Nurettin AĞAT.
— 6 —
GÖZLEVE
(Gezlev – Kezlev)
Gözleve, eski bir İskit şehridir. İsa’dan önce VII. yüzyılda Kırıma giren Orta Asyalı İskit – Saka’lar, İ.Ö. XIII. yüzyıldan beri burada yaşayan Tavr’ları dağlık bölgeye sürerek, buranın daha eski yerlileri olup o tarihte Kerç boğazında yaşayan Kimmerleri Kırım dışına atarak, ovalarda yerleşmişlerdi.[ihc-hide-content ihc_mb_type=”show” ihc_mb_who=”3,2″ ihc_mb_template=”1″ ]
İ.Ö. II. yüzyılda kıral Skilur ve oğlu Palak (Balak) zamanlarında Kırım İskitlerinin payitahtları Akmescit yakınlarındaki Kermencik (Neapolis – Yenişehir) idi. Zamanla Tavrlarla karışmış bir ulus olmuşlardı. Kıral Skilur adına Olbiya (Staromogil – Koçakov) da sılmış bulunan paralardan anlaşıldığına göre, 1) egemenlik alanları Besarabyaya kadar uzamakta ve Kırım içinde de Khabon, Palaksiyon şehirleri ve başkaca kuvvetli iskân merkezleri bulunmakta idi 2). O çağlarda Gözlevenin nasıl bir ad taşıdığı bilinmemektedir. Tarihçilere göre, «Gözleve» adı, Altınordu devrinde takılmıştır.3)
Gözleve, hanlık zamanında darphanesi de olan kadılık merkezi büyük ve önemli bir içe idi. Hanlığın son zamanlarındaki durumu hakkında bilgimiz yoksa da, aşağıda görüleceği üzere, Evliya Çelebi, XVII. yüzyıldaki durumunu, ayrıntılı olarak betimlemektedir4).
«Gözleve, denizin dudağında düzlük bir yerde, dört yanı denizle çevrili olup bir burunda ada gibi bir yerde kurulmuştur. 5 demir kapısı vardır. Doğudaki iskele kapısıdır, iyi demir tutan limanı büyüktür, ama bu liman kıble, gün doğusu ve lotus rüzgârlarına açıktır. Kasabhane, bu liman kenarındadır ve günde 100 sığır ve 10 at boğazlanır. Esir Pazarı da liman kapısının dışında olup her sabah burada nice yüz genç kız ve erkek esirler satılır. Yine doğu tarafında odun hazarı vardır, bütün odun, keresete ve direk bu kapının dışındaki meydanda satılır. Bu yerde 2 Müslüman mahallesi ve 1 taş minareli cami, 2 çingene ve 1 Ermeni mahallesi ve 1 şirin Ermeni kilisesi vardır ama Rum, Frenk ve başka millet mahallesi yoktur. Varoşta kale dışındaki mahallede) 100 kadar dükkân var.
Kuzeye açılan kale kapısı dışında ikinci varoşta (dış mahallede) 1 Müslüman mahallesi ve bir mahalle mescidi ve 25 kadar büyük ve geniş bozahaneler var ki her birinde beşer altışar yüz boza bekrileri, gece ve gündüz dudak dudağa doludur-Zira bu bozahaneler, pâk ve pâkize, ince elekten geçmiş, koyu ve lezzetli ilik gibi boza işleyip 3 okka bozayı 1 Kırım akçasına verirler. Bu bozahane taraflarında 100 kadar yel değirmeni vardır.»
