KIRIM’IN İŞGALİNE DÜNYADAN TEPKİLER

Bülent TANATAR.

Rusya yakın zamanda yaşanmamış ölçek ve derinlikteki bir ekonomik krizin ve bunun tetiklediği sosyal düzendeki sarsıntı ve altüst oluşların pençesindeki Batı dünyasının içinde bulunduğu ataleti fırsat bilerek başsız bir halk hareketinin kemikleşmiş oligarşik iktidarı yıktığı, esaretinden kaçmaya yeltenen komşusu Ukrayna’yı destabilize edecek iki büyük hamle yaptı: Kırım’ın işgal ve ilhakı ve Ukrayna’nın Donbas bölgesinin içeriden fethine tam tekmil destek.
[ihc-hide-content ihc_mb_type=”show” ihc_mb_who=”1,2,3″ ihc_mb_template=”1″ ]
Emel dergisinin bu sayısına aldığımız yazılar biri hariç geçmişte ya bugün Kırım’ın geçmişini ya da bugününü çalışmış bilim insanlarının çoğu sıcağı sıcağına kaleme aldıkları tepkiler. Görüleceği üzere hemen hepsi işgali şaşkınlıkla karşılıyorlar ve bu girişimin hiçbir meşru yanının bulunmadığını düşünüyorlar. Phillips’in yazısı ise Rusya’nın bilhassa yabancı kamuoyuna ve uluslararası camiaya yönelik propagandasında kullandığı Kosova analojisinin temelsizliğini göstermek bakımından seçildi.
Kuşkusuz akademik tepkiler buradaki kısıtlı yerimizi çok aşan genişlikte ve boyutta. Biz burada sadece birkaç temsilî örnekle yetindik. Ayrıca basında da birçok kalem bu uğursuz olayın benimsenemeyeceğini, mazur gösterilemeyeğini ve söz konusu gelişmeye karşı konulması gerektiğini ortaya koyan yazılar yayımladılar. Görsel ve özellikle sosyal medyada da benzeri tepkiler giderek artıyor ve halk katmanlarına yayılıyor.
2012’de başlayan 2. tur devlet başkanlığıyla beraber Putin Rusya’da gerçek bir tek adam diktatörlüğü kurdu ve ortada toplumun kendi kaderiyle ilgili gelişmelere karşı tepki verebileceği hiçbir örgütlü yapı bırakmadı. Toplumda kendi kurduğu düzen aleyhine bir kıpırdanma sezdiğinde de büyük güç retoriğine başvurdu. Bazen kuvveden fille çıkıldığı da oluyordu tabii, Gürcistan örneğinde olduğu gibi. Bu kez de okkanın altına Kırım gitti. Bütün dünyayı şoka uğratan bu işgal ve sonrasındaki referandum farsı her türlü hukuk ilkesinin hiçe sayıldığını gösteriyor. Merkel’in ve Kerry’nin 19. yüzyıl politikaları gütmekle suçladıkları Rusya gemi azıya almış durumda. Karşısında kınama ve basit yaptırımların ötesine geçebilecek kararlı bir uluslararası gücün bulunmadığını gören Rusya herşeyi göze almış bir kabadayı edasıyla dediğini diyecek ve meseleyi tırmandıracak gibi gözüküyor.
Derin devletin son buluşu şişirme Krımnaş (Kırım Bizim) sosyal hareketi zaman içinde işgalin Rusya ve Rus halkı üzerindeki sosyal faturası ortaya çıktıkça sönecektir. Fakat Rusya’nın güzel yüzünü gösteren örnekler de olmadı değil. Burada bunlardan yalnızca iki tanesini anacağız. İlki MGİMO’dan profesör Andrey Zubov’un 2 Mart 2014’te Novoye Vremya’da yayımlanan ve Kırım işgalini Nazi Almanya’sının 1938 Martında Avusturya’yı işgal ve ilhakına benzeten “Anşulus bez kaviçek” (Tırnak içinde olmayan Anschuluss) adlı makalesi. İkinci yüzakı örnekse parlamentonun alt kanadı Duma’daki Kırım ve Sivastopol’ün Rusya Federasyonu’nun yeni birimleri olarak kabulü oylamasında Adil Rusya (Spravedlivaya Rossiya) partisi milletvekili İlya Ponomaryov’un kullandığı tek ret oyu. Sonuç tahmin edilebileceği gibi oldu. Zubov MGİMO’dan, Ponomaryov Duma’dan atıldılar. Bunun dışında, bağımsız ve dürüst bir duruş sergilemeleri beklenebilecek önemli şahsiyetlerden Gorbaçov ne yazık ki kötü bir sınav verdi. Yabloko partisinin kurucusu Grigoriy Yavlinskiy hayal kırıklığı yarattı. Ne Hodorkovskiy ne de Navalnıy fark yaratabildi. Bu açıdan sadece Kasparov’un adı şeref listesinde olacak.
Ukrayna’nın içinde de Kırım’ın Rusya tarafından çalınması ve hemen ardından bu harekâtı düzenleyen kadrolarca daha da takviyeli olarak başlatılan Donbas içten kuşatması karşısında giderek tepkiler yükseldi. Kırım’daki Ukrayna devletinin varlığını yansıtan bütün unsurlar bir bir yarımadayı terkederken işgale karşı çıkan hemen hemen tek grup olan Kırım Tatarları üzerindeki baskı da şiddetini artırıyor ve genişlik kazanıyor. Mustafa Kırımoğlu’nun Kırım’da Rusya işgal hazırlığı yaparken SBU baş tehdit olarak Kırım Tatarlarını görüyordu, diye sitem ettiği Ukrayna’nın resmî tutumu yavaş yavaş değişse de Kırım Tatarlarının Ukrayna siyasal eliti ve toplum katmanları içindeki imajının değişmesi zaman alacak. Yine de Kırım Tatar önderliğinin zorunlu olarak Ukrayna anakarasına kaydığı bu günlerde Tatarların dış dünyayla kuracakları her düzeydeki medenî ilişki de buradaki kanallar üzerinden tesis edilecek gibi görünüyor.
Kuşkusuz Kırım’ın işgali yalnızca olumsuz tepkiyle karşılanmadı. Kimi olumlayan, mazur gösteren tepkiler de görülmedi değil birinci dünyanın gözde koridorlarında. Gerçekçilik adına, Amerikan/Batı emperyalizminin tek kutuplu dünya dayatmasına karşı tepki olarak, vs. birçok uzman, gözlemci, politikacı da Kırım’ın işgalinde kabahati Rusya’nın dışında bir yerlerde aradı. Hatta Rusya’nın peyki olmayıp da, reel olarak varolan dünya düzenine karşı çıkan kimi ülkeler de Rusya’nın bu bahaneyle alelacele oluşturma gayreti içine girdiği ideolojisiz diğer kutba yazılarak işgali güle oynaya tanıdılar.
Eski sovyetologlar da Moskova’ya ya da Ukrayna’ya yakın çalışma alanları uyarınca veya bağlantıları, dostlukları, vb. sebeplerle farklı tavırlar sergileyebildiler. Stephen Cohen Rusya’yı mazur gördü, çünkü Ukrayna Rusya’nın arka bahçesiydi ve Batı Rusya’yı çevreleme çabasıyla bu sonuca yol açtı. Fransız Jacques Sapir Putin’in Kiev’de Yanukoviç’i devirenleri faşist olarak sunan deli saçması iddialarını olduğu gibi tekrar etti. Chicago Üniversitesi profesörlerinden John Mearsheimer açıkça Batılı liberal çevreleri Putin’i tahrik etmekle suçladı. Britanyalı Richard Sakwa ise jeopolitik gerekçelerle Rusya’nın Kırım çıkarmasını meşru görenler arasında yer aldı. Ne mutlu ki sağda solda bu tür görüşleri serdedenler azınlıkta kaldılar. Diğer taraftan, Ukrayna tarafında saf tutanlar ise Alexander J. Motyl’den Taras Kuzio’ya, Serhy Yekelchyk ve Serhii Plokhy’den geçerek, beklenebileceğinden daha geniş bir tayf oluşturdular. Ama Forbes’ta tek başına bir karşı cephe oluşturan Amerikalı ekonomist ve Sovyetler Birliği uzmanı tarihçi Paul R. Gregory işgalin ve işgalcinin egemen meşrulaştırıcı şifrelerini çözmede çok iyi bir iş başardı. Bu vesileyle, haqsızlıqqa qarşı qol tutanlarnıñ hepsine rızalıq tileymiz.
Dergimizin bu sayısında gönül, unuttuklarımız baki, PISM’den (Polonya Uluslararası İlişkiler Enstitüsü) başlayarak Human Rights Watch’ dan (İnsan Hakları Gözlem), Danimarka ve Almanya’nın güdümündeki Avrupa Azınlık Meseleleri Merkezi’nden (ECMI) Türkiye merkezli EDAM’a (Ekonomi ve Dış Politika Araştırma Merkezi) ve SETA’ya (Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı) dek bülten ve raporlarıyla işgal ve ilhak sürecini öncesi, şimdisi ve sonrasıyla dünya kamuoyuna aktarmaya ve analiz etmeye çalışan onca STK, think tank, vb. kuruluşların yayınlarını da bir şekilde içermek isterdi, ama bu çabaları bilmezden gelmesek de, teknik ve lojistik sebeplerle mercek dışı bırakmak zorunda kaldık. Bunun için, böylesi bir tarihsel sayıda, eksik iş yapmaktan dolayı fazlasıyla üzgün olduğumuzu kelimelerle anlatamayız.

