi masamın başında yalnızdım.”, ifadesiyle eser sona ermektedir. Yazar bu eserinde hayal ürünü bir şahısla konuşuyormuşçasına var olan gerçekleri ifade etmiştir. Konuyu daha açık şekilde yazmanın başka yolu yok görünmektedir.
Beyimbet Maylin, açlık hakkındaki gerçekleri bütün çıplaklığıyla tam olarak tasvir etmiştir. Bunun ispatı olarak Külpaş, Bayram Günleri, Açlık Kurbanları gibi eserleri gösterilebilir. Külpaş isimli eserinde kahraman yemek artıkları aramak için çıktığı evine döndüğünde çocuğu ile kocasının öldüğünü görmüş olarak betimlenir ve bu durum da açlık döneminde rastlanılan facialardan bir örnek olarak eserde yer alır. Kazakistan’ın eğitim kurumlarında buna benzer eserler daha önce eğitim malzemesi olarak derslerde okutulamadı. Böylece açlık hakkındaki gerçekler böyle idi şeklinde doğrular söylenemedi. Bu eserlerdeki etnik-kültürel bilgiler, millî özelliklerle ilgili materyaller, millî psikoloji, millî hasletlerle ilgili eserler incelenerek elde edilebilir. Millî hasletlerimizi tespit etmek için dil, adet ve gelenekler, millî karakter incelenmesi gerekmektedir. Bu eserlerin incelenmesi sonucu özellikle karakterlerin psikolojik açısından incelenmesi ile çözüme ulaşılabilir. Gerçek edebi bir eserin yaratılması için toplum hayatındaki sosyal gerçeklerin yansıdığı önemli dönemlerden dersler çıkması gerekmektedir.
Kazaklar için gerçek açlık 30’lu yıllarda meydana geldi. Meşhur Abay uzmanı Mekemtas Mırzahmetov’un çocukluk yılları bu dönemlere rast gelmektedir. Annesi hakkındaki bir hatıratında:” Açlık yıllarında sen 3 yaşındaydın. Kucağımda bebek bir kızım da vardı. Açlıktan öleceğimizi anlayınca Kemerbastav’daki eniştem Kurmanbek’in evine gitmek için yola çıktık. Seni elinden tuttum, bebek kızım kucağımda açlıktan iki büklüm halde zorla ilerlemeye başladık. Yürüyüşümüz yavaş olduğu için avula yaklaşırken karanlık çökmeye başladı. Özbeklerin kavun ektiği tarlaya yettiğimizde sürü halindeki kurtlar etrafımızı sardı. Elimdeki değneği savursam da geri çekilmediler. Ne yapacağımı şaşırdım. Kundaktaki bebeğimi yere bıraktım seni sırtıma aldım kaçtım. O anda kurt sürüsü bebeğe saldırdı. Bebeğin sesini bir defa duydum… Olayın böyle olduğunu annemin ağzından duydum. Biz bir babadan 17 kardeş idik. Açlık başladıktan sonra biri savaşta öldü, biri halk düşmanı olarak sürüldü ve en sonunda üç kardeş hayatta kaldık… “sözleriyle açlık döneminin nasıl olduğunu anlatmaktadır. Akademisyen Salım Zimanoğlu da açlık yıllarında halkın neler çektiğine şahit olduğu şu sözlerinden anlaşılmaktadır. “Açlıktan ölenleri at arabasıyla taşıyarak kazılan büyük çukurlara bırakıyorlardı. Onların arasında daha can teslim etmemiş olanlar da bulunurdu. Açlıktan halsiz düşmüş kıpırdamaya hali kalmayanları da ölülerle beraber çukura atarlardı. Büyükler akşam işten dönünce çukurlara gidip açık saçık sineklerin üşüştüğü cesetlerin üzerini toprakla örtmeye giderlerdi. İhtiyar dedeler ve nineler her yerde ölüp kalıyorlardı.”
