Altun Orda genel valilerinin oturduğu yer olan Solhat, yüksek ve kalın surlarla çevrili eski bir merkezdi. Şehir içinde ve çevresinde abideler vardı.[ihc-hide-content ihc_mb_type=”show” ihc_mb_who=”2,3″ ihc_mb_template=”1″ ]
[1] Kırım Hanı, sikkelerini buradaki darphanede bastırıyordu. Buranın adı, sonradan Eski Kırım olarak değişmiştir.
Makrizi’ye göre (1365-1442), Mısır Memlûk Sultanı Baybars 1287/88 de, Kırım’da Solhat’da bir cami yapılması için 2000 dinar gönderiyor, yapılan caminin kitabesinde Baybars’ın adı ve unvanı yazılıyor. Baybars’ın, bu camide çalışmaları için, kendi hizmetindeki taşçı ustalarını Kırım’a gönderdiği biliniyor. O tarihlerde Altun Orda Hanı Tula Buğa idi. Bu camiden bir şey kalmamış gibidir.
Fakat bundan çeyrek yüzyıl kadar sonra, Özbek Han zamanında yaptırılmış olan Cami daha iyi durumdadır. Kapısı üzerindeki kitabeye göre Özbek Han zamanında, Abdülaziz ibn İbrahim el Arbeli tarafından 714 (1314) de yaptırılmış olan Özbek Han Camii, kıble duvarına dikey olarak uzanan üç nefli sade bir plân göstermektedir. Orta nefi biraz daha yüksek olan cami, iki sıra halinde sade mukarnas başlıklı, sekizgen biçiminde üçer sütun üzerine sivri kemerlerle oturan hafif meyilli ahşap bir çatı ile örtülüdür. Giriş tarafında, kuzeydoğu köşesinde yükselen bodur silindirik minare, ahşap şerefeleri ile tamirden kalmadır. XVIII. Y.y.’dan kalma bir gravürde kâlahı yıkılmış bir minare, daha belirli hatları ile devrine uygun bir durumda görülmektedir.
Uzunlama üç nefli plânı ile, Özbek Han Camii, Anadolu’da Selçuklu ve Beylikler Devri tiplerine uymakla beraber, sekizgen sütunları ve meyilli ahşap çatısı bakımından .onların tonoz ve kubbe örtüsü ile klâsik sütun ve başlık şekillerinden farklıdır. İleri doğru çıkıntı yapan tâk kapıda ve mihrap çevresinde göze çarpan zengin taş süslemeleri de yine Anadolu Mimarisindeki örneklere bağlanmaktadır. Birkaç sıra mukarnas kavsaralı tâk kapının iki yanında uzanan geniş bordürler lotus, palmet ve damarlı rûmîler, üç dilimli yapraklar ve örgü motifleri ile işlenmiş olup, bunlar sapları ile birbirine bağlanarak kompozisyonu meydana getirmektedirler. Bunun tam benzeri olan taş süslemeleri, Beylikler Devri’nde, Menteşeoğulları’ndan İlyas Bey’in Balat (Milet) da yaptırdığı 1404 tarihli camiin cephesinde yatay olarak uzanan şeritler halinde görmekteyiz. Arada doksan yıl kadar bir fark olmakla beraber, Anadolu ile Kırım arasındaki bağlantı devam ediyor. Mihrap süslemesinde kıvrık dallar ve rûmîlerle işlenmiş geniş bordur ve üstte ustalıkla istiflenmiş oyma bir mihrap kitabesi göze çarpmaktadır.
Aslında cami büyük bir medresenin kuzey duvarına bitişik olarak yapılmıştı. Bugün yıkılmış olan medreseden görülen izler, sadece cami duvarına dayalı tonoz kalıntılarıdır. XVIII. Y.y. Sonunda burayı gezen M. İvanova medrese hakkında bilgi ile genel görünüşünün bir resmini vermektedir. Buna göre bir tâk kapıdan ve eyvandan geçilerek, taş döşemeli, ortası şadırvanlı açık bir avluya giriliyordu. Avluya açılan beşik tonozlu dört eyvan revaklarla birbirine bağlanıyor, bunların arkasında medrese odaları sıralanıyordu. Medresede Kur’an, tefsir, hadis, fıkıh gibi dinî konuların yanı sıra belagat, mantık, felsefe, aritmetik ve astronomi öğretiliyordu. Medrese ayrıca muvakkıthane görevini de yerine getiriyordu. Medresenin kuzey doğusunda tonozlu mumyalık yeri (kripta) olan türbede, ahşap alt yapı üzerine, firuze sırlı çinilerle ince süslemeli ve yaldızlı mermer bir lahit vardı. Ne zaman yıkıldığı kesinlikle bilinmeyen bu Solhat Özbek Han Medresesi, dört eyvanlı plânı ve revaklı avlusuyla Anadolu’ya bağlanırsa da, eyvanlar, revaklar, medrese odaları ve dershanelerin yerine oturmamış, iyi yerleştirilmemiş, doğudaki giriş bölümü ile batı tarafı arasında adeta bağlantı sağlanmamış gibi bir durum görülmektedir. Kuzey ve güney evyanları avlunun giriş cephesine bitişiktir.
