POLONYA MÜSLÜMANLARI

POLONYA MÜSLÜMANLARI*

Yazan: Selim HASBİYEVİÇ               Türk. Çev.: Eşref Bengi ÖZBİLEN

    1977’de İslâmiyetin Polonya’da, daha doğrusu Polonya Cumhuriyeti’nde, mevcudiyetinin tam tamına 600. cü sene-i devriyesini kutlayacağız.

    Çünkü tarihler Polonya Krallığı ile birlikte Polonya-Litvanya Cumhuriyeti’ni teşkil eden Litvanya Büyük Dukalığı topraklarında ilk homojen Müslüman Tatar yerleşim merkezlerinin mevcudiyetini 1397 yılında göstermektedirler.

    Tatar Müslümanlar Litvanya’da Waka nehri boyunda Troki ile Vilnius civarında uzanan topraklara yerleşmişlerdir. Burası Polonya ve Litvanya’daki en eski Müslüman iskân yeridir.

    Büyük çapta ilk yerleşme Ural dağları ile Hazar Denizi arasındaki Ak Ordu’nun ve Ural Dağları ile Tuna nehri arasındaki Altın Ordu’nun Hanı Toktamış’ın Avrupalıların Tamerlan dedikleri Timurlenk tarafından mağlup edildikten sonra hükümdarı büyük Dük Witold’dan siyasî ve askerî yardım beklediği Litvanya’ya sığınması üzerine vuku bulmuştur.

    Toktamış Han maiyeti ve sadık askerleriyle kaldığı sürece kendisine tahsis edilen Lida Şatosuna yerleşti. Birkaç yıl sonra Toktamış Altın Ordu tahtını tekrar ele geçirmek için ayrıldı. Oğlu Celaleddin ise kaldı ve bir grup askerle Polonya, Litvanya, Rutenye ve Tatar birliklerinin müştereken Toton Tarikatı’na karşı zafer kazandıkları Grunwald muharebesine katıldı.

    Bu muharebeden sonra Celaleddin’de Polonya Cumhuriyetinden ayrıldı. Fakat Tatar askerlerinin ve Tatar aristokrasisinin, boyarların, oğlanların ve mirzaların büyük bir kısmı kaldı.

    İşte onlar Polonya ve Litvanya topraklarında meskûn Müslüman halkı teşkil etmeye başladılar.

    Müteakip yüzyıllarda da zaman zaman Müslüman topraklarından Polonya ve Litvanya’ya Müslüman göçleri oldu.

    Bu devletler ve memleketler ilk elde Tatar topraklarıydılar, yani Altın Ordu ve onun yıkılışından sonra Kazan, Astrahan ve Kırım Hanlıkları ile Tatar imparatorluğu ananelerini Altın Ordu’dan tevarüs eden Ulu Ordu.

    Müslümanlar Polonya Cumhuriyeti’ne Kafkasya, Azerbaycan ve Türkiye’den de geldiler. Fakat bunlar nispeten az sayıdaydılar ve ayrı gruplar teşkil etmediler ve zamanla bu bölgedeki Müslüman halkın temel kitlesini teşkil eden Tatarlarla karıştılar.

    Polonya ve Litvanya’ya gelen Tatar Müslümanlar tek bir dil konuşmuyorlardı. Muazzam Altın Ordu’nun değişik yörelerinden gelirken mahallî adet ve lehçelerini de getirdiler. Antropoloji ve kültür açısından da farklılık gösteriyorlardı. İslâmiyet içindeki biraz değişik anane ve dinî görüşleri temsil ettiklerinden aile gelenekleri de biraz farklıydı. Tecrübeli bir müşahit bu farkları bugün bile görebilir. Müslümanların tarihlerinde uzun süre Polonya ve Litvanya’da ayrı bir şekilde tecrit edilmiş olmalarına rağmen ve belki de bu yüzden dolayı bu gelenek ve görenekler bugüne kadar izler halinde olsa bile muhafaza edilip saklanmışlardır.