Şair Jakan Sızdık’ın Tabiat veya Ali İhtiyar olarak ünlenen şiiri 1940’lı yıllarda yayımlandı. Konusuyla bu eser hakkında epeyce fırtına koparıldı. Böyle bir eser verdiği için şair resmî kurumlar tarafından cezalandırıldı. Sonraki dönemde de Kazakların tanınmış yazarları açlık konusunu satır aralarında yine de işlemeye devam ettiler. Sabit Mukanov, Ömür Mektebi isimli eserinin üçüncü kitabında açlık krizini oldukça açık bir dille betimlemiştir. Gabiden Mustafin Şıganak isimli romanının ilk sayfalarında Kazak toplumunun zayıfladığını ifade ederek dolaylı anlatımla zorlu yıllara atıf yapar. Saken Seyfullin bitiremediği Bizim Yaşantımız hikayesinde açlık konusunda sadece birkaç cümle sarf etmiştir. Gabit Müsirepov’un Talpak tanav adlı eserinde Kostanay bölgesindeki açlık krizi gerçek çıplaklığıyla tasvir edilmiştir. Yazar, göçebe Kazakların hayatına zorla kabul ettirilen domuz besleme konusunu büyük bir ustalıkla hicvederek, onun geliş sebebini astarlı bir şekilde ifade etmiştir. Safvan Şaymardenov’un Mezgil isimli hikayesinde de ana karakterin hatıratı vasıtasıyla Kazakların başına gelen büyük felaketi, bir takım gizemli güçler sebebiyle kendini ifade edemeyen dilsiz karakter tasviriyle açlık konusunu satırlarının arasına sığdırmayı başarmıştır. B. Kıdırbekoğlu’nun Alatav, Şerhan Murtaza’nın Kızıl Jebe (Tamuk ve Kıl Köprü bölümleri), Stalin’e Mektup, Smagul Elüvbay’ın Ak Boz Üy, K. Kazıbayev’in Surapıl, A. Mekebayev’in Kazına Sırı, Z. Jakenov’un Zulmat romanları ile Nagaşıbek Kapalbekoğlu’nun Jer Oşaktın Tütini hikayesinde Kazakistan’daki açlık; satır aralarında verilmeye çalışılarak gerçekleri açıklama çabaları sezdirilmektedir. Bu çalışmalar arasında açlık gerçeğini belirgin bir şekilde betimleyen eser Smagul Elüvbay’ın AkBoz Üy romanıdır. Bu eser sonradan sinemaya da aktarıldı (S. Elüvbay, Ulttık Tragediya, http://old.qamshy.kz). Yazarın kendi ifadesiyle roman 1982-85 seneleri arasında kaleme alınmıştır. Ne var ki romanın basılması Sovyetler Birliği’nin çöküşünden önce gerçekleşememiştir. Roman konusu Kazakların kitlesel imhasını hedefleyen açlık siyaseti olmuştur. Eser, Kazakların 100 romanı listesinde de yer almaktadır. Müsadere etmek, kollektifleştirmek, aşırı miktarda vergi alımı, aşırıcılık, rejim goygoyculuğuyla fazla ileri gitmek gibi toplumsal hareketler sonucu olarak Kazakistan’a açlık belası gelmiştir. Bu yazarın edebiyata katkısı o döneme ait zorlu hayatı oldukça sade bir dil ile ve olayları bütün çıplaklığıyla gözler önüne sererken okuyucunun duyduğu dehşet olarak ifade edilebilir. Kazakistan’daki açlık yıllarında yaşanan trajedinin çok açık bir dille betimlendiği ilk eser olarak karşımıza çıkmaktadır.[4]
Bağımsızlık sonrasında Adam Mekebayev, Kupiya Koyma isimli hikayesini roman olarak yayımladı. Bu romanları Jer Kindigindegi Apat, Kazına Sırı isimleriyle yayımlamıştır. Muhtar Magavin’de Sarı Kazak isimli eseriyle 25 yaşındaki genç kadın ve onun ihtiyarlamış hali vardır. Monolog şeklindeki bu eseriyle okuyucuya geçmiş dönemin dehşetengiz hayatını betimlemiştir. Bu romanda eskiden zengin bir ailenin büyük hanımı olan bu kahramanın Kazak bozkırında serseri ve sersefil halde dolaşması anlatılır. Şaşılacak özellik ise o durumda bile Tanrıya şükreden, Allah’tan af dileyen bir kul olarak tasvir edilmesidir. Bu özellik bir roman vasıtasıyla bütün bir milletin psikolojisini tasvir etmesi açısından dikkate değerdir. Bu roman Kazak halkının millî hasletlerini, psikolojisini ve millî karakterini okuyucuya iletmek açısından önemlidir.
Turısbek Savketay’ın Kuzgun Toygan Kıs ve Nurdevlet Akış’ın Rakımsız Köktem, Nurlan Orazalin’in Kazıkurt Okıygası, Bagdat Jandosay’ın Şoşkanın Kumu hikayeleri ile J. Ömirbek’in Kızıldar Kırgını, Sagat Jünis’in Aşarşılık Akiykatı kitapları; Akim Tarazi’nin 2999999+1 hikayeleri günümüz Kazakistan’ındaki orta yaşlı aydın-edebiyatçıların açlık trajedisi hakkındaki tutumlarını açıkça göstermektedir. Böylece Kazakistan’daki açlık yılları ve o konudaki tarihi geçmişin millî açıdan değerlendirilmesi gerektiğinin farkına varıldı.
