Kırım’da 1944 Felâketi

Bundan 20 yıl evvel Kırımın başına büyük bir felâket gelmişti. Sovyet hükümetinin emri ile bütün Türkler, çoluğu – çocuğu ile birlikte, ana yurdları Kırımdan çıkarılıyor ve meçhul bir yere sürgüne gönderiliyorlardı.

[ihc-hide-content ihc_mb_type=”show” ihc_mb_who=”2,3″ ihc_mb_template=”1″ ]

Atak ve cesur bu milletin başına, bütün tarihi boyunca, bir çok felâketler gelmiş ve bir çok tehlikeler de geçmişti. Ancak bu son felâket, bütün diğerlerine göre ayrı, başka bir özellik taşıyordu.

Kırımın o günkü vaziyetini biraz gözününe getirelim; Sene 1944..

1914 senesi başlıyan dünya cengi ve onu takib eden bolşevik inkılâbı, 30 sene zarfında memleketin İktisadî hayatını tamamile bozmuş, ahaliyi bir dilim ekmeğe muhtaç bir vaziyete sokmuştu. 1941 yılında başlıyan 2. dünya cengi ve Alman işgali vaziyetin vehametini son dereceye yükseltmişti. Üstelik silâh taşıyabilen bütün erkekler evlerinden alınmış, cephelere gönderilmişti.

İşte bu sıkıntılı günlerde vuku bulan anî bir baskın bütün ahaliyi, yani çoluk -çocuğu, kadınları ve ihtiyarları şaşkına döndürmüştü. Moskovadan emir gelmişti. Bütün Türkler üstlerindeki üstünde, başlarındaki başında, daha doğrusu çırıl – çıplak meydanda toplanacak ve oradan silâhlı askerlerin kontrolü altında trenlere doldurularak yola çıkacaklardı. Bunun için yarım saat mühlet verilmişti. Her şahıs yanına ancak ve ancak 15 kilogram yük alabilecekti. Emir kati ve sarihti ve onun harfiyen tatbiki şehir ve köyleri saran kızıl askerin keskin süngülerile temin edilmişti. Yapılacak bir şey yoktu yarım saat içinde evler boşandı, ocaklar söndü, sürgünler yola çıktı.

Ancak bu çıkış yalnız insanların çıkışı idi, şahısların ferdlerin gidişi idi. Geride ise Kırım Türkünün Kültür zenginliği kalıyordu. Bu zenginlik bu aç, perişan yolcuların 15 kilogramlık yük limitinin içine sığamazdı. Bu servet terk ediliyordu. Halbuki Kırım Türkünün her ailesi 6 – 7 yüz senelik bir Kırım Türk Kültürünün küçük çapta bir muhafızı idi. Babadan çocuğa, dededen toruna intikal eden nice – nice antika eşyalar, sanat eserleri, her biri müzelerin seçkin köşelerini işgal edecek nefasette kıymetli el işleri, nakışlar, örnekler, bir çok ailede bulunan nadide el yazması eski kitaplardan müteşekkil büyük büyük kitaplıkları, 30 sene zarfında G. P. U. tarafından imha edilen yüzlerce türk aydınlarının, daha gün ışığı görmemiş evrakı metrukesi ve daha nice-nice kıymetler !.

Bütün bunlar ne oldu ? Nerede kaldı, kime teslim edildi ? İnsanları çuval yükler gibi trenlere dolduran süngülü askerler bu sanat eserlerinin bir listesini mi yaptı? Sürgün emrini veren Hükümet bir kültür kıymetlerini kendi himayesine, muhafazası altına mı aldı? Elbette hayır!..

Bütün bunlar ertesi günü, kim bilir, hangi hoyrat ellerin günlük ihtiyaçlarının tatmini uğrunda istihlâk edildiler. Bütün bu nadide kitapların yaprakları kızıl askerlerin mahorka tütününe sarılarak kül – duman savuruldu.

Kırım Türk Kültür tarihinin tetkik ve tanziminde eşsiz bir kaynak ve mesnet teşkil edecek olan bu zenginlik böylece telâfisi imkânsız bir şekilde yokedildi.

1944 senesinin sürgünü Kırımlıların yalnız canlarına karşı yapılan bu kasıt, bir suç olmakla kalmamış, onların kültür zenginliklerinin yokolmasına da sebeb olmuştur ki bu son felâketin özelliği de bu noktadadır.

«At ile yiğit başına neler gelmez» demiş atalarımız. Cengâver bir milletin yılmaz cesaretini ifade eden bu sözler eminiz ki kardeşlerimizin ilerideki hayatlarında da kendilerine yol gösterecek ve onları meyus olmak ve ümidsizliğe düşmekten koruyacaktır.

[/ihc-hide-content]

EMEL 23, Temmuz-Ağustos 1964

Bakınız

18  MAYIS 1944 KIRIM SÜRGÜNÜ -2014 RUSYA İŞGALİ VE ZULÜMLERİ

                      BİLDİRİ          …