Kırım Tatar Millî Hareketi ve Sovyet İnsan Hakları Savunucuları

Yazar:

18 Mayıs 1944 yılında Vatan Kırım’dan topyekûn sürgün edilen Kırım Tatarları, Stalin ve totaliter Sovyet rejiminin insanlık dışı uygulamalarına maruz kalan tek halk değildi. Kırım Tatarları gibi 28 Ağustos 1941’de Volga Almanları, 23-24 Şubat 1944’de Çeçenler ve İnguşlar, 2 Kasım 1943’de Karaçaylar, 27 Aralık 1943’de Kalmuklar, 8 Mart 1944’de Malkarlar ve nihayet 15 Kasım 1944’de Ahıska Türkleri de yurtlarından sürülmüştü.
Kafkas halkları, Çeçenler, İnguşlar, Karaçay ve Malkar Türkleri, Kalmuklar, Stalin öldükten sonra 9 Ocak 1957’de “affedildi” ve vatanlarına dönme izni verildi. Kırım Tatarları, Volga Almanları ve Ahıska Türkleri bu “affın” dışında bırakıldılar.
Ne hazindir ki 4-11 Şubat 1945 günlerinde Kırım Türklerinin tarihî yurdunda, Yalta’da yapılan konferansta bu sürgün edilenler hakkında tek bir söz bile söylenmemiştir.
Sovyetler Birliği ile Batı arasında 1946 yılında başlayan Soğuk Savaşa rağmen Batı ülkelerinin Sovyetler Birliği’nde sürgün edilen halklara ilgisi neredeyse yok sayılacak kadar azdı. Ne siyasî liderler ne de basın Kırım Tatarları, Ahıska Türkleri ve diğer sürgün edilen halkların kaderiyle ilgili pek fazla bir şey söylediler.
1960’lı yıllar Kırım Tatarlarının seslerini Moskova’ya ve dünyaya duyurdukları yıllar oldu. Ama bu kolay olmadı. Bu dönemde yüzlerce Kırım Tatarı yargılandı, hapse atıldı, çalışma kamplarına gönderildi.
Kırım Tatar Millî Hareketi Teşebbüs Gruplarının organize ettiği Kırım Tatar temsilcileri 1965 yılından itibaren Moskova’da giderek daha çok görünmeye başladılar. 1966 ve 1967 yıllarında neredeyse yılın her günü Moskova’da temsilcileri bulunuyordu. Getirilen müracaat ve dilekçelerin altında on binlerce imza vardı. 1966’daki Sovyetler Birliği Komünist Partisi XXIII. Kongresi’ne hitaben yazılan müracaatnamenin altındaki imza sayısı ise bir rekordu. Yaklaşık 120.000 Kırım Tatarı imzalamıştı. Böylesine muazzam bir katılıma Sovyetler Birliği’ndeki diğer millî, dinî ve insan hakları hareketlerinin hiçbirinin tarihinde rastlanmamıştır.
Kırım Tatarlarının totaliter bir rejim altında vatanları Kırım’a dönebilmek için gösterdikleri bu olağanüstü mücadele ve bu mücadelenin bütün baskılara, şiddete, hapis ve sürgünlere rağmen eşsiz bir kitle mücadelesi olarak yürütülmesi, Moskova’daki bir avuç cesur aydının da dikkatini çekmekte gecikmedi. Eski Sovyetler Birliği döneminin hayatta kalan en önemli insan hakları savunucularından biri olan Sergey Kovalyov Moskova’da yaptığımız röportajda bu konuda şöyle söylemiştir: “Grigorenko’nun evinde karşılaştığımızda Mustafa Cemilev (Kırımoğlu) bana ilk siyasî grevi düzenleyeceklerini söylüyordu. Kırım Tatar millî hareketi kitlesel bir hareket idi, çok sayıda kişi iştirak ediyordu. Bizde ise, Rusya’da, herhangi bir mahkemeyi protesto etmek için 700 imza bile çok sayılırdı. Kırım Tatarları ise protesto için 40 bin imza toplarlardı. Onlar sürgünü yaşadılar, buna öfkelerini içtenlikle ifade etmekte idiler. Birleşmiş Milletler’e ve başka uluslararası teşkilatlara, yurt dışına işte böyle mektuplar yazarlardı… Çok iyi hatırlıyorum, Andrey Saharov ve ben bu tip mektuplardan muazzam sayıda aldık. Mektuplarda binlerce imza vardı. Saharov’la ikimiz bu kâğıtlarla ne yapacağımızı bilemiyorduk. Bildiriyi ve ekteki upuzun imza listesini kendi kanallarımızdan ilgili adrese yolladık.”[1]