Solhat Ortaçağ’da zengin bir ilim ve kültür merkezi idi. Ebül Fi-da, XIV. Y.y.’da, Solhat’ın önemini belirtmek için eserinde Ondan «Kırım’ın başşehri» diye söz ediyor. Evliya Çelebi Eski Kırım Kalesi diye Solhat’ı anlatır: «Alçak dağlar arasında düz bir yerdedir. İmaretleri beş mihraptır, ikisi cum’a, diğerleri mahalle mescitleridir. Şehir içinde iki tekke, iki medrese, bir sibyan mektebi, bir han, yirmi adet kiremitçi ve testici dükkânı vardır. Ulu Cami kapısında (Bu mübarek mescit Ulu Han Mehmet Özbek Giray Han zamanında yapılmıştır) yazar. Minber üzerindeki kitabe Mengli Giray Han’ın olup 918 (1512) tarihlidir. Bu camiin mihrabı önünde yer alan İnci Bey Hatun Medresesi’nin kapısı üzerinde (Bu medrese Mehmed Giray Han zamanında, Kılburun Bey Kızı İnci Hatun tarafından yaptırılmıştır. 733 (1332)) yazılıdır. Tâhir Bey Tekkesi’nin kapı kitabesinde yaptıranın adı boş bırakılmıştır. Fakat bu tekke – mescit yapıldığı vakit şu tarih yazılmıştır : (Bu binayı 825 (1421) Cemâziyelâhir’de Şeyh Ali el-Bakri yaptırdı) Kefe kapısı yakınında Hacı Mehmed Camii’nin kapısı üzerinde, (Bu mübarek mescit, Sadi Giray Han zamanında 807 (1404) Receb’inde yapıldı) yazılıdır. Çarşıya yakın Hacı Ömer Camii’nin kapısında, (Bu mescit, 661 (1262) Zilkâdesi’nde Buharalı Hacı Ömer tarafından yaptırıldı.) yazılıdır. Çarşı içinde Paşa Hatun Mescidi vardır. Kemâl Ata Sultan Hazretleri’nin mezarı yanındaki çeşmenin tarihi 1057 (1647) ve (Kemâl Ata ruhu için Fatiha) olarak yazılıdır. Bu eski şehirde daha nice imaretler, binalar vardır ki halâ yeni gibi durur, ama yarasa ve kargaların, baykuşların yatağı olmuştur. İnşaallah yine mâmur olur.»
Evliya Çelebi’nin satırlarından, daha XVII. Y.y.’da Solhat (Eski Kırım) şehrinin kısmen terk edilip sönmeğe yüz tuttuğu anlaşılmaktadır. Evliya Çelebi, Ulu Cami veya Özbek Han Camii’ne bitişik medresenin 733 (1332)’de Kılburun Bey Kızı İnci Hatun tarafından camiden onsekiz yıl daha sonra yapıldığını da belirtiyor. Duvar örgülerinin ve ek yerlerinin incelenmesi bu durumu belki doğrulayabilir. Ayrıca 661 (1262) tarihli Buharalı Hacı Ömer Camii’nden söz ediliyor ki bu, Altun Orda genel valileri zamanında yapılan camiin, XVII. Y.y.’da henüz ayakta olduğunu göstermektedir.
Solhat (Eski Kırım) daki mimari eserlerin bitki motifli ve geometrik süslemeleri, yakında bulunan Kefe şehrinin islâmi ve kilise, havra gibi islâmi olmayan eserleri ile, Cenevizliler tarafından yaptırılan eserlere kadar etkisini göstermiştir. XIV. Ve XV. Y.y.’larda Türk Sanatı’nın kuvvetli etkisi, Türk eserlerinden başka Solhat (Eski Kırım) yakınında 1338 tarihli Surb-Haç Manastırı’nın tak kapısındaki kabartma süslemeler ile, Kefe’de XV. Y.y.’dan bir sinagog (havra) nın tak kapısında ve Mangıp (Feodoro) da aynı y.y.’dan Teşkli – Bupine’-deki şatonun kemerli pencere süslemesinde görülen zincir motifleri, geometrik rozet ve dolgularla bitki motiflerinde Sudak Cudiçe Kulesi’ndeki kitabede (1392) Ceneviz armaları arasındaki boşluklarda bulunan damarlı rûmîler ve geometrik geçmelerden kabartma süslemelerde kendisini belli etmektedir. Etrafı bağlık, bahçelik, elverişli bir liman şehri olan Kefe’ye, rüzgârlı havalarda, gemi ile İstanbul’dan iki üç günde ulaşıldığını Martin Bronevskiy belirtmektedir.
Evliya Çelebi Kefe Hisarı’nı anlatırken, «Kefe halkına Hak’tan erdi rahmet ki, oldu fethinin tarihi 880 (1475) Sultan Bayezit asrında, Mengli Giray’ın yardımı ile Gedik Ahmet Paşa tarafından Cene viz elinden zaptedilmiştir. Şehzade Selim (Yavuz) burada beylerbeyi olmuş, Şehzade Süleyman (Kanunî) da burada beylerbeyi olmuş ve sikke kesmiştir.» diye kısa bir tarihi bilgiden sonra, «Camileri 60 adet mihraptır. 10’unda cum’a namazı kılınır. Selâtin camileri dış büyük kalededir. Şehzade Süleyman Han Camii kurşun kaplıdır. Altı sütun üzerine beş kubbesi vardır. Avlusu küçüktür. Kurşunla kaplı Müftü Camii, kiremit örtülü ferah bir Yeni Cami, kiremit örtülü büyük Tacir Hacı Nebi Camii, çok sanatkâr işlemeli Kale Kapısı Camii vardır 50 adet mescitleri, 20 adet kurşunlu imaretler, 40 adet kârgir minareler vardır. Beş adet medrese vardır. Hacı Ferhat Medresesi hepsinden mükelleftir. Bu Kefe’de Halveti, Celvetî, Kadiri ve Gülşenî tekkeleri vardır. Mevlevî tekkesi yoktur. 45 sibyan mektebi, 10 hamam var. Taşra Büyük Kale’de, Sultan Süleyman Han Gazi şehzade iken tamamlanmış, çok geniş ve sanatkârane tatlı hamamı var.» Buna gö re, XVII. Y.y.’da Kefe’nin adı geçen bu zengin eserlerle halâ canlılığını koruyan önemli bir merkez olduğu anlaşılmaktadır. Son yıllarda Kefe şehrinin sokaklarını ve âbidelerinin yerlerini gösteren bir plân da, XIV. — XVII. Y.y.’lardan dört camiin yeri ile zamanı belirtilmeyen bir tek türbenin yeri işaret edilmiştir. Fakat plânın yayınlandığı kitapta bunlar hakkında başka bilgi verilmemektedir. Ayrıca Kefe’de Hadım Ali Paşa’nın bir hamamı olduğu İstanbul Vakıfları Tahrir Defteri’nde kayıtlıdır. (Vakıf 395, s. 69, Ekrem Hakkı Ayverdi’nin notlarından alınmıştır.) Bugün Kefe’de bu eserlerden hiçbirinin ayakta kalmadığı söylenebilir.