Yukarıda bahsedilen edebi çalışmalar haricinde Kazakistan’daki açlık konusunu geniş olarak çalışan büyük eserler sayısı oldukça azdır. Valeriy Mihaylov’un uzun yılların araştırması sonucu yazdığı Ulı Ult Jazbaları isimli hikayesi ile Nurdevlet Akış’ın Kazak nesir yazısındaki organizasyon gerçeği ve edebi çözüm isimli doktora tezi bulunmaktadır[5]. Bu konudaki üçüncü eser, 1928-1933 senelerindeki Kazak trajedisinin Kazak edebiyatındaki yansıları adlı çalışması olmuştur[6].
ABD Maryland Ünivesitesi-College Park’taki tarih bölümü profesörlerinden Sarah Cameron’un The Hungry Steppe: Famine, Violence and the Making of Soviet Kazakhstan isimli eseri 2018 itibarıyla yayımlandı. M. Şayahmetov’un, Ünsiz Dala isimli hatıratı ile J. Ömirbek’in Kızıldar Kırgını isimli hatıratına dayanarak yazdığı eserinde Sarah Cameron Kazakistan’daki açlık dönemini yine 1930’lu yıllarda Ukrayna’da olan açlıkla karşılaştırmalı bir şekilde hazırlamıştır. Bu çalışmalar Kazakistan’da, 1930’larda gerçekleştirilen katliam amaçlı açlık konusunun araştırılmasına büyük katkı sağlayacaktır.
Ukrayna’daki açlık Holodomor başlığı altında Kazaklara göre çok çalışılmış bir konu haline gelmiştir. Bu konudaki en önde gelen eser, Ulas Samçuk’un Mariya romanıdır. Açlık dönemini bizzat yaşamış biri olarak yazar o dönemin kanlı kırgın şeklinde gerçekleşen mezalimini edebi dille betimleyen ilk edebiyatçı olmuştur. Roman 1034 senesinde Lvov’da basılmış ve derhal yasaklanmıştır. Buna ek olarak ABD’ye göç eden Vasiliy Barkanın Joltıy Knyaz romanı da bu konuyu işler. Açlık zulmünü bizzat yaşayan bu yazar da kitabını 1950’li yıllarda yazdı. Holodomor hakkındaki kaynakları 25 yıl boyunca biriktirmekle ortaya çıkan bu eserin değeri yıllar geçtikçe daha çok anlaşılmaktadır.
Bağımsızlığın gelişi Kazaklar için her şeyden önce millî sağduyuyu ve düşünce tarzını azat ettiği için değerlidir. Hür düşüncenin gelişmesi ile ele alınan birçok tarihi olay tekrar zihnimizi meşgul etmeye başlamıştır. Bunlardan biri de Açlık konusudur. Bu konu tekmil Kazakların geçmişine yönelik ortak kaygısı, kederi ve acı gerçeğidir. Edebi eserlerde bu konuda güzel çalışmalar çıkmakla birlikte birçok alanda kaynak sorunu yaşanmaktadır. Sonuç olarak açlık konusu Kazak edebiyatında sıkça ele alınan konuların başında gelmekle birlikte bu konuda daha derinlemesine yapılacak çalışmaların ağırlığı geleceğe yüklenmektedir.
* Doktora Öğrencisi. Kazak Devlet Kız Pedagoji Üniversitesi, Kazakistan, Almatı. e mail: bagyla05@gmail.com
[1] Duvlatov, M. “Aşıkkan El hem Semey azamattarı,” Kazak Tili, 18 Mart 1922. “Aştık Kırgınnan Kaytsek Kutılamız,” Ak Jol, 12 Ağustos 1922.
[2] Baytursınulı, A. Altı Tomdık Şıgarmalar Jıynagı, II. Tom, “Alippeler men Makalalar Jıynagı, Almatı: El Şejire,2013, Tom IV.
[3] Aymavıtov, J. Bes Tomdık Şıgarmalar Jıynagı, II Tom, Almatı, 1999.
[4] Kazaktın Jüz Romanı. Okuv Kuralı.Kurastırgan Rımgaliy Nurgaliyev, Astana: Foliant, 2004.
[5] Akış, N. Zulmat Jıldarı Kazak Prozasında, 1928-1933 Jıldar Kasiretinin Kazak Prozasında Körinis Tabuvı: Monografiya, N. Akış, M.O. Avezov adındaki Edebiyat jane Öner İnstitutı, Red. Alkası: A.K. Egevbayev, Ş.R. Elevkenov, S.A. Kaskabasov., Almatı: Nur-Print, 2005.
[6] N. Akış, “Kazak Prozasındagı Ujımdastıruv Şındıgı jane Körkemdik Şeşim”, Almatı, 2004.
[/ihc-hide-content]
Emel Dergisi 268, Temmuz-Ağustos-Eylül 2019. Sayfa 56-62.
Emel KIRIM VAKFI