(*)
Ant etkenmen ant etkenin antı içün ölmeğe…”
Hamdi GİRAY
Bu şiirler, müstakil ve mesut yurtlarında sevimli, şen yuvalarında yaşayan ve “Sanat için sanat” diyen insanlar tarafından yazılmamıştır. Bu şiirlerden her biri yüksek elem ve ıstırabın ifadesidir. [ihc-hide-content ihc_mb_type=”show” ihc_mb_who=”3,2″ ihc_mb_template=”1″ ]
[/ihc-hide-content]
Bunlar yurt sevgisiyle, hak ve hürriyet aşkıyle, istiklâl ve yükseliş emeliyle çırpınan mefkûreci milliyetçilerin mukaddes gayelerini canlandırırlar. Bunlar, sanattan, sanatın güzelliğinden, inceliğinden evvel yüksek millî duyguların yüreklerde yerleşmesini temin için yazılmışlardır. Bu şairlerin hedefi şiirleri değil, onların ifade ettikleri duyguların, fikirlerin aşılması, benimsenmesi idi. Bunlar şiir yazmak için şiire sarılmadılar. Şiirle milli ruhu, milli imanı kuvvetlendirmek için çırpındılar. Bunlar, eserlerini edebiyat müsabakaları için değil, tarihî bir davaya hizmet gayesiyle neşrettiler. Bu şiirlerin en bariz vasıfları samimîlikleridir. İmandan gelen her sözde duyulan katiyet, samimiyet ve tesir bunlarda en canlı bir tarzda yaşamaktadır…
Bu şiirler, fânî fikir ve arzulara tercüman olmadıkları gibi, bunları yazanlar da hayatlarında geçirdikleri tarihî destanlarla tarihe ve ebediyete geçmişlerdir. Bu şiirlerdeki elemler, kalemlerin ucundan kolaylıkla dökülmemiş, millî felâketlerle çırpınan yüreklerin en derin noktalarından ıstırapla, isyanla kaynayarak taşmışlardır. Bunlar, başkalarına dudak ucundan yapılan tavsiyelerle değil, yürekten, vicdandan gelen feryatlardır… Bunları yazanlar, bu duygularını yalnız kâğıtlara emanet etmekle kalmadılar. Bu uğurda genç, temiz ümitli hayatlarını da feda ettiler…
Millî imanın eseri olan bu şiirleri okurken bunları yaratan kurbanları yalnız rahmetle anmak kâfi değildir. Onların ruhlarını memnun etmek için, onların bu mukaddes duygularını ve mübarek emellerini bütün varlığımızla benimsememiz ve fedakârlık yolunda azamî onlara yaklaşmağa çalışmamız elzemdir…
Bu şiirleri okuyarak azaplananlar, o şairleri düşünerek gözyaşı dökenler, Kırım faciasını bir daha yüreklerinde tazeleyerek candan yananlar unutmamalıdırlar ki, dikenli, imanlı yol ancak fedakârlıkla geçilir…
Tarihlerden her millî facia ancak kendi menfaatlarını, kendi hırslarını unutan insanlar tarafından sökülüp atılmışlardır…
Cennet kadar güzel yurdumuzun kurtulmasını, bütün halkımız için mesut bir yuva olmasını mı istiyoruz?.. Bu haklı, meşru ve doğru yolda yalnız ayaklarımızdan, yalnız dizlerimizden değil, yüreklerimizden de kan aksa yine ilerlemeye çalışalım. Bütün münevverlerimiz, bütün halkımız aynı iman, aynı heyecan, aynı fedakârlıkla bu yolda samimiyet ve feragatla ilerlemeye ve yükselmeye çalışırsak, o kadar bu istikbale yaklaşmış oluruz.
Ne mutlu Kırım’ın o yiğit şair evlâtlarına ki, ölmez eserleri ve yüksek kahramanlıkları dağılmış, bitmiş, gitmiş denilen bir halkı kurtuluş ve yükseliş yolunda heyecanla birleştiriyor ve onların yurtlarına ve tarihlerine lâyık bir halk olmaya götürüyorlar…
Bu eseri, tarihi devirimizin en yüksek şairlerinden ve unutulmaz kahraman kurbanlarından Hamdi Giray’a ithaf ettiğimizden merhum hakkında biraz malûmat vermeyi borcumuz bildik.