Sovyetler Birliği’ndeki İnsan Hakları Hareketinin ilk ve önde gelen temsilcilerinden olan Pavel Litvinov ise Kırım Tatarlarını ve mücadelelerini niçin ve nasıl desteklediğini, hatta bu mücadelenin kendilerine nasıl ilham verdiğini “Kırım Tatarlarından çok etkilenmiştim, herkes çok kibar, bilgili ve evlerine dönme konusunda çok azimliydi. Yazdıkları bu mektuplara hayran kalmıştım, dil çok kibardı. Kırım Tatarları sürgün edildikleri, zorla atıldıkları evlerine dönmek isteyen müslümanlardır. Onlar barışçıldırlar. Şiddete başvurmazlar. Tıpkı Martin Luther King gibi, Gandhi ve Tolstoy’un fikirleri doğrultusunda barışçıl mücadeleye inanırlar. Ama kimse onlara ilgi göstermiyorduO zamanlar Pyotr Grigorenko ile tanışmıştım. Sene 1966’ydı. Onun evinde Sergey Pesorov ve Kosterin ile tanıştım. Onlar bana Kırım Tatarları tarafından kendilerine yazılan mektupları gösterdiler ve o noktada ben onlara katılıp bu insanları desteklemek konusunda kesin kararımı vermiştim. Ve Kırım Tatarlarının içinde olduğu İnsan Hakları Bülteni bize kendi Chronicle of Current Events’imizle ilgili fikir verdi. Çünkü kronikti ve günlük olayları içeriyordu[2] diye bize genişçe anlatmıştı röportajımızda.
Kırım Tatarlarının bu yoğun hareketliliğinin Moskova’daki insan hakları savunucusu az sayıdaki cesur aydının dikkatini çekmeye başlamasıyla beraber bu cesur aydınların Kırım Tatar meselesi ile tanışması Kırım Tatar Millî Hareketinin seyrini de değiştirecekti.
O yıllardaki Kırım Tatar Millî Hareketi’nde iki ana akım, iki ana farklı düşünce vardı. Bu akımlardan birisinin stratejisi ve düşüncesi  “biz Kırım Tatarlarının Sovyet rejimine sadık olduğunu ispat etmemiz lazım. II. Dünya savaşında hiçbir hainlik olmadı, Kırım Tatarları kahramandı, biz normal Sovyet vatandaşı olduğumuzu ispat edelim, o zaman bizim sorunumuz çözülecek” fikrine dayalıydı.[3]
Totaliter bir rejim altında rejimin hoşuna gitmeyecek bir düşünceye sahip olan daha genç bir neslin savunduğu ikinci akımın taraftarları ise gittikçe artmaktaydı. Bu akımın en önemli savunucusu olarak gelecekte Kırım Tatarlarının efsanevî bir liderine dönüşecek olan Mustafa A. Kırımoğlu bu akımın ana fikrini “İkinci yol, bizim stratejimiz farklıydı. Bizim stratejimize göre Kırım Tatar meselesi yalnız Sovyet rejimi yumuşadıktan sonra, Sovyet rejimine demokrasi yerleştikten sonra çözülebilirdi” şeklinde tanımlamaktadır[4].
Mustafa A. Kırımoğlu’nun Sovyet İnsan Hakları savunucularıyla tanışması, 12 Kasım 1967 yılında ilk mahkûmiyetini tamamlayıp hapisten çıktıktan sonra oldu. Moskova’ya gitti. Artık asla geri dönmeyeceği zorlu yolda kendisine yepyeni ufuklar açacak,  uzun yıllar mücadele arkadaşlığı yapacağı Sovyet insan hakları savunucularıyla onu, Kırım Tatar Millî Hareketi’nin görünmez kahramanlarından Zampira Asanova tanıştırdı.
