Makedonya Meselesi ve Şovinizm

MAKEDONYA MESELESİ VE ŞOVENİZM

 

1966 Kasım ayı başlarında Sofya’yı ziyaret etmiş olan Makedonya Cumhuriyeti ve Yugoslavya Federal Cumhuriyeti Yazarları Derneği’ne mensup üyeler, Bulgar Yazarlar Derneği üyeleri tarafından sıcaklıkla karşılanmışlardır. Ziyaret, son gününe kadar iyi gitmiştir. Son günü, ziyaret intibaları ve konuşma sonuçlan üzeri ne yayınlanacak bildiriyi imzalama işine gelince, durum birden bire karışıvermiştir.

[ihc-hide-content ihc_mb_type=”show” ihc_mb_who=”2,3″ ihc_mb_template=”1″ ]

Bulgar ve Makedon dillerinde kaleme alınmış olan bildirinin Makedonca olan nüshasını Bulgar Yazarları Derneği başkanı Zaharof imzalamayacağını, ancak Sırpça – Hırvatça yazıldığı takdirde imzalayacağını söylemiş ve bunda şiddetle direnmiştir.

Makedon yazarlar da bu isteği şiddetle reddetmişler ve Üsküp’e dönmüşlerdir. Bu anlaşmazlık, şimdi, Makedon diline ve kültürüne bir hakaret olarak yorumlanmaktadır. Bâzı çevreler, bu olayda, Bulgarların Makedonya Cumhuriyetinin Sırbistan’daki varlığını tanımamak kastını görmektedirler. Makedonya, Yugoslavya, Bulgaristan ve Yunanistan arasında parçalanıp paylaşılmış bir memleket telâkki edilmektedir. Bu sebeple, Makedonya’dan söz edilirken bu üç devletten herhangi birisinin alınması ve gücenmesi varittir.

Yugoslavya bakımından üç Makedonya vardır:

Bugünkü Makedonya Cumhuriyeti, yahut Vardar Makedonyası, Bulgaristan’daki Pirine Makedonyası ve Yunanistan’daki Ege Makedonyası… Yugoslavya’ya göre, her üç Makedonya’da yaşayan halk birdir ve aynıdır.

Bulgarlara göre, Pirine Makedonyası, bir basit coğrafî bölgeden ve burada yaşayan insanlar da Bulgar’dan başka bir şey değildir.

Yunanistan’a gelince: Bu Devlette Ege Makedonyası diye bir şey olmadığını, bu bölgenin Kuzey Yunanistan bölgesinden ve burada yaşayan insanların da Slav soyundan başka bir şey olmadıklarını iddia etmektedir.

Birbirine bu kadar zıt ve aykırı bir durum karşısında Belgrat, Sofya ve Atina zımnî bir anlaşmayı kabul etmiş görünmektedirler: İşleri alevlendirmemek için Makedonya meselesini konuşmamak ve statükoyu muhafaza etmek…

Ama bir gün bu meselenin patlak vererek şiddetli tepkiler yaratması daima mümkündür. Sofya’ya dostluk ziyareti yapmış olan Makedonyalı yazarların böyle bir durumu ortaya çıkarmış bulunması buna bir delildir.

Yugoslavya resmî çevreleri ve kişileri Bulgarlarla münasebetlerinin iyi olduğundan bahsederler ve bunun delili olarak, birçok hususlarda imzaladıklar uzun bir antlaşmalar listesini ileri sürerler. Bulgar – Yugoslav sınırlarının Balkanlarda bir barış sınırı olduğunu belirtirler. Gerçekten, uzun yıllar boyunca, Yugoslav Bulgar sınırlarının iki tarafına gerilmiş olan dikenli tel örgüleri kaldırılmıştır. Arada bir bazı ideolojik anlaşmazlık çıksa da, her iki tarafın ortak gayesi olan “sosyalizmi kurmak” sevdası aşkına anlaşma yolunu ararlar. Kasım ortalarında Sofya’da kongresini yapmış olan Bulgar Komünist Partisi toplantısına kalabalık bir Yugoslav komünist delegasyonunun katılması bunun bir gösterisi sayılmak gerekir. Bununla beraber Makedonya meselesi bu iki millet ve devlet arasında dikenli bir konu olmakta devam etmekte ve edeceğe de benzemektedir.

Ziyaret olayından sonra Üsküp’te toplanmış olan Makedonya Yazarları kongresi, bu meseleyi Makedonya hükümetine ve Komünist Parti merkezine ve Belgrat’taki Yugoslavya Yazarları Birliği’ne bildirmeye ve Bulgar Yazarları Derneği’nin “anti-Yugoslav” ve “anti-Makedon” hareketlerini protesto etmiştir.