Kırım Hanlığı’nın kuruluşundan önce, XIV. Y.y.’dan kalan bir eser de Bahçesaray yakınında bulunan türbedir. Bahçesaray yakının da Eski Yurt’da bulunan bu eserde muntazam kesme taş duvarların köşeleri düzlenmiş olup, evvelce sekizgen piramit bir külahla örtülü olduğu anlaşılıyor. Piramit külah yıkılınca, altından çıplak kubbe meydana çıkmıştır. Bu yapı aslında, Anadolu’da aynı devir kümbetlerinin bir benzeri olarak yapılmıştı. Önünde, bugün bir duvarı kalmış olan, tek gözlü revak biçiminde bir ziyaret yeri vardı. Doğusunda görülen dikdörtgen yüksek pencere ile batı ve güneydeki diğer pencerelerden içerisi aydınlanmaktadır. Kitabesi olmadığı ve yazılı kaynaklarda belirtilmediği için kime ait olduğu bilinmiyor.
Bahçesaray dışında bulunan diğer bir türbe XV. Y.y.’dan kalmadır. Olgun nisbetleri ile Kırım Türk Mimarisi’nin en güzel eserlerinden biri olan bu türbe de, sekizgen piramit külah ile örtülü bir kümbet olarak yapılmıştı. Fakat burada piramit külah kare duvarlar ve basık sekizgen kasnak üzerinde yükseliyordu. Bugün yıkıldığı için altındaki çıplak kubbe görülmektedir. 1.40 m kalınlığındaki duvarlar itinalı kesme taşla kaplıdır. Sivri kemerli tak kapı derin bir niş halinde olup, etrafı dikdörtgen biçiminde silmeler ile çevrilidir. Basık yay kemerli kapının üstünde yüksek sivri kemerli bir alınlık vardır. Portal kemeri sade köşe başlıkları üzerine oturmaktadır. Cephe, iki yanında ve kemerin tepesinde yer alan üç yuvarlak rozetden başka süslemesi olmayıp, sade, âbidevî bir etki bırakmaktadır.
Güney tarafta türbeye bitişik hazire yüksek duvarlar üzerine sivri kemerler ile çevrilidir. Türbenin kitabesi olmadığı gibi, haziredeki mezarlar da kaybolduğundan kimler için yapıldığı bilinmiyor.
Bahçesaray yakınında Salacık önemli mimari eserlerin bulunduğu bir yerdir. Bunlardan Zincirli Medrese, tek giriş yeri olan dar bir kapı üzerindeki kitabesine göre, Mengli Giray Han tarafından 1500 yılında yaptırılmıştır. (Resim 13) Solhat (Eski Kırım) daki medreseden daha küçük ölçüde ve Anadolu medreselerinin bir benzeri olmakla beraber, farklı tarafları da vardır. Çok fazla küçülmüş ve ikiye bölünmüş olan avlu kubbeli revaklar ile çevrilidir. Anadolu medreselerinde ise kubbeli revak görülmez. 10 adet revak kubbesinden biri girişin hemen önünde olup bunun altından geçilerek avluya girilmektedir. Arka arkaya iki kare bölümden meydana gelen uzun dikdörtgen avlu etrafındaki kesme taştan örülmüş kare plânlı altı paye, hafif sivri kemerler ile revak kubbelerini taşımaktadır. Diğer bir fark da, medresede eyvan bulunmayışıdır. Revak kubbelerinin arkasında üç taraf da beşik tonoz ile örtülü medrese odaları ve dershaneler sıralanmıştır. Giriş tarafındaki üç revak cephe duvarına dayanmaktadır. Revak kubbeleri basık olup, dıştan az belirlidir. Avlunun arka bölümünde, revak kubbesinin kemeri altında, bir kuyu ile bağlantısı olan küçük bir şadırvan vardır.
Dıştan hiçbir özelliği olmayan düz cephe duvarının kesme taş kaplamaları yer yer aşınmış ve çürümüş durumda olup, harap bir görünüşü vardır. Bununla beraber, revaklı avlu kendi içinde rahat, sakin, huzur veren bir çalışma atmosferi yaratıyor. Medresenin adı, kapının kemerine asılı duran ve iki tarafa sarkan zincirden gelmektedir.
Salacık’da diğer önemli bir eser olan, Kırım Hanlığı’nın kurucusu Hacı Giray’ın 1501 tarihli türbesi, oğlu Mengli Giray tarafından yaptırılmıştır. Türbe Anadolu’da XIV. Y.y. Beylikler Devri Mimarîsi’nin özelliklerini aksettirmektedir. Türbe, titiz bir işçilik gösteren kesme taş duvarlar üzerine, sekizgen kasnaklı ve kiremit kaplamalı basık bir kubbe ile örtülüdür. Eyvan biçiminde dışa taşan sivri kemerli tak kapı iki yandan kabartma zincirler ile çevrili olup, kiremit ile örtülüdür. Kubbenin etrafı da, duvarlara kadar kiremit çatı ile kaplanmıştır. Batı tarafında kare bir pencere açılmış ve köşe ince bir sütün ile yuvarlatılmıştır. Dış görünüşünün sadeliği yanında, tak kapının yan nişleri, zengin süslemeleri ile türbenin etkisini arttırmaktadır. Mukarnas dolgulu yan nişler, köşe sütunları ve başlıklarına kadar kabartma rûmî, palmet ve kıvrık dallar ile işlenmiş, yanlardaki geniş bordüler de aynı şekilde kabartma olarak, kıvrık dallı rûmî ve palmetler ile süslenmiştir. Geniş bordur ile niş arasında uzanan burmalı ince halat silme iki bölümü birbirinden ayırmaktadır. İlk Kırım Hanı’nın türbesi olduğu için itinalı bir mimari ve zengin portal süslemeleriyle göze çarpan yapıda, XVI. Y.y. Başında Anadolu’dan gelen etkilerin artmakta olduğu bellidir.