Hamdi Giray’ın Hayatı
Hamdi Giray 1901 sanesi 14 Şubat’da Kefe’nin Yenisala köyünde*”) doğdu. 1910’da Karasu İptidaisini*”*) birincilikle bitirdi. 1913’de şiir yazmaya başladı, 1915’de “Öksüz Kart Ali”, “Yaz”, “Kış”, “Bahar” başlıklı küçük şiirler yazdı. 1917’de Akmescit’de açılan rüştiye mektebine girmek için ilk arzuhâli verdi ve birinci olarak mektebe kabul edildi. Mektepte talebe cemiyetini kurdu ve bir de kıraathane açtı.
Kırım’da siyasî sarsıntılar ve harpler yüzünden tahsiline devam edemeyen Hamdi Giray, 1921’de Bolşevikler’in Kırım’a girmeleri neticesinde açılan işçi fakültesinde ve gimnaziyada okudu. 1921-1922 senesi açlığı karşısında yine tahsilini yarıda bırakarak millet işleri komiserliğinde çalışmaya başladı. Kırım’ın (**) (***) büyük bir kısmını ve birçok köyleri dolaştı. Halkı yakından tanıdı. 1921’de Kırım Cumhuriyetini ilan eden toplantıya genç bitaraf vekillerden olarak iştirak etti. 1922’de Kırım Tatar toprak istihsal şirketine girdi. Tatar Darülfünun talebeleri kooperatifini açtı ve bunun müdürü oldu. Aynı zamanda Şark fakültesi talebe derneğinin de reisi seçildi. 1923’e kadar bu fakültede derslerine devam etti. Fakat burası onun ilme olan aşkını doyurmadı. 1923’de bir gemi ile İstanbul’a geldi. İstanbul’da edebiyat fakültesine girdi. Üç sene bu fakülteyi muvaffakiyetle bitirmiş olan Hamdi Giray’ın yazdığı Kırım Tarihi adlı tezi, bütün profesörlerin taktirini kazandı. Bu şiirler mecmuasının başına koyduğumuz Kırım Tatar edebiyatına ait mukaddimesi de, kendisinin bu kıymetli tezine ilave edilmişti. 8 Kasım 1926’da Kırım’a giden Hamdi Giray, 13 Eylül 1930’da Bolşevikler tarafından şehit edildi.
Hamdi Giray Kimdi?
Hayatını hulâsa ettiğimiz Kırım genç tarihçisi de birçok bahtsız.Kırım gençleri gibi yüksek zekâsının, müstesna kabiliyetinin, sağlam duygularının tercümanı olacak esaslı eserini veremeden kurban gitti.
Merhum da Kırım faciasını yalnız kafası ile değil, bütün ruhu ile anlamış ve benimsemiş bir milliyetçi idi. Kırım gençleri arasında samimiyeti, yiğitliği, fedakârlığı ile tanınmış ve sevilmiş olan Hamdi Giray’ın bu vasıfları ve sağlam millî imanı bütün şiirlerinde, kıymetli tarihî eserinde, hattâ mektuplarında bile çok temiz, çok yüksek bir şekilde yaşar. Millî cereyanımızda sağlam iz bırakmış olan merhum, Kırım gençleri arasında en çok sayılan ve sevilenlerden birisi idi.