Bulgar Yazarları Derneği başkanı George Zaharof un Makedonca yazılan bildiriyi imzalamayı, Bulgar Dışbakanı ile danıştıktan sonra, reddetmiş olması meselenin önemini ve heyecanını büyütmüştür. Makedonya yazarları, Bulgaristan’ı ziyaretleri süresince, Zaharof’un birkaç kere Makedon milleti, dili ve edebiyatı diye bir şey olmadığını, Makedonyalıların Bulgar olduklarını, dillerinin ve edebiyatlarının da Bulgarca’dan başka bir şey olmadığını tekrarladığını söylemişlerdir.

Politik Express gazetesi, Sofya’ya gitmiş olan yazar Dimitar Soolev’dan naklen, Zaharof’un “tahriklerini” yayınlamıştır. Gazeteye göre, Yugoslavya ile Bulgaristan arasındaki münasebetlerin normalleşmesinden sonra, Bulgar Yazarları Derneği gibi önemli bir müessesenin başkanı tarafından yapılan bu “tahrik” ile, Yugoslavya’nın kabul ve ilân ettiği müstakil Makedonya Devleti’nin temeli sarsılmak istenilmiştir.

Halbuki bu tez İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Bulgar hükümeti tarafından da kabul edilmiş idi. Hattâ, Tito ile Dimitrof, eski ihtilâflara son vermek üzere, bir Balkan Federasyonu kurmayı da tasavvur etmişlerdi. Fakat bu tasavvur Batılıların, bilhassa, Kuzey! bölgeleri komünist Slavların tehdidi altına girecek olan Yunanistan’ın şiddetli karşı koyması ile karşılaşmıştı. Hattâ, daha sonra, Stalin’in de bu federasyon tasavvuruna muhalefet ettiği öğrenilmişti. Bugün artık böyle bir projeden kimse söz etmemektedir.

Sofya’daki bu son (dalaşma) “şovenizm” in yalnız “burjuva”lara mahsus bir duygu olmadığını, birbirlerine “kardeş” diye hitap eden, din ve milliyet hislerini kaldırmayı ve bütün insanları eşit saymayı iddia eden komünistlerin de “şovenizm” yaptıklarını göstermektedir. Komünistlerin görünüşte inkâr ettikleri fakat aslında kendilerinin de etkisinden kurtulamadıkları bu duygular, insanla beraber yaratılmış ve onun manevî varlığını teşkil etmektedir, insanları milliyete ve Tanrı’ya ait duygulardan yoksun ederek hayvan gibi yaşatmaya kimsenin gücü yetmeyecektir. İkinci Dünya, Savaşı sırasında Stalin, Rusların Alman istilâsına şiddetle karsı koymalarını sağlamak için.

millî hislerin tekrar canlanması maksadıyla Çarlık devrinde yetişmiş meşhur generallerin, Slav şovenizmini kamçılamış olan tanınmış edip ve şâirlerin anılıp övülmelerini emretmişti. Rus taassubunu okşamak için de Ortodoks kiliselerinin açılmalarına izin vermişti. Bugün Sovyet Rusya imparatorluğunda ve diğer komünist memleketlerde hâkim milliyetçilik o kadar kuvvetlendirilmiştir ki azınlık halinde yaşayan diğer milletlerin ve bilhassa Türklerin dilleri unutturulmak ve milliyetleri kaybettirmek hususunda hiç bir tedbir ihmal edilmemiştir. Romanya’da ve Bulgaristan’da bir tek Türk okulu kalmadığı gibi, Türkçe gazete, dersi ve kitap ta çıkarılmamaktadır. Bu memleketlerde Türk çocukları anadili unutmakta, ve dinden habersiz yetişmektedirler. Komünist memleketlerde ki Türklere tatbik edilen insan hak ve hürriyetlerine aykırı bu tutumu ve kendi milletleri için yürütülen şovenizmi işitmek, bilmek istemeyen gafil solcuların ve komünist taslaklarının ahmaklık ve hıyanetlerine şaşmamak mümkün olmuyor. Bu ahmak ve hâinleri doğru yola getirmek için her türlü vasıtaya başvurmak bir millî vazife halini almaktadır.

[/ihc-hide-content]

Emel Ocak-Şubat 1967, Sayı: 38 sf. 36-37

Bakınız

18  MAYIS 1944 KIRIM SÜRGÜNÜ -2014 RUSYA İŞGALİ VE ZULÜMLERİ

                      BİLDİRİ          …