Evliya Çelebi Eski Salacık Kalesi diye burasını anlatır : «Beş mahalle, beş mihrabı vardır. Evvelce nice cami, hamam ve medrese varmış. Halâ Mengli Giray Han’ın Medresesi vardır. Celî hat ile üzerinde (Sahib Giray Han oğlu Mengli Giray) tarafından yaptırıldığı yazılıdır. Medreseye bitişik bir hamam, onun karşısında Cuci Giray Han Sarayı vardır. Etrafında dört kulesi, batıya bakan demir kapısı, içinde bir camii var. Sarayın yolu üzerinde de bir Adalet Köşkü var. Salacık’ın üst yanında, Cufud Kalesi dışında Aşlama Bahçesi ve Sarayları vardır. Her han tarafından burada altın yaldızlı, işlemeli, sanatlı maksureler, köşkler, salonlar, havuzlar, şadırvanlar yapılmıştır. Buradaki köşklerden Bahadır Giray Han’ın köşkü (1049), Mehmed Giray Han Köşkü (1052), diğer bir köşk de (1056) tarihlidir. Salacık’da Mengli Giray Han Sarayı yakınında Sahib Giray Han Medresesi, 17 adet sıbyan mektebi, 9 tekke, 70 adet çeşme vardır.» Evliya Çelebi’nin gördüğü ve adını verdiği bütün bu eserlerden ve diğerlerinden, yalnız yukarıda ele alınan Zincirli Medrese ile Hacı Giray Türbesi günümüze ulaşabilmiştir.
Kırım’da bulunan Türk eserlerinin en önemlisi şüphesiz batı kıyısında Gözleve şehrinde Mimar Sinan tarafından yapılan camidir. Sinan, tezkerelerde Tatar Han Camii, Tatar Han Türbesi olarak Gözleve’de yaptığı eserlerin adını vermektedir. Kırım hanları İstanbul’da gördüklerini veya bunların benzerlerim Kırım’da da yaptırmak istemiş, aynı ölçüye varmamakla beraber yine de önemli eserler meydana getirmişlerdir. Kırım’ın, mimarî bakımdan, en gösterişli camii olan bu eserinde, Mimar Sinan dört paye üzerinde bir orta kubbe, mihrap tarafında aynı çapta bir yarım kubbe ve yanlarda üçer küçük kubbe ile, İstanbul’da Eski Fatih Camii’nin plânını avlusuz olarak, beş kubbeli bir son cemaat yeri ile tekrarlamıştı. Dıştan 14 m. Lik kareye yakın duvarlar ve ancak 6 m. Çapına varan orta kubbesi ile, pek tabiî Fatih Camii’nin 7 m. Çapındaki yan kubbelerinden bile daha küçük kalmaktadır. 26 m. Gibi pek büyük çapta kubbesi ile Fatih Camii, yalnız Osmanlı İmparatorluğu’nda değil, o zamanın bütün İslâm. Dünyası’nda, hattâ Avrupa’da çok tanınıyordu. Bu tarihlerde Süleymaniye Camii de daha başlangıç halinde idi. Sinan Kırım Hanı için, bunun âdeta minyatür gibi bir benzerini düşünmüş olmalıdır. Plâna göre, cami iki minareli olup, minareler tam simetrik olmayacak şekilde yan duvarlara, birisi doğu kapısı kenarına, birisi batı kapısının biraz kuzeyine dayalıdır. Bugün dışarıya kapalı olan son cemaat yeri aslında beş kemerle öne açıktı. Yalnız yanları kapalı idi. Cephelerde göze çarpan aksaklıklar tamirler sonunda meydana gelmiş tir. Küçük ölçüde olduğu halde, içine girince mekân genişlik ve ferahlık hissi uyandırmaktadır. Kubbe kasnağındaki onaltı pencere ile yan ve arka duvarlardaki pencerelerden gelen ışıklandırma bu etkiyi sağlamaktadır. Bugün yalnız duvar hizasına kadar uzanan alt kısımlar kalmış olduğundan, resimlerde minareler belli olmamaktadır.
Sinan’ın İstanbul’da ve diğer şehirlerde bulunan eserlerinin tarihlerine bakılırsa, 1552 yılında tamamlanmış başka bir yapı bulunmadığı görülür. 1551 -1577 yıllan arasında 26 sene Kırım hanlığı yapmış olan 1. Devlet Giray’ın hanlığının ikinci yılında, kendisine bir cemile olarak, Mimar Sinan’ın kısa süre Kırım’a gönderilerek bu camii, hiç değilse başlatıp plânladığı ve bir kalfası ile tamamlattığı düşünülebilir.