    Polonya Cumhuriyetlerindeki Müslümanlar tarihleri boyunca Ebu Hanife mezhebine mensup sunnîler olmuşlardır. İslâm mistisizmi olan tasavvufki bu temayüle çoğu kez sufizm de denmiştir- Polonya’da İslâmiyetin inkişafında büyük bir tesir icra etmiştir.

    Değişik kabilelere mensup oldukları ve değişik lehçeler konuştukları için atalarımız birbirleriyle anlaşabilmek ve entegre olabilmek için çoğu kez Polonya diliyle konuşmuşlardır. Zamanla aile içinde de hep bu dili kullandıklarından o zamana kadar kullandıkları bütün ağız farklarıyla birlikte Tatar dilini unutmuşlardır.

    Dilleri ile birlikte kendisini şarkılar, danslar ve giyim kuşamda izhar eden millî anane de unutulmuştur. Tatarlar, giyim-kuşam, davranış ve adetler açısından giderek çevrelerine benzemişlerdir. Fakat dinleri kalmıştır. İslâmiyete bağlılık kişilerin etnik statüsünü belirlemeye başlamıştır. İslamiyet sosyal bağların, aile hayatı kültürünün olduğu kadar cemaatle özdeşleşmenin temelini de teşkil etmeye başlamıştır ki bu kişinin şahsiyetini ve kendi kaderini tayinde müessir olmuştur. Müslümanların, Polonya ve Litvanya tatarlarının iskânının barışçı ve gönüllü olduğuna ve o zamanki Polonya’da insan haklarının tanınmasının temel olarak alındığına işaret etmek gerekir.

    Bu da Müslüman halkın yeni vatanlarına hür ve güven içinde giderek daha fazla bağlanmalarına ve onu iltica edilen bir yer olarak değil de vatan olarak görmelerine sebep olmuştur.

    Grunwald muharebesinden 2. Dünya Harbi’ne kadar yüzyıllar boyunca Müslümanların, Polonya-Litvanya Tatarlarının Polonya ordusu bünyesinde özel Müslüman birlikleri olmuştur.

    Eski Polonya’da bölük denilen bu birliklerden altı alay mevcuttu. Bunların beşi Polonya ve Litvanya’da yerleşmiş olan beş Tatar kabilesinden teşkil olunurken altıncısı Tatar asilzadelerinden, oğlan ve mirzalardan teşkil olunuyor ve bu birliğe de oglan bölüğü deniyordu.

    Tatar asilzadeleri Polonya ve Litvanya asilzadeleri ile aynı imtiyazlara sahiptiler. Sıradan askerler ise hür köylü statüsündeydiler.

    İlk iskânın şartları basitti. Tatar Müslümanlara Polonyalı ve Litvanyalı idareciler, harp çıktığı zaman kralın veya hetmanların çağrısı üzerine masraflarını kendileri karşılamak üzere orduya katılmak şartı ile toprak ve cami yapıp Müslümanca yaşamak iznini verdiler.

    Toprak karşılığında askerlik hizmeti ve kabile alayları dönemi 17. yüzyılın sonuna kadar sürdü. Fakat daha bu yüzyılın ortalarında değişik bir idare tarzı uygulanmaya başlanmışta. Tatar Müslümanların Polonya ordusunda paralı asker olarak hizmet vermeleri o tarihlerde Avrupa’da paralı askerlik çok yaygındı.

    Fakat Müslümanlar sadece asker olarak temayüz etmediler. Zanaatkâr ve bahçıvan olarak da meşhurdular. Posta hizmetinde çalışıyorlardı. Pek çoğu Polonya krallarını diplomasisinde Müslüman ülkelere, özellikle de Polonya ile hemhudut olan Türkiye ve Kırım hanlığına elçilik görevlerinde bulunuyorlardı.

    Zamanla Müslüman yerleşim merkezleri sadece Vilnius ve Troki çevresine münhasır kalmadılar. Büyük Litvanya dukalığının geriye kalan topraklarına, bugünkü Beyaz Rusya ve Bialystok bölgesinin doğusunda kalan topraklarına, bugünkü Beyaz Rusya ve Bialystok bölgesinin doğusunda kalan yerlere de yerleştiler.

