Kırım’ın Rusya’ya İlhakının 200. Yılı Münasebetiyle
Müstecib ÜLKÜSAL.
EMEL Dergisi’nin 129 No. lu Mart – Nisan 1982 tarihli sayısında «Rusya’nın Kırım’ı İlhakının 200. Yıldönümü» başlığı altındaki yazısında, bu ilhakın yalnız Kırım Türküne değil, dünya Türklüğüne siyasî ve sosyal bakımdan, tarih ve kültür açısından getirdiği sonuçlar üzerine aydın milliyetçilerin ve okuyucularının gönderecekleri değerli yazılarının derginin çıkacak 135 No. lu Mart – Nisan 1983 tarihli özel sayısında memnuniyet ve şükran hisleriyle yayınlanacağı ve bunlara — mütevazi bütçesinin imkânı dahilinde — armağanlar verileceği bildirilmiştir.
[ihc-hide-content ihc_mb_type=”show” ihc_mb_who=”2,3″ ihc_mb_template=”1″ ]
[/ihc-hide-content]
EMEL Dergisi’nin bu teşebbüsünün, Rus Çarlığı tarafından 16. yüzyıl ortasından başlayarak Türk Hanlıklarının nasıl zapt ve ilhak edildiklerinin kısmen de olsa yazılıp yayınlanmasını teşvik edeceği kanaatindeyiz.
Altın Ordu Devleti’nin 15. yüzyıl başlarında çökme devrine girip parçalanmasından sonra ortaya çıkan Kazan ve Astrahan ülkeleri 1552 ve 1556 yıllarında şiddetli istilâ ve savunma savaşları sonunda Ruslar tarafından zapt olundu. Bunların ilhakından sonra Ruslar Uzak Doğu’ya yayılmaya başladılar. Bu harekât bütün Sibirya’yı kaplayarak Pasifik Okyanusu’na dayandı. Hattâ bir ara Behrenk Boğazı’ndan geçip Alaska’ya da yayıldı.
Bu futuhat sonunda kurulan Çar İmparatorluğu, bundan sonra gözlerini Güney’deki Türk ve Müslüman ılık ülke ve denizlerine, Orta Asya’nın geniş ve bereketli Türk Hanlıklarının topraklarına çevirdi.
19. yüzyıl sonlarına kadar bunları birer birer ve hattâ bazen kardeşi kardeşle savaşa iterek ellerine geçirdi.
Bütün bu zengin topraklara sahip olan Çar İmparatorluğu, koyu din ve milliyet taassuplariyle Müslümanları ve Türkleri her çeşit haksızlık, adaletsizlik, zulüm ve işkence ile yok etmeye; insanlık haklarını çiğneyerek topraklarına el kaymaya; camilerini, medreselerini, mekteplerini kapatarak cahil bırakmaya; sömürünün her türlüsünü uygulayarak fakirlik ve yoksulluk yaratmaya girişti. Milyonlarca Rus köylüsünü bu topraklara yerleştirip Türkleri ve Müslümanları azınlığa düşürme ve ruslaştırma siyaseti güttü.
1917 kanlı Bolşevik İhtilâlinde Çar rejimi yıkıldı; koca İmparatorluk anarşi kargaşalığı içine düşüp param parça oldu. Bundan yararlanıp ve Bolşeviklerin de yalan vaadlerine inanıp kendi tarihî ülkelerinde kurtuluş ve hükümetlerini ilân eden Türkler ve Müslümanlar toparlanıp kuvvetlenmeye fırsat bulamadan daha zâlim, hilekâr, şoven, din ve iman tanımayan Komünistlerin pençesine düştüler.