İlk tanıştığı insanlar yukarıda sözü geçen Pavel Litvinov ve Viktor Krasin idi. Bu tanışmayı “…onları bize Zampira Asanova tanıştırdı.  Çünkü o orada tıp okuyordu ve onlarla tanışıyordu. Ondan sonra irtibatımız çok sık oldu. Onların yabancı gazetecilerle bağlantıları vardı. Biz dışarıya göndermek istediğimiz kâğıtları onlara veriyorduk”diye özetleyen Kırımoğlu, bu kanallar vasıtasıyla Hür Dünya’ya gizlice kaçırılan yeraltı neşriyatı samizdat belgelerinde ismi en çok geçen Kırım Tatarı olarak yer alacaktı.
Kırım Tatar Millî Hareketi’nin bu strateji değişikliğinin sonuçları kısa zamanda Batı Dünyasında görülmeye başladı. Sovyetler Birliği’ndeki Kırım Tatarlarının sessiz sedasız, kimsenin ilgisi olmadan yürüttükleri mücadeleye, Batı’da SSCB ile ilgilenenler ile kamuoyunun dikkatini çeken isimlerin başında şüphesiz Prof. Dr. Peter Reddaway gelmektedir: “Bazı dışarı sızan dosyalar sayesinde Kırım Tatarlarından haberdar oldum: Rusya’da daktilolarda Rusça yazılıp Londra’ya kaçırılan dosyalardan. Sistematik olarak onlar hakkında 1968’den itibaren bilgi sahibi olmaya başladık. Kırım Tatarlarının ve Mustafa Cemilev’in en büyük başarılarından bir tanesi Moskova’daki insan hakları hareketiyle çok yakın bağlantılar kurmuş olmalarıydı. Ve insan hakları hareketi o zamanki güncel olayları içeren bir dergi basmaya başladı 1968 Nisanında. En başından itibaren dergi, Kırım Tatar Millî Hareketi hakkında makaleler, raporlar içeriyordu.[5]
Kırım Tatar meselesine ilgi duyup, ülke içinde dile getiren ilk Sovyet insan hakları savunucusu yazar Aleksey Kosterin idi. Kosterin uzun süreden beri Sovyetler Birliği içinde küçük milliyetlerin, özellikle de sürülmüş olanların destekçisi olarak tanınıyordu. O “Stalin devrinde başlayan ve günümüzde de devam eden bir seri küçük millete uygulanan soykırım siyasetini düşünüyorum. Volga Almanları ve Kırım Tatarları bugün bile atalarının yurduna dönmek hakkına sahip değildirler ve fiiliyatta zorla asimilasyona mahkûm edilmişlerdir” diyerek iktidar makamlarına bu siyasetlerini değiştirmelerini rica eden, rejimin hiç de hoşuna gitmeyecek, ama dönemine göre çok cesur ifadelere yer veren mektuplar yağdırmıştı[6].
Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu, onun “unutulmuş ve az nüfuslu milletler” diye hiçbir yerde yayınlanmamış bir makale yazdığını, Kırım Tatarlarının bunu daktilo ile çoğaltıp dağıttığını söylemekte ve ona Kırım Tatarlarının büyük saygı duyduklarını ifade etmektedir[7]
Kırım Tatarları kendilerine ilk sahip çıkan ve haksızlığa uğradıklarını dile getiren ilk Müslüman olmayan tanınmış aydın olan Kosterin için 17 Mart 1968’de 72. yaş günü partisi düzenlediler. Moskova’daki Altay otelinde düzenlenen toplantıya hasta olan Kosterin’in yerine II. Dünya Savaşının tanınmış simalarından Ukraynalı General Pyotr Grigorenko katıldı. Orada Grigerenko şu aşağıdaki çok meşhur konuşmasını yaptı. Çok etkileyici ve o zamana göre çok radikal bir konuşmaydı ve Kırım Tatarlarını çok etkileyecekti:
“Ancak sizin haklarınız hâlâ ayaklar altına alınıyor. Neden?