    Müslümanlar toplu gruplar halinde kasaba ve köylere yerleştiler. Çoğu kez ayrı mahalleler teşkil ederek varoşlara yerleşiyor veya birkaç birbirine komşu sokakta oturuyorlardı. Bu sokakların bir ucunda veya varoşlardaki Tatar mahallelerinde genellikle küçük bir cami, yanında imam evi ve bir Müslüman mezarlığı bulunuyordu.

    Camilerin vakıfları vardı. Genellikle bu bir araziydi ve bunun icarından veya işletilmesinden elde edilen gelirle caminin bakım ve tamiri yapıldığı gibi imamla ailesinin geçimi de sağlanıyordu. Camilerin bitişiğinde çocuklara dinî eğitim veren okullar vardı. Burada ders veren imam veya hocaya maaşı cemaat tarafından ödeniyordu. Cemaat, bir caminin etrafında yaşayan, kendi kendisini idare eden, imam ve hocayı seçen, bütün meselelerini günlük hayatın problemlerinden özel bir tavır gerektiren problemlere kadar, kendisi halleden bir Müslüman topluluğudur.

    Polonya’daki mevcudiyetleri boyunca Müslümanların 20. yüzyıla gelene kadar müşterek bir dinî teşkilâtı olmamıştır. Her cemaat, diğerleriyle iş birliği içinde olmakla beraber kendi kendisini idare eden tamamen muhtar bir topluluk teşkil etmiştir.

    Eski Polonya Cumhuriyetinin son bulmasına, yani 18. yüzyılın sonuna kadar, Polonya ve Litvanya Müslümanları bütün münakaşalı mevzularda İstanbul’daki şeyhül İslamın kararını talep etmiş, fetva vermesini istemişlerdir.

    Polonya’nın taksiminden sonra Rus çarları Polonya’daki Müslüman Tatarları Kırım müftüsüne tâbi kılmış, onlar da 100 seneden fazla bir süre Polonya ve Kırım’daki Müslüman Tatarların müftülüğünü yapmışlardır.

    Müslüman Polonya Tatarları, bütün askerî isyanlara, Rus çarlarının baskısına karşı olan bütün Polonya ayaklanmalarına katılmışlardır.

    Dinî eğitimlerini ya meşhur medreselerin bulunduğu Kırım’da veya Kazan’da görmüşlerdir.

    Asırlar boyunca Kırım, Türkiye veya Kazan’daki Müslüman kardeşleriyle az veya çok sık olmak üzere münasebetlerini devam ettirmişlerdir. Aynı dine ve milliyete mensup oldukları için Polonya Tatarları çoğu kez Kırım veya İdil-Ural dağlarının Tatarları ile evlenmişlerdir. Osmanlı hanedanından olan halifeleri, koruyucuları, hükümdarları ve bütün Müslümanların lideri olarak kabul etmişlerdir. Osmanlı ananeleri Polonya’daki Müslüman Tatarlar arasında bugün bile yaşamaktadırlar. Onlar en fazla tesir icra eden ananelerdi ve mübalağa etmeksizin söylenebilir ki, Osmanlı Türkiyesinin ananeleri Polonya Müslümanlarının ananeleridirler. Çünkü o zamanlar Türkiye millî bir devlet değil Müslüman bir devletti ve Türkiye’nin hükümdarı halife, Müslümanların efendisi ve peygamberin (SAV) halefiydi.

    Kırım Hanlığı’nın hükümdarları olan Giray hanedanının da Litvanya Tatarlarından olduklarından bahsetmek gerekir, ilk Kırım Hanı olan Hacı Giray Litvanya’da Troki’de doğmuştu. Girayların Müslüman hükümdarlar arasında bir yerde akrabaları olan Osmanlılardan daha yüksek özel bir yerleri vardı. Polonya’da bugün bile Giray soyundan gelen ve dolayısıyla Osmanlılarla akraba olan Müslüman aileler yaşamaktadırlar.