Bugün Sovyet Sosyalist Devletleri Birliği sahte adı altındaki Komünist Rus İmparatorluğu’nda yaşayan Türk ve Müslümanlar her bakımdan büyük tehlikeler ile karşı karşıya bulunmaktadır. Bunların toprakları parçalanıp gayri tabiî bölgelere ayrılmıştır. Her birine ayrı kabile adı verilmiştir. Türk sözü yasaklanmıştır. Genel Türk tarihi tahrif edilmiş; kabile tarihleri uydurulmuş ve birbirine düşman gösterilmiştir. Türk dilinin lehçeleri ayrı diller olarak gösterilip ve karışık kiril (Rus) harfleriyle yazılıp doğru-dürüst okunmaz ve anlaşılmaz hale getirilmiştir. Bütün eski din kitapları yakılıp yok edilmiştir. Türk milliyeti ve İslâm dini unutturulmak istenilmektedir. Sözde bağımsız veya himayeli kabile cumhuriyetleri vardır. Gerçekte ve fiiliyatta bunların hepsi Moskova’nın emir ve kararlarına boyun eğen birer kukladır.
Komünist Rus İmparatorluğu’ndaki 70 milyonu aşan bu Türk ve Müslümanların ne yakın tarihleri ve ne de bugünkü fecî durumları hakkında Türkiye’mizde Türkçe kitap ya yok veya pek azdır. Bu yüzden aydınlarımızın büyük çoğunluğu ve gençlerimizin hemen hemen tamamı bu hususlarda hiç bir bilgiye sahip değillerdir. Bu yolda yayınlanmakta bulunan dergilerin sayısı üçü geçmemektedir. Bunlar da bin bir güçlükle çıkmaktadır.
Türklüğün tarihî düşmanının, ak olsun veya kızıl olsun, ne olduğunun; esareti altındaki Türk ve Müslümanları ne türlü yalan, hile ve desise ile eline geçirdiğinin ve nasıl ruslaştırdığının her Türk tarafından iyice öğrenilmesi ve bilinmesi gerektir. Türklüğün son devleti ve teminatı olan Türkiye’nin de — Allah korusun — bu düşmanın eline geçmesiyle Türklük tarihinin kapanma felâketi doğacağı düşünülmelidir. Bu tehlikenin önlenmesi için esir Türk dünyasının ve hür Türkiye’nin milliyetçi ve yurtsever aydınlarının elele ye başbaşa verip çalışmaları ve imkânları içinde olan her gayreti göstermeleri elzem ve şarttır. Bu çalışmalara çok daha eskiden başlanmış olsaydı komünist anarşi ve bölücülük hareketleri olur muydu? Zararlı ideoloji eylemcileri ve uydurma söz üreticileri türer miydi?
12 Eylül Harekâtı ile Türkiye’mizde yeni hayırlı bir devreye girilmiştir. İç idarede, ekonomide, millî siyaset ve millî kültür alanlarında faydalı adımlar atılmıştır. İslâm dünyası ile sıkı kardeşlik ilişkileri kurulmuştur. Türklük ve İslâmlık his ve şuurları sağlam hedeflere yönlendirilmiştir. Bütün bu iyi ve hayırlı başlangıçlar, inşallah, sonlarına kadar sapmadan, sarsılmadan yürüyecek, beklenen ve umulan parlak umutları gerçekleştirecek ve düşmanlarımızın planlanmış hayallerini yıkacaktır.
Millet olarak büyük bölümü esirliğin binbir çeşit tehlikesi içinde inleyen dünyamızın ufuklarında da bir gün hürriyet güneşi mutlaka doğacak, büyük milletimizin mutluluğunu sonsuzluğa kadar sağlayarak yaşatacaktır.
200 yıl önce Rus İmparatorluğu’na ilhak edilen Türk yurdu Kırım’ın ümitli evlâtlarının tehlike ve fecaatleriyle hatırlatmaya çalıştıkları bu acı tarihî olay, Türklüğün bugünleri ve yarınlarına büyük ölçüde ışık tutacağı için, aydın Türk milliyetçilerinin EMEL Dergisi’nin bu teşebbüsüne değerli yazılariyle katılmaları millî birlik şuurunun ümit verici bir işareti olacaktır.
Tarihçilerimizin, milliyetçi aydınlarımızın, okuyucularımızın Emel dergisinin bu mühim ve hayırlı teşebbüsüne katılıp millî birlik şuur ve idealini kuvvetlendirmelerini temenni ediyoruz.
Emel KIRIM VAKFI