Kırım’ın İşgaline Dünyadan Tepkiler:
CENTRE FOR RESEARCH IN THE ARTS, SOCIAL SCIENCES AND HUMANITIES (CRASSH)
18 Mayıs 2014.
Rory FINNIN*
Türkçeye Çeviren: Didem Buhari GÜLMEZ
18 Mayıs 1944’te genç Kırım Tatar şairi İdris Asanin Stalin’in gizli polis teşkilatı NKVD’nin namlusunun ucunda Orta Asya’ya doğru işkenceli bir yolculuğa başladı. Bir Türk dili konuşan Müslüman bir halk olan diğer yüz binlerce Kırım Tatarlarıyla birlikte Asanin’in ailesi de başta yaşlılar, kadınlar ve çocuklar olmak üzere, nüfusun yüzde 30’undan fazlasının hayatını kaybettiği bir toplu ölüm ve zorbaca yurdundan edilme tecrübesi yaşadı. Ölen Kırım Tatar sayısı, İkinci Dünya Savaşında ölen İngilizlerin sayısının 30 katıdır.
[ihc-hide-content ihc_mb_type=”show” ihc_mb_who=”1,2,3″ ihc_mb_template=”1″ ]
[/ihc-hide-content]
Kırım Tatar dilinde bu olay “Sürgün” olarak anılır. Asanin’in anne ve babası sürgünden sağ çıkamadı. Sovyet Özbekistan’ında özel yerleşim kamplarından birinde yaşamaya zorlanan genç şair acısını mısralara döktü. “Menim Antım” (1944) Kırım Tatar edebiyatında sürgünü anlatan ilk eserlerden biridir ve karanlığa karşı bir çığlıktır. Şiirin kıtaları hor görülme ve yabancılaşmayı kayıtlara geçirmiştir: Kırım Tatarlarının cenazeleriyle alay edilmekte, kutsal mekânlarına girilmekte, ölüleri unutulmaktaydı. Bu kıtalar daha sonra Sovyet makamları tarafından Asanin’in aleyhine bir davada okunmuş ve Asanin’in 25 yıl hapse mahkûm olmasına yol açmıştı. Şair kimliğiyle Asanin isyan içinde soruyordu: Bu kadar acıya can nasıl dayanır, öfkeye kapılmamak nasıl mümkün olabilir?
Bugün, 18 Mayıs 2014. Tam 70 yıl geçmiş ve Asanin’in sorusu trajik bir şekilde anlamını ve geçerliliğini korumakta. Nesiller boyunca Karadeniz’deki yarımadaya dönmek ve yeniden yerleşmek için mücadele veren Kırım Tatarları, Rusya Federasyonu’nun Mart ayında Kırım’ı yasadışı bir şekilde işgal ederek Ukrayna’dan koparmasıyla şimdi yeni bir tehditle – ‘yerel otorite’lerin tehdidiyle – karşı karşıya. Kırım’ın Rusya tarafından ilhakının ardından birçok Kırım Tatarı Ukrayna’ya kaçtı ve ülkedeki en büyük yerinden edilmiş nüfus oldu. Sadece 48 saat sonra Kırım Tatarları bir kararnameyle gösteri düzenlemek ve sürgünü ve kurbanlarını anma törenleri yapmaktan men edildi. Şimdi ölülerinin yasını tutmak ve onları onurlandırmak için yasayı çiğnemek zorundalar.