    Fakat buna rağmen Müslüman Polonya Tatarları Polonya devletinin sadık tebaaları da olmuşlar ve çoğu kez bu bağlılıklarını hem harp meydanlarında hem günlük hayatta, Polonya için zor olan dönemlerde ispat etmişlerdir.

    Polonya’nın dünyanın siyasî haritasında yer almadığı zamanlarda bile Polonya’nın sadık vatandaşları olan Polonya Müslümanları Rusya’daki Müslümanların kültürel ve siyasî hayatına da katılmışlardır.

    19. asrın sonuyla 20. asrın başında Rus işgali altında yaşayan Müslüman milletler arasında İslâmiyet temayülleri ve millî yeniden canlanış yoğunlaşınca bu temayüller de güçlenmişlerdir. İslâmiyetin kendileri için millî şuurun yegâne belirgin özelliği ve yegâne içtimaî, kültürel ve siyasî bağlayıcı güç olduğu Polonya’daki Müslüman Tatarlar Pan-İslâm felsefesinin sloganlarını çok içten hissetmişler ve Cemaleddin Afganî’nin ideolojisi onların arasında pek çok ateşli taraftar bulmuştur. Diğer Müslümanların meselelerini de kendi meseleleri gibi hissettiklerinden diğer Müslüman milletlerin siyasî ve kültürel hayatına aktif bir şekilde katılmışlardır.

    1907-1910 yıllarında Rusya’nın o zamanki başkenti olan Petersburg’ta Polonya Müslümanlarının gizli Yüksek Tahsilliler Cemiyeti kurulmuştu. Bu cemiyetin gayesi, kendi öz Müslüman Tatar ananelerini muhafaza etmek ve geliştirmekti. Polonya’daki Müslüman hayatına II. Dünya Harbine kadar yön veren bir grup aktivist bu cemiyette yetişmişlerdi.

    1917 Şubat’ında Rusya’da demokratik ihtilâl olduktan sonra Rusya’nın zaptetmiş olduğu bütün Müslüman memleketlerinde güçlü bir hareket başladı. Bu hareket sonra Bolşevikler tarafından kanla boğuldu. Kısa bir süre için milletlerin isteği üzerine Müslüman millî partilerin kurduğu bağımsız Müslüman devletleri varoldu. İdil-Ural Cumhuriyeti, Demokratik Kırım Cumhuriyeti, Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti, Azerbaycan Cumhuriyeti ve Türkistan Cumhuriyeti kuruldu. Bolşevikler bu memleketleri zaptedince Müslüman aktivistlerin ekserisi katledildiler. Geriye kalanlar da göç etmek mecburiyetinde kaldı. Sistemli bir şekilde aydınların yok edilmesi, kitle idamları, insanların Sovyetlerin tesis ettiği temerküz kamplarına doldurulması, Müslüman kültürünün ve dinin temellerinin imhası, imam ve âlimlerin katli, İslâmiyet’in ve değerlerinin kirletilip yozlaştırılması başladı. Fakat Rusya Müslümanları yeniden doğuş zamanlarını yaşamış oldular. Birkaç ay veya bir iki sene süren bağımsızlık bu ülkede yaşayan Müslümanların hafızasında silinmez bir iz bıraktı. Bu hatırayı bugün bile farketmek mümkündür.

    Bu dönemlerde el Afgani’nin ideolojisinden ilham alan Müslüman Polonya Tatarları, nerede İslâmiyet’in değerleri için bir mücadele varsa orada oldular. Hatta bu faaliyete Birinci Dünya Harbi’nden önce başlamışlardı.

    1910’da Bakü’deki ilk musiki lisesinin müdürü bir Polonya Müslümanı olan Meryem Sülkeviç idi. 1918’de Bohdanoviç Kırım’daki öğretmen okulunun ilk müdürü oldu, General Masiy Sülkeviç Romanya cephesinde Müslüman kolordusunu teşkil etti ve Müslüman Kırım’ın başbakanı oldu. İki Müslüman Polonya Tatarı Aleksander Ahmetoviç ve General A. Milkovski kabine üyesi oldular. Aleksander Muharski Kırım hükümetinin yayın organı olan “Kırım”ın yazı işleri genel müdürüydü.