Bir diğer yer vermediğimiz mesele ise kamuoyu araştırmalarıyla meşhur Gallup’ün de içince yer aldığı IRI’nin (Uluslararası Cumhuriyetçi Enstitü) USAID’le (ABD Uluslararası Kalkınma Örgütü) ortaklaşa destekledikleri ve 16-30 Mayıs 2013 tarihinde Kırım’da 18 yaş üstü Kırım’da yerleşik 1.200 kişilik bir örneklem üzerinde gerçekleştirilen “Kırım Özerk Cumhuriyeti’ndeki Halet-i Ruhiye” adlı kamuoyu anketinden özet olarak Kırım kamuoyunun dilsel ya da siyasal herhangi bir rahatsızlıktan ötürü Rus işgalini beklemediği, ona hazırlanmadığı yönünde bir sonuç çıkması. Bir diğer eksiğimiz ise sözde Kırım referandumu denilen farsla ilgili olarak beyan edilen istatistiklerin ilgili Rus devlet organları arasındaki iletişim kazasında ortaya çıktığı üzere koca bir yalandan ibaret olduğuna dair belgelerin dışarıda bırakılması. Eee, ne diyelim, bir başka sefere…

[/ihc-hide-content]

Emel 246/249. Sf.33-35.

Bakınız

18  MAYIS 1944 KIRIM SÜRGÜNÜ -2014 RUSYA İŞGALİ VE ZULÜMLERİ

                      BİLDİRİ          …