Evliya Çelebi; «Gözleve şehrinin kalesi yalın kattır, 40 arşın yüksekliği, dört arşın enliliği vardır. Gözleve kalesinde 24 mihrap vardır. Onikisi selâtin camiidir, gerisi mahalle mescitleridir. En mükemmel Bahadır Giray camiidir. Cami ve sanatlı minaresi Mimar Sinan yapısıdır. Bahçesi küçük, cemaatı çoktur. Bahçesinin karşısında bir güzel hamam vardır. Cümleden âli ve mükellef ve mükemmel Bahadır Giray Han Camii’dir kim eni boyu kıble kapusundan mihraba yüzelli kademdir. Sol tarafında Hanlar için bir mahfil ve cümle iki ser âmed minaresi vardır. Birini zelzele yıkmış ama sağ tarafında halâ mevcut minaresine hakîr çıkıp seyr ve temaşa edip, inerken yüzbeş basamak saydım ama hakka ki ser âmed minaresi musannadır. Zira Sultan Süleyman Camii’ni İslâmbol’da bina eden Koca Mimar Sinan Ağa bin Abdülmennan’ın kândır. Laâkin bu camie göre haremi küçüktür. Ce-mâat-i kesireye malik bir cami, ferahbahş selâtindir. Bin fersah yerden kubbelerinin kurşunları şaşaa verir. Mihrap önünde sultanlar medfundur. Haremine karşı yol aşırı bir hamam vardır kim misli meğer Şam’da Defterdar Hamamı ve Sinaniye Hamamı ola. Camii Nurüddin Sultan sade çatma kiramit örtülü, cami minaresi gayet mevzun ve musannadır.» demektedir. (Evliya Çelebi, cilt 7, s. 565).
Bu satırlardan anlaşıldığına göre Gözleve Han Camii’nin doğu köşesinde bir mahfili ve yüzbeş basamakla çıkılan, zengin süslemeli iki yüksek minaresi vardı. Doğu minaresi depremden yıkılmış batıdaki minare sağlam olup Evliya Çelebi üzerinden Gözleve şehrini seyretmişti. Camie göre küçük olmakla beraber önünde bir avlusu vardı. Fakat, avlunun şekli ve revak durumu açıklanmıyor. Kubbelerin uzaklara kadar parıltısı akseden kurşun kaplamaları vardı. Mihrap duvarı arkasında, hazirede Kırım Hanları’na ait türbe veya mezarlar vardı şeklinde bilgi vermektedir. O’nun Kırım’a seyahat ettiği tarihlerde Bahadır Giray Han (1638 -1642) vardı. Evliya Çelebi de camii O’na maletmiştir. Sinan’ın tezkerelerinde sözü edilen türbe, herhalde yıkılmış olduğundan, hiçbir kaynakta adı geçmemektedir. Evliya Çelebi devamla «Bir iç kale ile, doğusunda bir büyük kalesi vardır. Dış kaleye açılır bir demir iç hisar kapısı, limana bakan balyemez topları vardır. Kalenin kara tarafı kesmekaya hendektir. Nurüddin Sultan Camii güzel bir mâbeddir. Kınm’da evvelâ şanı yüksek Han… bundan sonra Kalgay Sultan’dır ki derviş meşreblidir. Sonra Nurüddin Sultan gazaplı, celalli bir gazi padişahzade idi. Bu ikisi Selamet Giray evladlarından olduklarından, Mehmet Giray Han’a Akçayım (yani Ulu Ağam Kardeşim) derler. Çarşısında birkaç büyük mescidi, beş adet hamamı vardır. Onbir adet tüccar ham olup üçü çok büyüktür. En büyüğü de İslâm Giray Han efendimiz merhumun hamdır. Tarihi 1062 (1651) dir. 245 ev vardır. Mehmet Han binası olan han kale gibidir, kat kattır, demir kapılıdır. 2 adet tefsir medresesi vardır. 5 adet sibyan mektebi, 3 adet tekkesi, 7 adet çeşmesi vardır. İslâm Giray Çeşmesi çarşı ortasında dört köşeli ve büyüktür, tarihi 1061 (1650) dir.» Buradaki tarihler karışıktır, çok defa O’nun seyahati ile uygun düşmüyor. Kırım’ın ilhakından sonra, Gözleve’ye Evpatoriya adı verilmiştir.
Gözleve’deki XVII. Ve XVIII. Y.y. Da yapılan diğer camiler, dört duvar üzerine kubbe ile sade yapılardır. Şor Camii ve Karasu Bazar Camii gibi diğer bazıları da dik ahşap çatı ile örtülü, üç nefli camilerdir. Bronevskiy, «Gözleve bir ticaret şehridir. Burada daimî olarak Han tarafından tayin edilen askerî garnizon komutanı vardır. Gözleve’ye 12 mil uzakta İnkerman (Kalamita, İnşehri) da taştan bir kale vardır. Kayalara ustalıkla oyulmuş mağaralar kalenin bulunduğu yerin altındadır. Şehir yüksek bir dağın tepesinde kurulmuştur. Şehrin adı Türkçe İn mağara, Kerman şehir demektir. Büyük ve yüksek kayalık dağların tepelerinde taş ocakları görülmektedir.» demektedir.
Evliya Çelebi İnkerman Kalesi hakkında geniş bilgi veriyor : «Kayalarında inleri çok olduğundan bu ad verilmiştir. Kalenin dış varoşu doğusunda bir müslüman mahallesi vardır. Üçyüz adet tahta Tatar evleri vardır. Bir cami, bir mahalle mescidi, bir medresesi vardır. Bu varoştan aşağı varoşa giderken yol üzerinde bir küçük hamam, bir mescit, Nurüddin Sultan’ın bir sarayı vardır. Bağ ve bağçeler, havuzlar, fıskiyeler içinde bir saraydır. Bu aşağı varoşta 250 kadar toprak örtülü kârgir müslüman evleri vardır.»
Bronevskiy; «Daha güneyde, deniz kıyısında Kerson (veya Kersones) a Türkler Sarı Kerman derler. Toprağı sarı olduğu için sarı şehir demişlerdir. Limanı ile meşhurdur.» der. Evliya Çelebi’de de Sarı Kerman diye geçer. Bunun doğusunda eski Akyar, şimdiki Sivastopol şehri ve körfezi bulunmaktadır.