    Polonyalı Müslüman subaylar, Albay J. Bazareviç, Albay Tuhan- Baranovski, Teğmen Kerim Ahmetoviç ve diğerleri Rusya Müslümanlarının askerî teşkilatı olan Askerî Şura’ya mensuptular. Yüzbaşı Milkamanoviç, Teğmen Szegideviç, Albay Yakubovski, General Sülkeviç ve daha birçok Polonya Müslümanı İslamiyet mücadelesinde öldüler.

    Bolşevikler Kırım’ı zaptedince bazı aktivistler daha hâlâ hür olan Müslüman Azerbaycan’a çekildiler. General Masiy Sülkeviç Azerbaycan ordusunun Genel Kurmay Başkanı, Leon Nayman Mirza Kriçinski hükümet kaleminin reisi, Olgierd Nayman Mirza Kriçinski Adalet Bakanı oldular. Bu sonuncusu Kafkasya Federasyonu parlementosuna da girdi.

    Kızıllar tarafından 1920’de Bakü’de idam edilen Kırım Başbakanı ve Azerbaycan ordusu Genel Kurmay Başkanı General Sülkeviç’in son sözleri şu oldu:

    “Benim Müslüman ordusunun bir subayı olarak öldüğümü unutmayın.”

    Unutmadık.

    El Afgani’nin fikrî tohumları Polonya Müslümanları arasında işte böyleydi. Bu sebepten dolayı komünistlerin hâkim olduğu bölgede uzun yıllardan sonra, İkinci Dünya Harbi’nden sonra inşa edilen ilk cami olan bu camiye bu büyük düşünür ve ideologun ismini vermeye karar verdik.

    100 Yıl süren bağımlılıktan sonra yeni bir Polonya kurulurken Polonya Müslümanları pasif kalmadılar.

    1917’de Polonya, Litvanya, Beyaz Rusya ve Ukrayna Tatarları Komitesi kuruldu. 1918’de komite, Polonya Devlet Başkanı Mareşal Josef Pilsudski’ye Polonya ordusunda bir Müslüman birliği teşkil edilmesi dileğiyle başvurdular. Böylece Albay Mustafa Ahmetoviç’in Tatar süvari alayı teşkil olundu. Albay, 1920’de Kiev Meydan Muharebesine ve “Vistül Boyundaki Mucize” denen askerî harekata katıldı. Büyük kayıplar verdiği için kısa bir süre sonra lağvedildi. Onun yerine Müslüman birliği teşkil olundu. Bu birliğin saflarında Kafkasya ve Azerbaycan Müslümanları da çarpıştılar. 1936’da Polonya ordusunda son defa olmak üzere bir Müslüman birliği, 13. Vilnius Süvari Alayı’nın 1. bölüğü teşkil olundu. Bu birlik 1930’da beklenmeyecek derecede sıcak bir Eylül ayında harbe katıldı. Tarihlerinde son kez olmak üzere Polonya Tatarları, Müslüman oğlanlar, süvari Yüzbaşısı Aleksander Yelyaşeviç’in komutasında birkaç yüzyıl önce ataları memleketi korumak için kraliyete yemin ettiklerinden kendi tercihleri ülke olan Polonya için savaşmak üzere harekete geçtiler.

    Burada böyle önemli bir günde harpten sonra komünist terörle mücadele eden askerlerden ilk defa olak üzere bahsetmek doğru, hatta gereklidir. Lakabı “Tupaszka” olan Binbaşı Zygmunt Szendzielarz komutasındaki Yurt Ordusu Vilnius Grubu adlı birlik bünyesinde 1948’e kadar Pomorze’de Müslüman Yarbay Antoni Olehnoviç’in emrinde çarpışan Müslümanlardan bahsetmem gerekir. ALLAH RAHMET EYLESİN.

