Kırım’ın İşgaline Dünyadan Tepkiler:
31.03.2014
Emmanuelle ARMANDON*
Türkçeye Çeviren: Bülent TANATAR
Kırım’ın Nikita Hruşçov tarafından Ukrayna’ya devrinden neredeyse günü gününe altmış yıl sonra, Rusya Kırım’ın kontrolünü (yeniden) ele geçirdi ve Ukrayna’nın bu kısmını ilhak etti. 1954 yılında, Sovyet cumhuriyetlerini birbirinden ayıran sınırlar basit idarî hudutlardan başka bir şey değildi: Kırım’ın Rusya da Ukrayna’nın yetki alanında olmasının bu bağlamda hiçbir önemi yoktu. O dönemde, bu karar büyük ölçüde farkedilmeden geçti, hiç kimse SSCB’nin bir gün yok olacağını düşünmüyordu.
[ihc-hide-content ihc_mb_type=”show” ihc_mb_who=”1,2,3″ ihc_mb_template=”1″ ]
[/ihc-hide-content]
Fakat 1991’de Ukrayna bağımsızlığını ilan ettiğinde, 1954 yılındaki devir bambaşka bir anlam kazandı. 1990’lı yıllar boyunca, Kiev ile Moskova arasında büyük bölgesel gerginliklerin ve derin diplomatik krizlerin odağı oldu. Rusya’nın halkı ve siyaset sınıf içinde Kırım’ın Çarlık ve bilahare Sovyet imparatorluğunun bir parçası olduğu geçmişe özlem duyan çoktu. Çok sayıda kişi kaybedilen ve tarihsel olarak Rus addedilen bu toprağı geri alması konusunda Kremlin’e baskı yapıyordu. Buna rağmen, zamanın Rus yetkilileri – en başta Boris Yeltsin – ölçüyü kaçırmamayı bildiler. Ukrayna’nın sınırlarının sorgulanmasının ve Kırım’da bir çatışmanın çıkmasının ağır sonuçlarının olacağının bilincinde olan Rus liderler Ukraynalı mevkidaşlarıyla müzakere edip uzlaşma yolunu buldular.
Bugün, Rusya’nın tutumu akıldışı ve beklenen sonucu vermeyecek gibi görünüyor. Bunun, özellikle Ukrayna’yla ilişkilerinin geleceği üzerinde olmak üzere, muazzam bir etkisinin olacağına şüphe yok. Rus yetkililer her zaman Ukrayna’nın onu Rusya’dan uzaklaştıracak bir yol izlememesini arzu ettiler. SSCB’nin yıkılışından beri birçok kez Ukrayna’yı istikrarsızlaştırmak ve Moskova’nın çıkarları yönünde bir dış politika izlemesini sağlamak için Kırım dosyasına, Sevastopol’deki Rus askerî mevcudiyetine, ekonomik baskılara ya da hatta enerji silahına başvurdular.
Fakat bugün, komşusunun egemenlik hakkını ve toprak bütünlüğünü, aynı zamanda da 1994 ve 1997’de altına imza koyduğu antlaşmaları ihlal ederek, Rusya Ukrayna’yı ebediyen kaybetme tehlikesini yaratıyor. Moskova’yı korkutan şey şu an somutlaşma halinde. Her ne kadar Rusya Kiev’in yüzünü Avrupa’ya dönmesini arzulamasa da, Ukrayna ile AB geçen 21 Mart’ta, ekonomik kanadın imzalanması Mayıs ayında yapılacak Ukrayna cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra gerçekleşmek üzere, ortaklık anlaşmalarının siyasal kanadını imzaladılar.
Rusya sıklıkla Ukrayna ile NATO arasında çok belirgin bir yakınlaşmaya karşı olduğunu belirtse de, bu yakınlaşma beklenenden daha hızlı bir şekilde gerçekleşebilir. Ukrayna başbakanı Arseniy Yatsenyuk kuşkusuz ülkesinin Atlantik İttifakı’na üyeliğinin geçici hükümetin şu anki öncelikleri arasında bulunmadığını beyan etti. Bununla beraber NATO’yla ülkenin savunma yeteneklerini iyileştirecek şekilde bir işbirliği çağrısında bulundu. Öte yandan, Ukrayna’nın Atlantik İttifakı’yla bütünleşme sürecinin yeniden hız kazanmasının önümüzdeki 25 Mayıs’taki cumhurbaşkanlığı seçiminin ardından yeni Ukraynalı yetkililerin hedeflerinden biri olması ihtimalini de dışlayamayız.