1923’de İstanbul’a gelir gelmez eşyası koltuğunda gelip beni bulmuştu. Bir mağazanın küçücük odasına sığınmıştık. Ben onu dinliyor ve kendisini tetkik ediyordum. O mütemadiyen söylüyor, köylülerimizin, münevverlerimizin, arkadaşlarımızın geçirdikleri faciaları anlatıyordu. Günün sıkıntılarını, yarının ümitlerini sayıyor ve her şeye rağmen Kırım’da kültürel, İktisadî çalışmalarda imkân bulunacağı kanaatini tekrarlıyordu. Bir aralık kendisini Kırım’da görüp görmediğimi sormuştum. 1917’de seçim mücadeleleri arasında birkaç mektepli gençle icra komitesine gelerek benden iş istediklerini ve benim kendilerine okumalarını, derslerine çalışmalarını tavsiye ettiğimi, buna rağmen kendilerinin bizim programlarımızı, aday listelerimizi şehrin en uzak sokaklarındaki evlere götürerek dağıttıklarını anlatmıştı…
Bu vaka benim hafızamdan silinmeyen o gençleri ve küçücük Hamdi’yi hatırlatmıştı. Kendisine “O zaman siz, benim muhaliflerimiz olan Mirzalarla birtakım mutaassıp mollaların listelerini halkımıza dağıtmayı vaad ederek alıp yakmıştınız değil mi?” dedim. Onun nurlu gözleri birden parlamış, heyecanı büsbütün artmıştı. “Unutmadınız demek, bizi, bu küçücük işimizi de unutmadınız” diyerek titriyordu. Kendisine millî tarihimizi yaşadığını, millî işlerimizin oraya geçtiğini; iyiliğin, fenalığın, dostluğun, düşmanlığın oraya yazıldığını söyledim. Halkımızdaki millî vicdanın ve yapılan fedakârlıklar kadar düşmanlıkları da ağızdan ağıza bütün Kırım’a yaptıklarını misallerle kendisine anlattım.
Hamdi Giray ile saatlerce dalmıştık. Yurt, arkadaş, aile ayrılığı ve yanığı ile yanan yüreğim onu dinlemekten, onunla Kırım’da dolaşmaktan ne kadar zevk ve hayat buluyordu…
Bu görüşmeler benim o sene İsviçre’ye gitmeme kadar devam etti. Lozan’da ondan aldığım mektuplar, benim yoğun kafamı dinlendirir, ona ve gençlerimize olan ümitlerimizi kuvvetlendirirdi.
16 Ocak 1924 tarihli mektubunda “Kırım millî edebiyatının tarihçesi”ne dair bir tez yazmayı düşündüğünü bildiriyordu. Ben kendisine Kırım tarihine dair bir tez yazmayı tavsiye ve bunun ehemmiyetini izah etmiştim.
Aylar geçtikçe Hamdi Giray’ın mektupları yalnız uslûbunun güzelliğine değli, İlmî görüşlerinin, ciddî tedkiklerinin kuvvetine de benim ümitlerimi sağlamlaştırıyordu…
1925’de İstanbul’a geldikten sonra artık kendisiyle daha sık görüşüyorduk. Kız kardeşimle nişanlı olmasından başka benim o zamanki vazifemden dolayı saatlerce kendisiyle görüşebilmemize başka türlü imkân olmadığından kendisi bize taşınmıştı. Her akşam Kırım tarihi, millî cereyanımız, edebiyatımıza dair kendisiyle konuşur ve dertleşirdim… Bütün temaslarım neticesinde Hamdi Giray’ı gençlerimizin en zekisi, en çalışkanı, en ciddisi, en cesaretlisi, en imanlısı olarak tanıdım. Bu kanaatimi onun hiçbir sözü bir kere olsun sarsmadı…
1926’da neden Kırım’a gitmişti? Bu seyahat merhumun İlmî ve siyasî arzu ve kanaatlarına tabiî ve zarurî bir netice idi. Kırım tarihini candan sevmiş ve hayatını buna vakfetmeye karar vermiş olan Hamdi Giray, İstanbul kütüphanelerindeki Kırım’a ait eserleri tetkik etmişti. Ancak devlet arşivindeki vesikaları görmemişti. Bunların Kırım tarihi için pek büyük ehemmiyetlerinin olduğunu anlayarak orada çalışmaya karar vermişse de bu müessesedeki evrakın tasnif edilmemiş olması yüzünden onun bu arzusu sonuçsuz kalmıştı. Ben kendisine Lehistan kaynaklarını tetkik etmesini ve bir müddet de Almanya’da kalarak İlmî esaslarda millî tarih yazılması usûllerinin araştırılmasını teklif etmiştim. O, Kırım’da ve Rusya’da bulunan eser ve vesikalardan istifade etmeyi ehemmiyetli buluyordu. Kendisinin bu karara gelmesine mühim bir sebep de Kırım’da yetişen gençliğe ve canlanan ilmî, edebî etmesi ümidindeydi.