İnanıyoruz ki bunun altında yatan sebep düşmanınızı hafife almanızdır. Sizler dürüst insanlarla muhatap olduğunuzu zannediyor-sunuz. Halbuki öyle değil!  Size yapılanlar yalnızca Stalin tarafından yapılmadı. Stalin’in suç ortakları hâlâ hayatta oldukları gibi, üstelik sorumlu mevkileri de işgal etmekteler. Parti ve devlet yönetimine uzlaşmacı bir dildeki ricalarla müracaat ediyorsunuz. Ne var ki, hakkınız olan şey rica değil, talep etmektir. O halde talep etmeye başlayın. Sadece sizlerden kanunsuz şekilde alınan irili-ufaklı şeyleri değil, Kırım Sovyet Sosyalist Muhtar Cumhuriyeti’nin yeniden kurulmasını talep edin!”[8]
Kırımoğlu bu konuşmayı “Aslında biz bu yolun daha doğru olduğunu ondan daha önce biliyorduk, ama bu insanın bize açıktan açığa böyle mesaj vermesi bizim akımımız için çok büyük destek idi. O konuşmayı okumayan Kırım Tatarı kalmamıştır. O kadar tesirli oldu.”[9]
Bu toplantıdan bir ay kadar sonra Özbekistan’daki Çırçık şehri, totaliter Sovyet rejimi için olağandışı sayılacak olaylara sahne oldu. 21 Nisan 1968 günü Çırçık şehir parkında Kırım Tatar bahar bayramını kutlamak için toplanan binlerce Kırım Tatarını polis şiddet kullanarak dağıttı. Birçok kişi yaralandı ve gözaltına alındı.
Kırım Tatarları Çırçık’ta yaşananları ve olayların fotoğraflarını Moskova’daki insan hakları savunucularına ulaştırdılar. Onlar da o zamana kadar Sovyetler Birliği tarihinde görülmemiş bu büyük kitlesel olayın yeraltı neşriyatı samizdat olarak Batı’ya ulaşmasını sağladılar. Bunun kamuoyuna mal olması da Peter Reddaway sayesinde oldu:
“Batı medyası, 1968 ve 69 senelerinde Kırım Tatarları hakkında bir şeyler öğrenmeye başladılar ama o vakte dek hiçbir şey bilmiyorlardı. Hiçbir büyük gazetede konuyla ilgili bir makale yayınlanmamıştı 1969 Martına dek. Şükür ki ben Londra’da günlük çıkan Observer gazetesinin editörü ile arkadaştım.
Onu bunun gerçek bir kaynak olduğuna ve gerçek bir hareket olduğuna ve fotoğrafların da gerçek olduğuna ikna ettim. David Astor beni şaşırtarak ve aynı zamanda çok da mutlu ederek, konu hakkında kocaman bir makaleyi ve fotoğrafları gazetenin baş sayfasına koydu. Bu çok büyük bir gelişmeydi ve bu olay Kırım Tatarlarının durumuna karşı Batı halkının gözlerini açtı. Sonra yine benim tarafımdan yazılmış başka makaleler de bastı. Batının olanların farkına başlaması bu olayla oldu.”[10]
Kırım Tatar Millî Hareketi mensuplarının Moskova’daki insan hakları savunucuları ile tanışmaları ve işbirliği yapmaları her iki taraf için de çok yararlıydı. Her şeyden önce insan hakları gibi en evrensel ve temel bir hak arayışında yeni bir güç birliği meydana getirmişti.
Bu işbirliğinin yararlarını yine SSCB döneminin çok önemli insan hakları savunucularından biri olan Yuriy Yarimagayev de çok güzel ifade etmiştir:
“Söylemeliyim ki bu çok önemli bir işbirliğiydi, çünkü Kırım Tatarlarının muhaliflere sağladığı yardım çok önemliydi, çünkü onlar bütün bir milletti. Moskova entelektüelleri Moskova muhaliflerinin başıydı. Biz çok azdık, ama Kırım Tatarları dediğinizde on binlerce insandan bahsediyoruz, onların desteği bizim için çok önemliydi.