    1925’de Kırım’daki müftülük lağvedildikten, Sovyet Rusya’daki Müslümanlarla bütün bağlar kesildikten, bağımsız bir Polonya kurulduktan sonra Polonya Müslümanları tarihlerinde ilk defa olmak üzere Polonya Cumhuriyetindeki bütün Müslüman Tatarları içine alacak bir teşkilat kurmaya karar verdiler. 1925’in Aralık ayında Vilnius’da Bütün Polonya Müslümanları Kongresi toplandı.

    Kongreye katılan Müslüman cemaatlerin delgelerinden müteşekkil olan meclis müftü seçti. Bu müftü, eski Türk Filolojisi sahasında bir mütehassıs olan Berlin Üniversitesinden mezun Doktor Yakob Şinkiyeviç’di. Müftülük ve Polonya’daki bütün Müslümanları bünyesinde toplayan Polonya Cumhuriyeti Müslümanları Dinî Birliği tesis olundu. Polonya Cumhuriyeti Tatarları Kültür-Eğitim birliği teşkil olundu ve Olgierd Nayman Mirza Kriçinski bu birliğin Merkez Komitesi Başkanı oldu. İki harp arasındaki dönemde Polonya’daki Müslümanların merkezi olan Vilnius’da müftü ve Polonya Cumhuriyeti Tatarları Kültür-Eğitim Birliği’nin yetkilileri yaşıyordu. Hem Müslümanlar Dinî Birliği’nin hem de Kültür-Eğitim Birliği’nin kendi yayın organları ve matbaaları vardı. Aynı zamanda Müslümanların eğitim sistemini teşkilatlandırmaya, yabancı dinî tesirlerden arındırmaya, eski camileri tamire ve yenilerini inşaya çalışıyorlardı.

    13. Vilnius Süvari Alayı’nın 1 bölüğünün kendi imamı vardı. Bu önce Vilnius’un camisinin imamı olan İbrahim Simaskiyeviç, sonra da Varşova imamı olan El Azhar Üniversitesi mezunu Ali Voronoviç’di. Polonya Tatarlarının tarihi, etnografik ve İslâmî âdetlerini konu edilen ilmî bir mecmua olan “Tartar Yearly” (Tatar Yıllığı)’nın editörü Leon Nayman Mirza Kriçinski idi. Müftü Dr. J. Siyenkiyeviç’in yaptığı mübarek Kur-an’ın seçme ayetlerinin tercümesi yayınlanmıştı. Müslümanların içtimaî, kültürel, edebî ve ilmî hayatı canlanmaya başlamıştı.

    2. Dünya Harbi’nden önce 17 cami, 2 mescit, 19 cemaat, bir müftülük ve vakıflar vardı. Müslüman Birliği 36 imam, müezzin ve hocayı istihdam ediyordu. 1939’da Polonya’da Müslümanların sayısı 5500 idi.

    Müslüman Polonya Tatarları arasında Sovyetler Birliği’nden kaçmak zorunda kalan kardeşlerimiz de vardı. Cafer Seydahmet, Ayaz İshaki, Mustafa Çokayoğlu, Mehmet Emin Resulzade, Barasbi Baytugan, Said Şamil, Vassan Giray Cabi, Abdullah Zihni Soysal ve diğerleri gibi siyasî aktiristler, yazarlar ve Müslüman aydınlar Varşova’da ve diğer şehirlerde yaşayıp okuyan gençlerin Varşova’da Kırım Tatar Gençliği Birliği vardı.

    Polonya’da Kazan Tatarlarının yanısıra Volga Bulgarlarının bağımsızlık hareketinin lideri ve üç aylık İdil-Ural dergisini editörü olan Hoca Muhammed Vaysov da yaşıyordu.

    1939’da harp çıktıktan ve Ribbentrop – Molotov Paktı’nın sonucu olarak bu bölge Sovyet Ordusu tarafından istila edildikten sonra Müslüman aydınların yok edilmesi, camilerin ve dinî hayatın tahrip edilmesi başladı.