Kırım Tatarları bugün bu yasağa boyun eğmeyecek ve bunu bir şekilde öfkeye kapılmadan yapacak gibi görünüyorlar. Dinsel ve siyasal aşırılıktan uzak durarak on yıllardır devletin adaletsizliklerine ve baskılarına karşı şiddetsiz bir direniş yürütüyorlar ve şiddete başvurmama ilkesine bağlılar. 1980’li yılların sonlarında Sovyet sistemini alt ettiler ve Kırım’a dönme hakkını kazandılar. (Sovyet sonrası dönemde sürgünden dönüşleri Ukrayna tarafından finanse edildi. Yalnızca 1999 yılında, söz gelişi, Kırım Tatarlarına yerleşim yerleri kurma programların ve buna bağlı altyapı projelerini desteklemek üzere Ukrayna 20 milyon hrivna, yaklaşık 5 milyon ABD doları tahsis etti). Bugün ortaya çıkan yasaklar ve provokasyonlar Kırım Tatarlarının baş edemeyeceği bir şey değildir.
Ancak Kırım Tatar halkının bu dirençli vakur duruşu bizi öfkelenmekten alıkoymamalı. İngiltere kamuoyunun Ukrayna-Rusya savaşı hakkındaki bilgisi –sakın karıştırmayın, bu tam anlamıyla bir savaştır– Kremlin’in aman vermeyen propaganda kampanyası ile Batı medyasının bu karmaşık çatışma “sahnesi” konusundaki cahilliği nedeniyle kısıtlı kalmıştır. Diplomatik suçlamalardan, her yerde görülen kar maskelerinden ve dış güçlerin Kırım’da şiddet uygulayarak hesaplaşmasından bir anlam çıkarmaya çalışan sıradan bir gözlemci kafa karışıklığı ve çaresizlik içinde ellerini havaya kaldıracaktır. Retorik ve gerçek arasında gidip gelmek ve Avrupa Birliği’nin doğu sınırında genel olarak neler olduğunu anlamak için Rus ilhakından bu yana Kırım Tatarlarının durumuna bakılmalı.
Gerçek, Kremlin’in kullandığı retoriğin ve inanmamızı beklediğinin aksine şudur: Kırım Tatar kimliği ve sivil toplumu saldırı altındadır. Sadece birkaç gün önce, 16 Mayıs Cuma günü, Vladimir Putin seçtiği bazı Kırım Tatarlarıyla Soçi’de ‘insanlık dışı’ (bezçeloveçnaya) sürgünü anma yıldönümü vesilesiyle bir araya gelmiş ve Kırım’daki yeni ‘yerel otoritelerin’ Tatarlarla ‘birlikte çalışmaya hazır olduğunu’ söylemişti. Tam o anda Kırım’daki bu ‘yerel otoriteler’ ise tam tersini yapmakla meşguldü. Kırım hükümetinin yeni başkanı ve yeraltı suç dünyasında ‘Goblin’ adıyla tanınan Sergey Aksyonov 6 Haziran’a kadar Kırım’da tüm halk gösterilerini yasadışı ilan etti. Bu ilanın sebebi de ‘Ukrayna’nın güneydoğusunda şiddet eğilimli ‘ekstremistlerin’ olası ‘provokasyonlarından’ duyulan korku olarak açıklandı. O sırada Kiev’de geçici hükümete sahip olan ve bu tür halk gösterilerinden korkmak için ciddî sebebi olan Ukrayna bile toplantı özgürlüğüne karşı böyle kapsamlı bir yasak getirmedi. Aslında, dün (17 Mayıs) Ukrayna’nın başkentinde Kırım Tatar Sürgünü’nün 70. yıldönümünü anmak için halk çeşitli etkinlikler düzenledi.