Evliya Çelebi sonra Balıkova Kalesi’ne gelir. «Balığı çok olan bu şehre Tatarlar Balıklağı Kerman derler (Yambolu veya Yambol). Bayezid Velî zamanında Gedik Ahmed Paşa Mengli Giray ile birlikte Cenevizliler elinden fethetmişlerdir. Kaleden aşağı, dışarda, liman kenarında bir cami, bir mescit, iki mahalle, ikiyüz ev vardır.»
Evliya Çelebi devamla, «Kırım Vilayeti’nin Kahkaha Kalesi olan Mankup (Mankop) Kalesi’ne geldik. Ceneviz keferesi yapısıdır. Bayezid Velî Han zamanında Gedik Ahmet Paşa fethidir. Kale muhasara ile alınabilecek iken hücum ile yedi bin yeniçeri kırdırdığı için Gedik Ahmet Paşa katledilmiştir. İç kale kapısından doğuya yüz adım yerde Bayezid Velî Camii vardır. Üzerindeki tarihi 1056 (1646?) dır. (Bu tarih de Evliya Çelebi’nin Kırım seyahatinin devridir, Sultan Bayezid Velî’ye uymaz.) Bu camiden aşağıda bir müslüman mahallesi, bir mescidi, yüz evi, bir küçük hamamı, iki çeşmesi vardır.» der. Bütün bu eserler hakkında yalnız Evliya Çelebi’den bilgi edinebiliyoruz.
Bahçesaray : Kırım Hanları’nın merkezi olan bu şehirde önemli mimarî eserler zamanımıza kadar korunabilmiştir. Şehir Kırım Hanları’nın sarayından gelişmiştir. Mengli Giray Han Salacık’taki sarayını buraya taşıdıktan sonra yerin adı Bahçesaray olmuştur. İki dağ arasında kurulmuş olan şehrin ortasından Çürüksu geçer. Evliya Çelebi bunu «Salacıkta kayalardan çıkan tatlı sular evlerin bahçeleri içinden geçer. Buradan aşağıya eski Bahçesaray şehri derelerinden geldiğinden bu suya Çürüksu derler. Kullanılmış sudur içilmez.» diye anlatmaktadır. Suyun kenarında düzgün taş rıhtımlar vardır. XIX. Y .y. Yapısı dik ve geniş kapılardan büyük avluya geçilir. Eskiden avlu bütün taş döşemeli idi. Sağda asıl saray çeşitli devirlerde yapılmış bölümlere büyük bir kompleks meydana getirmektedir. Yapılar avlular etrafına sıralanmıştır.
Sarayın en eski kısımlarından biri, ikinci avluya açılan geniş bir giriş kapısı olan Demir Kapı’dır. Bu kapı Mengli Giray tarafından Salacık’taki sarayından getirilmiştir.
Bu giriş bölümünün 1503’de yapıldığı bilinmektedir. İtalyan mimar Alevizo Novi, Çar’ın davetiyle Moskova’ya gitmek üzere Kırım’dan geçerken tutuklanarak saray yapısında görevlendirilince Bahçesaray’da tipik bir Rönesans eseri meydana getirmiştir. Mermer portal, korent başlıklı pâyeler, söveler ve yarım daire biçiminde bir alınlık ve ince işlenmiş kabartma Rönesans süslemeleriyle göze çarpar. Alınlığın ör tasında daire silmeler içinde kitabe yazılıdır. Demir kapıdan geçince ağaç direkli revakları olan Çeşmeli avlu’ya girilir. İki köşede yer alan mermer çeşmelerden biri yine Rönesans tarzı süslemelerle 1733 tarihli Altın çeşme, diğeri Gözyaşı çeşmesi adı verilen 1763 tarihli Barok bir selsebildir. Aynı devirden İstanbul saray, yalı ve köşklerinin bahçelerindeki selsebillerin bir benzeri olarak yapılmıştır. Gözyaşı çeşmesi, Puşkin’in «Bahçesaray Çeşmesi» şiirini ve Çaykovski’nin aynı isimdeki bale müziğini ilham eden dünyaca tanınmış bir eser olmuştur. Köşedeki büyük dikdörtgen mekân Divan yeridir. 1736′-dan önce yapılan bu salon merasim ve toplantı yeri olup, iki katlı pencerelerle Büyük avlu’ya bakmaktadır. Üst pencereler renkli camlarla dört bir tarafa sıralanmıştır. Alt sıra pencereler kafeslidir. 1736’da yapılan bir resme göre yerde halı yerine renkli çini döşeme, ortada mermer havuz, duvarlar boyunca da renkli kumaşlarla kaplı sedirler vardı. Divan toplantıları bu sedirlerde olurdu.[2]*
Bu binanın merdivenle çıkılan ikinci katı Elçi kabul salonu olarak çok zengin süslemeli gösterişli bir dekora sahiptir. Buradaki iki büyük eyvandan birinde Han, diğerinde musiki heyeti otururdu. Bu salonun zemini mermer döşeme üzerine hasır örtülü, tavan ahşap ve nakışlarla süslüdür.
Çeşmeli avlunun dış köşesinde yatık dikdörtgen biçiminde 1741 tarihli bir mescit, ortada bir kubbe ile yanlara doğru genişletilmiş bir plân gösteriyor. Bunun karşısında, arkada Harem Dairesi vardır. Harem çeşitli binalardan oluşuyordu. Bunlardan kalan bir bölümde Şahin Kulesi vardır. Merasimleri ve etrafı seyretmekte kullanılıyordu. Çeşmeli avlunun ve Divan salonunun duvarına bitişik, büyük dış avluya büyük bir çıkıntı halinde uzanan özel bölüm 1764’de yaptırılmıştır, Altın oda diye tanınır; bitişiğindeki açık bölüm ise çeşmeli ve havuzlu çiçeklik olarak yapılmıştır. Altın oda, iki sıra pencere ile aydınlanıyordu. 24 üst pencere renkli camlı, tavan kırmızı fon üzerine renkli kalem işleriyle süslü olup, birbirine geçen parçalar ayrıca kabartma olarak işlenmiştir. Sedirler koyu kırmızı kadife üzerine altın sırma işlemeli kumaşlarla döşeli olup, duvar süslemelerinde ise mavi renk hâkimdir. Bu bölüm sarayın en zengin, gösterişli yeri olup, bütün diğer yapılara hâkimdi. Duvarlara o zamanın bir şairi güzellikleri öven beyitler yazmıştır.