Atlantik İttifakı ile artık Bağımsız devletler Topluluğu’ndan (BDT) ayrılma niyetini ilan etmiş olan Ukrayna’nın bütünleşme yolundaki girişimlerinin sonuçları ne olursa olsun, bundan böyle Ukrayna’nın yeni devlet başkanının ülkesini Rusya, Belarus, Kazakistan ve Ermenistan tarafından oluşturulan Gümrük Birliği’ne sokmayı öngörebileceğini düşünmek bile imkânsızdır. Oysa bu, Vladimir Putin tarafından Ekim 2011’de ortaya atılan Sovyet-sonrası coğrafyasının büyük bütünleşme projesi olan Avrasya Birliği’nin merkezî unsuruydu. Bu Birlik başlangıçta öngörülen şekilde 2015 yılında dünya yüzünü görebilecek mi? Ne olursa olsun, bu proje Kiev’in katılımı olmaksızın aynı anlama sahip olmayacaktır.
Ukrayna’yla ilişkilerdeki etkisi bir yana, Rusya’nın bugünkü krizdeki davranışı Rusya’nın Sovyet-sonrası coğrafyanın geri kalanındaki mevzilerinin aşınmasına yol açabilecektir. AB de daha şimdiden Gürcistan ve Moldova’yla bir ortaklık anlaşmasının “en geç haziran ayında” imzalanması için hazırlıkların hızlandırılması niyetinde olduğunu açıkladı.
Şunu da belirtelim ki Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda Kırım’ın Rusya’ya bağlanmasını reddetmek üzere 27 Mart’ta alınan karara Rusya’nın haricinde sadece Belarus ile Ermenistan karşı çıktı. Diğer eski Sovyet cumhuriyetlerinden Azerbaycan, Gürcistan ve Moldova karar lehinde oy kullandı. Kimi Orta Asya ülkeleri (Kazakistan, Özbekistan) çekimser kalmayı yeğlemişler, diğerleri (Kırgızistan, Tacikistan, Türkmenistan) oylamaya katılmamayı.
Yine de Rusya’nın Ukrayna’daki tutumu bunların çoğunda endişeye yol açtı. Rus azınlığın nüfusun % 22’sini oluşturduğu (esasen ülkenin kuzeyindeki Rusya’yla olan sınır boyunda toplanmış olan) Kazakistan’da yetkililer 18 Martta parlamentoda Rusya’nın yurtdışındaki Rus ve Rus-dilli hemşehrilerinin hak ve özgürlüklerini savunmak zorunda olduğunu hatırlatan Vladimir Putin’in nutkuna kayıtsız kalamazlar. Mart başında, Özbekistan ve Kırgızistan’ın dışişleri bakanları da kendi paylarına Kırım’da Rus askerlerinin konuşlanmasına ve Ukrayna’ya karşı yürütülen istikrarsızlaşma faaliyetlerine karşı çıkmışlardı.
Bundan böyle, uluslararası arenada izole edilen, özellikle kırılgan durumdaki Rus ekonomisine yıkıcı etkileri olabilecek olan yoğun bir sermaye kaçışı ile yaptırımların vurduğu Rusya Kırım’ı ilhakın ona neye mal olacağını hangi noktaya kadar hesap etmiştir? Bu ilhak ona somut olarak ne kazandıracaktır? Şu an için Vladimir Putin’e kamuoyu yoklamalarındaki popülarite oranının yükselmesini sağlamış olabilir. Ama Rus kamuoyunun efkârı geri döndürülemez değil. Levada Merkezi’nin Mart başında yaptığı bir ankete göre Rusların çoğunluğu Rusya’nın Batı ülkeleriyle ilişkilerindeki bozulmadan ve siyasal ve ekonomik yaptırımların muhtemel sonuçlarından kaygı duyduğunu belirtiyordu.
* Emmanuelle Armandon INALCO’da (Doğu Dilleri ve Medeniyetleri Ulusal Enstitüsü) görevli Ukrayna uzmanı bir siyaset bilimcidir. 2009 yılında Paris’teki Siyaset Bilimi Enstitüsü’nde yaptığı doktora çalışmasında 1991-2008 yılları boyunca Rusya ile Ukrayna arasındaki ihtilafın öznesi olarak Kırım’ı mercek altına aldı.
Emel 246/249. Ocak-Aralık 2014. Sf.56-58.
Emel KIRIM VAKFI