Onun bütün dertleşmelerinde ve mektuplarında en ziyade üzerinde durduğu mevzu, halkımızın ilerlemesi ve kuvvetlenmesi idi. Asırlardan beri Şark’a yalnız istismar fikri ile yerleşmiş olan Arap emperyalistlerine onun itimadı yoktu. Yine “Asırlardan beri Türk âleminden uzak kalmış olan Türk kardeşlerimizin bizim dertlerimiz tamamıyla benimseyeceklerine ve bu faciada bize yardım edeceklerine” onun ümidi yoktu.
O, Rusya’dan ayrılmak isteyen 80 milyonluk kitleye ve öz 30 milyonluk Türk âleminin aynı faciada çırpınmalarına büyük ehemmiyet veriyordu. Hamdi Giray, “Siyasî sarsıntılardan istifadeyi düşünmektense Bolşeviklerle anlaşarak millî, kültürel hayatımızı kuvvetlendirmeğe çalışmamızı devrin en esaslı vazifesi” telakki ediyordu. “Halkımızı hazırlamak” emeline O, her şeyden ziyade ehemmiyet veriyordu. “Siyasî imkânlardan istifade edebilmemiz de bu hazırlıkla mütenasip olacaktır” derdi. “Rus inkılabı senelerce uzayabilir. Biz halkımızın arasında çalışmaktan ve onu yeni esaslarda canlanan ilmî, edebî hayatını kuvvetlendirmekten nasıl uzak kalabiliriz?
Hamdi Giray’ın bütün bu kanaatları ve ümitleri hep Bolşeviklerin bize çalışmak imkânı vereceğine inanmasından ileri geliyordu. O, ne Kırım’da o zamanlarda iş başında bulunan Veli İbrahim’in kendisini Kırım’da çalışmağa davet etmesinden, ne de İstanbul’daki Sovyet konsolosluğunda bulunan Tercüman Mihailof’un sözlerine inandığından dolayı Kırım’a gitmemişti. “Ben fakir bir ailenin çocuğuyum. Kendi çalışmamla hayatımı kazandım ve okudum, Bolşevikler’e karşı siyasî hiçbir cürümde bulunmadım. İstediğim şey de Çarlığın zulmü ile medeniyetten uzak kaldırılmış olan halkımızın medenî seviyesini yükseltmektir. Bizim halk edebiyatımızı toplamamıza, tiyatromuzu kuvvetlendirmemize, musikîmizi notaya almaklığımıza ve zenginleştirmemize, tarihimizi işlememize, mazimizi öğrenmemize onlar neden mani olsunlar? Onlar bütün bu sahalardaki hürriyetimizi resmen kabul ve ilan etmediler mi? Onlar bize mani olmakla değil yardım edecekler…. Bugün Kırım’da çıkan İleri ve Okuv İşleri gibi mecmualar yalnız Kırım’ın tarihinde değil, bütün Türk âleminde ne zaman görüldü? Bize yapılan zulümler, inkılâp devrinin taşkınlığından ileri geldi. Bolşevikler bizim faciamızı anladıkça, biz de onlara yaklaştıkça bu zulümler bitecek ve onlar yalnız Kırım’daki halkımıza bütün imkânları vermekle kalmayacaklar, hattâ Romanya’daki kardeşlerimizin de Kırım’a gelmelerini temin edecekler…” derdi.
O, bu imanında o kadar samimi idi ki, yalnız kendisinin değil, hattâ benim bile Kırım’a giderek çalışmam fikrindeydi. “Bolşevikler, bütün Millî Fırkacılar için umumî af ilan etmediler mi?..” derdi.
Bu kanaatlarla Kırım’a gitmiş olan Hamdi Giray, birkaç ay tevkif edildikten sonra serbest bırakılmış. O da orada İlmî çalışmalarına sarılmıştı. Kendisinin
Bolşevik idaresine karşı hiçbir vaziyet almamış olmasının en büyük delili bu kanaatları ve ümitleridir… Sonradan öğrendiğimize göre, Kırım’da en büyük komünistler bile kendisinin Tatar Tiyatrosunda ve İlmî müesseselerde çalışmaktan başka hiçbir işe karışmamış olmasında tereddüt etmedikleri merkezinde idi.