Aksyonov’un aldığı karar, Kırım Tatar toplumunun Akmescit, Bahçesaray ve diğer şehirlerde yapacağı anma yıldönümlerinin içeriği, şekli ve sayısına karşı olan korku nedeniyle alındı. Bu gösteriler Kırım ve Rusya Federasyonu’nda canlanan yeni Sovyet debdebesinin açıktan bir reddi olacak. Stalin döneminin katliamlarını hatırlatacak ve kurbanlarının isimlerini, yüzlerini ve öykülerini ortaya koyacaktı. Ayrıca gösteriler Ukrayna ulusal gururunu vurgulayacak ve Mart ayındaki ilhakın hemen öncesinde hızlıca yapılan ‘Potyomkin referandumu’nun yalanını ortaya çıkarak. Şöyle bir deyiş vardır: nayblişçimi ukrayintsami v Krimu ie krimski tatari / найблищими українцями в Криму і Кримські татари (‘Kırım’da en çok Ukraynalı olanlar Kırım Tatarlarıdır’). Kırım Tatarlarının büyük çoğunluğu Kırım’ı bağımsız ve egemen bir Ukrayna devletinin parçası olarak tanımaktadır. Ukrayna milliyetine kalpten bağlıdırlar ve Kırım Tatar bayrağı – kök bayraq – Ukrayna’nın sarı ve mavisini çağrıştırır.
Aksyonov’un bu ani kararı, birçok Kırım Tatarının Rus güvenlik teşkilatı (FSB) tarafından ‘terörizme’ destek suçlamasıyla arandığını bildirmesinden birkaç gün sonra açıklandı. Aranan evlerden biri de Kırım Tatarlarının büyük çoğunluğunun desteğini almış olan liderleri Mustafa Cemilev’in eviydi (Mustafa Cemiloğlu veya Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu olarak da bilinir). 70 yaşındaki Cemilev, evi altı üstüne getirilirken (ve eşi Safinar Cemileva hemen ardından hastaneye kaldırılırken) evde değildi, çünkü Kırım’a ayak basmasına izin verilmiyor. Kremlin’deki ‘otoriteler’ onu yeni bir sürgüne göndermiş durumdalar.
Fiziken yaşlanmaktaysa da Cemilev bir devdir. Çocukken sürgünü yaşadı ve hayatta kaldı. Genç bir delikanlıyken Gulag’ı (Stalin’in çalışma kampları) yaşadı ve hayatta kaldı. 1970 ortalarında 303 günlük açlık grevi dünya basınına manşet oldu. 1989 yılında hayatı boyunca yeniden görmek uğruna savaştığı atalarından kalan anavatanına duygusal bir dönüş yaptı. Bugün bu adamı yurdundan ayırmak aşırılığa varan bir adaletsizliktir. Cemilev ve hemşehrileri üzerindeki ‘aşırılık’ suçlamaları kaldırılmak zorunda. 3 Mayıs günü Cemilev Ukrayna’nın Armyansk bölgesinden Kırım’a girmeye çalıştığında yüzlerce Kırım Tatarı sınırdaki Rus kuvvetlerini geçerek onu karşılamaya gitti. Sınırdaki buluşmaları engellendi, ancak Kırım’ın yeni Başsavcısı bunu ‘aşırılık yanlısı bir eylem’ olarak niteledi ve karşılık olarak Kırım Tatar Millî Meclisi’ni lağvetmekle tehdit etti.
Carl von Clausewitz ‘savaşta tüm eylemler bir nevi alacakaranlıkta gerçekleşir’ der. Bilgi kaypak ve güvenilmezdir, inatçı günışığı ile cehalet, kafa karışıklığı ve aldatma denen karanlığın tecavüzü arasında askıda bir yerdedir. Kırım’da bu karanlık dağıldı, Donbas’ta arttı. Şu anda gördüğümüz şu: Kremlin’in Karadeniz’deki yarımadada elde ettiğini varsaydığı kazançlar yarımadanın uzun süredir acı çeken yerli halkı için oldukça gerçek kayıplar anlamına geliyor. Sürgünden 70 yıl sonra, yine aynı soruyla karşı karşıyayız: buna can mı dayanır?
* Dr. Rory Finnin Cambridge Üniversitesi’nde Ukrayna İncelemeleri Programı’nı yönetmekte olup ayrıca Cambridge Rus ve Doğu Avrupa İncelemeleri Komitesi’ne başkanlık etmektedir.
Emel 246/249. Ocak-Aralık 2014. Sf.59-62.
Emel KIRIM VAKFI