    1945’de hudutlar değiştikten sonra bugünkü Polonya Hudutları içinde sadece iki cami kaldı. Müslüman Tatarlar gelişme ve içtimaî düşünmeyi başlatan ananeleri ve hümanistlik eğitimleri olan eski aydın zümreden hemen hemen tamamen mahrum kaldılar.

    Polonya’daki Müslüman Tatarların orada bulundukları sürece sadece asker, zanaatkar veya bahçıvan olmadıklarını burada vurgulamak gerekir. Çoğunluğu asil soydan gelen hukukçular, doktorlar, hümanistler ve edebiyatçıların yüzdesi Polonya’daki Müslümanlar arasında en yüksek olandı. Bu kişiler ya NKVD tarafından katledilenler ya da hayatlarının sonuna kadar tecrit edilmiş olarak kaldıkları Batı’ya göç ettiler.

    Müslümanların içindeki aydınların sayısı Polonya’daki diğer etnik veya millî gruplarla mukayese edildiğinde yüzde olarak en yüksekti. Polonya’lı Müslümanlar dünyada bir eşi bulunmayan bir edebiyat yarattılar. Kendi dillerini unuttukları için yazılarını Polonya ve Beyaz Rusya dilinde yazdılar. Hâlâ hatırladıkları bazı Tatarca kelimeleri kullanarak sadece Polonya Müslümanlarına mahsus olan çok özel bir lehçe yarattılar. Arap alfabesini kullanarak tefsirler, “hamayil” denen dua kitapları, ananelerle tercüme ettiler, kendi kıssalarını yarattılar.

    Bütün bunları “kitabe” denilen el yazmalarında topladılar.

    Polonya Müslümanları arasında mübarek Kuran’ı yazan pek çok kişi vardı, İslam dünyasından izafi olarak büyük ölçüde tecrit edilmiş olarak yaşadıklarından, kendi başlarına bir Müslüman edebiyatı yaratmaya ve mübarek Kuran’ı yazmaya mecburdular. Bütün bunların sonucu olarak Kuzeydoğu Avrupa’da küçük bir Müslüman grubu tarafından eşi olmayan bir edebiyat ve kültür yaratıldı.

    Harp esnasında NKVD kasapları bu el yazmalarıyla sigara sardılar, rüzgâr sayfalarını sokaklara savurdu. Bu mirasın çoğu yok edildi. Geride kalanları kurtarmak için de müsait şartlar yok. Polonya Müslümanlarının ananelerini muhafaza etmek için kurulmuş bir kültür vakfı da yok. Bu çok değerli kitaplar şimdi bile zaman zaman yok olmaktalar.

    İki harp arasındaki dönemde hem Müslüman Tatar kültürünün hem de Polonya Müslümanlarının içtimaî ve dinî hayatlarının gelişmesi büyük ölçüde Müslüman Polonya Tatarlarının şahsî himaye ve yardımına mahzar oldukları Polonya’nın 1. Mareşali Polonya devletinin başı Jozef Pilsudski sayesinde olmuştu. Mareşal Jozef Pilsudski’nin kendileriyle şahsî dostluğu da bulunan Polonya Müslümanlarmın hamisi olduğu mübalağa etmeksizin söylenebilir. Birçok Polonyalı Tatar Mareşalin yanısıra bağımsızlık için yapılan çalışmalara katıldılar. Birçokları da Polonya lejyonlarının l. tugayının saflarında çarpıştılar.

    Lakabı “Kara Michael” olan, Polonya Sosyalist Partisi’nin kurucularından Mareşal Pilsudski’nin dostu, onun Pietrowlowsk kalesindeki zindandan kaçışını hazırlayan ve 1916’da Rus cephesinde Polonya lejyonlarının 1. tugayında askerlik yaparken öldürülen Aleksander Sülkeviç, Bağımsız Polonya mücadelesine katılan Müslümanların en tanınmış örneğidir. Ayrıca 1918’de Tatar Süvari Alayı’nı kuran Binbaşı David Yanoviç Çaynski ve Albay Masiy Mustafa Bayraşevski gibi Polonyalı Müslüman Tatar diğer subaylar da Mareşale yakındılar. Onlar NKVD kasapları tarafından işkenceye öldürüldüler.