Karşı tarafında asıl büyük cami yer alıyor, 1740 -1743 arasında yapılan bu âbide Solhat (Eski Kırım) Camii’nde uygulanan iki sıra sütun üzerine üç nefli plânı devam ettirmektedir. Zengin süslemeli taş mihrabı, minberi ve iki ince minaresiyle cami, saraya uygun bir zenginliktedir. Önünde kapalı son cemaat yeri yanlarında revaklar vardır. Güney batı köşesinde zengin süslemeli Hünkâr mahfiline dik bir ahşap merdivenle çıkılmaktadır. Bunun duvarları Türk çinileriyle kaplanmıştır. Camiin arkasındaki hazirede sekizgen biçiminde sade iki türbe ve Kırım Hanlarının yakınlarına ait mezarlar vardır. Çok sayıda mermer lâhitler bol süslemelidir. XVIII. Y.y.’dan sonra kavuklu ve sarıklı mezartaşlarının başları kırılmıştır.
Demir Kapı’nın batısında dış köşede Sarıgüzel Hamamları, ayrı bir bölüm halinde ve 1533 tarihlidir. Hypocaust (alttan ısıtma) sistemiyle ısıtılan hamam, asimetrik bir plânla, camekân (soyunma yeri), soğukluk ve sıcaklık olarak üç bölüm halinde düzenlenmiştir.
Duvarların dışında, batıda Fırın avlusu ile bunun güneyinde Eski Saray denilen bir köşk bulunmaktadır.
İstanbul sarayında yetişen Kırım Hanları memleketlerine dönünce kendi saray ve köşklerini de Topkapı Sarayı’na benzetme yoluna gittiler. Böylece Osmanlı hayat tarzı, âdetleri, kültür ve şiir geleneğiyle mimarî unsurlar Kırım’da yaygınlaştı. Bu arada İstanbul’dan davet edilen veya gönderilen pekçok sanatkârın Kırım’da eser vermeleri sağlanmıştır.
Evliya Çelebi, Eski Kırım tahtı Büyük Bahçesaray dediği Bahçesaray’a içindeki eserler bakımından az yer verilmiştir. Evliya Çelebi şu bilgileri verir; «Sahib Giray Han Sarayı, dört tarafı irem bağları olduğu için Bahçe Saray derler. Bu şehrin de iki tarafı korkunç kaya mağaralarıyla doludur. Şehrin ortasındaki Salacık şehrinden gelen Aşlama suyu kullanılmıştır. Çürük Su derler. Değirmenleri çevirir. Kırküç yerde bu suyun üzerinde taş ve ağaç köprüler vardır. Bu şehri asıl imar eden Sahib Giray Han’dır. Burada tam yedi yılda Görünüş adlı muhteşem sarayı yapmıştır. Bu sarayın dört tarafı kârgir duvardır, etrafı beşbin altmış adımdır. Dört yerinde demir kapılar vardır. Bunların içinde cümle 360 adet kat-ı ender kat şahnişin ve Ka’ab ve Cihannüma Kasr-ı âliler ve müteaddit gûnagûn nakş-i bu-kalimun ibret nümün hücrelerdir. Herbiri bir padişahın asâr-ı binalarıdır ve cümle üç yerde görünüşler varkim herbirine üçbin adam sığar yâni Divanhanelerdir kim lisan-ı tatarda Görünüş deyu divanhaneye derler. Üç yerdeki görünüşlerden biri Sahib Giray, biri Bahadır Giray, biri İslâm Giray Han’ındır. Hanlar bu görünüşlerde tahta çıkarlar, hükümet ve adalet ederler. Han hangi görünüşte oturursa sağında Kalgay Sultan, solunda Nurüddin Sultan durur. Yine sağında Sünnî Şeyhülislâmı ile üç mezhep müftüleri durur. Solda Kazasker Murtaza Efendi, şehir mollası ve Kırım’ın yirmidört kadısı oturur. Han veziri Sefer Gazi Ağa ayakta durur. Kapıcılar kethüdasının elinde gümüş değnek vardır, şikâyetçileri içeri çeker. Bu divanda kapıcılar yoktur.
Mehmet Giray Han’ın Bahçesaray’da yaptırdığı eserler: evvelâ selâtin camileri 24 mihraptır. Han sarayının avlusu içindeki, iki adet kurşun örtülü kubbelerde selef hanlarından Hanlar gömülüdür ve birinde Gazi İslâm Giray Han bin Selâmet Giray Han evlâd ve ensabı ile içinde yatarlar. Sandukaları sof sebzegûn kumaş örtülüdür. Türbeye bitişik (Sahib Giray Han Camii), sağlam duvarlı kârgir binadır, üstü çatma ahşap kiremit örtülüdür. Kıble kapusundan mihraba uzunluğu yüzon ayak, genişliği yetmiş ayaktır. İçinde yirmi meşe direk üzerine kirişler, bunun üstünde de eski tarz süslü tavandır. Bu camiin haremi (avlusu) yoktur, zira Çürüksu deresi önünden akar, bir alçak tarz-ı kadîm minaresi, iki yanında ve kıble tarafındaki türbe bahçesine bakan duvarda pencereleri vardır.
Kocababa Camii çarşı içinde olduğu için cemaati çoktur. Diğerleri mahalle mescidleridir. Bu şehir içre beş adet taş minarelerdir.