İki taraf da iyi olduğu şeyi yaptı ve bu bizi birlikte çok daha güçlü kıldı. Bir nevi ortaklıktı bu, bir millet ile örneğin benim gibi Moskova entelektüelleri ve insan hakları aktivistleri arasında. Bu iki taraf arasında çok tabiî ve faydalı bir ortaklıktı. Bütün millet sürülmüştü, birçok insan telef olmuştu, bütün millete yapılan kesinlikle desteklenemez bir zulümdü. Kırım Tatarlarının bu davası, evlerine dönme çabaları, bu zulüm meselesine ışık tutma çabaları sorgulanamaz bir şeydi. Bu kesinlikle desteklenmesi gereken, yüksek ve haklı bir davaydı. Benim için sorgulanamaz bir şeydi.”[11]
Kırım Tatarları artık seslerini hür dünyaya duyurma imkânı bulmuşlardı. Artık Sovyetler Birliği’ndeki insan hakları hareketinin ana unsurlarından biri olmuşlardı. Ama Kırım Tatarlarının vatanlarına dönme ve kolektif haklarını elde etmek için daha önlerinde uzun ve zor bir yol vardı.
Kırımoğlu, Bir Halkın Mücadelesi belgeselinin çekimleri münasebetiyle, benim için hepsi birer efsane olan, yıllarca mücadelelerini takip ettiğim bu insan hakları savunucularından hayatta olanlarının birçoğu ile görüşme, tanışma ve röportaj yapma fırsatım oldu. SSCB’nin dağılmasıyla herkesin bir taraflara savrulduğu, SSCB’nin esiri olmuş her bir halkın kendi dertleriyle ve değişen şartlara ayak uydurma mücadelesi içerisinde olduğu yıllar yaşanıyordu. Kırım Tatarları da Vatan Kırım’da var olma mücadelelerini, millî, dinî medeniyetlerini yeniden canlandırma mücadelelerini ve uğranılan baskılar bakımından Sovyet devriyle kıyaslandığında balayı dönemi diye tarif edebileceğimiz bir ortamda yürütüyorlardı. Ama Kırım’da her zaman güçlü bir direnç ve çoğunluk oluşturan Rus şovenizminin gölgesi daima vardı. Bu belgesel vesilesiyle, Kırım Tatar Millî Hareketi’nin eski SSCB insan hakları savunucularıyla bağlarının çok azaldığını tespitimle, bu insanlardan Kırım’daki mücadelede daha fazla yararlanılması gerektiği fikrini liderimiz Kırımoğlu’na açtım. Her yıl büyük kitlelerin katılımıyla düzenlenen 18 Mayıs 1944’ü anma mitinglerine bu insan hakları savunucularının davet edilmesi ve onların vasıtasıyla Kırım Tatarlarının haklarının dile getirilmesi fikrini ifade ettim. Böylelikle Emel’in bu sayısında yer alan “Rusya’nın Geleceğinde Onun Geçmişinin Gölgesi Var” başlıklı bildiriye imza atan İnsan Hakları Savunucuları 19 Mayıs 2012’de Kırım’da toplandılar. Onlardan birçoğu bir gün önce yapılan 18 Mayıs 1944 sürgününü anma mitinginde Kırım Tatarlarına desteklerini dile getirdiler.
Kırımoğlu, Bir Halkın Mücadelesi belgeseli vesilesiyle tanıştığım, röportaj yaptığım, lakin işleri sebebiyle Kırım’daki toplantıya iştirak edemeyen başka insan hakları savunucuları da vardı. Yukarıda bazı görüşlerine yer verdiğim, halen ABD’de hayatlarını sürdüren Yuriy Yarimagayev, Pavel Litvinov, Yuriy Orlov, Yulya Pessina, İrena Lasota Rusya’da baskılar altında yaşayan Aleksandr Podrabinek, Marva Landa, Pavel Başkirov, Ukrayna’da yaşayan Semyon Gluzman’ı ve görüşme fırsatı bulamadığım diğer SSCB insan hakları savunucularını şükranla anmam lazım.
Kırım Tatar Millî Hareketi’ne kocası ünlü Nobel ödüllü fizikçi Andrey Saharov ile büyük hizmet ve destek veren Yelena Bonner biz çekimler için ABD’ye gittiğimizde ne yazık ki Boston’da ağır hasta idi. Biz döndükten kısa bir süre sonra 11 Haziran 2011 günü vefat etti. Kızı Tatyana Yankeleviç ve yine Kırım Türklerinin asla unutmayacağı bir insan olan, Kırım Türklerini desteklediği için 5 yıl tımarhanede yatırılan Ukrain Pyotr Grigorenko’nun oğlu Andrey Grigorenko Kırım’daki toplantıya katıldılar.