    2. Dünya Harbi esnasında da Polonya Müslümanlar ikinci anayurtlarına olan sadakatlerini ispat ettiler. Buradan pek uzakta olmayan Piasnica ormanındaki bir kitle mezarında Ribbentrop-Molotof Paktı’nın sonucu olarak Gestapo tarafından katledilen Leon Nayman Mirza Kriçinski yatıyor. O, Polonya Müslümanlarımn içtimaî ve kültürel hareketinin lideri, naşir, yazar ve siyasi bir aktiristti.

    Polonya Müslümanlarının arasında Batı’daki Polonya Ordusu 2. Kolordusu’nun askerleri de vardı. Hatta Batı’daki Polonya Askerî Birlikleri içinde Müslüman bölgelerinden gelen Polonyalı askerlerin kurduğu bir Baş imamlık vardı. Bu görevi harpten sonra sürgündeki Polonya Hükümeti’nin Londra’daki Polonyalı Müslümanların baş imamı olan Emir El Müminin Bayraşevski üstlenmişti.

    Bayan Cennet Cabağı Skibriyevska, Albay Dabek’in yaveri olarak 1939’da Gdynia’nın müdafaası için Kepo Oksywska muharebesine katıldı. Monte Casino, Tobruk, Roma ve Ankara’da da Polonya’lı Müslüman Tatarların mezarları bulunmaktadır. Katyn Ormanında katledilenlerle Starobids ve Ostaszkow esirleri arasında hem Polonyalı Müslüman subaylar hem de Tatar aydınlarının temsilcileri vardır. Onlar Sibirya’da açlıktan ölenler ve sembolik bir mezarları bile olmayanların da arasındaydılar. Allah Subhanehü Teala Rahmet Eylesin ve bu da bize dinî ve imanı olmayan insanların onları işkenceyle öldüren Sovyet katilleri gibi hayvan ve canavar olduklarını gösterir bir ikaz olsun.

    Harpten sonra hudutlar değişince, aydınlar yok edilince, halkın yeri değiştirilince Polonya’daki Müslümanlar gelişme güçlerini kaybettiler. Uzun bir süre kültürel, dinî veya içtimaî bir faaliyet gösteremediler. Gerçek şu ki dönem de buna müsait değildi. Sadece Gdansk’daki caminin inşası ile Varşova ve Bialystok’da cami inşa teşebbüsleri yeniden canlanışın ruhunu ateşlediler.

    Şimdi burada cemaatimizin ümidini ifade ederek Allah Subhanehü Teala’nın arzu ve emellerimizin gerçekleşmesini sağlamasını niyaz ediyorum. Haklı olduğumuz yolda, rahmetine layık olanların yolunda hayatta kalmak için mücadelemizin zaferlerinin yolunda bize yardım etsin, çünkü caminin girişindeki kitabede yazılı olduğu gibi sadece Allah Muzaffer eder.

    Eşhedü en la ilahe, eşhedüenne Muhammeden abdühü ve resuluhü. Allahü Ekber Velillahü Elhamd.

_________________________

* Bu makale, Selim Hazbiyeviç’in baş redaktörlügünü yaptığı ve Polonya’da Gdansk şehrinde Lehçe, İngilizce ve Arapça neşredilen ZYCIE MUSLMANSKIE (İslamî Hayat) dergisinden İngilizce’den tercüme edilmiştir (E.B.Ö.).

Bakınız

NEŞE VE ZAFER KARATAY ÇANKIRI KARATEKİN ÜNİVERSİTESİNDE

       KARATAYLAR Çankırı Karatekin Üniversitesi’nde Neşe Sarısoy Karatay ve Zafer Karatay’ın katılımıyla Cumhuriyet …