O halde Hamdi Giray’ı neden öldürdüler?..
Bu suali tarih Bolşevikler’den daha esaslı ve daha şumüllü olarak şöylece sormaktadır:
“Sizler için bir tehlike olmayan zavallı Kırımlılar’ı neden ateşten, kılıçtan geçirdiniz… Neden 100.000’den fazla Kırım Türkünü açlıkla mahvettiniz… Neden kendi kanunlarınıza göre ancak 200 adamın sürülmesi lâzım gelirken Kırım Türklerinden 30.000’den fazlasını çoluk ve çocukları ile Urallar’a atarak dondurdunuz?… Neden sizden daha ağır şartlarda inkılâba çalışmış olan binlerce Kırım gencini hiçbir esasa, hiçbir kanuna istinat etmeksizin mahvettiniz… Neden hattâ sizlere itimatları olanları bile İstanbul’dan kalkarak kendi ayağı ile size varan ve size elvermiş olan Hamdi Giray gibi gençleri de eliniz titremeden öldürdünüz?…
Yalnız Kırım Tarihi değil, Ukrayna, Beyaz Rusya, Azerbaycan, Kuzey Kafkasya, Gürcistan, Kusan, Türkistan, Idil-Ural tarihleri de Bolşevikler’den bu sualleri soruyor. Bu milletleri mahvederek bu millî cereyanları kırarak tarihin tabiî akınım durdurmak ve büyük Rusya çerçevesine saklamak için mi?.. Bütün kurbanların mübarek cesetleri üzerinden geçerek komünizm hayalini tahakkuk ettirmek için mi?…”
Zulmünüz ve vahşetinizle her gün sağlamlaşan mahkûm milletlerin imanı, bahtsız hayatı önünde her gün komünizmle de yani istinat noktanız dediğiniz çürük temelle de aranızda açılan uçurum sîzleri ancak tarihin bu suallerine cevap vermeye götürüyor…
Yalnız istiklâl günlerimizde azamî fayda getirebilmemiz için değil, bu suallerin tam cevabını almak için hepimiz bütün milletçe daha esaslı hazırlanalım. Ancak buna muvaffak olduğumuz gün tarihimize ve kurbanlarımızın mübarek ruhlarına olan borçlarımızı ödemiş olacağız.
Ant etkenmen ant etkennin antı içün
Kırımlı Cafer SEYDAHMET
(*) Bu makale, 1935 yılında Emel Mecmuası’nın yayınları arasında Romanya’da 96 sahife olarak neşredilen Kırım Şiirleri kitabında önsöz olarak dercedilmiştir. Kırım Türklerinin büyük lideri Cafer Seydahmet Kırımer’in kaleminden çıkan bu yazıyla kitap, 1930 yılında Kırım’da Bolşevikler tarafından şehit edilen merhum şair Hamdi Giray’ın aziz hatırasına ithaf edilmiştir. Kitabın başına merhumun “Kırım Edebiyatına Kısa Bir Bakış” isimli tezi eklenmiş ve resmi konmuştur. Kitapta Kırım’da ve Dobruca’da yetişmiş şairlerin şiirlerinden örnekler verilmiştir. Kitap, Arap alfabesi ile Türkçe olarak yayınlanmış olup bu makale Latin alfabesine aynen aktarılmak suretiyle okuyucularımıza sunulmuştur (EMEL).
(**) Şair Reşid Murad tarafından Yıldız dergisinin 1988 yılında neşredilen 5. sayısının 106. sahifesinde Hamdi Giray’ın doğum yerinin ve yılının Karasubazar’ın Yıldırım Mahallesi ve 1898’de doğduğu belirtiliyor (EMEL).
(***) İptidai: Eskiden ilkokul düzeyindeki okulun adı (EMEL).
Emel 179, Temmuz-Ağustos 1990. sayfa 17-22.
Emel KIRIM VAKFI