«Camiler 24 mihrabdır, On ikisi sultanların ve ileri gelen büyüklerin camileri, geri kalanı da mahalle mescidleridir. Şehirde 12 taş minare görünür ama en yükseği Bahadır Giray Han (1. Devlet Giray Han 1551 -1557) camii minaresidir. Bu camiin eni boyu mihraba kadar 150 kademdir. Bu camiin sol yanında yüksek şanlı hanların namaz kılacakları bir mahfeli ve yanlarında iki yüksek taş minaresi vardır, sol taraftaki minare depremden yıkılmıştır, sağ taraftaki minareye çıkıp, şehrin beş köşe şeklini görüp inerken 105 kadem saydım. Güzel ve yüksek sanat eseri olan bu cami ve minare, İstanbulda Sultan Süleyman camiini bina etmiş olan koca Mimar Sinan Ağa bin Abdülmennan’ın eseridir. Doğrusu, beğenilecek ferah, gönül açıcı ziynetli bir mabettir. Lâkin bu camiye göre, avlusu küçüktür, bunun nedeni, şehrin kalabalık yerinde çarşı bazar içinde olmasıdır. Bu şehirde bu camiden başka üstü kurşun örtülü cami yoktur. Ve avlusuna karşı güzel ve ferah bir hamam binası vardır ki eşi ancak Şamda Defterdar veya Sinaniye hamamı ola. Cami avlusunun sol tarafında yol aşın yerde şehrin iç kalesi olarak dört köşe taş binada dizdar (kale komutanı) oturur, burada zindan ve anbardan başka bir şey yoktur, ortası meydandır, ama bu iç kalenin doğu tarafında büyük bir kalede denize bakan toplar ve aşağıda cephane anbarları yanında bal yemez topları vardır. Her cuma günü dizdar Ağa, kaleyi ve burçlarını sancak ve bayraklarla süsler ve namazdan sonra da kale kapısını kapatır.»
«Şehirde 5 hamam vardır, cümleden lâtif olanı han hamamıdır. 11 ticaret hanından üçü sanki kaledir. Bunlar demir kapılı, kuleli, ve mazgal delikli kale gibi hanlardır, hepsinden mükellef ve metini 1C62 (1652) de inşa edilmiş olan İslâm Giray Han (1644-1654) hanıdır. 245 odası vardır. Ulu Camiye, daha metin ve kale gibi yüksek olup 280 odası vardır. Öbürleri, böyle metin ve büyük olmamakla birlikte, yine de her biri ticaret erbabiyle doludur.»
«Şehirde 2 medrese, 5 sıbyan mektebi ve 3 tekke vardır, 7 yerde çeşme, bu çeşmelerin ve 20 sabilhanenin sulan, şehirden 15 dakika mesafede açılan kuyulardan, atlar ile çekilip terazilerle sevk edilir. Şehirde bekâr sanatçılar için yapılmış 6 iş hanı vardır, bu gibiler bu hanlarda oturup sanat ve ticaretlerini yaparlar ne ararsan bulursun, yedi iklimin her türlü malı bulunur bu dükkânlarda, ama kurşun örtülü bedestanı yoktur.»
«Bu vilâyetlerde hastalık azdır ama yine de büyük şehir olmakla Ali Şah Mirza ve Duduş Ağa gibi Ustad hekimleri vardır.»
«Hâkimleri; Mülkiyet Emini ve kale Dizdandır, Şer’î Hâkimi, Ulema Şeyh’ül İslâmî, Nakib’ül eşrafı ve âyam ve eşrafı ile ve 150 akça payesiyle verimli kaza (ilçe) dir ki 1100 kadar ilçe gibi bucak ve köyleri vardır. Sipah Kahya yeri ve Yeniçeri serdan yoktur. Zira Tataristandır, burada Yeniçerilik ve sipahilik bir akçe etmez, burada saygın olan han’ın kulları Karacı (bakan) halkıdır.»
Gözleve Kırım hanlığının ilçelerindendi. Fakat, Kefede ve Balıklavada olduğu gibi burada da kale ve gümrükler Osmanlıların elinde olduğundan kale komutanı, erleri ve gümrükçüleri Osmanlı Subay, er ve memurları idi. Kefe çapulundan üç yıl sonra 1478’de sözde Kırım hanlığının batı kuzey kesimini dış saldırılardan korumak üzere Gözleveye de Osmanlı garnizonu yerleştirilmiş, sonra I. Selim Han’ın damadı I. Saadet Giray (1524-1533) zamanında Kırım hanlarına gümrük gelirlerinden yılda 1 millyon 100,000 akçe ödemeyi yükümlenen Osmanlılar bütün gümrüklere el koymuşlar ve bu sırada Tat ilini de bir eyalet olarak Osmanlı İmparatorluğuna bağlamışlardı.