Sarayları: Evvelâ Han sarayları, sonra Vezir Sefer Gazi Sarayı, Salacık’ta Mengli Giray Han Sarayı, Kaytas Ağa Sarayı, Defterdar İslâm Ağa Sarayı, Yalıağası Ahmet Ağa Sarayı, Şahbolat Ağa Sarayı, Ebu Ahmet Ağa Sarayı, Emekdeş Ahmet Ağa Sarayı meşhurdur.
Yedi adet han vardır, çarşı içindeki Sefer Gazi Ağa Hanı 177 altlı üstlü odalarla muazzam bir handır, Kırım’da benzeri yoktur, güya şehrin Bezestanı’dır. Demir kapısı üzerinde şu tarih 1071 (1660) vardır. Dört hamamı vardır, en mükemmeli Mehmet Giray Han Hamamı’dır. Baştan başa kubbeli ve kiremit örtülüdür. Kapısında celi hat ile altınlı ve lacivertli tarihi, Gazi Mehmet Giray Han 1071 (1660) yazılıdır. Her tarafı beyaz mermer döşelidir. Altı adet halvetlerindeki kurnaların lüleleri altın yaldızlı olup, tasları dahi halis altın kaplamadır, ortasında sekizgen bir göbektaşı, kubbede renkli camlarla gözler vardır. Orta sofası sekiz köşeli ve ortasında bir fıskiye vardır.
Bahçesaray doğusunda Akmescit bütün Kalgay sultanların tahtıdır. İkibin kiremit örtülü kârgir evli mamur şehirdir, ikiyüz dükkânı, iki kapısı, bir tüccar hanı vardır. Ama Sefer Gazi Ağa Sarayı’nın bahçesi medh edilmekle bitmez. Beş mihraptır. Kalgay Sultan Sarayı avlusunda Mengli Giray Camii, şehir dışında Abdurrahman Bey Camii meşhurlarıdır. Kapısında (Mengli Giray Han zamanında) 914 (1508) de yapıldığı yazılıdır. Üç mescit, iki medrese, üç tekke vardır. Üç adet sıbyan mektebi, dört çeşmesi, camekânı şadırvanlı, orta sofalı, iki halvetli küçük bir hamamı vardır. Şehrin güney tarafına bitişik kayalar altında bir şehircik daha vardır. Bütün Kalgay sultanların sarayları, kârgir binalı, görünüşlü ve şahnişin ve revzenli müsenna hücreleri var ama Bahçesaray’daki Han Sarayı gibi muhteşem değildir. Ama geniş bir saray meydanında söylemeye değer Taş Minareli Camii vardır. Bu şehircikte 370 kiremit örtülü kârgir, ev vardır. Ayrıca birkaç dükkânı, bir hanı, bir camii mescidi vardır.» Evliya Çelebi’nin bu kadar önem verdiği Akmescit hakkında başka bilgi yoktur.
Kırım’ın doğu ucunda Kerç Kalesi hakkında Evliya Çelebi: «Banisi Ceneviz frengi’dir, Sultan Bayezid-i Velî, Gedik Ahmet Paşa eliyle feth etmiştir. Bu Kerç Kalesi içinde ancak Sultan Bayezid-i Velî Camii var. Tarz-ı kadîm kiremit örtülü bir eski mabeddir. Mihrabının dışında yol üzre camiin sol köşesinde beyaz dörtköşe mermer kitabe tarihi 843 (1439?) dur. Minaresi büyük bir depremde yıkılıp vakıf tarafından yenilenmiş olup alttan bir adam yüksekte celi kitabe tarihi: 1007 (1598) de Murad Han kızı Hatice Hatun tamir ettirdi. Bu cami tarafında içkale var. Batıya bakan küçük demir kapısındaki kitabe : Sultan Mehmet Han ibn Murad Han zamanında 889 (1485?) de yapıldı. Büyük kapının dışında mamur varoşda hendek kenarında Mustafa Çelebi Camii, 995 (1586) Cemaziyelahir’de hayır sahibi Mustafa Çelebi yaptırdı. Kurşun kaplı yüksek kubbeli bir camidir.»
Tarihler bir birbirini tutmamaktadır, 843 II. Sultan Murad zamanı Kırım’ın fethinden çok önce, 889 II. Bayezid zamanı olup, III. Sultan Mehmet zamanına ait bir cami kitabesinin tarihi olarak gösterilmiştir.
Kerç’deki eserler hakkında da bunun dışında başka bilgi bulunamamıştır.
[1] Polonyalı asilzade Martin Bronevskiy 1578 yılında iki defa kralı Stefan Batoriy’in elçisi olarak, Kırım’a, Mehmet Giray Han’a gönderilmiş, dokuz ay Kırım’da yaşamıştır. Bu arada bütün gördüklerini ve duyduklarını etraflıca kaleme almıştır. Solhat’taki camilerden ve darphaneden söz etmektedir. Bu eser «Tatariae Descriptio» adı ile 1595′-de Köln’de, sonra 1630’da Leyden’de «Russia sen Moscovia, İtemgue Tartana» adı ile Latince olarak yayınlanmıştır. Sayfa 346’da Solhat’dan bahseder. 1867’de eser Rusça’ya çevrilmiştir. Kemâl Ortaylı, bu eserin 1888’de Odessa’da bir dergide yayınlanan Rusçasından, çevirerek «Kırım» adıyla Ankara’da 1970’de bastırmıştır.
[2] 1736’da Ruslar’ın Münnich komutasında Kırım’a saldırışı sonunda 38 cami ve mescid kütüphaneler, muhteşem saraylar, sebiller ile süslü Bahçesaray harabeye döndü. Bugün Rus şairlerinin «Tatar Elhamrası» diye övdükleri Han Sarayı da parlak devrinden ancak bu savaştan kurtulan kalıntıları ile günümüze gelebilmiştir.
[/ihc-hide-content]
Emel KIRIM VAKFI