Bu toplantıya, İngiltere’den, görev yaptığı Cambridge Üniversitesi’nden gelerek katılan Vladimir Bukovskiy, Sovyetler Birliği döneminin en önde gelen insan hakları savunucularından birisi olmanın yanı sıra, Sovyetler Birliği çöktükten sonra da Rusya siyasetinde önemli bir şahsiyet olmuştur. 2008 yılındaki devlet başkanlığı seçiminde “Putin Gitmeli” imza kampanyasını başlatmış, Rusya’daki aydınlar tarafından Devlet Başkanlığına aday gösterilmiş, ancak Putin’in kontrolündeki Rus bürokrasisi ve yargısı onun adaylığını engellemiştir.
Bütün bunlar gösteriyor ki hangi millet olursa olsun, içlerinde sağduyu sahibi, evrensel insan haklarına inanan, saygı gösteren, dil, din, ırk gözetmeksizin bu hakları savunan cesur insanlar var. Ne yazık ki bildiride ifade edildiği gibi bu insanlardan bazıları mücadelelerini günümüz Putin Rusyası’nda ağır baskılar altında sürdürmektedirler.
 
 
[1] Bu röportaj 14 Temmuz 2010 günü Sergey Kovalyov’un Moskova’daki evinde, Kırımoğlu, Bir Halkın Mücadelesi belgeseli için yapılmıştır. KIRIMOĞLU 62.BANT. Kovalyov’un bu sözleri belgeselin 4. bölümünde yayınlanmıştırBkz. Kırımoğlu, Bir Halkın Mücadelesi Belgeseli, Yönetmen Neşe Sarısoy Karatay, yapımcı ve metin yazarı Zafer Karatay TRT-2013.
[2] Pavel Litvinov ile 3 Haziran 2011 günü Irvington, NY’daki evinde Kırımoğlu, Bir Halkın Mücadelesi belgeseli için yaptığım röportaj. Çekim Dosya No 00845.MTS PAVEL LİTVİNOV.
[3] Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu, Kırım Tatar Millî Kurtuluş Hareketi’nin Kısa Tarihi, Akmescit, Ocak Neşriyatı 2005, s. 12-13. Ayrıca daha tafsilatlı olarak Kırımoğlu belgeseli için 23 Şubat 2011’de Antalya’da yaptığım röportaj. KIRIMOĞLU 134.Bant.
[4] Kırımoğlu röp, KIRIMOĞLU 134.Bant.
[5] Peter Reddaway ile 2 Haziran 2011 tarihinde Washington’daki evinde yaptığım röportaj. Dosya No 00838-00839-00840.MTS PETER REDDAWAY.
[6] Ann Sheehy, The Crimean Tatars and Volga Germans: Soviet Treatment of Two National Minorities, London, 1971, s. 5.
[7] Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu ile Kırımoglu belgeseli için 23 Şubat 2011 günü Antalya’da yaptığım röportaj, KIRIMOGLU 134.Bant.
[8] Alan Fisher, Kırım Tatarları, İstanbul, 2009, s.279. Bu konuşmanın Rusça orijinali için bkz. Arhiv SamizdatNo. 76.
[9] Kırımoğlu, KIRIMOĞLU 134.Bant
[10] Peter Reddaway ile 2 Haziran 2011 tarihinde Washington’daki evinde yaptığım röportaj. Dosya No 00838-00839-00840.MTS PETER REDDAWAY.
[11] Yuriy Yarimagayev ile Kırımoğlu belgeseli için 5 Haziran 2011 günü New Jersey’de yaptığım röportaj. Dosya No 00848.MTS YURİY YARİMAGAYEV.

Emel 238-241. Ocak-Aralık 2012. Sayfa.3-10.

TAVSİYELER

EMEL KIRIM KÜLTÜR MERKEZİ için desteğinize ihtiyaç var

  Değerli üyelerimiz ve Emelci dostlarımız, Sizi Emel’in 90. yaşında sizi Emel Kırım Kültür Merkezi’ne …