Kırım hanlığını yıkan Ruslar, «eski Grek adlarını canlandırıyoruz» sloganiyle, Akmescit, Akyar ve Eskikırım gibi, tarih boyunca Grek egemenliğine geçmemiş Türk şehirlerine Simferepol, Sevastopol ve Levkopol gibi uydurma Grek adları takarlarken Gözleve, ilkönce Kozlof olmuş, bir süre sonra Kozlof, burasının da Grekler tarafından kurulmuş bir şehir olduğu ileri sürülerek, «Evpatorya» ya çevrilmişti. Oysa gerçekte ne Evpator Grekti, ne de bu şehri kurmuştur. «Evpator» İ.Ö. VI. yüzyılda büyük Pers imperatorluğunu kurmuş olan Akameneş Kurus neslinden Pontus (Karadeniz) kıralı İran asıllı Mihridad’ın «Ünlü Soylu» anlamına gelen unvanı idi. Devletin arması, paralarında da görüleceği üzere, Ay – yıldız’dı. Bu armanın, bizim Ay – yıldızımızdan ayrımlı özelliği, yıldızının 8 köşeli ve ayın da uçları yukarıya gelmek üzere çizilmiş olmalarıydı (5).
Karadeniz (Pontus) devletini, Makedonyalı Büyük İskender (Aleksandr) zamanında Sinop Satrapı (valisi) olan Akameneş hanedanından Prens Mihridat I, İ.Ö 302 yılında kurmuştu. Mihridad Evpator bu soydan 9. kıraldı ve İ.Ö. 125 yılında kıral olmuştu ve «Mihridad» (güneş-tanrı vergisi) adını taşıyan kıralların altıncısıydı.
VI. Mihridad’ın Kırım tarihine ilişkin serüveni şöyledir:
İ.Ö. II. yüzyılda başkendi Kırımda Kermencik’te olan İskit kırallığı, Karadeniz kuzeyinde Odbiya (Staromogil-Koçakov) şehrine kadar uzanan güney doğu Avrupada en güçlü devletti. İ.Ö. 438 yılında Orta Asyalı Trak’lardan Spartokit hanedanı tarafından kurulmuş olup başkentleri Pantikape (Kerç) olan Bosfor (Boğaziçi) kırallığı ile İ. Ö. VI. yüzyılda Milet’ten ve Karadeniz Ereğli’sinden gelen Grekler tarafından, eski bir Tavr-İskit şehrinde yerli halkında iş birliği ile kurumuş olan Hersones (Sarıkermen) adlı şehir hükümeti Kırıma egemen olan İskit kurallarına vergi (haraç) vermeğe yükümlü bulunuyorlardı. Fakat İ.Ö. II. yüzyılda Hersonesliler, ticaret yol ve merkezlerinin değişerek, mal alıp sattıkları ticaret şehirlerini rakiplerine kaptırmaları yüzünden fakirleşmişler, vergilerini ödeyememişlerdi. Bu nedenle can damarı ticaret olan şehrin, İskit Kıralı Palak’ın emriyle karadan ev denizden kuşatılması, Hersoneslileri, dışarıdan kurtarıcı aramak zorunluğunda bıraktığından yardım isteğiyle kıral Mihridad’a başvurmuşlardı. Güçlü İskit kırallığının kendi devleti için de büyük bir tehdit ve tehlike teşkil ettiğini göz önüne alan Mihridad, bu çağından yararlanarak İ. Ö. III. yılda Kırıma asker çıkararak İskit Kıralı Palak ile savaşa başlamıştı. 111-106 yılları arası 5 yıl süren savaş sonuncunda İskit kırallığı yıkılmış, Mihridad, Pontus tacına Bosfor tacını da ekliyerek Pontus – Bosfor kıralı olmuş, Bosfor vassal kırallığına oğlu Mahar’ı (Mahir) atayarak Sinoba dönmüştü. Bununla birlikte İranlı Akameneş sülâlesinin yalnız Kırım egemenliği değil, fakat çok daha eski olan Pontus kırallığı da İ. Ö. 66 yılında Romalılara yenilmesiyle sona ermiş, iki ülkede de egemenlik Romalılara geçmişti (6).
1) A. Başkirov, Neapolis, s. 273.
2) Aynı yazar, Khersones Tavriçeskiy s. 212.
3) İ. A. Rupçev, Evpatoria s. 647 (Putevoditel 1914).
4) Evliya Çelebi Seyahatnamesi C. 7, s. 563-566.
5) A. DE BARTHLEMY, Nouveau Manuel de Numistique Ancienne, Description des planches no. 135.
6) A. Başkirov, Khersones Tavriçeskiy s. 213-215 ve Kerç s. 236-240.
Emel 50, Ocak-Şubat 1969, sf 23-26
Emel KIRIM VAKFI